KONYA BAM 6. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ...
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ
İSTİNAF KARARI
ÜYE: ..... (...)
ÜYE: ..... (...)
KATİP: ..... (...)
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Alacak (Yedieminlik Ücreti)
Davacı tarafından davalı aleyhine Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyası ile açılan alacak davasında 06/01/2026 tarihinde tesis edilen davanın usulden reddine ilişkin karara karşı davacının istinaf kanun yoluna başvurması üzerine, üye hakimin görüşleri alındıktan sonra dosya incelendiğinde;
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Konya ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile başlatılan icra takibi sonucunda hacze konu adreste müvekkiline ait malların haczedildiğini ve haciz esnasında hazır bulunan davalıya yediemin olarak teslim edildiğini, sonrasında müvekkili tarafından yedieminde bulunan malların istendiğini ve yedieminlik ücreti olarak davalı tarafa banka kanalı ile 55.000,00 TL ücret gönderildiğini, istenilen ve ödenen yedieminlik ücretinin fahiş olduğundan bu bedelin belirlenmesi amacıyla icra müdürlüğüne yaptığı başvuruların yedieminlik ücreti tahsil edilmediğinden bahisle reddedildiğini, müvekkilinin icra dairesince yok sayılan yediemin ücret alacağı adı altında yapmış olduğu ödemenin müvekkilinin kendisini borçlu zannederek yaptığının açıkça belli olduğunu, müvekkili tarafından davalıya yapılan ödemeden dolayı davalının sebepsiz zenginleştiğini, bu nedenle fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 55.000,00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; söz konusu malların kendisine ait depoya naklinin yaklaşık 400.000,00 TL masrafa sebebiyet vereceğinden davacının mağduriyetine sebebiyet vermemek için tahliyeye konu adreste muhafaza etme hususunda anlaşmaya varıldığını, davacının söz konusu malları götürmek istediğini beyan etmesi üzerine kendisine icra dairesine müracaat ederek teslim işlemini tesis etmesini istediğini, taraflar arasında düzenlenen protokol gereğince alacaklı tarafın peşinen avans olarak tarafına ödediği yediemin ücretini yine alacaklıya ödenmesi gereken davacı yetkilisi kendisini arayarak ödemesi gereken ücreti kendisine ödemek istediğini beyan etmesi üzerine alacaklı vekilinin de onayı alınarak ödemenin gerçekleştirildiğini, bunun üzerine kendisinin de alacaklı tarafın avansını iade ettiğini, bu nedenle icra müdürlüğünce verilen kararda bir isabetsizliğin olmadığını, bu nedenle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince; "...6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun Dava Şartı Olarak Arabuluculuk başlıklı 18/A-2.maddesi " Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir. " şeklinde düzenlenmiştir.
Eldeki dava isteminin; Alacak (Yedieminlik Ücreti) isteminden ibaret olması karşısında 6102 sayılı TTK'nın 5/A maddesi uyarınca davadan önce arabulucuya başvurulmasının dava şartı olduğu, davacı tarafça arabulucuya başvurulmadan eldeki davanın açıldığı anlaşılmakla davanın arabuluculuk dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine..." karar verilmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme tarafından alınan bilirkişi raporu ile haczedilen malların depoda işgal edeceği yer üzerinden hesaplama yapıldığını, oysa ki mahcuzlu malların yedieminin deposuna hiç gitmediğini, malların, müvekkilinin kiracısı bulunduğu taşınmazın kapısına kilit vurulmak ve kilidin yediemine teslimi sureti ile yediemine bırakıldığını, davalıda işgal eden tek şeyin kapı kilidi olduğunu, bilirkişinin hesaplamasını işgal edilen alan üzerinden yapması halinde kapı kilidinin işgal ettiği alan üzerinden hesaplama yapılması gerektiğini, icra müdürlüğü tarafından takdir edilmemiş olan söz konusu yediemin ücretinin hukuki olduğunun kabulünün mümkün olmadığını, depo işleticisine ödenecek ücretin hesaplanırken, malın muhafazasının hitam bildiği tarihte yürürlükte olan ücret tarifesinin dikkate alınacağını, bilirkişi raporunun hukuka aykırı olduğunu belirterek; hukuka aykırı bir şekilde müvekkilinden alınan bedel nedeniyle davalının sebepsiz zenginleştiğini, sebepsiz zenginleşmede arabuluculuğun zorunlu olmadığını, bu nedenle kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Dava; sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan alacak talebine ilişkindir.
İstinaf incelemesi HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve resen kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmıştır.
Resmi Gazete'de 18/12/2018 tarihinde yayımlanan 7155 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na (TTK) eklenen dava şartı olarak arabuluculuk başlıklı 5/A maddesinde; "(1) Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır" düzenlemesi ile, TTK'nın geçici 12. maddesinde; "(1) Bu Kanunun dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümleri, bu hükümlerin yürürlüğe girdiği (01/01/2019) tarih itibarıyla ilk derece mahkemeleri ve bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay'da görülmekte olan davalar hakkında uygulanmaz" düzenlemesi getirilmiştir.
Bunun yanında, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na (HUAK) dava şartı olarak arabuluculuk başlıklı 18/A maddesi eklenmiştir. HUAK'ın 18/A-2 maddesinde, "Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." düzenlemesi bulunmaktadır.
Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesi ticari davaları düzenlemiştir. Eldeki dava her iki tarafın tacir olması nedeniyle Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesi gereğince ticari davadır. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'na 7155 sayılı yasa ile eklenen 5/A maddesinin birinci fıkrasında "Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." hükmünü getirmiştir.
Söz konusu düzenlemede dava şartı olarak getirilen arabuluculuk tamamlanabilir bir dava şartı olmayıp, dava açılmadan önce tarafların başvurup tüketmesi gereken usuli bir yoldur.
Yasa maddelerinden de anlaşılacağı üzere, konusu bir miktar para olan alacak ve tazminat taleplerine ilişkin ticari davalar açılmadan önce, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak getirilmiştir. Yukarıda anlatılan dava şartının dava açılmazdan önce yerine getirilmediği, HMK'nın 114/2 maddesinde diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümlerin saklı olduğuna hükmedilmesi nedeniyle yukarıda anlatılan dava şartının iş bu dosyada yerine getirilip getirilmediğinin incelenmesi gerektiği, aynı yasanın 115/2 maddesinde dava şartı noksanlığının giderilmesinin mümkün bulunması halinde, dava şartının tamamlanması için kesin süre verileceğine ilişkin hüküm getirilmiş ise de dosya içeriğinden dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmadığı anlaşıldığından, dava şartı noksanlığının giderilmesinin mümkün olmadığı, bu nedenle de ilk derece mahkemesince verilen usulden red kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davacının istinaf başvuru talebinin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
1-Davacının istinaf başvuru talebinin ESASTAN REDDİNE,
2-Alınan harç yeterli olduğundan yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
3-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına,
4-İstinaf başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
5-Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359/4. maddesi gereğince; kararın tebliği işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına,
6-Dava dosyasının ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 07/04/2026 tarihinde oybirliği ile HMK'nın 362/1.a maddesi gereğince kesin olarak karar verildi.