Tazminat (Ticari Ünvanın Kullanılmasından Kaynaklanan)

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ticari Ünvanın Kullanılmasından Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

Davacı vekilinin 07/01/2026 tarihli dava dilekçesinde özetle; Davacı müvekkil şirket ile davalı arasında 01.12.2022 tarihli "... Franchise Sözleşmesi" imzalandığını, sözleşme uyarınca davalı müvekkilin ticari markalarını, işletme sistemini, know-how ve iş modellerini kullanarak faaliyet göstermeyi taahhüt ettiğini, taraflar arasında akdedilen Franchise sözleşmenin 10.4 maddesi Royalty (Franchise Hizmet Bedeli) başlıklı maddesinde "İşbu sözleşme süresinde Franchise Alan, İşl. Açılışını takip eden ilk ay itibari ile Franchise Veren’e, İşletmede sağladığı KDV ve sponsorluk geliri hariç aylık KDV Hariç geliri üzerinden %5 (yüzde BEŞ) + KDV Royalty (Franchise Hizmet Bedeli) ödeyecektir." ile sözleşmenin 10.6 ödeme tarihleri başlıklı maddesi Royalty ödemeleri (10.4), her ayın hesaplanan bedeli, en geç ertesi ayın 5. (beşinci) gününe kadar yapılacağı" şeklinde hükmü mevcut olup, davalı aylık Royalty (Franchise Hizmet Bedeli) ödemekle yükümlü olduğunu, bu ödemenin her ayın 5’ine kadar yapılması zorunlu kılındığını, ancak davalı taraf, 2024 yılı Ocak ayından 2025 yılı Mayıs ayına kadar olan dönemde, kesilen faturaların hiçbirini sözleşmeye gereğince ödemediğini, bu husus taraflar arasındaki cari hesap, ticari defter ve kayıtlar incelendiğinde de görüleceğini, davacı müvekkilin markasının hukuka aykırı kullanımını önlemek amacıyla ihtiyati tedbir kararı verilmesini, davalının, müvekkile ait markaların, logoların ve tüm ticari unsurların kullanımı ile franchise sistemine ait her türlü uygulama ve tanıtım faaliyetlerini derhal durdurmasını, haksız rekabet fiilinin tespiti ve men’ine,
Markaya tecavüzün önlenmesine ve marka unsurlarının bulunduğu yerlerden kaldırılmasını, davalının bu faaliyetleri nedeniyle doğmuş olan zararların tazmini amacıyla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000 TL maddi tazminat ile 1.000.000,00 TL manevi tazminat tahsilini, davalının bu eylemlerini tekrar etmesinin önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir kararı verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; Davacı ... Tur. Gıda Tic. A.Ş. tarafından müvekkili ... San. Ve Tic. Ltd. Şti. aleyhine açılan işbu dava, taraflar arasındaki franchise sözleşmesinin feshi sonrasında ortaya çıktığı iddia edilen marka tecavüzü, haksız rekabetin tespiti ve tazminat taleplerine ilişkin olduğunu, ancak davanın açıldığı mahkeme olan Asliye Ticaret Mahkemesi, uyuşmazlığın niteliği ve davacı tarafın terditli talepleri dikkate alındığında görevsiz olduğunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) uyarınca görev kamu düzenine ilişkin bir dava şartı olup yargılamanın her aşamasında mahkemece resen gözetilmesi gereken bir husus olduğunu, davacı tarafın dava dilekçesinde açıkça "marka hakkına tecavüzün önlenmesi", "marka unsurlarının kaldırılması" ve "haksız rekabetin tespiti" taleplerinde bulunmuş olması, uyuşmazlığın çözüm yerinin ihtisas mahkemeleri olan Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri olduğunu şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koyduğunu, Türk hukuk sisteminde sınai mülkiyet haklarının korunması, bu hakların niteliği gereği teknik ve uzmanlık gerektiren bir alan olarak kabul edilmiş; bu nedenle 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) kapsamında doğan uyuşmazlıklar için ihtisas mahkemeleri kurulmuştur. SMK m. 156/1 hükmü uyarınca, "Bu Kanunda öngörülen davalarda görevli mahkeme, Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi ile Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi" olduğunu, davacı tarafın iddialarının odağında, müvekkil şirketin "..." markasını sözleşme feshinden sonra haksız şekilde kullanmaya devam ettiği tezi yer aldığını, bu durum, davanın temelinin bir marka hukuku uyuşmazlığı olduğunu gösterdiğini, davacı taraf, dilekçesinde 1.000 TL maddi tazminat (belirsiz alacak kapsamında) ve tam 1.000.000,00 TL manevi tazminat talep ettiğini, tazminat hukukunun temel prensipleriyle çeliştiği gibi, davacı tarafın bu davayı müvekkili ekonomik olarak çökertmek için bir araç olarak kullandığını gösterdiğini, maddi tazminat talebi yönünden davacı, uğradığı zararı somutlaştıramadığını, müvekkilin hangi eyleminin ne kadarlık bir ciro kaybına veya marka değerinde azalmaya yol açtığını delillendiremediğini, özellikle 1.000.000,00 TL gibi fahiş bir manevi tazminat talebi, zenginleşme yasağı ilkesine aykırı olduğunu, manevi tazminat bir tarafın kişilik haklarının, ticari itibarının veya şeref ve haysiyetinin ağır bir saldırıya uğraması durumunda, uğranılan manevi çöküntünün telafisi amacıyla takdir edileceğini, somut olayda ise davacı ...A.Ş., Türkiye çapında onlarca şubesi olan devasa bir yapıdır. Müvekkil ...’nın bir şubesinde geçici tedarik aksaklıkları nedeniyle ikame ürün kullanması veya royalty ödemelerinde (haksız fesihten kaynaklanan mahsuplaşma hakları saklı kalmak kaydıyla) yaşanan gecikmelerin, davacı şirketin "ticari itibarını" 1 Milyon TL değerinde zedelediğini iddia etmek, hayatın olağan akışına ve ticari gerçekliğe aykırı olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte, gerçek anlamda bir ihlalin varlığı halinde dahi mahkemelerce takdir edilen manevi tazminat miktarları, sembolik ve zenginleşmeye yol açmayacak seviyelerde olduğunu, davacının talep ettiği 1.000.000,00 TL, bir tazminat talebi değil, açıkça müvekkili şirketin malvarlığına yönelik haksız bir el koyma girişimi olduğunu, dava konusu uyuşmazlığın 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu kapsamında marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet iddialarını içermesi sebebiyle mutlak görevli mahkemenin Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi olduğu sabit olduğunu, işbu davanın Görevsizliğine, hmk m. 114/1-c ve m. 115/2 uyarınca göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine ve karar kesinleştiğinde dosyanın görevli ve yetkili İstanbul Nöbetçi Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesini,
davacı tarafın müvekkili şirketin ticari faaliyetlerini durdurmaya ve marka kullanımını engellemeye yönelik telafisi imkansız zararlar doğuracak olan ihtiyati tedbir talebinin reddini,davacının haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olan davasının tüm talepler yönünden esastan reddine,davacı tarafın sebepsiz zenginleşme teşkil eden, fahiş ve mesnetsiz maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddini,yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına

karar verilmesini talep etmiştir.

Yapılan yargılama, toplanılan deliller ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; dava, taraflar arasındaki franchise sözleşmesinin feshinden sonra davalının marka ve ticari sistemi izinsiz kullanmaya devam etmesi nedeniyle haksız rekabetin tespiti ve marka hakkına tecavüz nedeniyle maddi ve manevi tazminat davasıdır.
HMK.nun 1. Maddesine göre, göreve ilişkin kurallar kamu düzeninde olup, aynı yasanın 114/1-c bendi uyarınca dava şartı olan bu husus, HMK.nun 115/1 maddesi gereğince mahkemece davanın her aşamasında kendiliğinden araştırılır.
Bir uyuşmazlığın, Ticaret Mahkemelerinde görülebilmesi için mutlak veya nispi ticari dava olması gerekir. Hangi davaların ticari dava olması gerektiği ise TTK. 4, 5/2 ve özel kanunlarda düzenlenmiştir. Bir davanın mutlak ticari dava sayılabilmesi için TTK 4. maddesinde sayılan davalardan olması, nispi ticari dava sayılabilmesi için de davanın her iki tarafının tacir olması ayrıca dava konusu uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekmektedir.
556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 71. maddesinde "Bu Kanun Hükmünde Kararnamede öngörülen davalarda, görevli mahkeme ihtisas mahkemeleridir." hükmü getirilmiştir.
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi’nin 2015/14881 E, 2016/1833 K ile yine aynı dairenin 2016/10577 E, 2016/10530 K sayılı kararlarında tescilli markalara ilişkin davaların 556 sayılı KHK 71. madde uyarınca ihtisas mahkemelerinde görülmesinin gerektiği belirtilmiş olup, dava konusu talebin marka hakkına bağlı talepler olması, haksız rekabetin tespiti ve marka hakkına tecavüz nedeni ile tazminat taleplerinin fesihten sonraki sürece ilişkin olması nedeni ile Mahkememizin görevli olmadığı tespit edilerek 556 sayılı KHK'nın 63. madde uyarınca Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin görevli olduğu değerlendirilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekmiştir.

Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;.
1-)Mahkemenin görevine ilişkin dava şartı noksanlığı bulunduğundan Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, davanın HMK 114/1-c ve 115/2.maddeleri uyarınca görev yönünden USULDEN REDDİNE,
2-)HMK'nın 20. Maddesi uyarınca; bu karar verildiği anda kesin ise kararın tebliği tarihinden, karara karşı süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşir ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulursa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde taraflardan biri veya ikisi mahkememize başvurarak, dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmesi halinde dosyanın görevli olan İSTANBUL NÖBETÇİ FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ'NE gönderilmesine, aksi takdirde mahkememizce dosya üzerinden re'sen davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesine,
3-)Harç, yargılama gideri ve gider avansının görevli mahkemece değerlendirilmesine,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 345. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize sunulacak yahut mahkememize gönderilmek üzere bir başka mahkemeye verilecek bir dilekçe ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 09/04/2026