İstanbul Anadolu 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Ticari Şirket (Fesih İstemli)
Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Fesih İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
Davacı vekili 13.02.2026 tarihli dava dilekçesinde özetle; Davalı Şirket 06.09.2021 tarihinde, ----- adresinde ---- gazetesine tescil ve ilan suretiyle kurmuştur. Davalı -----iki ortaklı bir limited şirket olup davacı müvekkili şirketin ortağı konumundadır. Ancak müvekkilinin şirketi temsil ve ilzama ilişkin herhangi bir imza yetkisi bulunmamaktadır. Şirketi münferiden temsile yetkili tek kişi diğer ortak ...’dır. Ancak müvekkili diğer ortağın TC Kimlik numarasını dahi bilmediğinden Ticaret Sicili Müdürlüğü'ne müzekkere yazılarak ...'a ait TC Kimlik numarasının ve adresinin öğrenilerek dosyaya eklenmesini talep etmektedir. Şirketin kuruluşundan itibaren imza yetkisi yalnızca kendisinde olan ortak ... ile müvekkili arasında fiilen herhangi bir iletişim ve sağlıklı bir ortaklık ilişkisi kurulamamıştır. Müvekkilinin şirket yönetimine ilişkin bilgi alma ve denetim hakları baştan itibaren engellenmiş; müvekkili defalarca iletişim kurmaya çalışmasına rağmen diğer ortağa ulaşamamıştır. Yalnızca iki defa olmak üzere mesaj yoluyla iletişim sağlanabilmiş, bir görüşmede müvekkili şirketin vergi borcu olup olmadığını diğer ortağa sormuş ancak yeterli bilgi alamamış ve diğer bir görüşmede de diğer ortak şirketin kapatılacağı yönünde beyanda bulunulmuş; ancak bu tarihten sonra müvekkili, yetkili müdür olan ...’a bir daha ulaşamamıştır. Müvekkilinin şirkette herhangi bir imza yetkisi de bulunmamaktadır. Müvekkili, şirketin yönetimine ve ticari faaliyetlerine hiçbir şekilde dahil edilmemiş; şirket adına yapılan işlemler, mali hareketler ve vergisel yükümlülükler hakkında kendisine sistematik biçimde bilgi verilmemiştir. Müvekkili, şirketin fiilen faal olup olmadığına, şirket adına fatura düzenlenip düzenlenmediğine ve doğan vergi borçlarının bulunup bulunmadığına ilişkin hususları ancak diğer ortağın tek taraflı ve sınırlı mesaj beyanları aracılığıyla öğrenebilmiştir. Kaldi ki müvekkilinin şirket defterleri, bilançoları ve diğer mali bilgilere ulaşabilmesi hiçbir şekilde mümkün değildir. Nitekim diğer ortak tarafından müvekkiline gönderilen mesajda, şirket adına "156.000 TL tutarında fatura kestim" şeklinde beyanda bulunmuş; müvekkili, bu beyan üzerine faturanın kime, hangi işleme ilişkin olarak ve hangi tarihte düzenlendiğini sormuş, ayrıca söz konusu işlem nedeniyle doğan KDV ve vergi borçlarının durumu hakkında bilgi talep etmiştir. Ancak müvekkilinin bu soruları cevapsız bırakılmış; diğer ortak, faturaların kim tarafından ve hangi işlem kapsamında düzenlendiğine dair açık ve tutarlı bir açıklama yapmaktan kaçınmış, ''bununla arkadaş ilgileniyordu" "öğrenirsen bana da haber ver" "vergiye bakabilir miyim" gibi ifadelerle kesilen faturalarla ve vergisel yükümlülüklere ilişkin hususlarda da bilgisi yokmuş gibi bilgi vermekten kaçmak amacıyla çelişkili beyanlarda bulunmuştur. Müvekkilinin söz konusu soruları yöneltmesi, kendisinden gizli yürütülen işlemleri sonradan ve tesadüfen öğrenmeye çalışan, bilgi alma ve denetim hakkını kullanmak isteyen bir ortak olduğunun açık göstergesidir. Buna rağmen, müvekkilinin en temel bilgi taleplerine dahi cevap verilmemesi, şirket yönetiminin müvekkilinden bilinçli şekilde gizlendiğini ve müvekkilinin ortaklık ilişkisinin tamamen dışında bırakıldığını ortaya koymaktadır. Bu durum, şirket adına yapılan işlemlerin müvekkilinin bilgisi ve iradesi dışında gerçekleştirildiğini, müvekkilinin şirketin mali ve ticari faaliyetlerine hiçbir şekilde dahil edilmediğini ve ortaklık ilişkisinin fiilen tek taraflı olarak yürütüldüğünü açıkça göstermektedir. Gelinen aşamada, müvekkilinin şirketin mali durumunu, vergi borçlarını ve ticari işlemlerini dahi öğrenemediği bir yapı içerisinde ortaklığın sürdürülmesinin objektif olarak çekilmez hâle geldiği izahtan varestedir. Müvekkili, daha sonra şirket yetkilisi ...’ın çalıştığı muhasebeci ---- ile iletişime geçmiş olup, muhasebeci tarafından şirketin kapanacağı ve daha sonra da kapandığı yönünde beyanlarda bulunulmuştur. Ancak yapılan hukuki araştırmada, ticaret sicil kayıtları incelendiğinde şirketin feshedilmediği ve sicilden terkin edilmediği anlaşılmıştır. Bu durum, şirketin hukuken faal olmasına rağmen fiilen sahipsiz bırakıldığını ve müvekkilinin tamamen dışlandığını açıkça ortaya koymaktadır. Tüm bu süreçte müvekkili, ortak sıfatına rağmen şirketin mevcut durumu hakkında hiçbir şekilde bilgilendirilmemektedir. Şirket adına herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığı, fatura düzenlenip düzenlenmediği, borçlanma bulunup bulunmadığı ile defter ve kayıtların durumu hususlarında şirket müdürü ve imza yetkilisi ... tarafından müvekkiline bilgi verilmemekte; müvekkilinin kanundan doğan bilgi alma ve denetim hakları fiilen ve sürekli şekilde engellenmektedir. Bu nedenlerle ortaklar arasındaki güven ilişkisi tamamen ortadan kalkmış olup ortaklık ilişkisi fiilen sona ermiştir. Şirketin faaliyetsiz olması, müvekkilinin şirket yönetimine katılamaması, bilgi alamaması ve diğer ortakla hiçbir şekilde iletişim kurulamaması nedeniyle ortaklık ilişkisinin müvekkili açısından çekilmez hale geldiği izahtan varestedir. Limited şirketler, sermaye şirketi ile şahıs şirketi arasında karma nitelikte bir şirket türü olmakla birlikte, bünyesinde şahıs şirketlerine özgü unsurları da barındırmaktadır. Bu kapsamda, limited şirketlerde de şahıs şirketlerinde olduğu gibi, ortakların aynı amacı gerçekleştirmek üzere müşterek çaba göstermeleri ve aralarında karşılıklı güven ilişkisinin bulunması, şirketin sağlıklı şekilde varlığını sürdürebilmesi bakımından zorunludur. Bu temel unsurların zedelenmesi hâlinde, şirketin devamı ve kuruluş amacının gerçekleştirilmesi fiilen imkânsız veya en azından katlanılamaz derecede güç hâle gelecektir. İnfisah sebeplerinin düzenlendiği Türk Ticaret Kanunu’nun 549/1. maddesinin 4. bendinde, “ortaklardan birinin talebi üzerine ve muhik sebeplerden dolayı mahkeme kararıyla” şirketin feshine karar verilebileceği hüküm altına alınmıştır. Aynı Kanun’un 551/2. maddesinde ise, her ortağın muhik sebeplere dayanarak şirketten çıkmasına izin verilmesini veya şirketin feshini mahkemeden talep edebileceği açıkça düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, kanunda öngörülen “muhik sebep” kavramının, şirketin amacının gerçekleştirilmesini imkânsız kılan veya ciddi biçimde güçleştiren nitelikteki hâlleri ifade ettiği kabul edilmelidir. Nitekim Türk Ticaret Kanunu’nun 636/3. maddesi uyarınca da, haklı sebeplerin varlığı hâlinde limited şirketin feshi mahkemeden talep edilebilmektedir. Somut olayda; şirketin uzun süredir faaliyetsiz durumda bulunması, ortaklar arasındaki iletişim ve güven ilişkisinin tamamen sona ermiş olması, müvekkilinin bilgi alma ve denetim hakkının fiilen engellenmesi ve ortaklık amacının gerçekleşme ihtimalinin ortadan kalkması birlikte değerlendirildiğinde, haklı fesih sebeplerinin fazlasıyla mevcut olduğu açıktır. Nitekim Yargıtay kararlarına bakıldığında da şirketin devamlı olarak zarar etmesi, öz sermayesini yitirmesi, kuruluş ve gayesinin gerçekleşmesine imkan kalmaması, ortaklar arasındaki ciddi anlaşmazlıklar, ortağın bakiye sermaye borcunu ödemekte temerrüdü, şirketin uzun zamandır faaliyet göstermemesi gibi sebepler haklı sebep olarak kabul edilmektedir. Söz konusu şirkette ortak sayısının iki olması durumunda ise ortağın şirketten ayrılmak için şirketin haklı sebeple feshini istemekten başka çaresi yoktur. -----Şirketin mevcut haliyle devam etmesinin ne müvekkili ne de ticari hayat açısından herhangi bir faydası bulunmamaktadır. Aksine, faaliyetsiz bir şirketin varlığını sürdürmesi müvekkili açısından ileride doğabilecek hukuki ve mali riskler barındırmaktadır. Dava konusu şirketin feshinin talep edilmesinin nedeni, şirketin devamının müvekkili açısından çekilemez hâle gelmiş olması ve haklı fesih sebeplerinin somut olayda gerçekleşmiş bulunmasıdır. Şirketin kuruluşundan itibaren müvekkilin şirket yönetiminden dışlanması, bilgi alma ve denetim haklarının fiilen engellenmesi ve diğer ortağa ulaşılamaması, ortaklık ilişkisinin sürdürülebilirliğini ortadan kaldırmıştır. Öte yandan, iki ortaklı limited şirketlerde, şirketin yapısı ve genel kurul karar yeter sayısının tek ortağın iradesiyle sağlanamaması nedeniyle, ortaklıktan çıkarma yoluna gidilmesi hukuken mümkün değildir. Bu tür şirketlerde ortaklıktan çıkarma talebi, şirketin ortak sayısının bire düşmesi sonucunu doğuracak olup, bu durum kanunen şirketin feshini gerektirmektedir. Bu nedenle, iki kişilik limited şirketlerde ortaklar arasındaki ihtilafların çözüm yolu, kural olarak ortaklıktan çıkarma değil, şirketin feshidir. Nitekim Yargıtay içtihatları da bu yöndedir. Yargıtay -----. Hukuk Dairesi’nin 27.10.2003 tarih,----- sayılı kararında; iki kişilik bir limited şirkette ortağın şirketten çıkarılmasının mümkün olmadığı, haklı sebeplerin varlığı hâlinde olayın tüm delilleriyle birlikte değerlendirilerek yalnızca şirketin feshinin talep edilebileceği açıkça belirtilmiştir. Kararda, limited şirketin ortak sayısının ikinin altına düşmesinin fesih sonucunu doğuracağı özellikle vurgulanmıştır. Bu itibarla, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da kabul edildiği üzere, “ortak sayısı” haklı sebep olarak ileri sürülen olayların hukuki sonuçları üzerinde doğrudan etkili olup, somut olayda da ortaklık ilişkisinin devamı müvekkili açısından çekilmez hâle geldiğinden, şirketin feshi gerekmektedir. Dolayısıyla yukarıda izah ettikleri ve re'sen gözetilecek sebeplerle; mahkemece ----- haklı sebeple feshi ile şirketin tasfiyesine, tasfiye işlemleri için davacı müvekkilinin tasfiye memuru olarak atanmasına, dava süresince davalı şirketin içinin boşaltılması ya da hukuka aykırı bir işlem yapılması tehlikesine karşı ivedilikle varsa şirketin mal ve banka hesapları yönünden ihtiyati tedbir kararları verilmesi ile davacı müvekkilinin davalı şirkete kayyım olarak atanması karar verilmesini talep ettiklerinden bahisle haklı davanın kabulü ile şirketin feshi ve tasfiyesine, tasfiye işlemlerinin yürütülmesi amacıyla müvekkili ...’in tasfiye memuru olarak atanmasına, müvekkilinin haklarının ve dava konusu şirketin malvarlığının korunması amacıyla, davalılara ait malvarlığı üzerinde ihtiyati tedbir kararı verilmesine, işbu davada verilecek karar kesinleşinceye kadar, müvekkili ...’in, davalı ...’ne kayyum olarak atanmasına, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılara duruşma gününü bildirir dava dilekçesi tebliğ olunmuş ve taraf teşkili sağlanmıştır.
Davalı şirket yetkilisi ve davalı ... duruşmadaki beyanında: davacıyı tanımadığını, sadece dayısını tanıdığını, kendilerini tanıştıranın dayısı olduğunu, kendisiyle sadece 2 sefer görüştüğünü, 2021 yılında sadece 1.600,00 TL lik fatura kesildiğini, başkada bir şey olmadığını, sonrasında 4A sigortalı çalıştığını, şirketin gayri faal olduğunu, feshin uygun olduğunu söylemiştir.
Davalı ...'nin ticaret sicil kayıtları incelendiğinde, 06.09.2021 tarihinde kurulduğu, ortaklarının %50 pay oranıyla davalı ... ve %50 pay oranıyla davacı ... olduğu, şirketi münferiden temsile yetkili kişinin davalı ... olduğu ve şirketin son tescil işleminin 06.09.2021 tarihinde yapıldığı görülmüştür.
------ Vergi Dairesi Müdürlüğü'nden davalı ...'nin tüm gelir vergisi, kurumlar vergisi ve KDV beyannameleri ile açılış kayıtları, Ba/Bs formları ve ilgili tüm kayıtları getirtilmesi için yazılan yazıya verilen cevapta; kuruluşundan beri hiçbir ticari faaliyetinin bulunmadığı ve 31/10/2021 tarihinde işi bıraktığının bildirildiği görülmüştür. ------ Sosyal Güvenlik Merkezi Müdürlüğü'nden davalı ...'nin prim borcunun olup olmadığı sorulduğunda SGK'lı çalışanı olmadığı bildirilmiştir.
Dava, haklı sebeple limited şirketin feshi istemine ilişkindir. Davacı vekili, davalı şirketin eşit paylı iki ortağı bulunduğunu, davalı ortağın şirketi temsile yetkili olduğunu, şirket yöneticisiyle bir iletişimlerinin bulunmadığını, şirketin gayri faal olduğundan bahisle davalı şirketin haklı nedenle feshine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı şirket yetkilisi ve davalı ..., feshin uygun olduğunu söylemiştir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Sona Erme ve Ayrılma A) Sona erme sebepleri ve sona ermenin sonuçları başlıklı 636 ncı maddesi "(1) Limited şirket aşağıdaki hâllerde sona erer: a) Şirket sözleşmesinde öngörülen sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesiyle. b) Genel kurul kararı ile. c) İflasın açılması ile. d) Kanunda öngörülen diğer sona erme hâllerinde. (2) Uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, ortaklardan veya şirket alacaklılarından birinin şirketin feshini istemesi üzerine şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi, müdürleri dinleyerek şirketin, durumunu Kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirler, buna rağmen durum düzeltilmezse, şirketin feshine karar verir. (3) Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir. (4) Fesih davası açıldığında mahkeme taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir. (5) Sona ermenin sonuçlarına anonim şirketlere ilişkin hükümler uygulanır." hükmünü düzenlemiştir. Tüm dosya kapsamına göre; ticaret sicil kayıtları ile Vergi Dairesi ve SGK'dan gelen cevaplar ve toplanan deliller göz önünde bulundurulduğunda, davalı şirketin 06/09/2021 tarihinde kurulduğu ve 31/10/2021 tarihinde işi bıraktığı, şirketin hiç bir ticari faaliyeti bulunmadığı gibi çalışanı da bulunmadığı, şirketin uzun süredir faaliyet göstermediği, kurulduktan sonra hiç genel kurul toplantısı yapılmadığı, uzun süredir faaliyeti olmayan, ticari hayatın içinde bulunmayan davalı şirketin devamında gerek davacı gerekse genel ekonomik menfaatler ve kamu için bir fayda bulunmadığı, gayri faal olan davalı şirketin kuruluş amacını yitirdiği anlaşıldığından haklı sebeple davalı şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
Davanın KABULÜ ile,
1- 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 636 (3) maddesi uyarınca ----- Ticaret Sicili Müdürlüğü'nün ------ sicil numarasında kayıtlı davalı ...'nin FESİH VE TASFİYESİNE,
-Tasfiye memuru olarak ---- TC kimlik numaralı ----- atanmasına,
-30.000,00 TL tasfiye memuru ücretinin tasfiye sonunda davalı şirketten alınmak üzere davacı tarafından mahkeme veznesine yatırılmasına,
-60.000,00 TL tasfiye avansının tasfiye sonunda davalı şirketten alınmak üzere davacı tarafından mahkeme veznesine yatırılmasına,
-Karar kesinleştiğinde tasfiye memuruna görevinin tebliğine ve ----- Ticaret Sicili Müdürlüğü'ne bildirilmesine,
2-Harçlar Kanununa göre alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcı peşin alındığından bakiye harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davacı tarafından yapılan 732,00 TL başvurma harcı ve 732,00 TL peşin harç ile 565,90 TL posta masrafı olmak üzere toplam 2.029,90 TL'nin davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine,
4-Davacı taraf kendini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 45.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine,
5-Hükmün kesinleşmesinden sonra yatırılan avansın kullanılmayan kısmının re'sen yatırana iadesine,Dair, davacı vekili ve davalı şirket yetkilisi ile davalının yüzlerine karşı, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde ----- Bölge Adliye Mahkemesi'nin ilgili Hukuk Dairesine istinaf kanun yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.