İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ
İSTİNAF KARARI
İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı şirket ile davalı şirket arasında 16/11/2019 tarihli davacıya ait iş yerinde sözlü ve yazılı tercümanlık hizmeti verilmesi konusunda sözleşme imzalandığını, davalıya ait iş yerinde davacı şirketin görevlendirdiği personel aracılığı ile hastalara ve şirkete tercümanlık hizmeti verildiğini, sözleşme gereği yüklenici taraf olan müvekkili şirketin görevlendireceği personelin İş Kanunu, Sosyal Güvenlik Kanununa ilişkin mevzuattan doğan tüm yükümlülüklerinin doğrudan muhattabı olduğu, yani müvekkili şirketin görevlendirdiği personelin kendi bünyesinde sigortalı ve maaşlı olarak istihdam edildiğini, davalının 26/04/2019 tarihli ihtarnamesinde bir kısım personelin mart ayı maaşlarının ödenmediğini, bu nedenle personellerin mağdur olduklarını belirterek ücretlerinin hastane tarafından ödenmesini talep etmeleri üzerine, personellere ödeme yapılarak ödenen bedellerin müvekkili alacağından mahsup edilmesine karar verildiği bildirilmiş ise de davalı tarafça sözleşmenin çok yanlış yorumlandığını, sözleşmenin 3.7 maddesinde işçi alacaklarının ancak kesinleşmiş bir yargı kararına istinaden işveren olan davalı tarafından ödenebileceği ve yüklenici olan müvekkilinin hak edişlerinden kesinti yapılabileceğinden bahsedildiğini, ortada henüz kesinleşmiş bir yargı kararı yokken sadece personelin ispatlanmamış ücret alacakları talebi üzerinden davalının vazife çıkartarak belli ödemeler yapmış olması ve bu ödemeleri de müvekkili hak edişlerinde kesinti olarak yansıtmasının açık bir şekilde sözleşmeye aykırılık teşkil ettiğini, kaldı ki davalı şirket tarafından müvekkili şirket çalışanlarının maaşlarının ne kadar olduğu ve hangi kıstaslara göre kesinti yapıldığının da belli olmadığını, davalı tarafın haksız ve keyfi uygulamaları ile müvekkil şirketin ticari faaliyetlerini uygulayamaz hale geldiğini beyan ederek, alacaklarının tahsili için İstanbul 33. İcra Müdürlüğünün .... Sayılı dosyası ile başlatılan icra takibine davalı tarafça yapılan haksız itirazın iptali ile % 20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili dava dilekçesinde özetle; Davanın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 3.2.maddesi uyarınca davacı tarafın tercüme hizmetleri için çalıştırdığı tüm personellere ilişkin İş Kanunu vs. mevzuattan kaynaklı tüm yükümlülükleri yerine getirmekle mükellef olduğunu ancak davacının 29 personelinin müvekkili Hastane yönetimine başvurarak mart ayı maaşlarının davacı tarafça kendilerine ödenmediğini ve bu sebeple mağdur olduklarını ifade ederek çözüm üretilmesini talep ettiklerini, sözleşmenin 5.6 maddesi uyarınca davacı tarafın personellerinin maaşlarının, müvekkili şirket tarafından ödeme yapılmasını takip eden ilk iş günü içerisinde davacı tarafça ödenmesi gerektiğini, davacının işbu yükümlülüğe riayet etmeyerek kendi personellerinin mağduriyetlerine sebebiyet verdiğini, bu durum üzerine işçilerin mağduriyetinin giderilmesi amacıyla ve sözleşmenin 3.7.maddesi uyarınca müvekkil şirket tarafından davacı şirket personellerine mart ayı maaşlarını karşılayacak şekilde toplam 67.192,00 TL ve 3.380 EURO ödeme yapılarak ilgili madde uyarınca mahsup edildiğini, yapılan ödemeler neticesinde müvekkilinin davacı şirketten 2.139,06 TL ve 3.380 EURO tutarında alacaklı haline geldiğini, davacı tarafından işbu sözleşme hükmünün hatalı yorumlandığı iddia edilmiş ise de ilgili madde metninde kullanılan "ya da" kelimesinden açıkça anlaşıldığı üzere müvekkili şirket tarafından, davacı şirket personeline maaş ve sair işçilik alacaklarının ödenmesi kesinleşmiş yargı kararının olması şartına bağlanmadığı gibi davacı şirket personellerinin mağduriyetinin giderilmesi amacıyla yapılan ödemenin ...'nın objektif iyi niyet kuralı-dürüstlük kuralı çerçevesinde yorumlanması gerektiğini beyan ederek; müvekkili borçlu değil aksine alacaklı olduğu için davanın reddine karar verilmesini ve davacının %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir.
1-Mahkemenin 29/12/2020 tarihli kararı; "...Davacının kendi ticari defterlerinde davalı taraftan 67.270,50 TL alacaklı, davalının kendi defterlerine göre ise davacı taraftan 24.618,18 TL alacaklı olduğu müşahede edilmiştir. Bu noktada tarafların dökümü yapılan faturalar irdelenmelidir. Davacı tarafın kendi defterlerinde kayıtlı olup davalının ticari defterlerinde kayıtlı olmayan 31.03.2019 tarihli ve 22.473,38 TL tutarlı fatura, Davacı tarafın kendi defterlerinde kayıtlı olup davalının ticari defterlerinde kayıtlı olmayan 11.03.2019 tarihli ve 25.065,33 TL tutarlı EFT İle tahsil edilen bedel, Davalı tarafın kendi defterlerinde kayıtlı olup davacının ticari defterlerinde kayıtlı olmayan 31.12.2018 tarihli ve 4.479,20 TL tutarlı, 30.04.2019 tarihli ve 28.516,19 TL tutarlı, 30.04.2019 tarihli ve 36.536,66 TL tutarlı ve toplam 69.532,05 TL fatura olarak belirlenmiştir. Salt davacı yanın kayıtları nazara alınarak davacı tarafından ilgili dava dışı kuruma/makama karşı yerine getirilmesi gereken edimlerin bedelinin nihayetinde, dava yanlarının iç ilişkisi itibariyle, davalı tarafından üstlenildiği kabul edilerek davacının davadaki talebinin yerinde olduğu..." gerekçesiyle davanın kabulü ile davalının İstanbul 33 İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin talep gibi 67.270,47 TL üzerinden devamına, takip tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasına, davacı lehine icra inkar tazminatı hükmedilmesine karar verilmiştir.
2-Dairemizin 26/06/2024 tarihli kararı; "...Mahkemece bilirkişi heyetinden alınan 01/12/2020 tarihli ek raporda; taraflara ait ticari defterlerin usulüne uygun tutulduğu, davacı defterlerine göre davalıdan 67.270,50 TL alacaklı, davalının defterlerine göre ise davacı taraftan 24.618,18 TL alacaklı olduğu, taraf defterleri arasındaki farkın davacı tarafın kendi defterlerinde kayıtlı olup davalının ticari defterlerinde kayıtlı olmayan 31/03/2019 tarihli ve 22.473,38 TL tutarlı fatura, davacı tarafın kendi defterlerinde kayıtlı olup davalının ticari defterlerinde kayıtlı olmayan 11/03/2019 tarihli ve 25.065,33 TL tutarlı EFT ile tahsilat, davalı tarafın kendi defterlerinde kayıtlı olup davacının ticari defterlerinde kayıtlı olmayan 31/12/2018 tarihli ve 4.479,20 TL tutarlı, 30/04/2019 tarihli ve 28.516,19 TL tutarlı, 30/04/2019 tarihli ve 36.536,66 TL tutarlı ve toplam 69.532,05 TL faturadan kaynaklandığı, bu noktada dökümü yapılan fatura ve ödeme dekontlarını açıklamalı dilekçeleri ile sunmaları bilhassa davalı yanca davacı şirket çalışanlarına yapıldığı savlanan ödemelere ait banka dekontlarının dosyaya sunulması halinde yeniden inceleme yapılarak sonuca ulaşılacağı açıklanmıştır.Davacı defterlerinde kayıtlı olup davalı defterlerinde yer almayan 31/03/2019 tarihli ve 22.473,38 TL tutarlı fatura yönünden yukarıda yer verilen emsal kararlarda açıklandığı üzere ispat yükü davacı üzerindedir. Yine davalı tarafından davacı personellerine yapılan ödemeler yönünden ispat yükü ise davalı üzerindedir.Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 3.2.maddesi uyarınca, dava dışı işçilerin işçilik alacaklarından yüklenici sıfatıyla davacı şirket sorumludur. Sözleşmenin 3.7.maddesi gereği personelin kesinleşmiş yargı kararına dayanarak alacak talep etmesi ya da bu bedeli davalının ödemesi halinde ödemesi halinde davacının hakedişlerinden kesinti yapılabileceği, 5.6.maddesinde ise davacı tarafından personellere ödemelerin aylık olarak hangi tarihlerde yapılacağı hususları düzenlenmiştir. Bu durumda davacı şirket tarafından, personel ödemelerinin zamanında yapılmaması nedeniyle, davalı şirket tarafından yapılmasında sözleşmeye aykırı bir yön bulunmadığı gibi söz konusu ödemelerin davacı şirket tarafından yapılmaması ve davalı şirket tarafından yapılması halinde artık yapılan ödeme kadar davacı şirketin dava dışı işçilere olan borcundan kurtulacağı, bu durumda ise davalı şirket tarafından yapılan ödemenin davacı şirket alacağından mahsup edilmesi gerektiği açıktır.Davalı şirket tarafından dava dışı işçilere yapılan ödemelere ilişkin işçilerin imzasını taşıyan makbuzlar ibraz edilmiş olup ödemelerin personel maaşlarına tekabül edip etmediği, her bir personel yönünden davalı şirket tarafından yapılan ödemelerin, davacının sorumlu olduğu miktar nispetinde olup olmadığı hususlarının araştırılması gerekmektedir. Bu durumda mahkemece davalı şirket tarafından her bir personel yönünden sunulan makbuzlar ile davacı şirketteki personel kayıtları incelenerek, hak ettikleri ücret kadar davalı tarafından ödeme yapıldığının tespit edilmesi halinde davalının mahsup isteminin yerinde olacağı nazara alınıp, takibe konu alacak miktarının tamamının davacı şirket personellerine ödendiğinin tespit edilmesi halinde davacının alacak isteminin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi, davacının bakiye alacağının olduğunun tespiti halinde davalı defterlerinde kayıtlı olmayan fatura yönünden yukarıda yer verilen açıklamalar nazara alınarak inceleme ve değerlendirme yapılması gerekirken dosya kapsamına uygun düşmeyecek şekilde, hükme elverişli olmayan bilirkişi raporu esas alınarak davanın kabulü yönünde hüküm tesis edilmesi hatalıdır..." gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilmiştir.
3-Mahkemenin 11/11/2025 tarihli kararı; "...Mahkememizce kaldırma ilamına uyularak yargılamaya devam edilmiştir.Bilirkişi heyetinin düzenlediği 23/01/2025 tarihli 4 sayfadan ibaret raporunda özetle; Dava ve icra takip dosyası, dosyaya sunulan bilgi ve belgeler ile tarafların ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucu, açıklanan gerekçelerle yüce mahkemenin kabulü halinde, Tarafların ticari defterlerinin açılış ve kapanış noter tasdiklerinin eksiksiz, usulüne uygun ve birbirlerinin doğrulayan surette tutulduğundan sahibi lehine delil vasfına haiz olduğu, Davalı taraf dava konusu personele ve personelin ücret ödemelerine mütcallik olarak yeni bir bilgi ve belge sunmadığından, istinaf kararında işaret edilen denetimlerin dosyaya sunulu bilgi ve belgeler kapsamında sağlanmasının mümkün olmadığı, bu nedenle dosyaya sunulu mevcut bilgi ve belgeler kapsamında davacının dava konusu icra takibine konu ettiği alacak iddiasının ispata muhtaç olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.Bilirkişi heyetinin düzenlediği 21/05/2025 tarihli 5 sayfadan ibaret ek raporda özetle; Dava ve icra takip dosyası, dosyaya sunulan bilgi ve belgeler ile tarafların ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucu, açıklanan gerekçelerle yüce mahkemenin kabulü halinde, Tarafların ticari defterlerinin açılış ve kapanış noter tasdiklerinin eksiksiz, usulüne uygun ve birbirlerinin doğrulayan surette tutulduğundan sahibi lehine delil vasfına haiz olduğu, Davalı taraf dava konusu personele ve personelin ücret ödemelerine müteallik olarak yeni bir bilgi ve belge sunmadığından, istinaf kararında işaret edilen denetimlerin dosyaya sunulu bilgi ve belgeler kapsamında sağlanmasının mümkün olmadığı, bu nedenle dosyaya sunulu mevcut bilgi ve belgeler kapsamında davacının dava konusu icra takibine konu ettiği alacak iddiasının ispata muhtaç olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.Yasal dayanakları ortaya konularak yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, istinaf ilamında belirtilidiği üzere; Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 3.2.maddesi uyarınca, dava dışı işçilerin işçilik alacaklarından yüklenici sıfatıyla davacı şirket sorumludur. Sözleşmenin 3.7.maddesi gereği personelin kesinleşmiş yargı kararına dayanarak alacak talep etmesi ya da bu bedeli davalının ödemesi halinde ödemesi halinde davacının hakedişlerinden kesinti yapılabileceği, 5.6.maddesinde ise davacı tarafından personellere ödemelerin aylık olarak hangi tarihlerde yapılacağı hususları düzenlenmiştir. Bu durumda davacı şirket tarafından, personel ödemelerinin zamanında yapılmaması nedeniyle, davalı şirket tarafından yapılmasında sözleşmeye aykırı bir yön bulunmadığı gibi söz konusu ödemelerin davacı şirket tarafından yapılmaması ve davalı şirket tarafından yapılması halinde artık yapılan ödeme kadar davacı şirketin dava dışı işçilere olan borcundan kurtulacağı, bu durumda ise davalı şirket tarafından yapılan ödemenin davacı şirket alacağından mahsup edilmesi gerektiği açıktır.Davalı şirket tarafından dava dışı işçilere yapılan ödemelere ilişkin işçilerin imzasını taşıyan makbuzlar ibraz edilmiş olup ödemelerin personel maaşlarına tekabül edip etmediği, her bir personel yönünden davalı şirket tarafından yapılan ödemelerin, davacının sorumlu olduğu miktar nispetinde olup olmadığı hususlarının araştırılması gerekmektedir. Bu durumda mahkemece davalı şirket tarafından her bir personel yönünden sunulan makbuzlar ile davacı şirketteki personel kayıtları incelenerek, hak ettikleri ücret kadar davalı tarafından ödeme yapıldığının tespit edilmesi halinde davalının mahsup isteminin yerinde olacağı nazara alınıp, takibe konu alacak miktarının tamamının davacı şirket personellerine ödendiğinin tespit edilmesi halinde davacının alacak isteminin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi, davacının bakiye alacağının olduğunun tespiti halinde davalı defterlerinde kayıtlı olmayan fatura yönünden yukarıda yer verilen açıklamalar nazara alınarak inceleme ve değerlendirme yapılması gerektiği, mahkememizce bu yönde araştırma yapılması amacıyla dosyanın bilirkişiye tevdi edildiği, mahkememizce aldırılan bilirkişi raporu ile dava konusu personele ve personelin ücret ödemelerine ilişkin yeni bilgi ve belge sunulmadığından inceleme yapılamadığı, dava konusu icra takibine konu alacağın ispata muhtaç olduğunun tespit edildiği, istinaf ilamında da belirtildiği üzere davaya konu fatura yönünden ispat yükünün davacı üzerinde olduğu, taraflar arasındaki sözleşmeye göre de işçilik alacaklarından yüklenici sıfatıyla davacının sorumlu olduğu, davalının dava dışı işçilere makbuz karşılığı ödeme yaptığı ve bu ödemelerin mahsup edilmesi talebinin bulunduğu, bu yönde inceleme yapılabilmesi için davacının personel kayıtlarını ibrazının gerektiği, bu yönde davacıya ihtaratlı kesin süre verilmesine rağmen personel kayıtlarının sunulmadığı anlaşıldığından ispatlanmayan davanın reddine" karar verilmiştir.
Davacı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece 01/07/2025 tarihli duruşmada "Davacı vekiline davaya konu döneme ilişkin şirketteki personel kayıtlarını sunmak üzere 2 haftalık kesin süre verilmesine, kesin süre içerisinde kayıtlar sunulmadığı takdirde dava dışı işçilerin hak ettikleri ücret kadar davalı tarafından ödeme yapıldığının kabul edileceğinin ihtarına (ihtar yapıldı)" şeklinde ara karar kurulmuş ise de mahkemece davalının ücretlerini ödediğini iddia ettiği..., ... ve ... isimli personellerin belgelerinin istenilmesi gerektiğini kaldı ki bu belgelerin ...'dan celbedip dosyanın ek rapora gönderildiğini ve son ek raporda da bu 3 personelin maaşlarının hesaplandığını, buna rağmen mahkemenin red gerekçesinin hatalı olduğunu, davalı tarafından bir kısım personel ücreti mahsup edilmiş ise de sözleşmenin 3.7 maddesine göre işçi alacaklarının ancak kesinleşmiş bir yargı kararı olması halinde davalı tarafından ödenebileceğini, herhangi bir yargı kararı olmaksızın davalı tarafından bazı işçilerin maaşlarının ödendiği iddiasının ispat külfetinin davalı üzerinde olduğunu, müvekkili şirketin sigortalı çalışanlarının maaşlarının davalı tarafından bilinmediğini, iddia olunduğu üzere maaş ödemeleri yapıldıysa dahi hangi miktara göre maaş ödemesi yapıldığının belli olmadığını, davalı şirket iddia ettiği üzere maaşları ödediyse bunu ispatlaması gerektiğini, davalı tarafın ödediği maaşlara ilişkin dekont sunmadığını ancak 29 işçinin maaşını ödediği iddiasında olduğunu, ancak yalnızca 3 işçi için makbuz olarak dahi nitelendirilemeyecek sunduğunu, istinaf ilamında sadece bu 3 belge üzerinde inceleme yapılmasının istendiğini, davalının 3 personele ne kadar ödediğini yasal belgelerle ispatlayamadığını beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki "İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz" kuralı nazara alınmıştır.Dava, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için davacı şirket tarafından başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.İstanbul 33. İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyası ile; davacı tarafından cari hesap alacağından kaynaklanan 67.270,47 TL'nin tahsili istemiyle takip başlatılmış, davalı tarafça borca itiraz edilmesi sonucu dava İİK'nın 67.maddesi uyarınca yasal sürede açılmıştır.
Taraflar arasında 16/11/2018 tarihinde "Sözleşme" imzalanmıştır. Sözleşmede davacı "YÜKLENİCİ", davalı "İŞVEREN" olarak anılmaktadır. Sözleşmenin ilgili maddeleri aşağıdaki gibidir;
"2.Konusu; İşbu Sözleşme'nin konusu, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde İşverene ait Hastane, poliklinik, sağlık merkezi vs. ad altında faaliyet gösteren işyerlerinde çalışmak üzere tercüman, doktor, diş hekimi, yardımcı sağlık personeli veya diğer alanlardaki iş sözleşmede belirtilen şart ve koşullarda ihtiyaç duyulan personelin YÜKLENİCİ tarafından temini ve İŞVEREN nezdinde çalışmasının sağlanması hususunda tarafların hak ve yükümlülüklerinin iş bu sözleşme ile belirlenmesidir.
3.Hak Ve Yükümlülükler:
3.2. Yüklenici, görevlendireceği personelin 4857 sayılı İş Kanunu, 5510 sayılı Sosyal Güvenlik Kanunu, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve çalışma hayatına ilişkin sair mevzuattan doğan tüm yükümlülüklerinin doğrudan mubhatabıdır. Çalıştırdığı elemanların yürürlükteki mevzuat hükümleri kapsamında işvereni olan YÜKLENİCİ, işveren sıfatıyla eleman çalıştırmaktan dolayı mer'i kanunlar kapsamında bütün mali, hukuki, idari ve cezai sorumluluğun kendisine ait olduğunu ve İşveren'in bu konuda yükleniciye karşı hiçbir sorumluluğunun bulunmadığını kabul, beyan ve tanhhüt eder, İŞVEREN'in, bu sebeplerle yasalar gereği herhangi bir ödeme yapmak durumunda kalması ya da zarara uğraması halinde, ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte YÜKLENİCİ'ye rücu hakkı vardır.
3.7. Personelin ... primlerinden, maaş ödemesinden ve diğer işçilik alacağı taleplerinden İŞVEREN sorumlu değildir. Sözkonusu İŞVEREN YÜKLENİCİ tarafından temin edilen personelin kesinleşmiş yargı kararına dayanarak alacak talep etmesi ya da bu bedeli ödemesi halinde ödediği günden itibaren faizi ile birlik söz konusu ödediği bedeli YÜKLENİCİ'DEN talep edebilir. Varsa YÜKLENİCİ'NİN hakkedişlerinden kesinti yapabilir.
5.Hizmet Bedeli ve Ödeme;
5.1. İşveren tarafından Yüklenici'ye, işbu Sözleşme gereği tam zamanlı çalışacak kişilerin faturaları aşağıdaki formülleri neslinde kesilecektir üzerine KDV tevkifatlı olarak (9/10) eklenecektir.
5.5. Yükleniciye ödenecek aylık hizmet bedelleri, her ayın ilk 5 günü içinde İşveren tarafından Yüklenici'nin ... TR... Nolu hesabına yatırılacaktır.
5.6. Söz konusu personelin maaşlarının YÜKLENİCİ tarafından ödenmesi kendisine ödemenin yapıldığı tarih ayın 5'inden önce ise 5'ine, sonra ise ödemenin yapıldığı günün en geç ertesi gün içinde yapılacaktır. Söz konusu ödeme herhangi bir şarta bağlanamaz. Yüklenici ödenecek bedele göre her ay fatura keser." hükümlerine yer verilmiştir.Anılan sözleşme çerçeve sözleşme mahiyetindedir. Nitekim bu sözleşme konusu tercümanlık hizmetine ilişkin taraflar arasında ayrıca 01/12/2018 tarihli sözleşme imzalanmıştır.01/12/2018 tarihinde imzalanan "Tercüme Hizmetleri Sözleşmesi"nde davacı "YÜKLENİCİ", davalı "İŞVEREN" olarak anılmaktadır. Sözleşmenin ilgili maddeleri aşağıdaki gibidir;
"2. Konu; Sözleşmenin konusu İşveren tarafından "Yüklenici"ye tercüme edilmesi amacı ile verilen belgelerin istenen lisanda tercüme edilmesi ve bununla ilgili olarak tarafların yükümlülüklerinin belirlenmesidir.
4. Ücret; Taraflar her boşluksuz karakter için ...'l yer alan tabloya göre ücret ödenmesi hususunda anlaşmışlardır. Yapılan tercümelerin ücreti aylık olarak toplanacak ve fatura edilecektir. Fatura bedeli faturanın tebliğ veya teslim tarihinden itibaren 30 gün içinde yüklenici ... TR... hesaba yatırılacaktır." şeklindedir. Somut olayda ihtilaf; davacının takibe konu ettiği cari hesap alacağı talebi yönünden haklı olup olmadığı ve davacı şirket personellerinin bir kısım maaş ödemelerinin davacı şirket tarafından yapılmaması sebebiyle personellerin davalıya başvurması ve personellere ödemelerin davalı şirket tarafından yapılması karşısında, söz konusu ödemenin davacı alacaklarından mahsup edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.6102 sayılı TTK'nın 21/2 maddesinde "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır.Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı ilamında; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27/062003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. (Faturalar ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.) Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır... Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi (faturaları deftere kayıt öncesinde ya da sonrasında süresi geçtikten sonra itiraz ve iade etmiş olması) halinde alacaklının (hizmet vermiş olsun ya da olmasın) HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir.." şeklindedir. Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir.Mahsup, bir alacağın gerçek miktarının belirlenebilmesi amacıyla yapılan bir hesap işlemidir, itiraz niteliğinde olduğundan davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve savunmanın genişletilmesi yasağına tabi olmaz.Mahsup, bir alacağı doğuran olayla ilgili olarak alacaklının elde ettiği bazı menfaatlerin ya da borçlunun katlandığı bazı külfetlerin bu alacaktan indirilmesini ifade eder. Takastan farklı olarak, mahsupta iki ayrı alacak bulunmamaktadır. Yani mahsupta indirilecek olan değer, farklı bir alacak olmayıp aynı alacak üzerinden tenzil edilmesi gereken değerdir.Emsal nitelikte Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 16/11/2015 tarihli 2015/2802 E. 2015/5758 K. sayılı kararında; "...Takas, bir miktar para ya da konuları itibariyle aynı türden malı birbirine borçlu olan tarafların, borçların muaccel olması ve takas itirazının dermeyan edilmesi kaydıyla, az olan borcun çok olana nazaran sona erdirilmesi olarak tanımlanabilir... Mahsup ise, bir alacağı doğuran olayla ilgili olarak, alacaklının elde ettiği bazı menfaatlerin ya da borçlunun katlandığı bazı yükümlülüklerin alacaktan indirilmesidir. Mahsuplaşmada, takastan farklı olarak iki ayrı alacak bulunmamaktadır. Buna göre, alacak miktarından tenzil edilecek değer, karşı alacak olmayıp, gerçek alacağı bulmak üzere hesaplanan alacaktan indirilmesi gereken bir bedeldir. Bu nedenle, mahsupta hukuken karşılıklı alacaklılık ilişkisinden öte, alacağın gerçek miktarının tespiti için yapılan bir işlemin varlığı kabul edilmelidir. Mahsupta, doğmuş bir alacaktan söz edilemeyeceği için, mahsubun borcu sona erdiren bir neden olduğu da düşünülemez. Ayrıca, mahsup talebi hukuki niteliği itibariyle def'i olmayıp; itiraz niteliğinde olduğundan, savunmanın genişletilmesi yasağına tabi kabul edilmez. Bu yönüyle, Dairemizin 23.05.2012 Tarih, 2011/7271-3753 Esas ve Karar sayılı ilamında gösterildiği üzere, mahsubun yargılama devam ettiği sürece karşı tarafın muvafakatı olmaksızın ileri sürülmesi mümkündür.Dairemizin yerleşik uygulamalarında, aynı sözleşme ilişkisi nedeniyle taraflardan birinin katlandığı bazı yükümlülüklerin ya da elde ettiği bir kısım semerelerin diğer tarafın alacağından indirilmesi talebi, hukuki niteliği itibariyle, takas değil, "mahsuplaşma" olarak nitelendirilmektedir. (Emsal nitelikte karar olarak Dairemizin 26.11.2014 Tarih, 2014/857-6878 Esas ve Karar sayılı ilamı ile yine Dairemizin 28.02.2012 tarih, 2012/468-1180 Esas ve Karar sayılı ilamı) Somut olayda ileri sürüldüğü gibi, davacı taşeronun, sözleşmesine göre kendi yükümlülüğünde olan işçi primlerini ödemeyerek bu primleri yüklenicinin ödemek zorunda bırakıldığı yönündeki itirazının, maddi vakıa olarak yüklenicinin katlanmış olduğu mali yükümlülüğün taşeron alacağından tenzil edilmesi talebi niteliğinde olduğu, bu bakımdan; davalı savunmasının mahsuplaşma itirazı niteliğinde bulunduğu görülmektedir.Davalı tarafça, yargılama sırasında cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen belgeler ve daha sonra ibraz edilen belgelerle davacı taşeronun sigorta prim borçlarının ödendiği ileri sürüldüğünden, taşeronun işçilerinin sigorta prim ödemelerinin yüklenici tarafından yapıldığı savunması, hukuki niteliği itibariyle, aynı hukuki ilişkiden doğup, sözleşmelerin 13. maddeleri kapsamında taşeronun yüklenmiş olduğu bir edimin yüklenici tarafından yerine getirildiğinin iddia edilmiş olmasına göre, mahsup itirazı niteliğindedir." denilmiştir. Bu karara karşı ilk derece mahkemesi tarafından verilen direnme kararı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nda görüşülmüş;Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01/04/2019 tarihli 2017/15-2073 E. 2019/479 K. sayılı kararında; "Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “mahsup” konusunda açıklama yapılmasında yarar vardır.Mahsup, bir alacağı doğuran olayla ilgili olarak alacaklının elde ettiği bazı menfaatlerin ya da borçlunun katlandığı bazı külfetlerin bu alacaktan indirilmesini ifade eder. Örneğin bir malı sahibine iade ile yükümlü zilyedin o mal için yaptığı bazı masraflar, o maldan elde ettiği semerelerin bedeline mahsup edilir. Bunun gibi haksız fiilden zarar gören kimsenin bu fiilden elde ettiği bir menfaat olmuşsa, böyle bir menfaat uğranılan zarara mahsup edilir. Görüldüğü gibi bu olaylarda karşılıklı alacaklar bulunmamaktadır (Akman S./Burcuoğlu H./Altop A.: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 1013).Mahsup yenilik doğuran bir hakkın kullanılması olmayıp sadece alacağın gerçek miktarını belirlemek üzere yapılan bir işlemdir. Burada ayrı ve müstakil iki alacak bulunmamaktadır. Mahsup savunmasını, alacak miktarının indirilmesinde yararı olan herkes ileri sürebilir ve borcu sona erdiren durum olması nedeniyle hâkim tarafından resen nazara alınır......Davalı yüklenici vekili, yargılama aşamasında 24.06.2013 tarihinde bilirkişi raporuna karşı verdiği dilekçesinde, davacının çalıştırdığı işçilerin sigorta primlerini ödemesi gerektiği hâlde ödemediğinden davacı adına...’ya ödeme yapıldığını savunmuş, yine 11.10.2013 tarihli dilekçe ekinde davacı adına sigorta primlerinin ödendiğine ilişkin tahsilat makbuzları ile havale yapıldığına ilişkin dekontları sunmuştur.Davalı yüklenici tarafından davacının işçilerinin sigorta primlerinin ödendiği yönündeki savunması, yanlar arasında imzalanan sözleşmeler kapsamında davacı adına yapılan ödemelerin davacının alacağından indirilmesi yönünde mahsup savunması olup hâkim tarafından resen nazara alınması gerekmektedir." şeklinde karar verilmiştir.Davalı tarafından dosyaya ibraz edilen "para makbuzu" başlıklı belgelerle 29 davacı çalışanına imzaları karşılığında ödeme yapıldığı belirlenmiştir. Ödeme yapılan tutarların toplamı 67.192,00 TL ve 3.380 EURO'dur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde her ne kadar 3 personel yönünden inceleme yapılması gerektiğini ileri sürmüş ise de Dairemizin kaldırma kararında bu yönde bir sınırlama belirtilmemiş, dava dışı işçilere yapılan ödemelere ilişkin işçilerin imzasını taşıyan makbuzlar çerçevesinde mahsup talebinin incelenmesi gerektiğine işaret edilmiştir. Ayrıca kaldırma kararında her bir personel yönünden evrakların davacı tarafından ibrazının gerektiği açıklanmasına rağmen davacı taraf kayıtları ibraz ederek, söz konusu ödemelerin kendi personellerine ait olmadığını yada personellere ödenen tutar kadar borçlu olmadıklarını ispatlayamamıştır. Yukarıda da açıklandığı gibi davalı tarafından davacı personellerine yapılan ödeme mahsup niteliğinde olduğundan ve makbuzların / ödemelerin aksi davacı tarafça ispat edilemediğinden mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus bulunmadığından ayrıca kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı tarafın istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1-Davacı tarafın istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının Hazineye irat kaydına,
4-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davacıya ilk derece mahkemesince iadesine,
6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 7550 sayılı Yasa'nın 20.maddesi ile değişen 6100 sayılı HMK'nın Ek 1.maddesi ve HMK'nın 361/1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.08/04/2026