İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ
İSTİNAF MAHKEMESİ KARARI
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİDÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin eşi tarafindan 1980'li yıllardan 2011’li yıllara kadar ... isimli firmanın işletildiğini, 2009 yılında müvekkili ve davalılardan ...’ın birlikte adi ortaklık kurarak ... firmasını kurduklarını, bu firmanın isminin ise müvekkilinin eşinin muvafakat etmesi sonucu koyduklarını, firmanın faaliyet alanının değerli gümüşler ve takı üzerine olduğunu, 2011 yılında ... isminin tescil edildiğinin, müvekkili ile davalı ...'ın 02/12/2013 tarihinde ortaklığın aktifi ve pasifi ile müvekkile devredildiğini, markanın da hak sahibi olduğunu, bu noktadan sonra müvekkilin yatırımlar yaparak sosyal medyada da tanınır bir konuma geldiğini, ancak ortaklık haklarını devreden davalı ... kötü niyetli davranarak diğer davalı ... isimli şahıs ile birlikte 2014 yılının ilk aylarında ... ilçesinde ... işletme adı altında merkez ve şube olmak üzere 2 adet işyeri açtıklarını, ... isimli Instagram ve ... üzerinden tanıtım faaliyetlerinde bulunduklarını, yine davalıların 2017 yılında bu markanın tescili için başvuruda bulunduklarını ancak benzerlik araştırmasından geçmeyecek başvurunun reddedildiğini, davalılar tarafindan kullanılan ... markasının müvekkilinin markası ile iltibas yarattığını, davalıların bu eylemlerinin SMK çerçevesinde marka hakkına tecavüz olduğunu, yine Türk Ticaret Kanununun ilgili maddeleri çerçevesinde haksız rekabet içerisinde olduklarını belirterek, marka hakkına tecavüzün tespitine, tecavüzünün durdurulmasına, müvekkiline ait markaya tecavüz teşkil eden ibarelerin kullanıldığı tabelaların sökülmesine, reklam vasıtası, basılı evrak ürünlerin toplatılmasına, 20.000 TL maddi ve 20.000 TL manevi manevi tazminatın davalılardan tahsiline ve hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu ... tescil numaralı "..." ibareli markanın sadece davacı değil, müvekkili ... adına da kayıtlı olduğunu, müşterek olarak sahip olunan markalarda markanın sahiplerinin serbestçe bu markayı kullanma haklarının olduğunu, "..." başlıklı sözleşmenin teknik anlamda aktif ve pasifi ile bir işletmenin devri olmadığını, müvekkilinin ortaklık hissesini bir bedel karşılığında diğer ortağa devrettiğini, adi şirket ortakları arasında hisse devrinin işletmenin devri anlamını taşımadığını, ayrıca sözleşme de iş yerinin aktifi ve pasifi ile devredildiğine ilişkin bir hüküm bulunmadığını, davacının müvekkilinin hisselerini devraldıktan sonra firmanın çehresini değiştirdiği, müvekkilinin sonrada açtığı işletme ile karıştırıldığı için davacının dükkan camına şubesinin olmadığına ilişkin yazı asması iddialarının gerçek dışı olduğunu, davacının bir süre daha bu işi sürdürdükten sonra dükkanı kapattığını ve ticari hayatını sonlandırdığını, "..." ibaresinin dava konusu marka ile benzerlik oluşturmadığını, ayrıca müşterek malikler arasında marka hakkına tecavüz olamayacağını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalılardan ... ve ...'na usulüne uygun olarak dava dilekçesinin tebliğ edildiği, herhangi bir cevap dilekçesi sunulmadığı anlaşılmıştır.
".. tarafların iddia ve savunmaları, sunulan deliller, hükme esas alınan bilirkişi raporları bir arada değerlendirildiğinde, markaların esas unsurunun aynı olduğu, bu durumun halk nezdinde ilişkilendirme ihtimali de dahil karışıklığa sebebiyet verebileceği, marka sahibinin izni alınmadan markanın esas unsurunun davalılarca kullanılmasının marka hakkına tecavüz oluşturacağı, tecavüz şartları oluştuğundan davacının tazminat taleplerinde bulunmasına ilişkin koşulların gerçekleştiği, davacının, davalıdan SMK 151/2-b maddesi uyarınca 8.021,99 TL maddi tazminat talebinde bulunabileceği, fazlaya ilişkin kısmın reddi gerektiği, yine somut olayın özelliğine göre hak ve nesafet ilkesi gereği 15.000 TL manevi tazminat miktarının mahkemece uygun görüldüğü, fazlaya ilişkin kısmın reddi gerekeceği, kusur şartlarının oluştuğu gözetilerek kararın ilanına da karar verilmesi gerekeceği gözetilerek davanın kısmen kabulüne karar" verilmiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
-Hükümde taraflarına takdir edilen maddi tazminatın, taleplerinin çok çok altında olduğunu, bilirkişi kök ve ek raporlarına itirazlarının dikkate alınmadığını, vergi kayıtları tazminat hesabında ölçü olmamakta, karşı tarafın kişisel mal varlığı da dahil gerçek kazancının tespiti yapılması gerektiğini, adi ortaklık dışındaki diğer davalılar ile ilgili kâr zarar hesabı yapılmaması nedeniyle alınan bilirkişi raporunun eksik olduğunu, Davalılardan ... Ve ...'ın kişisel malvarlıklarındaki artışların tespit edilerek kazanç hesabının yapılması amacıyla araç, gayrimenkul sorgularının sistemden yapılması, ilgili kurumlara müzekkere gönderilmesi, yine bankalardaki mevduatlarının sorulması amacıyla Türkiye'de mukim 37 bankaya müzekkere yazılması bunlar toplandıktan sonra yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiğini, davalıların hem adi ortaklık, hem de şahıs olduklarını, sadece adi ortaklık hakkında inceleme yapılmasının hukuka aykırı olduğunu,
-manevi tazminatın da, taleplerinden düşük olduğunu,Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere ilgili markaya ve tüzel kişiye karşı tüketici tarafından duyulan güvenin sarsılması, tüzel kişi lehine de manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğini gösterdiğini, müvekkilinin markasına tecavüz nedeniyle müvekkilinin, ekonomik şöhret anlamında zedelenme yaşadığını, kimi vatandaşların müvekkilinin mağazasına gelip "sizin beyoğlu şubenizden filanca ürünleri aldım." şeklinde iltibası kanıtlar beyanlarda bulunduğunu, talep edilen miktarın zenginleşmesi sonucunu doğuracak bir miktar olmadığını,
-İlk derece mahkemesince verilen kararda; reddedilen maddi tazminat miktarı yönünden davalı ... vekili yararına 5.900,00 TL ve reddedilen manevi tazminat miktarı yönünden 5.000,00 TL vekalet ücreti tayin edilmiş olup, yukarıda değindiğimiz istinaf sebeplerinden ötürü, davalı vekili yararına birden çok kez ilam vekalet ücreti tayin edilmesinin doğru olmadığını kararın bu nedenlerle kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle;
-Taraflar arasında imzalanan sözleşmede işletmenin aktifi ve pasifi ile birlikte devrine ilişkin hüküm bulunmadığını, "..." başlıklı sözleşme ile "..." markasının da devir kapsamında olduğu kanaatine varıldığını ve mahkemece de bilirkişinin bu hatalı görüşünün doğrultusunda hüküm kurulduğunu ancak Taraflar arasındaki sözleşmenin 9. Maddesinde "devralan ortak işyerinin aktifinden ve pasifinden bizzat sorumlu olacaktır" ibaresi yer aldığını, burada marka hakkının devrinin söz konusu olmadığı, maddi anlamda yani işletmenin borçları anlamında sorumluluğa ilişkin bir anlaşma olduğunu, devralan ortağın pasifinden ve aktifinden sorumlu olmasının yazılı olması, tarafların iş yerine ait borçlardan sorumluğun devralan kişide olmasını hüküm altına almak amacı ile yazdıkları bir ibare olduğunu,"..." başlıklı sözleşme teknik anlamda aktif ve pasifi ile bir işletmenin devri olmadığını, Müvekkili ...'ın ortaklık hissesini bir bedel karşılığı diğer ortağa devrettiğini, adi şirket ortakları arasında hisse devri işletmenin devri anlamını taşımadığını,
-Müvekkilinin markanın müşterek maliki olup, markayı kullanma hakkının olmasına rağmen tarafından açılan yeni işletmenin adı "..." olmadığını, Müvekkiline ait "..." ibaresi dava konusu marka ile benzerlik oluşturmadığını, davaya konu markalar arasında iltibas ihtimali bulunmadığı ve markaların birbirinden farklı markalar olduğunu, bütüncül değerlendirme yapılması gerektiğini, dava konusu marka ile davacı markalarının bütünsel anlamda yapılan karşılaştırma sonucunda, markaların sadece esas unsurunun ... ibaresi olması ve bu sebeple de halk nezdinde karıştırılma ihtimalinin olması gibi genel geçer bir gerekçe ile marka hakkına tecavüz oluşturduğu kanaatine varılmasının taraflarınca kabul edilemediğini,
-... tescil numaralı "..." ibareli markanın sadece davacı adına kayıtlı değil aynı zamanda müvekkili ... adına da kayıtlı olduğunu, bu durumda hem davacı ... hemde davalı ...'ın müşterek mülkiyet ile markanın sahibi olduklarını, Müşterek olarak sahip olunan markalarda markanın sahipleri serbestçe bu markayı kullanma hakkına sahip olduklarını, Müşterek malikler arasında marka hakkına tecavüzün söz konusu olamamasına rağmen yerel mahkeme tarafından bu hususta dikkate alınmadan hüküm oluşturulduğunu,
-Mahkeme kararında maddi ve manevi tazminata hükmetmişse de, ...'in "..." unvanlı işletmeyi 2015 yılında kapattığını, işletmenin kapatılması nedeniyle ...' in uğradığı maddi ya da manevi bir zarar söz konusu olmadığını, tazmin edilmesi gereken, uğranılan bir zarar yahut kazanç kaybı da olmayacağı için mahkemece maddi ve manevi tazminata hükmedilmiş olmasının da hukuka aykırı olduğunu kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Dairemizin 05/12/2024 tarihli 2022/875 Esas-2024/2023 Karar sayılı kararıyla; Dosya kapsamına sunulan delillerden davacı ile davalı ... arasında 02/12/2015 tarihinde işletme devri yapıldığı, davalıların 18/01/2018 dava tarihine kadar...'nda ... işletme adı ile faaliyet gösterdiği, aradan geçen 4 yıldan fazla bir süre boyunca davacı tarafça davalıya markanın hükümsüzlüğü yada hisse devri talebinde bulunulmadığı gibi, ... ibaresini kullanmaması yönünde bir ihtar gönderilmediği, yasal işlem de başlatılmadığı, davacı tarafça, davalının aynı zamanda adına kayıtlı olan markayı kullanabileceği yönünde haklı bir güven uyandırdığı, aradan geçen sürenin makul sürenin üzerinde olduğu, diğer davalının da davalı ... ile adi ortak olarak markayı birlikte kullandığı ve davalılara tecavüzden kaynaklanan dava açılmasının TMK 2. Madde de düzenlenen iyiniyet kurallarına aykırı olduğu, mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kısmen kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olmadığı kanaatiyle, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının 6100 Sayılı HMK 353/1-b-2 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, davacı vekili tarafından Dairemizin kararına karşı temyiz başvurusunda bulunulmuştur.Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 13.10.2025 tarihli, 2025/1006 Esas-2025/6210 Karar sayılı kararıyla; "Sessiz kalma yoluyla hak kaybının, önceki hak sahibinin, hakka konu ticari ad ve işareti, marka vs. iyi niyetli bir şekilde kullanan kişiye karşı dava açma hakkını uzun süre kullanmaması ve ihlallere sessiz kalarak ticari ad ve işareti koruma hakkını yitirmesi anlamına geldiği, sessiz kalmanın ne kadar süre geçtikten sonra hak kaybına sebep olacağına ilişkin olarak marka hükümsüzlüğü davalarında 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren SMK'nın 26. maddesi ile bir düzenleme getirilmiş olmakla birlikte, marka hakkına tecavüzden dolayı sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin mevzuatta bir süre belirlemesi bulunmadığından TMK'nın 2. maddesi gözetilmek suretiyle somut olayın özellikleri dikkate alınarak sürenin belirlenmesi gerektiği, uygulamada bu sürenin genellikle beş yıl olarak yerleştiği, somut olayda davalının sessiz kalma ile hak sahibi olunduğuna dair bir iddiası bulunmadığı gibi savunmasını temelde dava konusu markada ortak hak sahibi olunduğuna dayandırdığı, ancak mahkemelerce de benimsendiği üzere, işletme devri ile davalı ...'ın marka üzerindeki kullanım hakkının 02.12.2013 tarihinde sonlandığı, bu tarihten sonraki sonraki davalı kullanımları iyi niyetli kabul edilemeyeceği gibi, en erken 02.12.2013 devir tarihi dahi dikkate alındığında 18.01.2018 dava tarihi itibarı ile beş yıllık sürenin dolmadığı gözetilerek, İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik tarafların diğer istinaf itirazları değerlendirilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı" gerekçesiyle; Dairemizin kararının bozulmasına karar verilmiştir.Yargıtay bozma ilamı ve duruşma günü taraf vekillerine tebliğ edilmiş, davacı vekili bozma ilamına uyulmasını talep ettiğini beyan etmiş, davalılar vekiline tebligat yapılmasına rağmen duruşmaya katılmamış, beyanda bulunmamış usul ve yasaya uygun görülmekle Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir.
Dava, marka hakkına tecavüzün tespiti, men'i ve ref'i ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Dairemizin kararının bozulmasına dair Yargıtay ilamına uyulmasına karar verilerek, taraf vekillerinin istinaf başvurularının incelenmesi yönünden yargılamaya devam olunmuştur.Davacı taraf, "..." ibareli markanın, davacı ile davalı arasındaki adi ortaklığın sonlandırılması ile davacıya hükmen geçtiğini iddia ederek, davalı tarafından kullanıldığı iddia edilen "..." ibareli markanın "..." ibareli markaya tecavüz teşkil ettiği gerekçesi ile tecavüzün tespitin ve maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur.TPMK kayıtlarının incelenmesinde, uyuşmazlığa konu ... tescil no.lu “...” markası 35. sınıfta “Reklamcılık, pazarlama ve halkla ilişkiler ile ilgili hizmetler (Ticari ve reklam amaçlı sergi ve fuarların organizasyonu hizmetleri dahil). Büro hizmetleri. İş yönetimi, idaresi ve bu konular ile ilgili danışmanlık, muhasebe ve mali müşavirlik hizmetleri (ithalat-ihracat acente hizmetleri dahil). Ticari ve sınai ürünler için eksperlik hizmetleri. Açık artırmaların düzenlenmesi ve gerçekleştirilmesi hizmetleri. Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir)” hizmet ve emtialar bakımından, davacı ... ve davalı ... adına tescil edildiği görülmüştür.Marka tescil başvurusu 08.04.2011 tarihinde yapılmış olup, 02.07.2012 tarihinde markanın tesciline karar verilmiştir.Dosya kapsamına sunulan belgeler, mahkemece alınan 18/07/2019 havale tarihli bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından; davacı ... ve davalı ...'ın değerli gümüşler ve takı satışı alanında faaliyet göstermek üzere 2009 yılında adi ortaklık kurmuş oldukları, işletme faaliyetlerinde “...” markasını tescil edildiği ve markayı bir süre birlikte kullandıkları, daha sonra davacı ... ve davalı ... arasında imzalanan 02/12/2013 tarihli İşyeri Devir ve Borç Ödeme Protokolü uyarınca devreden ortak (...'ın) iş yeri hissesini 220.000,00 TL karşılığında devralan ortağa vereceğinin ve devralan ortağın (...) işyerinin aktifi ve pasifinden sorumlu olacağı kararlaştırıldığı, her ne kadar taraflar arasında imzalanış olan 02/12/2013 tarihli sözleşmede tescilli marka hakkında ayrı bir düzenleme yapılmamakla birlikte, aksi yönde bir rüzenleme de bulunmadığından TTK 11/3 maddesinde işletme devrinde aksi kararlaştırılmadıkça devrin ticaret unvanı ve fikri mülkiyet hakkı devrini de içereceği düzenlendiğinden, davalının markayı kullanım hakkı bulunmadığı, ... tescil numaralı “...” markasının devir kapsamında olduğunun kabul edileceği, taraflar arasında noter onaylı marka devir sözleşmesi yapılmamış olmasının geçerlilik bakımından bir önemi olmadığı kanaatine varılmıştır.Davalı ...'ın 02/12/2013 tarihli İşyeri Devir ve Borç Ödeme Protokolü ile marka üzerindeki hakkını davacıya devrettiğinden, marka üzerinde hak sahibi olmadığı, davacının hak sahibi olduğu tescilli markanın esas unsuru ile davalıların kullandığı markanın esas unsurunun “...” ibaresi olduğu; Markaların esas unsuru aynı olmakla bu durumun halk nezdinde ilişkilendirme ihtimali de dahil karışıklığa sebebiyet verebileceği, marka sahibinin izni alınmadan markanın esas unsurunun davalılarca kullanılmasının marka hakkına tecavüz fiilini oluşturduğu anlaşılmış, markaya tecavüzün tespiti, meni ve refine, bu kapsamda tecavüz teşkil eden ibarelerin kullanıldığı tabelaların sökülmesine, reklam vasıtası, basılı evrak ve ürünlerin masrafı davalıya ait olmak üzere toplatılmasına ve yeddi eminde muhafazasına, kararın kesinleşmesini müteakip imhasına, davalı tarafın kullandığı facebook sosyal medya hesabına erişimin engellenmesine, instagram hesabına yönelik dava konusuz kalmakla karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.Davacı tarafça dava dilekçesinde, 6769 Sayılı SMK 151/2-b maddesi gereğince 20.000 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminat talep ettiği, mahkemece alınan 17/07/2020 tarihli mali bilirkişi raporunda özetle; davalıların 2014 - 2018 yılları arasında ortalama 19.352,71 TL zarar ettiği, davalıların 2017 yıllında zarar etmelerine rağmen 6.000,00 TL kar göstererek vergi ödediği, 18/12/2020 tarihli sunulan mali bilirkişi ek raporunda davalıların 2014 - 2019 yılları arasında kar zarar ortalamasına göre 8.021,99 TL kar elde ettiğinin beyan edildiği, mahkemece bilirkişi raporunda beyan edilen miktar üzerinden maddi tazminata hükmettiği anlaşılmıştır. Davacı vekili istinaf dilekçesinde, maddi tazminatın ve manevi tazminatın düşük olduğunu, davalıların kişisel mal varlıklarında da artışın araştırılması gerektiğini ileri sürmüştür.Dosya kapsamında alınan 17/07/2019 tarihli bilirkişi heyet raporu içeriği ve görsellerden, davalıların ... isimli işyerinin ... Caddesinde bulunduğu, mali bilirkişi tarafından düzenlenen rapor ve ek raporda adi ortaklık yıllık gelir beyannamelerinin incelendiği, ticari kayıtlarda davalı tarafın 2014 yılında 17.359,08 TL, 2016 yılında 8.268,44 TL, 2017 yılında 19.190,23 TL zarar ettiğinin görüldüğü, bir işletmenin üst üste her yıl zarar etmesine rağmen faaliyete devam etmesinin beklenir olmadığı, zarar açıklamasının birçok sebebi olabileceği gibi, kayıtların gerçeği yansıtmamasının da mümkün olduğu, davalı tarafça 2014 yılından 18/01/2018 dava tarihine kadar SMK 151/2-b maddesine göre elde ettiği net kazancın yani karın TBK 50-51. Maddelerine göre belirlenmesi gerektiği, ihlal süresi ve somut deliller göz önüne alınarak davacı tarafın 20.000 TL maddi tazminat talebinin ve 15.000 TL manevi tazminat talebinin dosya kapsamına uygun olduğu, hükmün ilanı talebinin de yerinde olduğu, kanaatine varılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.Davacı vekili duruşmada, munzam zarar talebinde bulunmuşsa da, bu aşamada davaya konu edilmeyen talep hakkında yargılama ve değerlendirme yapılamayacağından, munzam zarar konusunda usulüne uygun açılmış bir dava olmadığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
1-Davanın kısmen kabulü ile; davalılar kullanımlarının davacıya ait TPMK nezdinde ... tescil numaralı "..." ibareli markasına tecavüz oluşturduğunun tespitine, bu tecavüzün durdurulması ve men'i ile birlikte tecavüz teşkil eden ibarelerin kullanıldığı tabelaların sökülmesine, reklam vasıtası, basılı evrak ve ürünlerin masrafı davalıya ait olmak üzere toplatılmasına ve yeddi eminde muhafazasına, kararın kesinleşmesini müteakip imhasına,
2-...isimli sosyal medya hesabına erişimin engellenmesine, bu konuda ... Birliği'ne müzekkere yazılmasına,
3-... isimli sosyal medya hesabının durdurulduğu paylaşım ve logonun görüntülenmediği tespit edildiğinden bu site hakkında karar verilmesine yer olmadığına,
4-20.000 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
5-15.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,
6-Kararın kesinleşmesini müteakip hüküm özetinin masrafı davalılara ait olmak üzere Türkiye çapında yayın yapan trajı en yüksek üç gazeteden birinde bir defaya mahsus olmak üzere ilanına,
7-Davacı vekilinin munzam zararının hakkında karar verilmesine yer olmadığına,
8- İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;
8/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken markaya tecavüz yönünden 732 TL maktu harç, maddi tazminat yönünden 1.366,20 TL, manevi tazminat davası yönünden 1.024,65 TL olmak üzere toplam 3.122,85 karar harcından peşin alınan 683,10 TL'nin mahsubu ile bakiye 2.439,75 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,
8/b-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca kabul edilen tecavüz talepleri yönünden davacı vekili yararına hesap olunan 55.000,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davacıya verilmesine,
8/c-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca kabul edilen maddi tazminat miktarı yönünden davacı vekili yararına hesap olunan 20.000,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davacıya verilmesine,
8/ç-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca kabul edilen manevi tazminat miktarı yönünden davacı vekili yararına hesap olunan 15.000,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davacıya verilmesine,
8/d-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca reddedilen manevi tazminat miktarı yönünden davalı ... vekili yararına hesap olunan 5.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davalı ...'a verilmesine,
8/e-Davacı tarafından yapılan: 3.550,00 TL bilirkişi ücreti, 407,35 TL posta gideri olmak üzere toplam 3.957,35 TL'den kabul ve ret oranına göre hesap olunan 3.627,57 TL ve 719,00 TL harç (peşin+başvuru) olmak üzere toplam 4.346,57 TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
8/f-Yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
9-İstinaf ve temyiz aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;
9/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davacı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,
9/b-İstinaf ve yargılaması için davacı tarafından yapılan 220,70 TL istinaf yoluna başvurma harcı, 223,50 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 444,20 TL'nin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine,
9/c-Temyiz yargılaması için davacı tarafından yapılan 3.033,70 TL temyiz başvurma harcı 1.400,00 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 4.433,70 TL yargılama giderinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine,
9/ç-İstinaf aşamasında bir duruşma yapıldığından Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre, 22.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine,
10-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,Dair, duruşmalı olarak yapılan inceleme sonunda davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda, 6100 sayılı HMK Ek 1'inci maddesine, (14 Kasım 2024 tarihli, 32722 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren) 7531 sayılı 7/11/2024 tarihli kanunun 22. maddesi ile 3. fıkra olarak eklenen madde gereğince temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.09/04/2026