Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;

GEREĞİDÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'nin İsveç menşeli uluslararası bir şirket olup, uzun yıllardır, deniz ürünlerinin satış ve pazarlaması faaliyetlerini gerçekleştiren sektöründe lider bir firma olduğunu, ülkemiz dâhil olmak üzere, dünyanın her yerinde ticari ilişkide bulunduğu iş birlik firmaları sayesinde deniz ürünleri pazarlayan bir firma olduğunu, gerçek hak sahibi olduğu ve aynı zamanda ticaret unvanını oluşturan ... markasının 28.05.1982 başvuru tarihi ve ... sayı ile... nezdinde tescilli olduğunu, ayrıca 1996 yılında tescil edilen ... ibareli ... "..." ... alan adının müvekkiline ait olduğunu, müvekkili markasının sektöründe Paris sözleşmesi anlamında “tanınmış marka ” statüsünde olduğunu, davalının müvekkilinin hak sahibi olduğu ve tanınmış hale getirdiği ... ibaresini, aralarındaki ticari ilişkiye rağmen, açıkça kötü niyetli olarak kendi adına marka olarak tescil ettirdiğini, davalının dava konusu ... markasını Türkiye’de adına tescil ettirmesinin aynı zamanda Ticaret Kanunu çerçevesinde de haksız rekabet teşkil ettiğini, müvekkilinin dünya çapında faaliyet gösterdiğini, üreticiler dâhil çeşitli firmalardan deniz ürünlerini tedarik ederek, bunların dünya çapında satış ve pazarlamasını yaptığını, davalının ise müvekkilinin Türkiye’de ticari iş ilişkisinde olduğu ve ürün (kerevit) tedarik ettiği yerel bir firma olduğunu,tarafların aynı sektörde faaliyet göstermeleri nedeni ile doğrudan ticari iş ilişkisi içerisinde olduklarını, davalı ve öncesinde davalının aile şirketinin müvekkiline fason üretim yaptığını, davalı şirket ortaklarının önceki aile şirketi ... üzerinden müvekkili ... ile “...” markalı ürünlerin fason üretimi için ticarete başladıklarını sonradan davalı ... şirketi ile de bu ticaretin devam ettiğini, diğer yandan davalı şirketin tek ortağı... tarafından kurulan... şirketi üzerine 16 Eylül 2010 tarihinde “...” markasının tescili için başvurulduğunu ve dava konusu ... markasının ilk kez ...’nin ana hissedarı olduğu ... firması adına tescil edildiğini,... firmasının daha sonra 2016 yılı sonunda tasfiyeye girdiğini ve bu dönemde markanın, yine ...’ye ait davalı ... firmasına devredildiğini, davalı ... firmasının, ortakları üzerinden, gerçekte müvekkiline ait olan, ... markasını, onunla ticaret yaparken ve onun adına iş yaparken, kendi adlarına tescil ettirdiklerini, müvekkilinin üzerinde gerçek hak sahipliği olan “...” markasının TÜRK PATENT nezdinde başka bir firma adına tescil edilmesine hiçbir şekil ve surette izni olmadığını, taraflar arası ticari ilişkiden de anlaşılacağı gibi davalı adına tescilli ... markasının müvekkilinin gerçek hak sahibi olduğu ve Türkiye dışında tescilli ... markasıyla aynı olduğunu, keza markaların kapsamında yer alan mal ve hizmetlerin aynı veya benzer-ilintili ve bağlantılı olduğunu, davalı ... firması adına tescilli dava konusu ... markasının Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde 29,30 ve 31. Sınıfa ait mallar bakımından tescilli olduğunu, müvekkili şirketin ise ... ibareli markasını davalı yanın marka başvurusundan çok önce tescil ettirerek uluslararası kurumlar nezdinde koruma altına aldığını, müvekkilinin ... kelime markasının ilk kez... nezdinde ilk olarak 1982 yılında ... sayı ile 29. Sınıfta tescil edildiğini, taraf markalarının kullanım alanları ve tüketici kitlelerinin aynı olduğunu, dolayısıyla, müvekkilinin markası ile arasında bir illiyet bağı algısı yaratarak, kötü niyetli şekilde tescil edildiğini beyanla; öncelikle, dava konusu ... numaralı "..." markasının 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunun 10. maddesi gereği müvekkilİ şirkete devrine; Mahkeme nezdinde 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunun 10. Maddesinde belirtilen şartların gerçekleştiği kanaatinin oluşmaması halinde; dava konusu ... tescil sayılı “...” markasının, markalar arası aynılık, iltibas ihtimali, müvekkilin gerçek hak sahipliği ve müvekkil markasının tanınmışlığından faydalanmak amacıyla kötü niyetle tescil ettirilmiş olması nedenleri ile müvekkiline devredilmesine, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde dava konusu markanın tümüyle hükümsüz kılınmasına ve sicilinden terkinine, dava sırasında hak kayıplarına neden olacağı dikkate alınarak, davalıya ait ... tescil sayılı "..." markasından kaynaklanan hakların müvekkile ve 3. kişilere karşı ileri sürülebilmesinin, teminatsız ya da uygun görülecek teminat karşılığında, dava sonuna kadar durdurulması zımnında İhtiyati Tedbir Kararı verilmesini talep ve dava ettiği anlaşılmıştır.Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ... firmasının Dünyanın pek çok ülkesine su ürünleri ihraç ettiğini, kerevit ve karidesin yanında tatlı su istakozu ve alabalık gibi başkaca su ürünleri sektöründe de faaliyet gösterdiğini, kurulduğu yıldan günümüze ihracat hacmini sürekli artırarak ülke ekonomisine her yıl milyonlarca dolar döviz girdisi sağlayan sektöründe lider, uluslararası bir firma olduğunu, İspanya, İsveç, ABD, Rusya, Moldova, İsrail, Irak,Yunanistan, Fransa, İtalya ve İrlanda gibi ülkelere ihracat yapmakta ve uluslararası fuarlarda ülkemizi temsil ettiğini, müvekkili firmanın gıda güvenliğine, ürün kalitesine ve tazeliğine büyük önem verdiğini, gıda sektöründeki son yenilikleri takip ettiğini ve dondurma işlemlerinde nitrojen kullanarak üretimde gıda güvenliği alanında AB standartlarını yakaladığını 22000 gıda güvenliği sertifikalı tesislerinde üretim yaptığını, bu bağlamda müvekkilinin ..., kerevit üretiminde Türkiye’nin tek ... Sertifikası almış işletme tesisine sahip olduğunu, müvekkilinin Türkiye İhracatçılar Meclisi Meclis üyeliği ve İstanbul İhracatçı Birlikler Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller Yönetim Kurulu üyeliği düzeyinde 17 yıldır temsil ettiğini, dava dilekçesinde iddia edilenin aksine müvekkili firmanın varlık amacının davacı şirkete ürün üretmekten ibaret olmadığını, kendi hükmi şahsiyeti olup, ne yerli ne de yabancı başkaca bir kişi veya kuruluşa bağlı olmadığını, müvekkilinin bir Anonim Şirket olduğunu, davacı ...'nin ise, İsveç’te sadece bir ofisi olan, 3-4 kişinin çalıştığı, sadece yerel markette sipariş üzerine su ürünü ithal ederek satış yapan yerel bir firma olduğunu, davacının deposu, dağıtım ağı, fabrikası, üretim tesisi vb. olmadığını, bir ofis şirketi niteliğinde olduğunu, davacının ... markasının sadece İsveç’te tescilli olduğunu, ... markasının başka ülkelerde farklı firmalar adına tescilli olduğunu, Türkiye’de ise müvekkili ... adına tescilli olduğunu, Türkiye'de tescilli olmayan markalara tanınmış marka koruması sağlanabilmesi için, söz konusu markanın, davalının marka başvuru tarihinden önce Türkiye'de ilgili sektörde tanınmış marka olduğunun dosyaya davacı tarafça sunulan objektif delillerle ispat edilmesi gerektiğini, söz konusu delillerin tanınmış marka iddiasında bulunan tarafın, itiraz ettiği başvuru markasının başvuru tarihinden önce, markayı ülke içinde her hangi bir tanıtım faaliyetinin bulunup bulunmadığını, taraflar arasındaki ticari ilişkinin uzunca bir geçmişi olduğunu, bu ilişkide müvekkil ... firmasının, davacı firmaya kerevit tedarik ederek satışını yaptığını, taraflar arasında 2011-2013 yıllarında konsorsiyum adı altında bir anlaşma da yapıldığını, bu anlaşmaya göre müvekkili firmanın İsveç pazarında davacı firmanın yanında ... firmasına da kerevit satacak ve satıştan elde edilecek gelirden davacı firmaya pay vereceğini, rekabeti bozucu nitelikteki söz konusu sözleşmenin üç yıllığına yapıldığını, bununla birlikte taraflar arasında kerevit alış-verişinin müvekkilinin kuruluş tarihi olan 2000 yılında başladığını ve 2020 yılına kadar sürdüğünü, Davacının, taraflar arasındaki ilişkiyi ticari temsilci olarak nitelediğini, bunun için de taraflar arasında akdedilen 1 Temmuz 2011 tarihli konsorsiyum sözleşmesini gösterdiğini, taraflar arasında bir işbirliği protokolü imzalandığını, bu işbirliğinin konusunun da taraflar arasındaki alım-satım ilişkisi olduğunu, sözleşmenin müvekkilini İsveç’e ve sadece bu ülkeyle sınırlı olarak yapacağı satışa (rekabete aykırı bir şekilde) kısıtlama getirdiğini ve ... firmasından elde edilecek gelirin yarısını da davacı firmaya vermekle yükümlü kılındığını, o tarihlerde tarafların edimlerini ifa ettiklerini ve sözleşmenin de sona erdiğini, müvekkiline ait ... no.lu tescilli markanın ticari temsilci veya ticari vekil markası olmadığını, çünkü taraflar arasında ticari vekillik veya ticari temsilcilik ilişki kurulmadığını, söz konusu markayı, müvekkilinin 2010 yılında kendi adına tescil ettirdiğini, şahsına ait bir marka olduğunu, davacının gerçek hak sahibi olmadığını, davacının markasını sadece İsveç’te tescil ettirdiğini ve kullandığını,Türkiye’de markasını tescil ettirmediği gibi hiçbir kullanımının da bulunmadığını, müvekkilinin markayı 2010 yılında tescil ettirdiğini ve kullandığını, müvekkilinin markayı tescil yoluyla elde ettiğini, sonraki yıllarda da tescilli hakkından doğan haklarını kullandığını, davacının Türkiye’de marka üzerinde hiçbir hakkı bulunmadığını, müvekkili ... firmasının kurulduğu 2000 yılından bu seneye (2020) kadar davacı firmaya 20 yıl boyunca kerevit satışı yaptığını, taraflar arasındaki ticari ilişkinin bu kadar eskiye dayandığını, müvekkilinin markasının 2010 yılında tescil edildiğini, yani müvekkilinin markasının tescilinin üzerinden on yıl geçtiğini, marka sicilinin herkese açık olduğunu, kaldı ki taraflar arasındaki ticari ilişki nedeni ile müvekkilinin markasından karşı tarafın zaten haberdar olduğunu, markanın tescilinden itibaren 5 yıl geçince artık gerçek marka sahibinin, tescil sahibine karşı hak iddia edemeyeceğini, markasının devrini ya da hükümsüzlüğünü talep edemeyeceğinden bahisle davanın reddine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır.

İstanbul 2. Fikrî Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 26/10/2021 tarihli 2020/303 Esas 2021/328 K sayılı kararıyla; davalının dava konusu markayı kötüniyetli tescil ettirdiği gerekçesiyle; davalı adına tescilli ... tescil numaralı ... ibareli markanın 6769 sayılı SMK'nın 6/9 ve 25/1-6 bendleri uyarınca hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiştir.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının SMK m. 6/3 kapsamında Türkiye’de markanın gerçek hak sahibi olmadığının tespit edildiğini, kötü niyet gerekçesiyle müvekkili markasının hükümsüz kılınmasının hukuka aykırı olduğunu, davacı yanın, ... markasını sadece İsveç’te tescil ettirdiğini ve kullandığını, Türkiye’de markasını tescil ettirmediği gibi hiçbir kullanımı da olmadığını, davacının, dava konusu markayı müvekkilinden önce kullanarak, Türkiye’de maruf hale getirip getirmediği teknik bilirkişiler vasıtası ile incelendiğini ve davacının söz konusu markayı Türkiye’de kullanmadığının açıkça tespit edildiğini, ancak dava konusu markanın tescilinden önce taraflar arasında ticari ilişki olması ve müvekkili tarafından davacının yurtdışındaki ... markasından haberdar olması gerekçesiyle müvekkilinin kötü niyetli bir tescil yaptığına karar vererek, markasını hükümsüz kılındığını, gerekçenin aksine bir başvuru
sahibinin markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerekmesi hali Türk içtihadında kötü niyet gerekçesi sayılmadığını, Yerel mahkemenin hiç bir somut delil veya kötü niyete karine teşkil edecek davranış emaresi olmamasına rağmen, müvekkilinin ... markasını Türkiye’de 10 sene önce tescil ettirmiş ve marka işlevine uygun olarak kullanıyor olmasına rağmen, sadece Müvekkilinin ... markasının yurt dışında tescilli olduğunu biliyor ve/veya bilebilecek durumda olması sebebiyle kötü niyetli olduğuna karar verdiğini, 02.03.2021 tarihli 11. HD., E. 2020/1842 K. 2021/1878 sayılı kararının da bu yönde olduğunu, davacının yurtdışındaki tescillerinden ve markasından davalının haberdar olması sebebiyle davalının KHK mad. 35 gereği kötü niyetli olduğu ifade edilmişse de ülkesellik ilkesi gereği sırf yurtdışındaki markadan haberdar olmanın kötü niyet olarak kabul edilemeyeceğini, müvekkilinin ... markasını tescil ettirmesinin tek nedeni bu markayı fonksiyonlarına uygun bir şekilde kullanmak olduğunu, yıllar içerisinde de bu markayı fonksiyonlarına uygun bir şekilde kullanmaya devam ettiğini, müvekkilinin SMK mad. 6/9 kapsamında kötü niyetli kabul edilebilmesi için markayı fonksiyonlarına uygun bir şekilde kullanma amacı dışında münhasır bir hak elde etmek için ya da şantaj, marka ticareti, marka yedeklemesi vb. sebeplerle markayı tescil ettirmesi gerektiğini,Davacının ... markasının sadece İsveç’te tescilli olduğunu, ... markası başka ülkelerde farklı firmalar adına tescilli olup, Türkiye’de ise müvekkili adına tescilli olduğunu, bir marka hangi ülke(ler)de tescil edilirse sadece o ülke(ler)de marka hakkı kazanılacağını, Davacı firmanın ... Markasının İsveç dışında, başka ülkelerde de sahibi olabilmesi için ilgili ülkelerde tescil almış olması veya kullanım yoluyla gerçek hak sahibi olduğunu kanıtlamış olması gerektiğini, Davacı yan ise Türkiye’de anılan markayla ilgili kendi adına herhangi bir marka tescili olmadığı gibi kullanım yoluyla marka üzerinde gerçek hak sahibi olduğunu da kanıtlayamadığını, marka hukukunda ülkesellik ilkesinin geçerli olduğunu,Davacı firmanın, sadece İsveç’te tescil ettirdiği markasını yine sadece anılan ülkede kullandığını, diğer ülkelerde ise markanın başka sahipleri olduğunu,
-... kelimesinin, bir karides türünün genel (Latince) adı olduğunu, ... markası, Dünya’nın birçok ülkesinde, özellikle su ürünleri faaliyeti gösteren firmaların yaygın olarak kullandığı bir marka ve farklı ülkelerde farklı sahipleri olan bir marka olduğunu,Müvekkilinin ... ibaresini ilk kez davacıdan öğrendiğini varsayımının da bu sebeple temelsiz olduğunu, müvekkilinin, markasını 2010 yılında tescil ettirdiğini, on yılı aşkın süredir markasını da yoğun olarak kullandığını, Davacının ise, Türkiye’de markayı hiç kullanmadığını, müvekkilinin asıl amacının davacıyı engellemek değil, markayı fonksiyonlarına uygun kullanmak olduğunu, Davacı tarafın kendisine şantaj yapıldığını, müvekkilinin asıl amacının kendisinin Türkiye’de tescil almasının engellenmesi olduğunu ispat eder tek bir delil bile dosyaya sunamadığını, Davacının asıl amacının, müvekkilinin Türkiye’de yatırım yaparak, sektörde önemli bir yere getirdiği markaya hiçbir yatırım yapmadan sahip olmak olduğunu, Yargıtay’a göre, yurt dışında tescili olan kişinin, markayı Türkiye’de tescil ettirmemesi ve yine Türk pazarında markaya yatırım yaparak maruf hale getirmemesi durumunda, ilgili marka Türk piyasasında terk edilmiş demek olduğunu,Yargıtay içtihadına göre burada bir kişinin kötü niyetli kabul edilmesi için o kişinin özellikle ve bilerek yurtdışındaki firmanın Türkiye’ye girişini engellemek ve bunun üzerinden haksız kazanç elde etmek (marka avcılığı ve şantaj yapmak gibi) amacı ile hareket etmesi gerektiğini, Yargıtay kararlarında da tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak ya da gerçekte kullanmayıp yedekleme yapmak, marka ticareti yapmak, şantaj yapmak kötüniyet göstergesi olduğunu, Müvekkilinin, ... markasını amacına uygun olarak kullanarak, bu markanın Türkiye pazarında tanınmasını sağladığını ve Türk piyasasında bu markayı büyüttüğünü, taraflar arasında uzun yıllar devam eden ticari ilişki sebebiyle müvekkili şirketin ne kadar davacının İsveç’te tescilli markasını biliyor ve/veya bilmesi gerekiyor ise davacı şirketin de o kadar müvekkili şirketin Türkiye’de 10 yıldır tescilli olan markasını biliyor ve/veya bilmesi gerektiğini,Davacının yaklaşık 10 sene boyunca müvekkili tesciline ve kullanımına ses çıkarmadığını ve müvekkilinin ... markasına yatırım yapmasına izin verdiğini, taraflar arasında ticari bir ilişki bulunduğu için davacının Müvekkili tescilinden haberdar olmamasının da mümkün olmadığını, sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin somut olay bakımından işletilmesi gerektiğini, üçüncü kişiye verilen güvenin ardından uzunca bir süre geçtikten sonra dava açan davacının MK 2’ye dayanması için kendisinin de iyi niyetli olması
gerektiğini,
-SMK M. 10 uyarınca müvekkilinin ticari vekil olmadığı teknik bilirkişilerce tespit edildiğini ancak yerel mahkemenin bu hususta bir değerlendirme yapmadığını, dava konusu olayda davacı tarafın kendi adına ürün temin ettirmekte ve almış olduğu mamul ürünü satmakta olduğunu, dolayısı ile davalı tarafın, davacının Türkiye’deki tek satıcısı, dağıtıcısı, acentesi, lisans sahibi ve satış için yetki verdiği kişi olarak kabulü mümkün görülmediğini, Yerel mahkeme kararının bu sebeple de kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAFA CEVAP: Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davalı yanın sektörde yer alan herhangi bir üçüncü kişi olmadığını, ... ticaret ünvanlı müvekkili şirket ile ticari ilişkide bulunan, ürünlerinin üretim, tedarik, satış ve pazarlamasını yapan bir şirket olduğunu, müvekkilinin uzun yıllardır “...” markası altında, deniz ürünleri pazarlama hizmetleri sunduğunu, davalının, müvekkili şirketin fason üreticisi olduğunu,Davalı taraf, müvekkil adına “...” markalı ürünleri tedarik edip, fason olarak markalı şekilde hazırlayarak müvekkiline gönderdiğini, davalı ... firması, davacı firmaya kerevit tedarik ederek satışını yaptığını, taraflar arasında 2011-2013 yıllarında İkonsorsiyum adı altında bir anlaşma da yapıldığını, 2000 yılında başlayan ve 2020 yılına kadar sürdüğünü, Yargıtayın yerleşik içtehatlarında da değindiği üzere, ürünlerin yahut markanın bilinmesi değil basiretli tacir olarak markayı bilmesi gerektiğinden sebeple marka başvurusunda bulunmasının kötüniyetli olduğunu, ülkesellik prensibinin istisnasının “kötüniyet” olgusu olduğunu, ilgili markanın davalıya 2016 yılında devir olduğunu, müvekkilinin haberdar olur olmaz davalıdan markanın devrini talep ettiğini, davalı, dava açılmadan önceki 1 yıl içerisinde devrin yapılacağından bahisle müvekkilini sürekli oyaladığını, kötü niyetin varlığı halinde sessiz kalma yoluyla hak kaybından söz edilemeyeceğini, markanın sadece ihracat amacıyla mal veya ambalajlarında kullanılması, Davalı taraf, fason üretici konumunda olduğundan, davalının bu üretim ve malların İsveç'e müvekkiline ihraç edildiği gerçeği karşısında, müvekkili tarafından “Markanın sadece ihracat amacıyla mal veya ambalajlarında kullanılması”şartının gerçekleştirildiği ve markanın kullanılarak “...” markası üzerinde müvekkilinin gerçek hak sahibi olduğunu, davalı yanın istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.Dairemizin 21/11/2024 tarihli 2022/672 Esas- 2024/1899 Karar sayılı kararıyla; " ülkesellik prensibi gereğince, davacının gerçek hak sahipliği ve kötüniyetli tescil iddiasınısispatlayamadığından, davaya konu markanın tescile dayalı ve gerçek hak sahipliğinin davalıya ait olduğu, davacının markayı Türkiye piyasası bakımından terk ettiği sonucuna ulaşıldığı, markanın hükümsüzlüğünü yada devrin iptalini talep edemeyeceği" gerekçesiyle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar karar verilmiştir Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 10.09.2025 tarihli, 2025/314 Esas- 2025/5224 Karar sayılı kararıyla; " dava konusu ... markasının, aynı ve benzer sınıflar için 28.05.1982 tarih ... sayı ile... nezdinde davacı adına tescilli olup, davacının aynı zamanda ticaret ünvanında da aynı ibareyi kullandığı, davacı yanın aralarında Türkiye'nin de bulunduğu pek çok ülke ile ... markası altında ticaret gerçekleştirdiğinin de dosya kapsamından anlaşıldığı, tarafların da kabulünde olduğu üzere davalı yan davacı için fason üretim gerçekleştirdiği, bu durumda davalının davacı markasından haberdar olduğu, davalının, dava konusu marka tescilini ticarete adil biçimde katılmak amacı dışında davacının kullanım alanını sınırlama amacı taşıdığının kabulü gerektiği, taraflar arasındaki ticari ilişkinin dava tarihi itibariyle 20 yıldır devam ediyor oluşu ve markanın davalı adına TÜRK PATENT nezdinde tescilinin üzerinden 10 yıl gibi bir sürenin geçmiş olmasının ise kötüniyetli tescil açısından bir önemi bulunmamdığı, kötüniyetin varlığı halinde sessiz kalma yolu ile hak kaybından bahsedilemeyeceği, davalının dava konusu ... sayılı “...” markasını kötüniyetli tescil ettirdiğinin kabulü ile davalı istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile istinaf başvurusunun kabulüne ve davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı" gerekçesiyle, Dairemizin kararının bozulmasına karar verilmiştir.Yargıtay bozma ilamı ve duruşma günü taraf vekillerine tebliğ edilmiş, davacı vekili bozma ilamına uyulmasını, davalı vekili Dairemizin önceki kararında direnilmesini talep ettiklerini beyan etmiş, usul ve yasaya uygun görülmekle Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir.

Dava, davalıya ait ... sayılı “...” markasının, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 10. maddesi gereği davacı şirkete devri, aksi halde 6769 sayılı SınaiMülkiyet Kanunun 25. maddesi atfıyla; 6769 sayılı Kanun, madde: 6/3,6769 sayılı Kanun, madde: 6/9 gereği dava konusu markanın hükümsüz kılınması ve sicilden terkini taleplerine ilişkindir.TPMK kayıtlarının incelenmesinde dava konusu ... tescil numaralı ... ibareli markanın 05/29/30/31 nice sınıflarında 21.10.2011 tarihinde tescil edildiği, markanın halen geçerliliğini koruduğu görülmüştür.Davacıya ait marka ise, İsveç ülkesinde 29 nice sınıfında davacı adına ... numara ile tescilli olduğu anlaşılmıştır. Davacı şirketin ticaret unvanının ... şeklinde olduğu, taraflar arasında 20 yıl süren fason üreticilik ilişkisi bulunduğu, uyulmasına karar verilen Yargıtay bozma ilamında açıklandığı üzere; dava konusu ... markasının, aynı ve benzer sınıflar için 28.05.1982 tarih ... sayı ile... nezdinde davacı adına tescilli olup, davacının aynı zamanda ticaret ünvanında da aynı ibareyi kullandığı, davacı yanın aralarında Türkiye'nin de bulunduğu pek çok ülke ile ... markası altında ticaret gerçekleştirdiğinin de dosya kapsamından anlaşıldığı, davalının davacı markasından haberdar olduğu, davalının, dava konusu marka tescilini ticarete adil biçimde katılmak amacı dışında davacının kullanım alanını sınırlama amacı taşıdığının kabulü gerektiği, taraflar arasındaki ticari ilişkinin dava tarihi itibariyle 20 yıldır devam ediyor oluşu ve markanın davalı adına TÜRK PATENT nezdinde tescilinin üzerinden 10 yıl gibi bir sürenin geçmiş olmasının ise kötüniyetli tescil açısından bir önemi bulunmadığı, kötüniyetin varlığı halinde sessiz kalma yolu ile hak kaybından bahsedilemeyeceği, davalının dava konusu ... sayılı “...” markasını kötüniyetli tescil ettirdiği kanaatine varılmakla, davacı vekilinin terditli taleplerinden, davaya konu markanın 6769 Sayılı SMK 10. madde gereğince davacı şirkete devri talebinin davalının ticari temsilci yada vekili olmaması nedeniyle reddi ile, davalı markasının kötüniyetli tescili nedeniyle hükümsüzlüğüne yönelik davanın kabulüne, davalı markasının hükümsüzlüğü ve sicilden terkinine karar verilmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

1-Davanın kabulüne,

2-Davalı adına tescilli ... Başvuru numaralı ... markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine,

3-Karar kesinleştiğinde TPMK ya bildirilmesine,

4-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;
4/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL karar harcından peşin alınan 54,40 TL'nin mahsubu ile 677,60 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,
4/b-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davacı vekili yararına hesap olunan 55.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davacıya verilmesine,
4/c-Davacı tarafından yapılan: 2.550,00 TL bilirkişi ücreti, 227,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 2.777,00 TL ve 108,80 TL harç (peşin+başvuru) olmak üzere toplam 2.885,80 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4/ç-Yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısmının talep halinde ve karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,

5-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;
5/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,
5/b-İstinaf talebi kabul edildiğinden davacı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,
5/c-İstinaf yargılaması için davacı tarafından yapılan 148,60 TL istinaf ve temyiz yoluna başvurma harcı, 740,00 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 888,60 TL'nin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine,
5/ç-İstinaf aşamasında bir duruşma yapıldığından Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre, 22.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine,
5/d-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
6-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,Dair, duruşmalı olarak yapılan inceleme sonunda davacı vekili ve davalı vekilinin yüzüne karşı, 6100 sayılı HMK Ek 1'inci maddesine, (14 Kasım 2024 tarihli, 32722 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren) 7531 sayılı 7/11/2024 tarihli kanunun 22. maddesi ile 3. fıkra olarak eklenen madde gereğince temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 09/04/2026