TALEP EDEN:

.... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/822 esas ve 2025/837 karar sayılı kararı aleyhine istinaf başvurusunda bulunulmuş olup, dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda;

Taraflar arasındaki ihtiyati hacze itirazın incelenmesi sonucunda, kararda yazılı nedenlerden dolayı itirazın reddine yönelik verilen ek kararın süresi içinde ihtiyati hacze itiraz eden vekilince istinaf edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
İhtiyati haciz isteyen vekili, talebe konu çeke dayalı borcun ödenmediğini ileri sürerek, ihtiyati haciz talebinde bulunmuş olup, mahkemece talep uygun görülerek ihtiyati haciz kararı verilmiştir.
İhtiyati hacze itiraz eden vekili, çekteki imzanın müvekkili şirket yetkilisine ait olmadığını, ayrıca müvekkili şirket yetkililerinin müşterek imza ile yetkili olduklarını, buna rağmen talebe konu çekte tek imza bulunduğunu belirterek ihtiyati haczin kaldırılmasını talep etmiştir.
Mahkemece, İİK’nun 265. maddesinde sınırlı olarak sayılan itiraz sebeplerinin bulunmadığı ve itiraz sebeplerinin yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle itirazın reddine karar verilmiş olup, işbu ek karar ihtiyati hacze itiraz eden vekilince istinaf edilmiştir.

İstinaf incelemesi, HMK'nin 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf sebepleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere göre kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından ihtiyati hacze itiraz eden vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere:
1-6100 sayılı HMK'nin 353/1-b-1 maddesi gereğince karşı taraf vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli harç peşin alındığından yeniden alınmasına YER OLMADIĞINA,
3-6100 sayılı HMK'nin 326/1 maddesi gereğince istinaf eden karşı taraf/borçlu tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerine BIRAKILMASINA,
4-6100 sayılı HMK'nin 330. maddesi gereğince inceleme duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
5-6100 sayılı HMK'nin 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının İlk Derece Mahkemesince İADESİNE,
6-6100 sayılı HMK'nin 7035 sayılı yasanın 30. maddesiyle değişik 359/4 maddesi gereğince kararın kesin olması nedeniyle ilk derece mahkemesince taraf vekillerine TEBLİĞİNE,
Dair, 6100 Sayılı HMK'nin 353/1-b-1 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oyçokluğuyla ve 6100 Sayılı HMK'nin 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak karar verildi.13/03/2026

Ülkemizde faktoring işlemleri, 6361 sayılı Kanun ve bu Kanun’a dayalı olarak çıkartılan Yönetmelik ve diğer mevzuat hükümlerine göre yapılmaktadır.
Factoring (mevzuatta kullanılan şekliyle Faktoring) Latince “Factor” kelimesinden türetilmiştir. Faktoring; “Müşterinin üçüncü şahıs olan borçlu karşısındaki mal tesliminden veya işgörme/hizmet ediminden ileri gelen alacaklarının karşılığını, alacağın tahsilinden önce avans olarak ödeyerek alacağın tahsil edilmemesi riskinin ve müşteri için borçlunun muhasebesinin tutulması, ihtar işlemleri gibi işgörme/hizmet edimlerinin üstlenilmesi suretiyle devir ve satın alınması” olarak tanımlanmaktadır (Kocaman Arif: Faktoring İşlemlerinin Hukuki Niteliği, Ankara 1992, s. 21).
Faktoring şirketlerinin yapamayacakları iş ve işlemler 6361 sayılı Kanun’un 9. maddesinde düzenlenmiş olup anılan maddede; “Faktoring şirketi Kurulca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde kambiyo senetlerine dayalı olsa bile, bir mal veya hizmet satışından doğmuş fatura ile tevsik edilemeyen alacaklar ile Kurulca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde tevsik edilemeyen mal veya hizmet satışına bağlı doğacak alacakları devir alamaz veya tahsilini üstlenemez. Aynı faturaya dayalı birden çok faktoring şirketine yapılan kısmi temliklerin toplam tutarı fatura tutarını aşamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Bu düzenlemenin, uygulamada bir kısım boş ve hileli kambiyo senetlerinin, faktoring şirketlerince ciro yolu ile devralınmasının engellenmesi amacıyla sevkedildiği anlaşılmaktadır. Kanun hükmünde belirtilen koşullara uygun bir faktoring işlemi gerçekleştirilmediğinde, faktoring şirketi kambiyo senedinin yetkili hamili olmamaktadır. 6361 sayılı Kanun’un 9/2. maddesi, kamu düzenine ilişkin emredici bir hüküm olduğundan, mahkeme tarafından re'sen dikkate alınmalıdır.
Kanun’da açıkça, faktoring şirketlerinin kambiyo senedine dayalı olsa bile, bir mal satışından veya hizmet arzından doğmayan alacakları devralamayacakları düzenlenerek, kambiyo senedinin içerdiği hakkın soyutluğu ilkesi ortadan kaldırılmıştır. Buna göre faktoring şirketleri, ancak bir mal satışından ya da hizmet arzından doğan alacağın ifası için verilen kambiyo senetlerini, ciro ve teslim yolu ile devralabilmektedirler. Burada kambiyo senedindeki hakkın devri için yapılan ciro ve teslim, alacağın devrinin hukukî sonuçlarını doğurmaktadır. Senet borçlusu, faktoring işleminden haberdar olduğu andan itibaren, faktoring müşterisine karşı ileri sürebileceği şahsî def’ileri, faktöre karşı da ileri sürebilmektedir.
Şahsî def’ilerin faktoring şirketine karşı ileri sürülebilmesi, işlemin taraflarının, kambiyo ilişkisinin sıralı tarafları olmasına bağlıdır. Buna göre, senedi düzenleyen ya da keşideci, lehtar ile faktoring şirketi arasında faktoring sözleşmesinin bulunması ve senedin de ciro ve teslim yolu ile lehtardan faktoring şirketine geçmesi hâlinde, lehtar ile arasındaki temel ilişkiden kaynaklanan şahsî def'îleri, faktoring şirketine karşı ileri sürebilmektedir. Ciro ve teslim yoluyla devraldığı bir senedi, aradaki temel ilişki nedeniyle devreden borçlu, senedi kendisinden devralan ile faktoring şirketi arasında faktoring sözleşmesinin bulunması ve senedin, ciro ve teslim yoluyla kendisinden devralandan faktoring şirketine geçmesi hâlinde, temel ilişkiden kaynaklanan şahsi def’ileri faktoring şirketine karşı ileri sürebilmektedir. (T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2019/(19)11-259 Karar No: 2022/426 sayılı ilamı da bu yöndedir)
Somut olayda; faktoring sözleşmesinin düzenlendiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan Finansal Kiralama, Factoring ve Finansman Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Yönetmeliğin 22. maddesine göre; factoring şirketlerine, kambiyo senedine dayanan bir alacağı temlik alırken, temlik konusu alacağın dayanağı faturanın varlığını ve çekteki ciro silsilesinin düzgünlüğünü kontrol etme dışında, faturaya konu ürünlerin teslimini araştırma yükümlülüğü getirilmediği, davaya konu çekin faktoring sözleşmesi ile temlik alındığı, ciro silsilesinin düzgün olduğu tespit edildiğinden, bu hali ile yönetmeliğin 22. maddesine göre usule uygun bir temlik söz konusu ise de; yerleşmiş Yargıtay uygulamaları uyarınca, borçlunun alacaklıya karşı ileri sürülebileceği def'ileri temlik alan durumundaki faktoring şirketine karşı da ileri sürebileceği, zira faktoring şirketine ciro yoluyla devredilen çeklerde keşideci (borçlu), lehtar (yourself tekstil sanayi ticaret limited şirketi), faktoring şirketi ise lehtardan çeki ciro yoluyla temlik alan son hamil durumunda olup, faktoring işleminin taraflarından olduğundan, taraflar arasındaki davada 6361 sayılı yasanın 9/3 maddesi hükmünün uygulama yeri bulunmadığı, ancak kanunun 9/2 maddesinin ve dolayısıyla 6098 sayılı TBK nın 188/1 maddesi hükmünün somut olaya uygulanması gerektiğinden, mevcut olayda çek genel bir olarak illeten mücerret kambiyo senedi vasfında düşünülmemelidir. Aksine burada alacağın temliki hükümleri geçerli olduğundan, alacağın varlığı yargılamayı gerektirmekte olup, bu haliyle ihtiyati haciz şartlarının mevcut olmadığı ve ihtiyati haczin kaldırılması gerektiği karşı görüşündeyim.