Alacak (Vekalet Sözleşmesinden Kaynaklanan)

Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Vekalet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalının 2022 yılından beri devam eden bir ticari ilişki bulunduğunu, müvekkilinin davalı ile araç alım satımına ilişkin anlaştıklarını, bu anlaşma üzerine müvekkilinin 15.02.2023 tarihinde .... Noterliği'nin ... yevmiye numaralı vekaletnamesiyle, davalıya araç alım satımı hususunda geniş kapsamlı vekil tayin ettiğini, davalının müvekkile ait olan paralarla taşıt alım satım işlemlerini yapma vaadinde bulunduğunu, müvekkili de bu amaçla farklı tarihlerde davalının kendi ibanına ve davalının yönlendirdiği farklı ibanlara para transferi gerçekleştirdiğini, bu şekilde birçok defe araç alım satımı yapılarak kar elde edilmeye çalışıldığını, müvekkilinin davalının vekalet görevini kötüye kullanarak kendisini zarara uğrattığını farkettiğini, bunun üzerine davalıyı arayarak birçok kez ödeme istediğini, davalının ise bu taleplere karşı parasını ödeyeceğini veya yerine araba vereceğini gibi vaatlerle oyaladığını, oyalandığını fark eden müvekkilinin davalıyı azletmek için notere gittiğini fakat davalının adresini bilmediği için azledemediğini, adresin tespit edilmesine müteakip 21/07/2025 tarihinde .... Noterliğinin ... yevmiye numaralı azilnamesi ile davalıya verdiği tüm vekaletname yetkilerini tamamen iptal ettiğini, gerçekleştirilen araç alım satım işlemlerinin bir çoğunun müvekkilinin onayı ve bilgisi olmadan yapıldığını, bu işlemlerin karşılığı olan bedellerin müvekkiline ödenmediğini, arabuluculuğa başvurulduğunu fakat anlaşmaya varılamadığını belirterek davanın kabulünü, şimdilik 1.000,00 TL'nin ticari faizi ile birlikte davalından tahsilini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin vefat eden babasının, davacı ile arkadaş olduklarını, tanışıklıklarının uzun yıllara dayandığını, müvekkilinin babasının davalı ile zaman zaman ticari ilişki bile kurduklarını, davacı ile müvekkilinin güven ve dostluk ilişkinin artmasından dolayı davacının müvekkiline vekaletname vererek araç alım satım yapmasını talep ettiğini, davacının müvekkilinin babasının arkadaşı olması ve kendisinden yaşça büyük olmasından dolayı davacıya güvendiğini, müvekkilinin küçük yaşlardan beri babasıyla birlikte araç alım satım işi yaptığından dolayı tecrübeli olduğunu, davacının tüm süreçlerden haberdar olduğunu, davacının dava dilekçesinde toplam 1.480.000,00 TL gönderdiğini belirttiğini, ancak davanın 1.000,00 TL üzerinden açıldığını, bu yüzden eksik harcı tamamlanması gerektiğini, en son araç alım satım işleminin 2024 ocak ayında yapıldığını ancak azilnameyi son işlem tarihinden itibaren bir buçuk yıl sonra gönderildiğini, davacının iddialarının gerçek olmadığını, davacının hangi aracın alım satımından haberdar olmadığını açıkça belirtmediğini, keza hangi araç bedelinin az olarak ödendiğini de belirtmediğini belirterek davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekilinin 14/10/2025 tarihli cevaba cevap dilekçesi ile davalının mal kaçırma ihtimaline binaen alacaklarının teminat altına alınması amacıyla davalının tüm banka hesapları adına, kayıtlı taşınır ve taşınmaz mallarıyla 3. Kişilerdeki hak alacakları üzerine ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararı verilmesini talep ettiği, mahkememiz dosyasının 19/12/2025 tarihli ara kararı ile davacı vekilinin ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verildiği görüldü.

Dava; vekalet görevinin kötüye kullanılması nedenine dayalı alacak istemine ilişkindir.
6100 Sayılı HMK'nın "Dava şartlarının incelenmesi" başlığını taşıyan 115. Maddesinin 1. Fıkrası "(1) Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler." uyarınca yargılamanın her aşamasında dava şartlarının bulunup bulunmadığının re'sen incelenmesi gerektiğinden aynı kanunun "Dava şartları" başlığını taşıyan 114. Maddesi uyarınca " (1) Dava şartları şunlardır:
a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması.
b) Yargı yolunun caiz olması.
c) Mahkemenin görevli olması.
ç) Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması.
d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması.
e) Dava takip yetkisine sahip olunması.
f) Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması.
g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması.
ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi.
h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması.
ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması.
i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması.
(2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır."

Şeklindeki düzenlemesi uyarınca dava şartlarına ilişkin re'sen yapılacak olan kontrol işbu maddede yer alan sıralamaya göre yapılması gerektiğinden mahkememizce öncelikle görev hususu irdelenecektir.
Asliye Ticaret Mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkindir.
6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde ticari davalar tanımlanmış ve sayılmıştır. Bu maddeye göre “her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları”, “ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri” ve “tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın aynı maddenin (a), (b), (c), (d), (e) ve (f) bentlerinde sayılan davalar" ticari dava sayılır. Bu maddeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için ya tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması; ya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması ya da açılan davanın maddede 6 bent halinde sayılan davalardan olması gerekir.
Diğer taraftan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/II. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira, Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
TTK' nun 4. Maddesi;
"(1) Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın;
a) Bu Kanunda,
b) Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde,
c) 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde,
d) Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta,
e) Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde,
f) Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde, öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır.
(2) (Değişik: 28/2/2018-7101/61 md.) Ticari davalarda da deliller ile bunların sunulması 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine tabidir; miktar veya değeri beş yüz bin Türk lirasını geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanır" şeklinde düzenlenmiştir.
01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'nın 5/1. maddesi uyarınca, ticari davalara bakmak görevi, asliye ticaret mahkemesine aittir. Ticari davalar, mutlak ve nispi ticari davalar olarak ikiye ayrılmaktadır. Nispi ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinin ilk cümlesinde tarif edilmiş olup, her iki tarafın da "ticari işletmesiyle ilgili hususlardan kaynaklanan" hukuk davalarıdır. Mutlak ticari davalar ise, tarafların tacir olup olmadıklarına ve uyuşmazlığın tarafların ticari işletmeleri ile ilgili bulunup bulunmadığına bakılmaksızın yasa gereği ticari dava sayılan uyuşmazlıklardır. TTK'nın 4/1-a ve devamı bentlerinde yazılan uyuşmazlıklar ile diğer yasalarda ticari dava olduğu belirtilen uyuşmazlıklar, mutlak ticari davalardır.
Mahkememizce tarafların tacir kaydının bulunup bulunmadığı hususunun tespiti için ilgili yerlere müzekkere yazılmış, vergi dairesinden dosyamız arasına gönderilen 24/12/2025 tarihli yazı cevabı ile davacı ...'in tacir mükellef olduğu bildirilmiştir. Vergi dairesinden dosyamız arasına gönderilen 19/12/2025 tarihli müzekkere cevabında davalı ...'nın potansiyel vergi numarasının bulunduğu görülmüş ve vergi sicil kaydına rastlanmadığı bildirilmiştir.
Ticaret Sicil Müdürlüğünden dosyamız arasına gönderilen 24/12/2025 havale tarihli yazı cevabında tarafların gerçek kişi ticari işletme kaydının bulunmadığının bildirildiği görülmüştür.
Dosyamız ile emsal mahiyetteki yüksek mahkeme içtihatları incelendiğinde ; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi 2023/2554 E., 2024/736 K. Sayılı kararında " Asliye Ticaret Mahkemesince, "... mutlak ticari davanın iş bu davada söz konusu olmadığı anlaşılmakla, davacının tacir olup olmadığı yönünde araştırma yapıldığında, vergi dairesinden gelen müzekkere cevabında davalının potansiyel mükellef olarak vergilendirildiği, davalının esnaf kaydı ile işletme kaydının bulunup bulunmadığı yönünde araştırma yapıldığında gelen müzekkere cevaplarında davalının esnaf kaydının bulunmadığı, davacı gerçek kişinin tacir olmadığı anlaşılmakla, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyeceğinden, söz konusu senedin teminat senedi olması halinde yukarıda belirtilen yargıtay ilamı da gözetilerek mahkememizin görevli olmadığı ..." gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4/1. maddesinde her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işlerinin ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılacağı hüküm altına alınmıştır. Buna göre, bir uyuşmazlığın ticari nitelikte olabilmesi için, her iki tarafın da ticari işletmesini ilgilendirmesi yahut aynı maddenin alt bentlerinde düzenlenen istisnalardan birine dahil olması gerekmektedir.
Somut olayda, davacı taraflar arasında kurulan eser sözleşmesi kapsamında davalı tarafından eksik işler ve ayıplı ifa nedeniyle teminat olarak verilen kambiyo senedine dayalı olarak başlatılan takibe itirazın iptali talebinde bulunmuş olup, takibe konu senedin teminat senedi olması, ticaret sicil müdürlüğü ve vergi dairesinden yapılan araştırmaya göre davacının tacir sıfatının bulunmamasına göre davanın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir." yine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 2024/395 E., 2024/864 K. Sayılı kararında " Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Gelir İdaresi Başkanlığı İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı Fatih Vergi Dairesi Müdürlüğünün 25.05.2023 tarihli cevabi yazısında, davalının vergi kaydının bulunmadığı bildirilmiştir. Davalının tacir olarak sicil kaydının bulunduğu ispat edilmemiştir. İstinaf incelemesi sırasında İTO kayıtlarında internet üzerinde yapılan araştırmada da davacının gerçek kişi tacir kaydın denk gelinmemiştir. Bu nedenle, davalının esnaf boyutunu aşan ticari işletme işleten kimse olmadığı anlaşılmakla, davanın nispi ticari dava olduğunun kabulü de mümkün değildir. Bunun dışında da davalının tacir olduğunu gösterir bir kanıt bulunmamaktadır. Buna göre ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. " şeklinde karar verildiği görülmüştür.
Tüm dosya kapsamında yapılan değerlendirmede; dosya arasına gelen müzekkere cevaplarından her ne kadar davacının tacir olduğu anlaşılmakta ise de; davalının tacir sıfatının bulunmadığı, taraflar arasındaki ihtilafın vekalet görevinin kötüye kullanılmasından kaynaklı alacak istemine ilişkin olduğunun anlaşıldığı, bu hali ile taraflar arasındaki uyuşmazlığın mutlak ticari dava niteliğinde olmadığı gibi nispi ticari dava niteliğinde de olmadığından emsal mahkeme içtihatları da dikkate alınarak uyuşmazlığın Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği anlaşıldığından mahkememizin görevsizliğine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

1-Davacı tarafından davalı aleyhine açılan davanın, davaya mahkememizin görevli olmaması nedeniyle dava şartı yokluğundan USULDEN REDDİNE,

2-Davaya bakmaya İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olması nedeniyle mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE,

3-HMK. Madde 20 uyarınca istinafa tabi olan işbu davada süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içinde mahkememize başvurulması halinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesine,

4-Dosyanın gönderilmesi için süresi içerisinde başvurulmaz ise HMK. Madde 20 uyarınca davanın AÇILMAMIŞ SAYILACAĞINA karar verileceğinin ihtarına (ihtar edildi)

5-HMK'nın 20.maddesi gereğince yasal süre içerisinde dosyanın görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesi için taraflarca başvurulması halinde HMK 331/2.maddesi gereğince yargılama giderlerinin ve HMK 323/1-ğ maddesi gereğince yargılama giderlerinden sayılan vekalet ücretinin yetkili ve görevli mahkeme tarafından hüküm altına alınmasına, belirtilen sürede başvuru yapılmaması halinde talep üzerine yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin mahkememizce hüküm altına alınmasına,

Dair, hazır bulunanların yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize verilecek dilekçe ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine İSTİNAF yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 31/12/2025