VEKİLİ: Av....
KONKORDATO KOMİSERİ:
1-...
...
KONKORDATO KOMİSERİ:
2-...
...
KONKORDATO KOMİSERİ:
3-...

G.KARAR YAZIM TARİHİ: 09/01/2026

İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.

Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ... Limited Şirketi'nin ekonomik ve finansal sıkıntılar nedeniyle faaliyetlerinin önemli derecede sekteye uğrayan şirketlerinin hazırladığı işbu konkordato ön projesinin amacı şirketin gelirlerini artırmak, hizmet kalitesini ve kapasitesini düşürmeden giderlerini azaltmak, finansal kaynak yapısını düzeltmek, nakit akışını sağlıklı bir hale getirmek ve yeniden varlık borç dengesini düzeltmek için alınacak tedbirleri açıklamak ve bu tedbirler sonucunda oluşacak kaynak tutarı ile söz konusu tedbirlerin finansal etkilerini proforma finansal tablolar yoluyla somutlaştırdığını, ekonomik ve finansal sıkıntılar nedeniyle faaliyetleri önemli derecede sekteye uğrayan şirketimizin hazırladığı işbu konkordato ön projesinin amacı şirketin gelirlerini artırmak, hizmet kalitesini ve kapasitesini düşürmeden giderlerini azaltmak, finansal kaynak yapısını düzeltmek, nakit akışını sağlıklı bir hale getirmek ve yeniden varlık borç dengesini düzeltmek için alınacak tedbirleri açıklamak ve bu tedbirler sonucunda oluşacak kaynak tutarı ile söz konusu tedbirlerin finansal etkilerini proforma finansal tablolar yoluyla somutlaştırdığını, ön projeleri kapsamında özetle; konkordato talebinin gerekçelerinin açıklandığını, şirket hakkında genel bilgiler verildiğini, şirketin 28/02/2025 tarihi itibariyle kaydi ve rayiç değerler ile iflas halinde ortaya çıkacak değerler temelinde bilançoları karşılaştırılmalı olarak düzenlendiğini ve özkaynak tutarlarının hesaplandığını, konkordato çerçevesinde alınacak tedbirler ile borç tasfiye planı proforma finansal tablolar ile birlikte açıklandığını, konkordato kaynakları maddeler halinde tespit edilerek şirket borç toplamı ile karşılaştırıldığını ve işbu konkordato ön projesine göre borç tasfiye planında alacaklıların eline geçmesi öngörülen miktar ile borçlunun iflası halinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktar karşılaştırma tablosu düzenlendiğini, bu kapsamda mevcut alacaklıların tamamını kapsayacak şekilde oluşturulan ön projede alacaklıların menfaatlerinin korunduğu, şirketin var olan işleri ve geçmiş deneyimleri ile bu krizin üstesinden gelerek tüm borçlarını ödeyebilecek kapasiteye ulaşacağının ilk incelemede dahi anlaşılacağı ve bu sebeple alacaklıların çoğunluğunun projeyi onaylayacakları değerlendirildiğin, şirketlerinin de projede bu kapsamda alacaklılar menfaatine uygun yapılandırmalar oluşturulduğunun görüleceğini, yine konkordato projeleri ekinde, ayrıntılı bilançolar, gelir tablosu, ticari defterler, borca batıklık analizi içeren değerlendirmeler, karlılık ve maliyet analizleri, borç listeleri de bulunmakla birlikte bu belgelerin projelerinin dayanağını oluşturacağını, projede ve eklerinde özellikle; borçlunun borçlarını hangi oranda veya vadede ödeyeceği, alacaklıların alacaklarından hangi oranda vazgeçmiş olacağı, ödemelerin yapılması için borçlunun mevcut mallarının satıp satılmayacağı, borçlunun faaliyetine devam edebilmesi ve alacaklılara ödemelerini yapabilmesi için gerekli malî kaynağın sermaye artırımı veya kredi temini yoluyla, yahut başka bir yöntem kullanılarak sağlanacağı hususları da açıklanacağını, tüm bunların sonucunda nakit döngüsünde sorunlar yaşamaya başlayan şirketlerinin taahhütlerine bağlılığına ilişkin piyasa algısı olumsuz etkilenmeye başladığından, şirketin bu olumsuz algı neticesinde alacaklılarca cebri icra yollarına başvurularak iflasa sürüklenmesi tehdidinin ortaya çıktığını, şirket varlıklarının cebri icra yoluyla parça parça satışa konu olması halinde alacaklıların da bu durumdan çok olumsuz bir şekilde etkilenmesi kaçınılmaz olduğunu, halbuki şirketin varlık bütünlüğünün korunması hem değerini artırmakta hem de faaliyetlerinin sürdürülmesine imkan sağladığını, şirketin nakit problemlerinin girdiği olumsuz döngüden çıkması için alınacak tedbirler şirket yönetimince işbu ön proje ile somutlaştırılarak gerçekleştirilebilir bir zemine oturtulmak suretiyle planlandığını, bu çerçevede borçların belirtilen vadelerde alacaklılar arasında adil bir denge çerçevesinde tasfiyesinin sağlanması ve şirketin faaliyetlerine devamının mümkün hale gelmesi konusunda yönetim kararı oluştuğunu, mevcut halde şirketin tasfiyesi halinde alacaklıların alacağına tam olarak kavuşmasının mümkün olmadığını, çünkü iflas halinde şirket varlıkları hem parça parça hem de değerinin önemli derecede altında satılacağını, bu durumda hem birçok çalışana istihdam sağlayan ve ekonomimiz için değer üreten bir işletmenin ortadan kalkacacağını, hem de alacaklılar alacaklarını tahsil imkanına kavuşamayacağını, hal böyle iken şirketin işbu konkordato projesi çerçevesinde faaliyetlerini sürdürmesi ve konkordato planını gerçekleştirmesi halinde, alacaklıların alacağına kavuşmasına ve alacaklıların menfaatlerine uygun ve olumlu katkı yapacak yapının ortaya çıkması somut olarak planlandığını, bunun yanında şirketin faaliyetlerine devam etmesi ve istihdama katkıda bulunması da sağlanmış olacağını, konkordato talebinde bulunan şirketin özellikle Covid 19 Pandemisinin etkisi, arkasından gelen Rusya- Ukrayna savaşı, ülkemizde ve dünyada yaşanan ekonomik kriz, döviz kurlarında yaşanan olağandışı dalgalanmalar, şirketin içinde bulunduğu sektörde yaşanan olumsuzluklar, 06 Şubat 2023 tarihli Kahramanmaraş Depremi ve piyasalardaki nakit sıkışıklığı nedeniyle, konkordato ön projesi çerçevesinde faaliyetlerini değişen şartlara göre uyarlama ve yeni koşullara uyum sağlayarak daha sağlıklı bir şekilde faaliyetlerine devam etme kararı aldığını, bu sayede aktif pasif dengesini düzeltmek suretiyle mevcut borçlarını, şu an içinde bulunduğu ödeme güçlüğünden kurtularak ödeme imkânına kavuşacağını, konkordato mühleti talep eden şirketin, bu mühletten yararlanamaması sonucunda iflas ile karşılaşması durumunda; parça hacizler ile bütünlüğünü kaybedeceğini, bu süreler içerisinde ticari faaliyetlerine devam edemeyeceğini, şirketin bölgede saygın duruşu ve marka değerlerini kaybedecek olması sonucunda, bugüne değin kazanılan iş deneyimlerinin hiç olacağı ve bu şekilde de alacaklıların büyük zarara uğrayacağı, alacaklılar arasındaki dengenin bozularak alacaklıların, alacaklarına kavuşmasının güçleşeceği düşünüldüğünü, şirketin bugüne kadar edindiği deneyim ve piyasadaki itibarı ile sektöründe önemli bir yeri olduğu, şirkette çalışanları ile ülke ekonomisi için önemli derecede istihdam kaynağı oluşturduğunun bilindiğini, teklifte sunulan düzenlemelerle, alacaklılardan indirim istenmediği gibi asıl alacak üzerine % 24 ilave faiz teklifinde bulunulduğu, Kanunun maksadının bu yöntemle öncelikli olarak alacaklıların alacağına kavuşmasını esas aldığı, maksadın alacaklıların yararına öncelik veren iyi niyetli bir kurum olduğu anlaşıldığını, Konkordatonun bir borçtan kaçma yolu değil, aksine her borçlunun alacağının tamamının ödenmesi için İcra İflas Kanunu da (İİK) düzenlenen bir yapılandırma yolu olduğunu, Konkordatonun hem borçluyu hem de borçluların alacaklılarını korumaya yarayan bir hukuki kurum olduğunu, Şirketin bu kapsamda borçlularını mağdur etmemek ve faaliyetlerine devam etmek için konkordato talep ettiğini, Konkordato mühleti içerisinde borçların ödenmesi için her türlü önlemler alınacağını belirterek, öncelikle müvekkillerinin faaliyetine devam edebilmesi ve malvarlığının korunabilmesi için İcra ve İflas Kanunu'nun 287,288., 294, ve 295. maddeleri gereğince; İİK'nun 206/1 sırasındaki haklar hariç olmak üzere, 6183 sayılı Kanundan doğan vergi ve her türlü harç, ceza ile SGK alacakları (prim, idari para cezaları dahil) ile ilgili takipler dahil olmak üzere, hangi sebebe dayanırsa dayansın davacı müvekkilleri aleyhine yeni takip yapılmaması, haciz, ihtiyati haciz, e-haciz, ihtiyati tedbir, satış, muhafaza işlemleri uygulanmaması, evvelce yapılmış olan tüm takiplerin durdurulmasına, yeni takip başlatılmamasına, tedbir tarihinden sonra uygulanan haciz, ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbirlerin kaldırılmasına, davacı hakkında rehnin paraya çevrilmesi yoluyla yapılmış ve yapılacak tüm icra takiplerinde satışlarının durdurulması, rehinli menkullerin muhafazasının durdurulmasına, davacının tüm kurumlar ve şirketler nezdindeki hak ve alacaklarının 3. kişilerce haciz, muhafaza ve tahsil edilmesinin önlenmesi ve evvelce yapılmış takiplerden üzerine haciz konulan hak ve alacaklar da dahil olmak üzere tüm hak ve alacaklarının davacılara ödenmesine, İİK'nın 206. maddesinde yer alan alacaklılar yönünden takip yapılmakla birlikte İİK 206'dan kaynaklı alacaklar sebebiyle yapılacak satış ve muhafaza işlemlerinin önlenmesine, davacı müvekkillerinin muhafaza altına alınmış ve alınacak emtia, taşıt, cihaz, leasing kapsamındaki makine ve diğer hak ve alacakların davacı müvekkillere iadesine, davacılara ait olup haczedilen araçların kayıtlarına konulan yakalama şerhlerinin kaldırılmasına dair ihtiyati tedbir kararı verilmesine, işbu karar tarihinden sonra alacaklı bankalarda davacılara ait hesaplara gelecek paralar ile ilgili, ilan tarihinden önce muaccel hale gelmiş kredi ve başkaca alacaklar için yapacakları rehin, takas uygulamalarının İİK 294. maddesi yollaması ile İİK' nin 200.maddesinin 1,2 ve 3. fıkrası kapsam ve şartlarında tedbiren durdurulmasına, davacıların bankalardaki hesaplarına yatırılan paralara bankalarca rehin veya takas hükmünde olmak üzere konulan ve uygulanan blokajların kaldırılmasına ve blokaja tabi tutulan bedellerin davacıların ilgili banka hesabına davacıların kullanımına sunulmak üzere iadesine yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesine, davacılar tarafından banka ve finans kuruluşlarına tahsil, takas ve teminat olarak verilmiş olan çek, senet ve her türlü kıymetli evrakın davacılara iadesine dair ihtiyati tedbir kararı verilmesine, davacı müvekkillerinin takip borçlusu olduğu takiplerde kendisi aleyhine veya 3. Şahıs konumunda oldukları takiplerde kendisine yönelik 89/1 haciz ihbarnameleri gönderilmesinin tedbiren önlenmesine, davacı müvekkillerine ait çeklerin arkasına konkordato şerhinin işlenmesine, davacının bankalar nezdindeki teminat mektuplarının nakde çevrilmesinin tedbiren durdurulması, zımnında yargılama neticesine kadar ihtiyati tedbir kararı verilmesine ve müvekkillerine komiser tayinine, müvekkili davacıların konkordato talebinin kabulü ile, öncelikle İcra ve İflas Kanunu'nun 287. maddesi gereğince ayrı ayrı 3 aylık geçici mühlet verilmesine ve gerekli görülmesi halinde işbu müddetin 2 ay daha uzatılmasına geçici İİK. 285. maddesi çerçevisinde geçici mühlet neticesinde İcra Ve İflas Kanununun 289. maddesi gereğince bir yıllık kesin mühlet kararı verilmesine ve gerekli görülmesi halinde bu mühlet kararının 6 ay daha uzatılmasına, kesin mühlet kararının ilanına yargılama neticesinde İİK. 305. ve diğer maddeleri gereğince konkordatonun tasdikine, tasdik kararının ilanına karar verilmesini dava ve talep etmiştir.

İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosyada mevcut konkordato komiser rapor içeriği gereği, konkordato komiser heyetinin 08/05/2025 tarihli rapor sonuç kısmının 3 maddesinde kalem kalem belirttiği eksikliklerin, 3 aylık geçici mühlet süresi içerisinde ve duruşma öncesi mahkemeye sunması gereken rapor yönünden tamamlanmadığı, sunulan son rapor içeriğinde de bu hususun belirtildiğinin anlaşıldığını, açıklanan hususlar doğrultusunda İİK 292. Maddenin c fıkrası gereği " c) Borçlu, 297 nci maddeye aykırı davranır veya komiserin talimatlarına uymazsa yada borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiği anlaşılıyorsa" hükmü gereği davacının, komiser heyetinin konkordato sürecinde yapması gereken incelemeler ve işlemler için ihtiyaç duyduğu belge ve bilgileri heyete temin etmesi gerektiğine dair sözlü ve yazılı taleplerine rağmen ve yine bu husus 08/05/2025 tarihli komiser heyeti raporunda da belirtmesine rağmen istenilen evrakları komiser heyetine sunmadığı, komiser heyeti raporu uyarınca davacının, İİK 297. maddeye aykırı davrandığının anlaşıldığını, kaldı ki yine rapor içeriği uyarınca firmanın analiz sonuçlarının beklenenin çok altında olduğu, 28/02/2025 tarihli sunulan kısa vadeli borçların tedbir tarihinde %100'den fazla olarak yükselerek 195.783.004,00 TL iken 424.488.349,00 TL'ye yükseldiği, bu yükselişin sebebinin şirket yetkilisinden sorulduğunda yetkilinin her hangi bir borçlanma olmadığını beyan ettiği, rapor içeriğinde ise bu ciddi farkın sebebinin banka kredilerinin 28/02/2025 tarihinde tamamının bilançoya işlenmemiş olmasından yada 28/02/2025 ila tedbir tarihi arasında ciddi bir banka borçlanmasından kaynaklandığının belirtilmesi karşısında bu hali ile sunulan rapor ile gerçek borç arasında ciddi fark olduğu ve sunulan kaynakların raporda belirtilen yükselen borç tutarının tasfiyesine yeterli olmayacağı, bu hali ile konkordatonun başarıya ulaşılamayacağının anlaşıldığı gerekçesiyle, davacı ...Limited Şirketi hakkında 16/04/2025 tarihinden itibaren başlamak üzere 3 ay süre ile geçici mühlet verilmesine," ilişkin kararın kaldırılmasına, davacı ... Limited Şirketi hakkında 2004 Sayılı İİK'nın 292/1-c ve b maddeleri gereğince konkordato talebinin reddine, davacı ...Limited Şirketi hakkında 2004 Sayılı İİK'nın 292/1-c ve b maddesi gereğince 09/07/2025 günü saat 12: 25 itibari ile iflasına, İflas ile ilgili olarak ... Nöbetçi İflas Müdürlüğüne müzekkere yazılmasına, İflas ile ilgili olarak ... Ticaret Sicil Müdürlüğüne bildirimde bulunulmasına, İflasın, iflas müdürlüğü tarafından İİK'nun 166.maddesinde yazılı usullere göre ilanına, İflas avansının ... İflas İdaresi Müdürlüğüne aktarılmasına, mahkemenin 16/04/2025 tarih ve ...Esas sayılı dosyada verilen ara kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.

Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; müvekkili şirketin iflasına dair kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, HMK 166/4 maddesine aykırı olarak tefrik kararı verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, öncelikle işbu konkordato davasının açılış aşamasında tek dosya üzerinden 4 şirket 5 şahıs olmak üzere toplam 9 davacının olduğu dava dilekçesi ile birlikte ... Asliye Ticaret Mahkemesi'ne başvurularını yaptıklarını, ancak ilk derece mahkemesinin dosyaların tefrik edilmesine karar verip grup şirketleri olan müvekkili şirketlerin yargılamasını ayrı ayrı yürütmeye karar verdiğini, bu durumun usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkeme heyetinin dosyaları tefrik etmesinin altında yatan sebebin mahkemeyi yoğun göstermek olduğu ve bununla iş yoğunluğunun arttığından bahisle ek mahkeme açtırma gayreti olduğu düşüncesinde olduklarını, zira tüm konkordato dosyalarında şirketlerin grup şirketi olmasına rağmen şirket yetkililerinin %100 olarak şirketi olmasına rağmen davaların birlikte görülmesi ve çözümlenmesi hem usul ekonomisi hem de yargılamaların süratle sonuçlanması açısından birlikte görülmesi gerekirken ve tüm Türkiye'de de bu şekilde birlikte görülüyorken....ya özel olarak dosyaların tefrik edildiğini ve ayrı ayrı görüldüğünü, bu işlemin HMK madde 166'ya aykırı olduğunu, dosyadaki gerçek kişi ve diğer şirketlerin davacılar davacı şirketin ortak ve yöneticisi olup müşterek kefalet durumlarının söz konusu olduğu, davaların aynı hukuki nedenden kaynaklandığı, dava sebeplerinin, kefili bulundukları kredi borçlarının benzer ve aynı ilişkilerden kaynaklandığı, birisi hakkında verilecek kararın diğerlerini de etkiler mahiyette olduğunun anlaşılması karşısında HMK'nın 166/4 maddesi gereğince davanın tüm davacılar yönünden birlikte görülmesi gerekirken tefrik kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının gerçek şahıs ve asıl dosyadaki şirket yönünden birlikte görülmesi gerekirken tefrikine karar verilerek, ayrı esaslarda yürütülmüş olmasının da usul ve yasaya aykırı olduğunu, İlk derece mahkemesinin gerekçeli kararında komiser talimatına aykırılık dolayısıyla İİK madde 297'ye aykırılık oluştuğunu bu neticede de madde 292'ye göre karar verildiğini belirtmişse de bu durumun usul ve yasaya aykırı olduğunu, komiser heyetince taraflarına hiçbir zaman yazılı veya sözlü olarak herhangi bir ihtarat yapılmadığını, bu duruma ilişkin komiser raporunun ekinde ne bir tutanak ne bir mail yazışması ne bir telefon yazışması bulunmadığını, keyfi olarak hiçbir veriye dayanmayan tek taraflı yazılmış rapordaki beyana itibarla iflaslarına karar verilmiş olmasının kabul edilmeyeceğini, komiser talimatına aykırı hiç bir durum ve fiillerinin bulunmadığını, Mahkemenin belirtmiş olduğu aykırılığın komiser raporlarında da geçmediğini, mahkemeye komiserler tarafından rapor haricinde bir beyan geçilmediğini tutanak verilmediğini, ayrıca tüm bunların yanında komiserlerin duruşmaya çağrılmadığını, heyet tarafından dinlenmediklerini, komiserlerin mahkemeye sunmuş oldukları ara raporda geride bıraktıkları aylık geçici mühlet sürecinde şirketin fiil, davranış ve niyetinin kötü olduğu hakkında olumsuz bir değerlendirme yapılmadığını, davanın reddi karşısında iflas kararının da verilmesinin gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesinde ise; İİK'nun 292 maddesinde kesin mühlet içinde konkordato talebinin reddi ile iflasın açılması ve aynı kanunun 287/5 maddesinde aynı hükümlerin geçici mühlet hakkında kıyasen uygulanabileceği hususlarının düzenlendiğini, öncelikli olarak mahkemenin vermiş olduğu iflas kararının dayanağı İİK. 292'ye göre komiser talimatlarına aykırı davrandığından gerekçeyle iflas kararı verilebilmesi için şirketin kesin mühlet içerisinde olması gerektiğini, geçici mühlet içerisinde komiser talimatlarına aykırı davranıldığı gerekçesi ile iflas kararı verilemeyeceğini, bunun yanı sıra henüz rayiç değer bilançosuna ilişkin bir değerlendirme yapılmadığını, rayiç değerlendirmeye göre borca batık olup olmadığının belli olmadığını, kaydi değerlere göre borca batık olmadığını, komiserler tarafından rayiç değer bilançosunun hazırlıklarının devam ettiği bir ortamda gerçek anlamda şirketin mal varlığı ortaya çıkartılmadan varlığıyla borçları arasındaki oran ile teklif ettiği projedeki ödeme oranları net olarak ortaya çıkmadan mahkemece iflas kararı verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, iflasa son çare başvurulması gerektiğini, eğer mahkeme aldığı tedbirlere rağmen herhangi bir sonuç elde edememişse; bu halde iflasa karar vermesi gerektiğini, oysa ki müvekkilinin her zaman talimatlara uyduğunu ve komiser heyeti denetiminde banka hesabını açtığını ve işlemlerini bu hesap üzerinden yürütmeye başladığını, müvekkili şirketin gerekli mali kayıtların tamamını komiser heyeti ile paylaştığını, kaldı ki komiser heyeti tarafından müvekkili şirket hakkında bilirkişiler görevlendirildiğini ve karar tarihi itibariyle henüz raporlarını ibraz etmediklerini, bilirkişi heyetinin rapor ibrazından sonra rayiç bilanço yapılabilecek olduğundan mali tablolardaki güncel hesaplamaların da bilirkişi heyetinin ibrazından sonra yapılabileceğini, bu nedenle müvekkili şirket açısından ortada gecikmişlik yokken, talimatlara aykırılık yokken, alacaklıların zararına hareket yokken, daha doğrusu ortada gecikme iddiasına dayanak talimat yokken en önemlisi iflas karar tarihinden önce mali kayıtların komiser heyetine ibraz edilmişken İflas kararı verilmesinin hatalı olduğunu, müvekkili şirketin hiçbir zaman alacaklıları zarara uğratmak için hareket etmediğini, iflas kararı ile alacaklıların da bu durumdan büyük ölçüde etkileneceği ve ölçüllük ilkesi ile beraber menfaat dengesinin sağlanması gerektiğinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini, ancak mahkemenin, alanında uzman bilirkişi heyetinden rapor almayarak; mali yönden teknik inceleme ve değerlendirme uzmanlığı olmasa da yorum yoluyla değerlendirmeye giderek çok büyük hata yaptığının görüldüğünü, yine mahkemenin komiser raporlarının da geçmiş dönem kar ve zarar oranlarıyla konkordato kaynaklarında yer alan karlılık beklentisinin gerçekleşme ihtimalinin gerçekçi olmadığı yönündeki tespitine de katılmanın mümkün olmadığını, henüz konkordato komiserlerince şirketin faaliyetleri tam olarak denetlenmediğini ve yeterince bir süre şirketin faaliyetlerine nezaret edilmediğini, söz konusu şirket beton şirketi olup Muğla yöresinde yaz aylarında inşaat yasağı söz konusu olduğundan söz konusu şirket özelinde sezon Eylül ayından sonra başlayacak olması karşısında sadece şirketin geçmiş dönem karlılığı ile bir sonuca ulaşmanın mümkün olmadığını, zira şirket aleyhine takiplerin durduğu, faizlerin işlemesinin duracağı, finansman giderlerinin azalacağı bir ortamda ancak şirketin faaliyetlerine nezaret etmek suretiyle gözlemlenmesi sonucunda ulaşılabilecek bir sonucu sadece geçmiş dönem kayıtlarıyla bir sonuca varılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, kaldı ki, karlılık hedefine ulaşılıp ulaşılmayacağı sorununun da iflası gerektirecek bir hal olmadığını, işbu hususun da mahkemece kesin mühletin verilmesi halinde gerek revize proje verilmesi, gerek alacaklılar ile görüşmelere ve müzakerelere başlanması, bu suretle projenin ve faiz oranının alacaklılar değerlendirilmesine sunulmasından sonra ortaya konabileceğini, keza aksi durumun konkordato müessesinin amacına uygun düşmediğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesince usul ve yasaya aykırı olduğundan kararın kaldırılarak müvekkili şirket hakkında konkordato tedbirlerin devamına ve komiser raporunda belirtilen şekilde geçici mühletin 2 aylık süre ile uzatılmasına bu aşamada verilen tedbirlerin aynen devamına karar verilmesini istemiştir.

Dairemizce HMK'nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçesinde belirtilen hususlarla sınırlı olmak üzere ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen dikkate alınarak yapılan inceleme neticesinde;

İstinaf başvurusuna konu uyuşmazlık, konkordatonun tasdiki istemine ilişkindir.
Davacı şirket 14/04/2025 tarihli talebiyle konkordato ve geçici mühlet talebinde bulunmuş, ilk derece mahkemesince 16/04/2025 tarihinden itibaren başlamak üzere geçici mühlet kararı verilmiş, 09/07/2025 tarihinde ise, geçici komiser heyetinin 08/05/2025 ve 04/07/2025 tarihli raporları dayanak gösterilerek, komiserin talimatlarına uyulmadığı ve konkordatonun başarıya ulaşamayacağı gerekçesiyle, konkordato isteminin reddine ve davacı şirketin, borca batık olmasa bile İİK’nın 292. maddesi uyarınca iflasa karar vermiştir.
28/02/2018 tarihli 7101 sayılı Kanun'la İcra ve İflas Kanunu’nun 285 vd. maddelerindeki Konkordato hükümlerinde köklü değişiklikler yapılmıştır. Bu değişiklikler yapılırken, özellikle uygulamada kötüye kullanılan, kabul ediliş hedeflerine hizmet etmeyen “iflas erteleme” kurumu da kaldırılmıştır. Konkordato kurumu, kaldırılan iflas ertelemenin boşluğunu dolduracak, kötüye kullanılmayacak ve iflas ertelemenin akibetine uğramayacak şekilde sıkı koşullara bağlanmıştır. Özellikle kötü niyetli borçluların konkordatoyu gerçek amacından şaşırmamaları için konkordato talep edene yükümlülük ve risk yüklenmiştir. İşte bu amacın gerçekleşmesi için kabul edilen hükümlerden biri de İİK’nın 292. maddesidir.
İİK'nın 292. maddesi;
"İflâsa tabi borçlu bakımından, kesin mühletin verilmesinden sonra aşağıdaki durumların gerçekleşmesi hâlinde komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflâsına resen karar verir:
a) Borçlunun malvarlığının korunması için iflâsın açılması gerekiyorsa.
b) Konkordatonun başarıya ulaşamayacağı anlaşılıyorsa.
c) Borçlu, 297 nci maddeye aykırı davranır veya komiserin talimatlarına uymazsa ya da borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiği anlaşılıyorsa.
d) Borca batık olduğu anlaşılan bir sermaye şirketi veya kooperatif, konkordato talebinden feragat ederse.
İflâsa tabi olmayan borçlu bakımından ise birinci fıkranın (b) ve (c) bentlerindeki hâllerin kesin mühletin verilmesinden sonra gerçekleşmesi durumunda, komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine resen karar verir.
Mahkeme, bu madde uyarınca karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder." şeklindedir.
İİK’nın 292. maddedesinde konkordato talep edenin, geçici mühlet (İİK'nın m.287/5 yollamasıyla) ve kesin mühletin verilmesinden sonra “konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflâsına resen karar verilebilmesi” için öncelikle borçlunun iflasa tabi kişilerden olması, sayılan dört halin gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti için komiserin yazılı rapor sunması, ve konkordato talep eden borçlu veya alacaklının duruşmaya davet edilerek dinlenmesi ayrıca a, b ve c bentlerinde sayılan hususlardan birinin gerçekleşmesi iflasa hükmetmek için yeterli görülmüştür.
Buna karşılık (d) bendinde belirtildiği gibi, konkordato talebinden feragat eden sermaye şirketi ve kooperatifin iflasına karar verebilmek için “borca batık” olduğunun tespiti şartı kabul edilmiş ancak a, b ve c bentleri için “borca batıklık” koşulu aranmamıştır.
Görüldüğü gibi, Kanun, iflasa tabi kişinin geçici ve kesin mühlet aşamasında Kanunun istediği; “malvarlığının korunması için iflâsın açılması gerektirir hallerden kaçınmasını, proje sunarken konkordatonun başarıya ulaşabileceği proje sunması ve bunun için azami gayret sarf etmesini ve mahkemenin izni dışında mühlet kararından itibaren rehin tesis etmemesini, kefil olmamasını, ivazsız tasarruflarda bulunmamasını, taşınmaz ve işletmenin faaliyetinin devamı için önem arz eden taşınırlarını ve işletmenin devamlı tesisatını devretmemesini ve bunları takyit etmemesini”aksi taktirde borca batık olup, olmamasına bakılmaksızın iflasına karar verilebileceğini hükme bağlanmıştır. Bu düzenlemeyle, Kanun koyucu konkordato talep eden iflasa tabi kişiyi, sınırlarını çizdiği eylemleri yapması veya yapmaması halinde “medeni ceza olarak” iflas cezasıyla cezalandırmıştır. (Yargıtay 6. HD. 2025/613 Esas ve 2025/1183 Karar sayılı ilamı)

Geçici mühlet kararı verilebilmesi için İİK'nın 286. maddesi gereği, borçlunun dava dilekçesi ekinde, sunulması gereken belgeler sayılmış olup, maddesinin 2. fıkrasında, konkordato sürecinde mahkeme veya komiser tarafından istenebilecek diğer belge ve kayıtların da ibraz edilmesinin zorunlu olduğu belirtilmiştir.
Dosyadaki belgelere, mevcut delil durumuna, kararın dayandığı delillerle belirtilen gerekçelere, komiser heyetinin 08/05/2025 tarihli raporunun sonuç kısmının 3. bendinde belirtilen eksik belgelerin tamamlanması gerektiğinin firma yetkililerine bildirildiğine, raporun da davacı vekiline tebliğ edildiğine, buna rağmen 04/07/2025 komiser heyeti raporunda belirtildiği gibi halen eksikliklerin giderilmemiş olduğuna, İİK'nın 286/2. maddesi uyarınca komiser tarafından istenecek belge ve kayıtların ibraz edilmesinin zorunlu olduğuna, diğer yandan konkordatonun başarıya ulaşmayacağına yönelik kanaatinde isabetsizlik bulunmadığına, yukarıda açıklandığı üzere geçici veya kesin mühlet aşamasında İİK'nın 292. maddesi gereği konkordato talebinin reddi halinde iflas kararı için borca batıklık aranmadığına göre, ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesinin usul ve yasaya uygun olduğu, kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediği, ihtilafın doğru tanımlandığı anlaşmakla; davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

1-... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09/07/2025 tarih, ... Esas ... Karar sayılı kararına karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

2-Alınması gerekli 732,00 TL istinaf karar harcından peşin alınan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,

3-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

4-Gider avansından kalan kısmın karar kesinleştiğinde re'sen yatırana iadesine,

5-İstinaf kararının dairemizce taraflara tebliğine,

6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

7-Harç ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.08/01/2026