Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)

Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Müvekkilinin geçmişte evlilik birliği dışında gelişen kişisel bir ilişki yaşadığını, davalı tarafın, bu ilişkiyi müvekkilin eşine söyleme tehditleri ve müvekkilin özel hayatına ve iş hayatına müdahale anlamına gelen türlü baskılarla müvekkili ağır bir manevi baskı altına soktuğunu, çocuk sahibi olmak istediğini söyleyen davalı tarafın, müvekkilin kendisine çocuk sahibi olma imkânı sağlaması halinde müvekkilin yakasını bırakacağı aksi halde ilişkilerini yayacağı ve gerek iş gerekse aile hayatını mahvedeceği yönünde beyanlarla müvekkilinin iradesini sakatlayacak derecede korkuttuğunu, davalının bu baskılarına dayanamayan müvekkilinin, davalının taleplerine boyun eğmek zorunda kaldığını, bu doğrultuda taraflar arasında bir protokol düzenlendiğini, protokolde davalının, "müvekkil ile çocuk sahibi olmak amacıyla tüp bebek sürecine gireceğini, müvekkile herhangi bir babalık davası açmayacağını, nafaka talep etmeyeceğini, düzenlenen protokolun teminatı olarak senet düzenlendiğini " açıkça yazılı ve imzalı şekilde kabul ettiğini, müvekkilinin aile düzenini ve kişilik haklarını ihlal eden senedin düzenlenme sebebinin ticaret ve aile hukukuna, ahlaka ve kamu düzenine açıkça aykırı hukuken korunan hiçbir menfaati içermediği, senedin Türk Borçlar Kanunu m. 27 gereği kesin hükümsüz olduğunu, müvekkilinden hamile kalan davalının, çocuğu aldırma karşılığında 1.000.000,00 TL (bir milyon TL) para talep ettiğini, tarafların bu hususu da yine dava dışı başka bir protokole bağladıklarını, davalının bu protokol kapsamında anılan parayı müvekkilinden aldığını, ve gebeliği sonlandırdığını, bu hususun, başka bir yargılama dosyasında bizzat davalı tarafından da ikrar edildiği, buna rağmen davalının, aldığı bedelle yetinmeyerek; ahlaka aykırı ve hükümsüz bir protokole dayalı olarak verilen senedi icra takibine konu ettiğini, davanın açılmasına sebebiyet verdiğini, davalının dürüstlük kuralıyla bağdaşmayan bu tutumunun, açıkça haksız ve kötü niyetli bir davranış olduğunu, hukuki himayeden yararlanmasının mümkün olmadığını, kambiyo senetlerinin, davalı tarafın, hukuken ve ahlaken korunması mümkün olmayan bir temel ilişkiye dayanarak, baskı altında alınmış bir senedi kambiyo senedi kisvesi altında icra takibine konu etmek suretiyle, kambiyo hukukunun sağladığı korumadan kötü niyetli biçimde yararlanmaya çalıştığını, kambiyo senetlerinin ticari hayatta üstlendiği fonksiyonla bağdaşmadığı gibi, Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına da açıkça aykırı olduğu, davalı tarafın kambiyo senedine dayanarak başlattığı icra takibi, kambiyo hukukunun amaç ve ilkeleriyle bağdaşmayan, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde bir girişim olduğunu, dava konusu senedin düzenlenmesinin, müvekkilinin serbest ve sağlıklı bir irade açıklamasına dayanmadığını, davalının sistematik baskı ve tehditleri sonucunda gerçekleştiğini, Türk Borçlar Kanunu’nun 37 ve devamı maddelerinde düzenlenen irade sakatlığı hâllerinden “tehdit (korkutma)” kapsamında değerlendirilmesi gereken açık bir hukuka aykırılık teşkil ettiğini, davalının, müvekkilin evlilik birliği dışında kalan özel hayatına ilişkin bir ilişkiyi ifşa etmek, bu durumu müvekkilin eşine ve sosyal çevresine açıklamak ve bu suretle müvekkilin aile ve iş hayatını telafisi güç zararlara uğratmak yönünde açık ve örtülü tehditlerde bulunduğunu, davalının, taleplerinin kabul edilmemesi hâlinde müvekkilin kişilik haklarını ve aile düzenini hedef alan bu davranışlarını gerçekleştireceğini beyan ederek, müvekkilini ağır bir korku ve baskı altına aldığını, söz konusu protokol de bu durumu açıkça gözler önüne serdiğini, baskı ortamı altında müvekkilinin, serbest iradesiyle karar verme imkânınını fiilen yitirdiğini, söz konusu protokol ve buna bağlı olarak dava konusu senedin, müvekkilin iradesi fesada uğratılarak düzenlendiğini, Müvekkilin irade açıklaması, kendi özgür tercihinin sonucu olmadığı, davalının hukuka aykırı tehditleri karşısında içine düşürüldüğü zorunlu durumun bir neticesi olduğu, davalının tehditleri, müvekkilin şeref ve itibarı ile aile hayatını doğrudan hedef aldığını, TBK m.37 anlamında “ağır ve haksız tehdit” niteliğinde olduğunu, müvekkilinin tehdit altında yaptığı protokol ve bu protokole dayalı olarak tanzim edilen dava konusu senet, irade sakatlığı sebebiyle de hukuken geçerli bir borç ilişkisi doğurmadığını, irade sakatlığına dayalı geçersizlik iddiası, kambiyo senedinin şekli görünümü ve soyutluk ilkesi ile bertaraf edilemeyeceğini, kambiyo senetleri dahi, gerçek ve serbest bir irade açıklamasına dayanmayan hâllerde hukuki korumadan yararlanamayacağını, dava konusu senedin teminat senedi olarak kabul edilmediği varsayılsa dahi, bu durum senedin hukuken geçerli bir borcu temsil ettiği anlamına gelmediğini, kambiyo senedi hukukunda bedelsizlik, senedin şekli niteliğinden bağımsız olarak, senedin düzenlenmesine sebep olan temel alacağın mevcut olup olmadığına ilişkin maddi hukuk temelli bir değerlendirmeyi ifade ettiğini, dava konusu senedin düzenlenmesine sebep olan temel alacak; taraflar arasında düzenlenen ve içeriği itibarıyla hukuka, ahlaka ve kamu düzenine aykırı bulunan protokole dayandığını, bu protokol kapsamında senedin; geçerli, bağımsız ve ticari bir borcun ifası amacıyla değil, hukuken korunmayan bir edime bağlayıcılık kazandırmak amacıyla düzenlendiğinin sabit olduğu, dolayısıyla bu protokolden doğduğu iddia edilen bir temel alacağın hukuken mevcut ve talep edilebilir bir alacak olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, davaya konu edilen kambiyo senedinin; hukuka ve ahlaka aykırı bir temel ilişkiye dayalı olarak düzenlendiği, TBK m.27 kapsamında kesin hükümsüz bir edimin teminatı niteliğinde olduğu, baskı ve tehdit altında alınmış olması sebebiyle irade fesadı ile malul bulunduğu, yazılı protokol ile açıkça temel ilişkiye bağlanarak kambiyo senetlerine özgü soyutluk vasfını yitirdiği, en azından temel alacağın geçersizliği nedeniyle bedelsiz olduğu dava dilekçemizde ayrıntılı şekilde ortaya konulduğunu, bu nedenlerle, davanın kabulüne, davacı müvekkilinin, davalı tarafından --------- İcra Dairesi’nin ---------- Esas sayılı dosyasında başlatılan kambiyo senetlerine özgü takip nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, müvekkilinden alınan bonoya istinaden başlatılan --------- İcra Dairesi’nin ----------- E. Sayılı takip dosyasının iptaline, yargılama sonuna kadar icra takibinin ilerlemesinin HMK 389 uyarınca ihtiyati tedbirle durdurulmasına, davalının takipteki ileri düzeydeki kötü niyeti gözönünde bulundurularak % 20 'den az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalar olup, TTK'nın 4/1. maddesinde sayılmışlardır. Ayrıca, Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalar olup, iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi ve iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı TTK, 6762 sayılı TTK'dan farklı olarak mutlak ticari davalar (kanundan dolayı ticari dava sayılanlar) haricindeki ticari davaları "ticari iş" kriterine göre değil de "ticari işletme" kriterine göre belirlemiştir Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. TTK 11. maddesinde ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletme şeklinde tanımlanmıştır. TTK’nın 15. maddesinde esnaf, ister gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." şeklinde tanımlanmıştır.Mülga 6762 sayılı yasanın 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 18.06.2007 tarihinde kararlaştırılıp, 21.07.2007 tarih ve ------- sayılı--------- yayımlanan, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf - tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiş, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nın 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtilmiş olduğundan Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekmektedir. Bir kimsenin vergi mükellefi olması, TTK yönünden de tacir kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez.
Tarafların ticari işletmesi ile ilgili nispi ticari davanın da söz konusu olmadığı, somut uyuşmazlığın tüm tarafları tacir olmadığından ve uyuşmazlık TTK'da düzenlenen veya TTK'da sayılan hususlara ilişkin olmadığından ticari dava niteliğinde de kabul edilemeyeceği, bu nedenlerle somut uyuşmazlığın genel hükümler uyarınca HMK 2.maddesi gereği Asliye Hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği kanaatine varıldığından, HMK'nun 114/1-c maddesindeki dava şartı yokluğundan aynı yasanın 115/2 maddesi gereğince davanın usûlden reddine, Mahkememizin görevsizliğine, Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğuna dair aşağıdaki şekilde karar verimiştir.

1-HMK'nun 114/1-c maddesindeki dava şartı yokluğundan aynı yasanın 115/2 maddesi gereğince davanın usûlden REDDİNE, Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğuna,

2-Karar kesinleştiği tarihten itibaren iki hafta içerisinde Mahkememize başvuru halinde dava dosyasının görevli ----------- Asliye Hukuk Mahkemelerine tevzi edilmesi için Tevzi Bürosuna gönderilmesine,

3-Görevsizlik kararından sonra davaya görevli Asliye Hukuk Mahkemesinde devam edilmesi halinde yargılama giderlerine Asliye Hukuk Mahkemesince hükmedileceğinden, bu konuda HMK'nun 331/2. maddesi uyarınca şu aşamada bir karar verilmesine yer olmadığına,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğden itibaren 2 hafta içinde ---------- Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yolu açık olmak üzere açıkça okunup usulen anlatıldı. 05/01/2026