TESPİT

Yukarıda açık kimliği yazılı taraflar arasında görülen TESPİT davasının mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile davalı şirket arasında, ... kapsamında vale ve araç park hizmetlerinin sunulmasına ilişkin 01.02.2024 tarihli "Vale Hizmetleri Sözleşmesi" akdedildiğini, sözleşme kapsamında müvekkilinin davalıya ait alanda münhasır yetkili olarak vale hizmeti verdiğini, gerekli personel, ekipman ve organizasyonu sağladığını, müvekkilinin sözleşmeye güvenerek ciddi yatırımlar yaptığını ve yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirdiğini, davalının ... 26. Noterliği'nin ... tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile Sözleşme'nin 8.2 maddesine dayanarak sözleşmeyi feshettiğini bildirdiğini ancak bu fesih iradesinin, sözleşmenin süresini ve yenilenmesini düzenleyen 8.1. maddesine, dürüstlük kuralına ve hukuka açıkça aykırı olduğunu, sözleşmenin "Sözleşme'nin Süresi ve Feshi" başlıklı 8.1. Maddesinin "Sözleşme süresi 09.01.2024 tarihinden 31.12.2024 tarihine kadardır. Sona erme tarihinden 15 gün önce taraflardan biri akdin feshini ihbar etmediği takdirde, Sözleşme kendiliğinden birer yıllık sürelerle uzayacaktır." şeklinde olduğunu, sözleşmenin, 2024 yılı sonunda yenilendiğini ve 2025 yılı boyunca devam ettiğini, davalının 2025 yılı sonunda sözleşmenin 2026 yılı için otomatik uzamasını engellemek amacıyla 15.12.2025 tarihli ihtarnamyei keşide ettiğini, ancak bu ihtarnamenin, sözleşmenin 8.1. maddesinde öngörülen "sona erme tarihinden 15 gün önce" şartını (tebliğ süreci de dikkate alındığında) ve sözleşmenin ruhunu ihlal ettiğini, davalı yanın, sözleşmenin 8.1. maddesindeki özel süre hükmünü dolanmak amacıyla 8.2. maddeye dayanmasının hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olduğunu, sözleşmenin belirli süreli olup, otomatik yenilenme periyoduna girdiğini, fesih bildiriminde bulunulmasıhıh TMK m.2 dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, tespit davasını açmakta hukuki yararlarının bulunduğunu, haksız fesih ile bilikte birçok çalışanın iş sözleşmesinin sona erdirildiğini, bu çalışanların kazanılmış haklarını müvekkili firmanın karşılamak durumunda kaldığını ve açılabilecek işçilik alacağı davalarında da müstakbel davalı konumunda olacağını, davalı firmanın, halen müvekkili firmanın elektronik altyapı sistemini kullandığını, sektörel tecrübesinden yararlandığını, müvekkilin maddi ve itibari anlamda zararına sebebiyet verildiğini, bahsedilen hususlarda müvekkilinin hak ve menfaatlerinin henüz devam ettiğinin tespit edilmesi halinde davalı firmanın hukuka aykırı fesih iradesinden vazgeçerek sözleşmeye bağlı olmanın gerektirdiği şekilde davranmasının umulduğunu, bu anlamda mahkemede bir eda davası ikame edilmemesinin temel nedeni de izah edildiği üzere davalı firmanın fesih beyanının hukuka aykırı olduğunu görmesi ve ileride başka dava ve hukuki anlaşmazlıklara vücut vermemesi temennisi olduğunu belirterek, taraflar arasında akdedilen 01.02.2024 tarihli Vale Hizmetleri Sözleşmesi'nin, davalı yanın haksız fesih bildirimine rağmen 8.1. maddesi gereğince kendiliğinden yenilenerek yürürlükte olduğunun/ devam ettiğinin ve geçerliğinin tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Daha önce tarafları ve konusu aynı olan ... 2.ATM'nin ...E. ... K.sayılı kararına konu dava dosyasından açılmış bir dava olduğunu, davanın açıldığı tarih itibariyle bu davanın derdest olduğunu, kesinleşmediğini, bu nedenle huzurdaki davanın derdestlik dava şartı nedeniyle reddi gerektiğini, davacının dava açmakta hukuki yararı bulunmadığını, müvekkili şirketin fesih iradesini sözleşmeye, usul ve yasaya uygun olarak kullandığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir

DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE HUKUKİ NİTELENDİRME:

tespit davası olup taraflar arasında akdedilen 01.02.2024 tarihli "Vale Hizmetleri Sözleşmesi"nin, davalı yanın haksız fesih bildirimine rağmen sözleşmenin 8.1. maddesi gereğince kendiliğinden yenilenerek yürürlükte olduğunun, devam ettiğinin ve geçerliğinin tespitine karar verilmesi talebinden ibarettir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Tespit Davası" başlıklı 106. Maddesi gereğince "(1) Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir.
(2) Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır.
(3) Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz."
Tespit davasının konusunu ancak hak veya hukuki ilişkiler oluşturur. Bu kapsamda her çeşit hukuki ilişki tespit davasının konusu olabilir. Ancak bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığı yahut yokluğu, tespit davası açılabilmesi için yalnız başına yeterli değildir. Bundan başka, o hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde, davacının korunmaya değer, meşru bir hukuki yararının bulunması şarttır. Bu şartın gerçekleşmesi ise, davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel bir tehlike ile tehdit edilmiş olmasına; bu tehdit nedeniyle, davacının hukuki durumu tereddüt içinde olması ve bu hususun davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmasına; yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup, icraya konulamayan tespit hükmünün, bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmasına bağlıdır.
Davacının tespit davası ile istediği hukuki koruma diğer dava çeşitlerinden biri ile sağlanabiliyorsa, o zaman da davacının tespit davası açmakta hukuki yararı yoktur.
Eda davalarında ve inşai davalarda davacının hukuki yararının mevcudiyeti asıl iken, tespit davalarında böyle bir ön kabul söz konusu olmayıp, davacı tespit davası açmakta hukuki yararı olduğunu iddia ve ispat etmekle yükümlüdür. Bu kuralın istinasını ise tespit davasının özel bir kanun hükmü ile açıkça düzenlendiği hâllerdir (Örn: Menfi tespit davası).
Somut olayda; taraflar arasında imzalanan 01.02.2024 tarihli "Vale Hizmetleri Sözleşmesi" davalı tarafça davacıya gönderilen ... 26. Noterliği'nin ... tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile sözleşmenin 8.2 maddesine dayanılarak feshedilmiş, fesih iradesi açıkça ortaya konulmuştur. Davalı tarafın imzalamış olduğu sözleşmenin mahkeme aracılığıyla bağlı kalmaya zorlanması mümkün değildir. Sözleşme serbestisi ilkesi, bir kişinin dilediği kişi ile sözleşme yapma özgürlüğünün yanında, yapmış olduğu sözleşmeyi sona erdirme özgürlüğünü de ifade eder. Elbette ki, feshin haklı veya haksız olmasının sonuçları birbirinden farklıdır. Sözleşmeyi haksız olarak fesheden taraf, bu haksızlığın sonuçlarına katlanacaktır. Bu husus ise sözleşmenin haksız olarak feshedildiği ve bu nedenle zarara uğradığını düşünen tarafın açacağı eda davasında tartışılacaktır. Bu nedenle eda davası açılarak orada tartışılması gereken bir hususun tespit davasına konu edilmesinde bir hukuki yarardan bahsedilmesi mümkün olmadığı gibi sözleşmenin tarafı olan davalının iradesini geçersiz sayarak sözleşmeler ile bağlı kalmaya zorlayacak şekilde bir tespit kararı verilmesi de mümkün değildir. Sonuç olarak davacının huzurdaki davada herhangi bir hukuki yararı mevcut değildir. Sözleşme feshedilmiş olduğundan davacı ancak açacağı bir eda davası ile feshin haksızlığını ileri sürerek, varsa zararının tazminini talep edebilir (Emsal; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun... E.K- İstanbul Anadolu 3. ATM.nin 30.03.2023 tarih ve...E. ... K. İstinaf incelemesine ilişkin İstanbul BAM 13.HD.nin 23.01.2025 tarih ve ...E....K. - aynı şekilde 13.HD.nin 04.05.2023 tarih ve ... E.... K. - aynı dairenin 06.04.2023 tarih ve ... E. ...K. - aynı şekilde 12.HD.nin 14.10.2021 tarih ve .... E.... K.) Kaldı ki davacının daha önce 19.01.2026 tarihinde tarafları ve konusu aynı bir dava daha açtığı, bu davanın da mahkememizin 26.01.2026 tarih ve 2026/46 E. 2026/71 K.sayılı kararı ile 6100 sayılı HMK 114/1-h maddesinde yazılı hukuki yarar dava şartı yokluğundan HMK'nın 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine karar verildiği, hükmün henüz kesinleşmediği, bu davanın da henüz derdest sayılması gerektiğinden, huzurdaki davanın da derdestlik dava şartını da taşımadığı anlaşılmaktadır
Açıklanan nedenlerle açılan davanın HMK.nun 114/1-h,ı ve 115/2 maddeleri gereğinc hukuki yarar ve derdestlik dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar vermek gerekmiş olup aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
Davanın HMK.nun 114/1-h, ı ve 115/2 maddeleri gereğinc hukuki yarar ve derdestlik dava şartı yokluğu nedeniyle usulden REDDİNE,

1-Alınması gereken 732,00 TL peşin ve 732,00 TL başvurma harcı peşin olarak alındığından BU HUSUSTA DEĞERLENDİRMEYE YER OLMADIĞINA,

2-Davalı vekille temsil olunduğundan yürürlükteki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve takdir olunan 45.000,00 TL vekalet ücretinin DAVACIDAN TAHSİLİ İLE DAVALIYA VERİLMESİNE,

3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderinin KENDİ ÜZERİNDE BIRAKILMASINA,

4-Davalı tarafından sarf edilen yargılama gideri bulunmadığından bu hususta DEĞERLENDİRMEYE YER OLMADIĞINA,

5-Taraflarca yatırılan avansın kullanılmayan kısmının KARAR KESİNLEŞTİĞİNDE İLGİLİ TARAFA İADESİNE,
Dair, tarafların yokluğunda, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu, tarafların gerekçeli kararı tebliğ tarihinden itibaren 2 HAFTA içerisinde mahkememize verecekleri bir dilekçe ile veya bulundukları yerdeki başka bir mahkeme aracılığıyla mahkememize gönderecekleri dilekçe ile HMK. 341.maddesi uyarınca İstanbul BAM. nezdinde İSTİNAF yoluna başvurma hakları bulunduğu hatırlatılmak suretiyle verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 08.04.2026

KATİP - HAKİM -