İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Ticari Şirket (Fesih İstemli)
Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Fesih İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
Davacı vekili 05.01.2026 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı ... Şirketi'nin (eski unvanı: ...) ortağı olduğunu, şirketin diğer ortağı ve müdürünün ... olduğunu, şirketin kuruluşundan bu yana hiçbir ticari faaliyette bulunmadığını ve hiçbir kâr elde etmediğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda şirketin ortaklık amacını gerçekleştiremediğini, ortaklık varlığının oluşmadığını, şirketin diğer ortağı ve müdürü ...'ın Bakü Ağır Ceza Mahkemeleri nezdinde görevi kötüye kullanma ve zimmet suçlamalarıyla 2021 yılından beri yargılanmakta olduğunu, 2021 yılından bu yana cezaevinde bulunduğunu ve açık haber kaynaklarından edinilen bilgilere göre 10 yıl hapis cezası ile cezalandırıldığını iddia etmiştir. Davacı vekili bu durumun ortaklar arasındaki güven ilişkisini sona erdirdiğini, müvekkilinin mali suçlarla itham edilen bir ortakla şirket faaliyetlerine başlamasının veya devam etmesinin kendisinden beklenemeyeceğin, şirket müdürü ...'ın uzun zamandır cezaevinde olması ve uzun süre cezaevinde kalacak olması nedeniyle şirketin idaresinin ve yönetiminin sekteye uğradığını, genel kurul ve diğer yönetimsel organların işlevsiz kaldığını ileri sürmüştür.
Davacı vekili, tüm bu haklı sebeplerin varlığı karşısında 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 636/3. maddesi uyarınca ...'nin feshine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı taraf delil olarak ticaret sicil gazetesi, İTO kayıtları, şirket ortağı ve müdürü ...'ın yargılamasına dair açık haber kaynaklarını, tanık, bilirkişi incelemesi ve yemin de dâhil olmak üzere ikamesi mümkün her türlü yasal delile dayanmıştır.
Dava dilekçesi davalı şirkete usulüne uygun olarak tebliğ edilmiştir. Davalı şirket, tebliğe rağmen süresi içinde cevap dilekçesi sunmamıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 128. maddesi uyarınca süresi içinde cevap dilekçesi verilmemesi hâlinde davalı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılır. Bu itibarla davalı, davacının ileri sürdüğü tüm vakıa iddialarını inkâr etmiş kabul edilmiştir.
Davalı şirket yargılamanın hiçbir aşamasında duruşmalara katılmamış, herhangi bir beyanda bulunmamış ve herhangi bir delil ibraz etmemiştir.
Dosya kapsamında toplanan ve incelenen deliller aşağıda özetlenmiştir.
Ticaret sicil kayıtları ve İstanbul Ticaret Odası kayıtları celp edilerek incelenmiştir. Bu kayıtlardan; davalı şirketin limited şirket olarak tescil edildiği, davacı ... ... ... ile ...'ın şirket ortakları olduğu, ...'ın aynı zamanda şirket müdürü olarak kayıtlı bulunduğu ve ticaret siciline yapılan en son tescilin 27 Mayıs 2019 tarihli olduğu, bu tarihten itibaren herhangi bir tescil işlemi gerçekleştirilmediği anlaşılmıştır.
Vergi dairesinden celp edilen 2020,2021,2022,2023 ve 2024 yıllarına ait kurumlar vergisi beyannameleri ve eki bilançolar incelenmiştir. Bu mali belgelerden; şirketin anılan beş yıllık dönemin tamamında zarar ettiği, hiçbir hesap döneminde kâr elde etmediği, dönem zararlarının 111.246,92 TL ile 21.449,32 TL arasında değiştiği, bilançolarda herhangi bir kâr veya kazanç kaleminin yer almadığı tespit edilmiştir.
Davacı tarafça, şirketin diğer ortağı ve müdürü ...'ın Azerbaycan'da yargılanmasına ilişkin kamuya açık haber kaynakları dosyaya sunulmuştur. Bu haber kaynaklarında, ...'ın ... ... ... şirketinin Azerbaycan temsilciliğinin direktörü olarak görev yaptığı dönemde 8 milyon manatın üzerinde şirket parasını zimmetine geçirmekle suçlandığı, ... Ağır Ceza Mahkemesi'nde 2021 yılından bu yana yargılandığı ve 10 yıl hapis cezasına çarptırıldığı yönünde bilgilere yer verildiği görülmüştür. Ancak bu hususa ilişkin olarak Azerbaycan makamlarından temin edilmiş resmî bir mahkûmiyet belgesi veya kesinleşmiş mahkeme ilamı dosyaya celp edilmiş değildir.
Davacı taraf delil listesinde tanık deliline de dayanmış olmakla birlikte, yargılama sürecinde tanık dinlenmesine gerek görülmemişir.
Yine davacı taraf bilirkişi incelemesi deliline de dayanmış olmakla birlikte, mahkememizce dosyadaki mevcut belgeler, ticaret sicil kayıtları ve vergi beyannameleri ile eki bilançoların yeterli ve açık olması nedeniyle ayrıca bilirkişi incelemesi yaptırılmasına gerek görülmemiş, şirketin mali durumuna ilişkin tespitler doğrudan bu belgeler üzerinden yapılmıştır.
Dava, davacı ... .'in, ortağı olduğu ... Enerji Rafineri ve İnşaat Limited Şirketi'nin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 636. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca haklı sebeplerle feshini talep ettiği bir davadır. Davacı, fesih talebini dört ayrı sebebe dayandırmış olup bunlar; şirketin kuruluşundan bu yana hiçbir faaliyet göstermemesi, ortaklık varlığının bulunmaması, diğer ortak ve müdür ...'ın yurt dışında zimmet ve görevi kötüye kullanma suçlarından yargılanarak cezaevinde bulunması nedeniyle ortaklar arası güven ilişkisinin sona ermesi ve şirket müdürünün cezaevinde olması sebebiyle şirketin yönetim ve idare yapısının işlevsiz hâle gelmesidir.
Uyuşmazlığın odağı, davacının ileri sürdüğü bu sebeplerin TTK m.636/3 anlamında şirketin feshini haklı kılacak nitelikte olup olmadığının ve fesih dışında duruma uygun alternatif bir çözümün bulunup bulunmadığının belirlenmesidir.
Davalı şirket süresi içinde cevap dilekçesi sunmamış ve yargılamanın hiçbir aşamasında duruşmalara katılmamış olduğundan, HMK m.128 gereği davacının ileri sürdüğü vakıaların tamamı inkâr edilmiş sayılmıştır. Bu nedenle tarafların üzerinde açıkça anlaştığı bir husus tespit edilememiştir. Bununla birlikte, ticaret sicil kayıtları resmî belge niteliğinde olup bunlarla sabit olan hususlar — davacının şirket ortağı olması, ...'ın şirketin diğer ortağı ve müdürü olması, şirketin limited şirket olarak ticaret sicilinde kayıtlı bulunması — nitelikleri itibarıyla çekişmesiz kabul edilmiştir.
Taraflar arasında çekişmeli kalan hususlar şunlardır: Şirketin kuruluşundan bu yana fiilen faaliyetsiz olup olmadığı; şirketin herhangi bir kâr elde edip etmediği ve ortaklık varlığının bulunup bulunmadığı; şirket müdürü ...'ın Azerbaycan'da zimmet ve görevi kötüye kullanma suçlarından yargılanıp yargılanmadığı ve cezaevinde bulunup bulunmadığı; bu durumun ortaklar arası güven ilişkisini sona erdirip erdirmediği; şirketin yönetim ve idare yapısının işlevini yitirip yitirmediği; ve nihayetinde tüm bu hususların TTK m.636/3 anlamında haklı sebep teşkil edip etmediği.
Yukarıda Iespiti yapılan deliller, çekişmeli vakıalar bakımından aşağıda tartışılmış ve değerlendirilmiştir.
Vergi dairesinden celp edilen 2020-2024 yıllarına ait kurumlar vergisi beyannameleri ve eki bilançolar, şirketin anılan dönemin tamamında zarar ettiğini, hiçbir hesap döneminde kâr elde etmediğini ve bilançolarda herhangi bir kâr veya kazanç kaleminin yer almadığını açık ve tartışmasız biçimde ortaya koymaktadır. Dönem zararlarının 11.246,92 TL'den 21.449,32 TL'ye doğru artmış ancak bu artış aktif bir ticari faaliyetin bulunmadığına ve mevcut zararların sabit giderlerden (muhasebe kayıt maliyetleri, harçlar ve benzeri kalemler) kaynaklandığına işaret etmektedir. Bilançolarda gelir getirici bir faaliyetin bulunmadığı açıktır. Buna ek olarak, ticaret siciline yapılan en son tescilin 27 Mayıs 2019 tarihli olması ve bu tarihten itibaren yaklaşık yedi yıl boyunca hiçbir tescil işleminin gerçekleştirilmemiş olması, şirketin ticari hayatta aktif bir varlık göstermediğine güçlü bir karine oluşturmaktadır. Şirketin ticaret sicilinde kayıtlı faaliyet konuları olan enerji, rafineri ve inşaat alanlarının hiçbirinde herhangi bir iş yürütülmediği, dosya kapsamındaki tüm belgelerden sabit görülmüştür. Davalı tarafça bu tespitlerin aksini gösteren herhangi bir delil sunulmadığı gibi, yargılamanın hiçbir aşamasında şirketin faaliyet gösterdiğine dair bir iddiada da bulunulmamıştır.
Ticaret sicil kayıtlarından, ...'ın davalı şirketin tek müdürü olarak kayıtlı bulunduğu anlaşılmaktadır.
Limited şirket ortaklığı, sermaye şirketleri içinde kişisel güven unsuruna (intuitus personae) en fazla yer veren ortaklık tipidir. Ortaklar arasındaki güven ilişkisi, ortaklığın devamının temel koşulunu oluşturur. Davacı tarafça dosyaya sunulan ve kamuya açık haber kaynaklarında yayımlanan haberlerde, şirketin diğer ortağı ve müdürü ...'ın Azerbaycan'da faaliyet gösteren bir şirketin 8 milyon manatın üzerindeki parasını zimmetine geçirmekle suçlandığı, Bakü ...Ceza Mahkemesi'nde yargılandığı ve 10 yıl hapis cezasına çarptırıldığı bilgilerine yer verilmiştir.
Bu noktada belirtmek gerekir ki, ...'ın cezai durumuna ilişkin Azerbaycan makamlarından temin edilmiş resmî bir mahkûmiyet belgesi dosyaya celp edilmiş değildir. Ancak mahkememizce, ortaklar arası güven ilişkisinin değerlendirilmesinde bu husus şu çerçevede ele alınmıştır: Güven ilişkisinin sona ermesi, salt objektif bir mahkûmiyet belgesinin varlığına bağlı olmayıp, ortağın sübjektif değerlendirmesiyle de oluşabilecek bir durumdur. Diğer ortak ve müdür hakkında, mali güven gerektiren nitelikteki zimmet ve görevi kötüye kullanma gibi ağır suçlamalarla ilgili haberlerin kamuya açık kaynaklarda yayınlanmış olması, bir limited şirket ortağının diğer ortağa duyması gereken güveni esaslı biçimde sarsmaya elverişli olgulardır. Bu haberlerin varlığı ve içeriği, davalı tarafça inkâr veya tekzip edilmemiştir. Davacının, hakkında bu nitelikte suçlamalar bulunan ve uzun süredir cezaevinde olan bir ortakla ticari faaliyete başlamasının veya ortaklığı sürdürmesinin kendisinden beklenemeyeceği, hayatın olağan akışına ve dürüstlük kuralına uygun bir değerlendirmedir. Bu itibarla, resmî mahkûmiyet belgesi celp edilmemiş olsa dahi, dosyaya sunulan kamuya açık haber kaynakları ve davalının bu haberlerin aksini kanıtlayacak herhangi bir delil sunmaması birlikte değerlendirildiğinde, ortaklar arası güven ilişkisinin sona erdiği sonucuna varılmıştır.
Dosya kapsamında toplanan deliller, tarafların iddia ve savunmaları ile yukarıda yapılan tartışma ve değerlendirmeler neticesinde aşağıdaki vakıalar sabit görülmüştür.
Davacı ..., davalı ... Enerji ...Limited Şirketi'nin ortağı olup TTK m.636/3 uyarınca dava açma ehliyetini haizdir. ..., şirketin diğer ortağı ve tek müdürüdür.
Şirket, kuruluşundan bu yana ticaret sicilinde kayıtlı faaliyet konuları olan enerji, rafineri ve inşaat alanlarının hiçbirinde aktif bir ticari faaliyet yürütmemiştir. 2020-2024 yılları arasında şirketin tüm hesap dönemlerinde zarar ettiği, hiçbir dönemde kâr elde etmediği, bilançolarda herhangi bir kâr veya kazanç kaleminin bulunmadığı, ticaret siciline son tescilin 27 Mayıs 2019 tarihinde yapıldığı ve bu tarihten itibaren herhangi bir tescil işlemi gerçekleştirilmediği sabittir.
Şirketin diğer ortağı ve müdürü ... hakkında, zimmet ve görevi kötüye kullanma gibi mali güveni doğrudan etkileyen ağır suçlamalara ilişkin haberlerin kamuya açık kaynaklarda yayınlanmış olması karşısında, davacı ortağın diğer ortağa ve şirket müdürüne duyması gereken güvenin esaslı biçimde sarsıldığı ve ortaklar arası güven ilişkisinin sona erdiği sabit görülmüştür.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 636. maddesinin üçüncü fıkrası, haklı sebeplerin varlığı hâlinde ortaklardan her birinin mahkemeden şirketin feshini isteyebileceğini düzenlemektedir. Aynı fıkranın ikinci cümlesinde ise mahkemeye, fesih yerine davacı ortağın payının gerçek değerinin ödenmesine ve şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen başka bir çözüme hükmetme yetkisi tanınmıştır.
Haklı sebep kavramı, ortaklığın devamını çekilmez hâle getiren, ortağın katlanmasının kendisinden beklenemeyeceği ağırlıktaki sebepleri ifade eder. Haklı sebebin varlığının tespitinde, her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmesi gerekmekle birlikte, doktrinde ve Yargıtay içtihatlarında şirketin sürekli faaliyetsizliği, ortaklar arasındaki güven ilişkisinin sarsılması, şirket yönetiminin kilitlenmesi ve şirket amacının gerçekleşmesinin imkânsız hâle gelmesi haklı sebep olarak kabul edilen durumlar arasında sayılmaktadır.
Somut olayda, yukarıda sabit görülen vakıalar birlikte değerlendirildiğinde, birden fazla haklı sebebin bir arada bulunduğu tespit edilmiştir. Şirketin kuruluşundan bu yana fiilen faaliyetsiz olması ve beş yıllık mali tablolarda hiçbir kâr kaleminin yer almaması, şirket amacının gerçekleşmesinin fiilen imkânsız hâle geldiğini göstermektedir. Diğer ortak ve müdür hakkında zimmet ve görevi kötüye kullanma gibi mali suçlara ilişkin haberlerin kamuya yansımış olması, ortaklar arası güven ilişkisini telafisi güç biçimde sarsmıştır. Bu iki haklı sebep, birbirinden bağımsız olmayıp birbiriyle bağlantılı ve birbirini besleyen niteliktedir.
TTK m.636/3'ün ikinci cümlesinde düzenlenen alternatif çözümler bakımından da değerlendirme yapılmıştır. Fesih, limited şirket hukukunda son çare (ultima ratio) olarak kabul edilmekte olup, mahkemece fesih yerine daha hafif bir çözümün uygulanıp uygulanamayacağının araştırılması gerekmektedir. Ancak somut olayda, şirketin herhangi bir aktif varlığı, geliri ve faaliyeti bulunmadığından davacı ortağın payının gerçek değerinin ödenmesi suretiyle şirketten çıkarılması fiilen uygulanabilir bir çözüm değildir. Şirketin mevcut durumunda canlandırılma imkânı bulunmamaktadır; zira şirketin tek müdürü uzun süreli cezaevinde olup, şirketin hiçbir dönemde faaliyet göstermemiş olması ve herhangi bir ticari altyapısının, müşteri portföyünün veya devam eden projesinin mevcut olmaması karşısında, fesih dışında duruma uygun düşen başka bir çözüm de tespit edilememiştir. Bu nedenlerle feshin son çare olarak uygulanmasının zorunlu hâle geldiği sonucuna varılmıştır.
Sonuç olarak, dosya kapsamında toplanan deliller ve yapılan değerlendirmeler ışığında, davacının iddialarını kanıtladığı, TTK m.636/3 anlamında haklı sebeplerin mevcut olduğu, alternatif çözümlerin somut olayın koşullarında uygulanabilir olmadığı anlaşıldığından davanın kabulü ile ... ... Şirketi'nin feshine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Gerekçesi yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere;
1-Davanın KABULÜ ile, davalı ...Ticaret Sicilinin ... noda kayıtlı ... ...'nin feshine ve tasfiyesine,
-Fesih ve tasfiyenin, bu kararın kesinleşmesinden itibaren geçerli olmasına,
-Tasfiye memuru olarak resen SMM ...'in atanmasına,
-TTK'nın 533. maddesi uyarınca tasfiye sonuna kadar şirketin unvanına "Tasfiye halinde"
ibaresinin eklenmesine,
-Tasfiye memuruna 120.000,00 TL ücret takdirine, ücretin sonuçta şirket tarafından karşılanmak üzere davacı tarafça ödendiğinde tasfiye memurunun görev başlamasına,
-Karar kesinleştikten sonra keyfiyetin tescil ve ilanına
2-Alınması gereken harç peşin alınmış olmakla, yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davacı tarafından yatırılan 732,00 TL peşin harç ve 732,00 TL başvurma harcı olmak üzere toplam 1.464,00 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
4-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. göre hesaplanan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
5-Davacı tarafından yapılan 452,90 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
6-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen taraflara iadesine,
Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere verilen karar alenen okunup usulen anlatıldı.09/04/2026