İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İzmir 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin 02.07.2025 tarih 2025/315 E. - 2025/616 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.
DAVA: Davacılar vekili, davalı şirketin 1998 yılında kurulduğunu, 2009 yılında şirket ortaklarından dava dışı ... ve ...'nun bütün hisselerini devredip ortaklıktan çıktıklarını, dava dışı ...'nun şirket paylarından bir bölümünü davacılara devrettiğini, davalı şirketin defalarca sermaye arttırdığını ve üçüncü kişilere muhtelif pay devirleri yapıldığını, şirketteki pay dağılımının davacı ...'nun %2.255, davacı ...'nun %2.255, dava dışı .... Şti.'nin %21.62, dava dışı .... ...'nun %69.34 ve dava dışı ...'un %4.51 şeklinde olduğunu; ortaklardan .... Şti.’nde davacıların ayrı ayrı %7,9'ar paya sahip olduğunu, davalı şirketin büyük ortağı olan ... tarafından dava dışı ...’e pay devri yapıldığını ve bu şekliyle aile şirketine dışarıdan birisinin ortak yapıldığını, davacılar ile babaları olan dava dışı .... ve resmi nkahsız olarak birlikte yaşadığı .... arasında husumet bulunduğunu, davacıların annesi dava dışı ...’nun boşanma ve katkı payı davası açması ile aralarındaki gerilimin arttığını, ....’nun davacı ...’nu şirketten kovduğunu, davacıların sigortalarının ödendiği ..... A.Ş. ile olan iş akitlerinin feshedildiğini, işçilik alacaklarının tahsili amacıyla zorunlu arabuluculuk sürecinin tamamlandığını, davacıların kullanımında bulunan araçların ellerinden alındığını, şirket ortağı olan ....’a kullandırılan araçların geri alınmadığını, eşit işlem ilkesine aykırı davranıldığını, TTK'nın 636/3 maddesi gereğince şirketin feshinin haklı sebeplerinin bulunduğunu, 04.12.2018 tarihli genel kurulun davacılara haber verilmeden yapıldığını, bu toplantıdaki kararların yokluğuna ilişkin İzmir 4. ATM 2019/42 Esas sayılı dosyasında dava açıldığını iddia ederek, davacıların olası ayrılma payına ilişkin alacağının azaltılması ve tahsilinin imkanının ortadan kaldırılmasının önlenmesi amacıyla davalı şirket yöneticilerinin eylem ve işlemlerinin denetlenmesi için kayyım atanmasına ve şirkete ait taşınmaz, demirbaş ve araçlar üzerinde bunlarının devrinin ve rehninin önlenmesi amacıyla tedbir kararı verilmesini, TTK m. 636/3 gereğince şirketin feshine, olmadığı takdirde müvekkillerinin paylarının gerçek değerinin hesaplanarak ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, ...'na ait hisselerin bedelinin .... tarafından ödenmek üzere çocukları olan davacılara devredildiğini, davacıların üzerine yapılan hisse devrinin yasal zorunluluk nedeniyle yapıldığını, şirketin... . tarafından yönetildiğini,...'nun ....'dan iki kızının olması ve bunların reşit olmaması nedeniyle dava dışı ....'un şirkete ortak olduğunu, davacıların da bu durumu İzmir 2. Aile Mahkemesindeki dosyada beyan ve kabul ettiklerini, 2018 Eylül ayı ortalarında davacıların şirkete gelmediğini ve şirketten çıkarıldıklarını, şirket adına kayıtlı araçların da şirkete iadesinin gerektiğini, İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/42 Esas sayılı dava dosyasında 04.12.2019 tarihli genel kurulu kararının iptali davası açıldığını, davacıların müvekkili şirkete kendilerine hiç bir söz hakkı verilmediğini iddia etmelerine rağmen şirkette hissedar olarak bulunduklarını, mal varlıklarının arttığını, davacıların talepleri üzerine şirketin çağrısız genel kurul toplantısı yapabileceği bildirilmesine rağmen bu gibi taleplerinin bulunmadığını, şirketteki hisselerinin %4,6 olduğunu, davacıların somut bir sebebe dayanmadığını savunarak davanın reddine, aksi halde kayıtlı pay tutanağına karşılık şirketten çıkarılmalarına karar verilmesini talep etmiştir.
DAİREMİZİN KALDIRMA KARARI NDAN ÖNCEKİ İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davacıların, davalı şirkette ortak olarak bulundukları, ancak davacı şirketin büyük ortağı olan ve davacıların da babası .... ile anneleri dava dışı ..... arasında devam eden boşanma ve katkı payı davalarının bulunduğu, davalı şirketin büyük ortağı ....’nun dava dışı ...’u şirket ortağı olarak pay sahibi yapması nedeniyle davacılar ve anneleriyle ... .. arasında uyuşmazlık çıktığı, daha önceden şirket ortaklığı bulunan ve şirkette çalışan davacıların bu uyuşmazlık nedeniyle babaları ile olan ilişkilerinin zedelendiği ve bir araya gelmedikleri, davacıların şirket çalışanı olmaktan ayrıldıkları ve kendilerine tahsis edilen araçların iadesinin istendiği, bu aşamadan sonra davacıların şirket ortağı olarak davalı şirkette bulunmasının ne davacılar açısından ne de şirketin büyük ortağı olan .... açısından mümkün olmadığı, şirketin faaliyetlerine katılmadıkları; her ne kadar davacıların annesiyle davalı şirket ortağı .... arasındaki çekişme tarafların şahsi özelliklerinden kaynaklanmakta ise de bu durumun Yargıtay içtihatları kapsamında haklı sebep teşkil ettiği; taraflar arasında özellikle davacıların anne ve babası arasında husumet bulunduğu, bu durumda şirketin birlikte yürütülmesi ve yönetilmesinin mümkün olmadığı, bu halde şirketin haklı sebeple feshinin koşullarının bulunduğu, ancak TTK m. 636/3f kapsamında yapılan değerlendirmede hem davacının hem de davalı şirketin talebinin davacıların şirket ortaklığından çıkarılmasına ilişkin olduğu ve bu talebin önerilen çözüm yollarından en uygunu olduğu gerekçesiyle davacıların terditli talebinin ikinci kısmının kabulü ile şirket ortaklığından çıkarılması ve gerçek payları olan 21.691.271,09 TL’nin her bir davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
. DAİREMİZİN KALDIRMA KARARININ ÖZETİ: Dairemizin 20.03.2025 tarihli 2024/468 E. 2025/503 K. sayılı kararı ile, 492 sayılı Harçlar Yasası'nın 15. maddesinde, yargı harçlarının (1) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nisbi esas üzerinden tahsil edileceği, Yasanın 28/a maddesinde karar ve ilam harçlarının dörtte birinin peşin alınacağı, Yasanın 30. maddesinde de, muhakeme sırasında tespit olunan değerin dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğunun anlaşılması durumunda yalnız o celse için muhakemeye devam olunacağı, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam edilmeyeceği, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 409. maddesinde gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulmasının noksan olan harcın ödenmesine bağlı olduğunun düzenlendiği, somut uyuşmazlıkta, mahkemece hükmolunan çıkma payı, niteliği gereği nisbi harca tabi olmasına rağmen, mahkemece davacıya eksik peşin harcı ikmal etmek üzere Harçlar Yasası'nın 30. maddesi gereğince süre verilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmasının hatalı olduğu, mahkemenin kabulüne göre de, davacılar tarafından haklı nedenle 6102 sayılı TTK'nın TTK 636/3. maddesi gereğince davalı şirketin feshine, fesih talebinin yerinde görülmemesi halinde davacıların ortaklıktan çıkarılmasına ve esas sermaye paylarının gerçek değeri üzerinden çıkma payının ödenmesine karar verilmesinin talep edildiği, mahkemece taleple bağlılık ilkesini düzenleneyen HMK’nın 26. maddesindeki hüküm gözetilmek suretiyle davacının dava dilekçesinde çıkma alacağına ilişkin faiz talebinde bulunmadığı gözetilmeden talebi aşacak şekilde çıkma alacağına faiz yürütülmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
KALDIRMA KARARI NDAN SONRAKİ İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, kaldırma kararı doğrultusunda eksik harcı tamamlaması için Harçlar Kanunun 28 ve 38 maddelerine göre davacı tarafa süre verildiği, davacı tarafça eksik harcın tamamlandığı; yine kaldırma kararında yer aldığı üzere davacının faiz talebinde bulunmadığı gözetilerek faize hükmedilmediği gerekçesiyle davacıların haklı sebebe dayalı olarak davalı şirketin feshini, olmadığı takdirde şirket ortaklığından ayrılmalarına çıkarılmalarına karar verilmesini talep ettiği, davacıların davalı şirkette diğer ortak .... ile şahsi sebeplerden dolayı ortaklığı birlikte çalışma ve şirket işlerini yürütme imkânının kalmadığı, şirketin feshi için haklı sebeplerin bulunduğu, ancak şirketin fesh etmenin ekonomik ve hukuki anlamda bir faydasının bulunmayacağı, şirketin davacılar ve şirketin diğer ortakları tarafından birlikte yürütülemeyeceği tespit edilmekle, davanın kabulüne TTK'nın m. 636/3f. gereğince mevcut duruma en uygun çözüm olarak davacıların davalı şirket ortaklığından çıkarılmasına, şirket ortaklığındaki paylarının bilirkişilerce hesaplanan 21.691.271,09'er TL gerçek ayrılma paylarının davalı şirketten tahsili ile davacılara ödenmesine karar verilmiştir.
Karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Davacılar vekili, istinaf mahkemesinin kaldırma kararı sonrasında aradan geçen takriben 2 senelik süre dikkate alınarak değerin güncellenmemesi ve gerçek değer üzerinden karar verilmemesinin emredici kanun hükmüne ve hukuka aykırı olduğunu, en azından ilk derece mahkemesinin son bilirkişi raporunda yapıldığı gibi, tespit edilen mevcut değerlerin enflasyon verilerine oranlama yaparak güncelleme yapabilme imkanı mevcut iken, değerler hakkında güncelleme yapmamasının hatalı olduğunu, şirketin güncel bilançosu alınmadan hüküm verilmesinin hatalı olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunun somut itirazları karşılamayan eksik inceleme ve eksik değerlendirmeye dayalı bir rapor olduğunu, akaryakıt istasyonlarının değerlemesinin, daha komplike ve çeşitli farklı kriterlerin değerlendirilmesini zorunlu kılmasına karşın mevcut bilirkişi raporlarında da bu hususun dikkate alınmadığını, akaryakıt istasyonlarının somut varlıktan ziyade sürümden ve kardan kazançtan elde edilmesi yönünde incelenmesi gerektiğini; davalı tarafın istinafa başvururken nispi harç ödemekle yükümlü olduğunu, davalı tarafından nispi yatırılmayan istinaf harcı nedeniyle, eksikliğin tamamlanması için dosyanın ilk derece mahkemesine geri gönderilmesi gerektiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı vekili, davacıların müvekkili şirkete herhangi bir nakdi ya da ayni edim koymadıklarını, davacılar ticaret sicil kayıtlarında gözüken payları tamamen şirketin asıl sahibi olan babaları ...'nun şirketin mevcudiyetini sürdürmek amacıyla kendilerine inançlı olarak ve geri alınmak suretiyle verildiğini, nitekim müvekkili şirketin hakim ortağı .... aslında tamamı kendisine ait olan tüm şirketlerde aynı amaçla davacılara inançlı hisse devirleri yaptığını, davacıların annelerinin şirketin hakim hissedarı babaları ....'na açtığı boşanma ve katılım payı davaları sürecinde, önce bu vekaletnamenin iptali, daha sonra da açtıkları davalar ile emanet verilen hisseler kanalıyla şirketlerden haksız şekilde para tahsili yoluna gittiklerini, şirketin ihtiyaç duyduğu tüm finansmanın şirketin asıl sahibi olan ....'nun şahsı ya da tek hissedarı olduğu diğer şirketler tarafından karşılandığını, nisbi oran üzerinden bakiye karar harcı ile vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin güncel kararlarında ortaklıktan çıkma yönünden verilen kararların maktu harç ve maktu vekalet ücretine tabi olduğu şeklinde görüş değişikliğine gidildiğini, ihtiyati tedbirin orantısız olduğunu, ihtiyati tedbiri bir santaj amacı olarak kullanıldığını istinaf sebepleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Dava, davacıların hissedarı bulunduğu davalı limited şirketin haklı haklı sebeple feshi, mümkün olmadığı takdirde şirket ortaklığından çıkma istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yazılı gerekçe ile davanın kabulü ile davacıların davalı şirket ortaklığından çıkarılmasına, gerçek payının davalı şirtketten tahsili ile davacılara ödenmesine, davacıların diğer taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
Limited şirketin işletme amacının gerçekleştirilebilmesi için ortaklar arasında güven ilişkisinin varlığı, şirketin devamı için zorunludur. Şirketin amacının gerçekleştirilmesi için gerekli olan güven ilişkisinin zedelenmesi durumunda ortakların aynı şirket çatısı altında bir arada bulunmaları beklenemez. Ayrıca bir ortağın payını devrederek ayrılma imkânının bulunmadığı yahut zor olduğu durumlarda güven unsurunun zedelendiği ortaklık ilişkisinin nihayete erdirilmesi amacıyla limited şirketlerde de haklı sebeple fesih kurumu düzenlenmiştir. Bu amaçla düzenlenen TTK’nın 636/3. maddesi uyarınca; haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir.
Limited şirketin fesih davasında davalı sıfatı kural olarak limited şirketin tüzel kişiliğine aittir. Zira feshi istenen limited şirket, açılacak davada kural olarak davalı olarak yer almalıdır. Her ne kadar kural olarak limited şirketin TTK’nın 636/3. maddesi çerçevesinde haklı nedenlerle feshine ilişkin olarak açılan bir davada husumetin, feshi istenen şirketin tüzel kişiliğine karşı yöneltilmesi gerekir.
Açıklanan ilkeler doğrultusunda somut uyuşmazlığa dönüldüğünde; davacılar, davalı şirketin büyük ortağı olan ..... ve ortaklardan .... ile aralarında husumet bulunduğunu, davacıların annesi dava dışı ...’nun boşanma ve katkı payı davası açması ile aralarındaki gerilimin arttığını, eşit işlem ilkesine aykırı davranıldığını iddia ederek, TTK'nın 636/3 maddesi gereğince şirketin feshine, olmadığı takdirde, şirketteki paylarının gerçek değerinin hesaplanarak ortaklıktan çıkarılmalarına karar verilmesini talep etmişlerdir. İlk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi asıl ve ek raporları ile, davalı şirketin 30.06.2023 tarihi itibariyle reel değerlere göre aktif toplamının 999.206.019,55 TL olduğu, aynı tarih itibariyle borç toplamının ise 38.852.985,13 TL olduğu, dolayısıyla şirketin rayiç özvarlığının (999.206.019,55 - 38.852.985,13 =) 960.353.034,42 TL olduğu, dolayısıyla, davalı şirketin sermaye yapısına göre davacı ortakların hisselerinin kaydi ve reel değerlerinin ayrı ayrı 21.691.271,09 TL olduğu tespit edilmiş olup, mahkemece bu doğrultuda şirketin feshine karar verilmesinin ekonomik ve hukuki anlamda faydalı olmadığı, şirketin davacılar ve şirketin diğer ortakları tarafından birlikte yürütülemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne TTK'nın 636/3-f maddesi gereğince mevcut duruma en uygun çözüm olarak davacıların davalı şirket ortaklığından çıkarılmasına, şirket ortaklığındaki paylarının bilirkişilerce hesaplanan 21.691.271,09'er TL gerçek ayrılma paylarının davalı şirketten tahsili ile davacılara ödenmesine karar verilmiştir.
Davacılar haklı nedenle 6102 sayılı TTK'nın TTK 636/3. maddesi gereğince davalı şirketin feshine, fesih talebinin yerinde görülmemesi halinde davacıların ortaklıktan çıkarılmasına ve esas sermaye paylarının gerçek değeri üzerinden çıkma payının ödenmesine karar verilmesini talep etmiş olup, ilk derece mahkemesince verilen ilk kararda dava dilekçesinde çıkma alacağına ilişkin faiz talebinde bulunulmadığı dikkate alınması gerekirken, taleple bağlılık ilkesini düzenleneyen 6100 sayılı HMK’nın 26. maddesindeki hüküm gözetilmeksizin, talebi aşacak şekilde çıkma alacağına faiz yürütülmesi hatalı bulunarak Dairemizin 20.03.2025 tarihli 2024/468 E. 2025/503 K. sayılı kararı ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiş olup, ilk derece mahkemesince kaldırma kararı doğrultusunda yapılan yargılama sonucunda verilen kararda, kaldırma kararının gereğinin yerine getirildiği; yine kaldırma kararı doğrultusunda mahkemece davacı tarafa eksik harcın tamamlattırıldığı anlaşılmıştır.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları delilere göre; davacıların çıkma paylarının, konusunda uzman ve sektör bilirkişilerinin de bulunduğu, mahkemece alınan ve benimsenen bilirkişi heyet raporunda Yargıtay içtihatlarına uygun şekilde belirlenmiş olmasına, hükme esas alınan bilirkişi rapor ve ek raporlarındaki tespit ve değerlendirmelerin dosya kapsamına uygun olmasına, raporun denetime ve hüküm kurmaya elverişli olmasına, mahkemece uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin doğru nitelendirilmesine, hükmün dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, ilk derece mahkemesince verilen kararda bir hukuka aykırılık bulunmamakla, istinaf itirazlarının yerinde olmadığı değerlendirilerek, yerinde görülmeyen taraf vekillerinin istinaf itirazlarının HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince reddine, davalı vekilinin istinaf itirazlarının ise feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı ... yönünden istinaf karar harcı olan 615,40 TL'den, davacılar tarafından istinaf yoluna başvuru sırasında yatırılan harcın 1/2'si olan 307,70 TL'nin mahsubu ile bakiye 307,70 TL harcın davacı ...'ndan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Davacı ... yönünden istinaf karar harcı olan 615,40 TL'den, davacılar tarafından istinaf yoluna başvuru sırasında yatırılan harcın 1/2'si olan 307,70 TL'nin mahsubu ile bakiye 307,70 TL harcın davacı ...'ndan alınarak hazineye gelir kaydına,
4-Davalı yönünden istinaf karar harcı olan 2.963.461,50 TL'den peşin alınan 740.865,40 TL'nin mahsubu ile bakiye 2.222.596,10 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
5-İstinaf başvurusu nedeniyle taraflarca tarafından yapılan giderlerin kendi üzerilerinde bırakılmasına
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere 31.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.