İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Ödünç Verme Sözleşmesinden Kaynaklanan)

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ...Anonim Şirketi ile ...Anonim Şirketi arasında tanzim olunan kredi sözleşmeleri ile dava dışı borçlu şirkete krediler kullandırılmış olduğunu, davalıların murisi ... ve davalı ... ile ...'nün de işbu kredi sözleşmelerinde müşterek müteselsil borçlu ve kefil konumunda olduğunu, davalı/borçluların sözleşmeden kaynaklanan borçlarını ifa etmemesi üzerine, kredi kullandıran banka tarafından kredi hesabı kat edildiğini, .... Noterliği'nin ...08.2000 tarih ve .... yevmiye numaralı ihtarnamesi davalılar murisi ...'ye ve ... ile ...'ye 08.08.2000 tarihinde tebliğ edilmiş olduğunu, alacağın tamamı muaccel hale geldiğini, 30.05.2013 tarihinde davalılar murisi ... ve davalılar ... ile ... hakkında davaya konu .. İcra Müdürlüğü'nün ... E. (Eski Esas: ... E.) sayılı dosyası ile genel haciz yoluyla takip başlatıldığını, davalılar murisi ... ve davalılar ... ile ...'ye usulüne uygun olarak ödeme emri tebliğ edilmiş olduğunu, borçluların haksız itirazları ile takibin durdurulmasına karar verildiğini, taraflarınca borçlu ...'nün 28.01.2019 tarihinde vefat ettiğinin öğrenilmiş olduğunu, Gaziantep 5. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2025/488 E. - 2025/506 K. Sayılı kararı ile murisin mirasçı-larının davalılar ..., ..., ... ve ... olduğunun tespit edildiğini, davalıların ve davalılar murisinin .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasına yapmış oldukları borca ve tüm ferilere yönelik itirazın iptali ile ile takibin asıl alacak, BSMV ve asıl alacağa yıllık %27,5 oranından az olmamak kaydı ile değişen oranlarda ticari temettüt faizinin iki katı faiz oranı uygulanmak suretiyle devamına, davalılar aleyhine alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ...vekili cevap dilekçesinde özetle; İtirazın iptali davasında davalının yerleşim yeri Gaziantep olduğundan yetkili yer mahkemesinin Gaziantep Mahkemeleri olduğunu, davanın açıkça hak düşürücü süre geçtikten sonra ikame edildiğini, dava konusu edilen alacağın zamanaşımına uğradığını, iddia edilen borç ilişkisine taraf olan şirketin tasfiye edilmiş olduğunu ve ticaret sicil kayıtlarının incelenmesi halinde şirketin pasif durumda bulunduğunun görüleceğinin bu kapsamda, tasfiye sürecinin tamamlanmış ve aktif olmayan bir şirketin borçlarının müvekkiline yüklenemeyeceğini, dolayısıyla davacı tarafın müvekkili aleyhine ileri sürdüğü alacak talebinin dayanaksız olduğunu, davaya konu genel kredi sözleşme sinin 2000 yılında imzalanmış olduğunu, aradan 25 yıl geçtiğini, yıllar sonra dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, alacak zamanaşımına uğramış olduğunu, Borçlar Kanunu m.146 uyarınca genel zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte, davacı tarafın iddiası doğrultusunda alacağın 2002 yılında TMSF’ye devredildiği ve bu nedenle 20 yıllık zaman-aşımı süresine tabi olduğu varsayılsa dahi, bu sürenin 2022 yılı itibariyle dolduğunu, dolayısıyla davanın açıldığı tarih itibariyle alacağın 20 yıllık zamanaşımı süresini de aştığını, borca, faize ve tüm fer’ilerine itirazlarının bulunmakta olduğunu, davanın usulden ve esastan reddi gerektiğini, davanın, yetki, hak düşürücü süre ve zamanaşımı itirazları doğrultusunda öncelikle usulden reddine, Mahkememiz aksi kanaatte ise davacının alacaklı sıfatını ve alacağın varlığını ispat edememesi ve talep edilen faiz ve fer’ilerin yasal ve sözleşmesel dayanağı bulunmadığından esastan reddine, davacının haksız ve kötü niyetli şekilde dava açması nedeniyle İİK m.67/2 uyarınca %20’den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı .... vekili cevap dilekçesinde özetle; İtirazın iptali davasında davalının yerleşim yeri Gaziantep olduğundan yetkili yer mahkemesinin Gaziantep Mahkemeleri olduğunu, davanın açıkça hak düşürücü süre geçtikten sonra ikame edildiğini, dava konusu edilen alacağın zamanaşımına uğradığını, iddia edilen borç ilişkisine taraf olan şirketin tasfiye edilmiş olduğunu ve ticaret sicil kayıtlarının incelenmesi halinde şirketin pasif durumda bulunduğunun görüleceğinin bu kapsamda, tasfiye sürecinin tamamlanmış ve aktif olmayan bir şirketin borçlarının müvekkiline yüklenemeyeceğini, dolayısıyla davacı tarafın müvekkili aleyhine ileri sürdüğü alacak talebinin dayanaksız olduğunu, davaya konu genel kredi sözleşmesinin 2000 yılında imzalanmış olduğunu, aradan 25 yıl geçtiğini, yıllar sonra dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, alacak zamanaşı-mına uğramış olduğunu, Borçlar Kanunu m.146 uyarınca genel zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte, davacı tarafın iddiası doğrultusunda alacağın 2002 yılında TMSF’ye devredildiği ve bu nedenle 20 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu varsayılsa dahi, bu sürenin 2022 yılı itibariyle dolduğunu, dolayısıyla davanın açıldığı tarih itibariyle alacağın 20 yıllık zamanaşımı süresini de aştığını, borca, faize ve tüm fer’ilerine itirazlarının bulunmakta olduğunu, davanın usulden ve esastan reddi gerektiğini, davanın, yetki, hak düşürücü süre ve zamanaşımı itirazları doğrultusunda öncelikle usulden reddine, Mahkememiz aksi kanaatte ise davacının alacaklı sıfatını ve alacağın varlığını ispat edememesi ve talep edilen faiz ve fer’ilerin yasal ve sözleşmesel dayanağı bulunmadığından esastan reddine, davacının haksız ve kötü niyetli şekilde dava açması nedeniyle İİK m.67/2 uyarınca %20’den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılma-sına karar verilmesini talep etmiştir.Davalılar ... ve ... tarafından yasal süresi içerisinde cevap dilekçesi sunulmadığı ve bu suretle iddiaların inkarı cihetine gidildiği anlaşılmıştır.

İlk Derece Mahkemesi 06/01/2026 tarih ve 2025/577 Esas - 2026/8 Karar sayılı kararında;" Somut olayda borcun dayanağını oluşturan genel kredi sözleşmesi 07/08/2000 tarihli olduğu, TBK’nın yürürlüğe girdiği 01/07/2012 tarihinden önce, 2010 yılında 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu ve 6101 sayılı yasanın 5/2 maddesinde ifade edilen 1 yıllık ek sürenin de 01/07/2013 tarihi itibariyle sona erdiği, eldeki davaya konu icra takibinin ise hak düşürücü sürenin geçmesinden sonra başlatıldığı anlaşılmakla 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu, davalı mirasçıların sorumluluğunun kaynağı olana kefalete ilişkin hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle, fon alacakları için uygulanan 20 yıllık zamanaşımı süresinin geçip geçmediğinin artık davalı kefilin sorumluluğuna bir etkisinin bulunmadığı anlaşılmıştır (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43.Hukuk Dairesi 10/07/2025 tarih 2025/275 Esas 2025/993 Karar). Şu durumda davalı olan kefiller yönünden takip tarihine kadar borcun hak düşürücü süreye uğradığı değerlendirilmiş, tüm mirasçılar yönünden davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiş ve takdire bağlı aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."gerekçesi ile,
''1-Davacı tarafından davalı mirasçılar aleyhine açılan davanın hak düşürücü süre nedeniyle REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince verilen kararda, davaya konu icra takibinin hak düşürücü sürenin geçmesinden sonra başlatıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, söz konusu kararın hem maddi vakıaların hatalı değerlendirilmesi hem de uygulanması gereken kanun hükümlerinin yanlış yorumlanması sebebiyle usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu; ayrıca kararın, kendi gerekçesi içerisinde dahi çelişki barındırmakta olup, bu yönüyle de hukuken denetlenebilirlik vasfını yitirdiğini, Taraflar arasında düzenlenen kredi sözleşmelerinin 2000 yılında akdedilmiş olup, davalılar murisi ... ile davalı ... ve ... sözleşmelerde müşterek müteselsil borçlu ve kefil sıfatıyla yer aldıklarını; borçluların edimlerini yerine getirmemesi üzerine kredi hesabı kat edildiğini, ..... Noterliği’nin 07.08.2000 tarihli ihtarnamesi ile borcun tamamı muaccel hale geldiğini ve bu ihtarın 08.08.2000 tarihinde kefillere tebliğ edildiğini, Davaya konu icra takibinin ise ...... İcra Müdürlüğü’nün ... E. (Eski ... E.) sayılı dosyası ile 30.05.2013 tarihinde başlatıldığını; 30.05.2013 tarihi itibariyle kefillere başvurulmuş olduğundan hukuken kefaletin sona erdiğinden söz edilebilmesinin mümkün olmadığını, 6098 sayılı TBK’nın 598/3. maddesi ile gerçek kişi kefaletleri bakımından ilk defa on yıllık hak düşürücü süre öngörülmüş olup, söz konusu düzenlemenin 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girdiğini; somut olayda kefalet sözleşmeleri 2000 yılında düzenlendiğinden, TBK yürürlüğe girdiği tarih itibariyle on yıllık sürenin dolmuş olduğu kabul edilse dahi, 6101 sayılı Yürürlük Kanunu’nun 5/2. maddesi uyarınca alacaklıya 01.07.2012 tarihinden itibaren 1 yıllık ek süre tanındığını,

İlk derece mahkemesinin de karar gerekçesinde, bir yıllık ek sürenin 01.07.2013 tarihinde sona erdiğini açıkça kabul etmesine rağmen, bu kabulüne rağmen 30.05.2013 tarihinde başlatılan icra takibini hak düşürücü süreden sonra yapılmış gibi değerlendir-diğini; bu durumun, kararın kendi içerisinde dahi açık bir çelişki barındırdığını göstermekte olduğunu; mahkemece kabul edilen bitiş tarihi olan 01.07.2013 tarihinden önce başlatılan bir takibin, hak düşürücü süreden sonra yapılmış sayılmasının hukuken ve mantı-ken mümkün olmadığını, Dolayısıyla mahkemenin, hem TBK ve Yürürlük Kanunu hükümlerini yanlış uyguladığını, hem de kendi kabul ettiği tarihlerle çelişen bir sonuca varmak suretiyle açık bir değerlendirme hatasına düştüğünü, Somut olayda icra takibinin 30.05.2013 tarihinde başlatılmış olması karşısında, takip tarihi itibariyle bir yıllık ek sürenin henüz dolmadığının tartışmasız olduğu-nu; bu açık hukuki gerçekliğe rağmen mahkemenin davayı sırf hak düşürücü süre gerekçesiyle reddetmesi, dosyanın esasına girilmeden hüküm kurulması sonucunu doğurmuş olup, bu durum adil yargılanma ilkesine ve usul ekonomisi ilkesine de açıkça aykırı olduğunu,Bu sebeplerle davanın esasına girilmesi suretiyle taraf iddia ve savunmalarının değerlendirilmesi gerekirken, hatalı hukuki nitelendirme ile davanın reddine karar verilmiş olmasının, istinaf incelemesi neticesinde düzeltilmesi gereken açık bir hukuk a aykırılık teşkil etmekte olduğunu, İleri sürerek, arz ve izah olunan nedenlerle; usul ve yasaya aykırı yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılmasına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; genel kredi ve kefalet sözleşmelerinden doğan kredi alacağının tahsili amacıyla müteselsil kefiller aleyhine başlatılan ilamsız takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın hak düşürücü sürenin dolması nedeniyle reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Dava konusu takip dosyası kapsamından; davacı tarafından, diğer borçlular ile birlikte davalıların murisi ... aleyhine 25/06/2013 tarihinde; işlemiş faizi ile birlikte toplam 45.516,61 TL alacağın tahsili amacıyla ilamsız takip başlatıldığı anlaşılmıştır. Takip dayanağı genel kredi sözleşmesinin dava dışı... şirketi ile imzalanan 20/10/1999 tarihli genel kredi sözleşmesi ile, bu sözleşmeye ek 21/01/2000 ve 21/02/2000 tarihli ek kredi sözleşmeleri oldukları, davalıların murisinin de tüm bu sözleşmelere kredi limitleri ile aynı limitle mütesel-sil kefil olduğu, temlik eden ...A.Ş. Tarafından kredi hesabının 07/08/2000 tarihinde kat edildiği ve kat ihtarının kredi lehdarı ve kefil-lere tebliğe çıkarıldığı, ...'ın TMSF'ye devri sonrası, alacağın TMSF tarfaından 13/03/2006 tarihli temlik sözleşmesi ile daha sonra davacı ile birleşen ... Şirketi'ne devredildiği anlaşılmıştır. 6098 sayılı TBK'nın 598. Maddesinde "Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar. Kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir. Kefalet süresi, en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklamasıyla, azamî on yıllık yeni bir dönem için uzatılabilir." hükmünün düzenlendiği, 6101 sayılı TBK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 5.maddesinde ise "Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işleme-ye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden başlayarak Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur. Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolmuşsa, hak sahip-leri Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak, bu ek süre, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamaz."şeklinde düzenlendiği, söz konusu hükümlere göre, kefaletteki 10 yıllık hak düşürücü süre ilk kez 6098 sayılı TBK'nın 598. maddesiyle getirilmiş olup, davaya konu genel kredi ve kefalet sözleşmesi ile ek kredi sözleşmelerinin tarihleri itibariyle 10 yıllık hak düşürücü sürenin, 6098 Sayılı TBK'nun yürürlük tarihinden önce dolduğu, bu durumda davacının bir yıllık ek süre içerisinde takip başlatabileceği, bir yıllık ek sürenin sona erdiği tarihin 01/07/2013 olduğu, dava konusu takibin bir yıllık ek süre dolmadan önce 25/06/2013 tarihinde başlatıldığı, takip tarihi itibariyle hak düşürücü sürenin dolmadığı anlaş-ılmıştır. Bu durumda mahkemece, diğer dava şartları ile def'i ve itirazlar yönünden inceleme yapıldıktan sonra işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Sonuç itibariyle; davacının istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a4 ve 353/1-a6 maddeleri uyarınca kaldırılmasına, dosyanın mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ./01/2026 tarih ve 2025/. Esas ve 2026/.Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a4-a6 maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,

2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,

3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine,

4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,

5-Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği İİK'nın 36/5 maddesi uyarınca icranın geri bırakılması için yatırılan teminatın talep halinde teminatı yatıran ilgili tarafa iadesine,

6-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine,

7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 09/04/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.