Menfi Tespit (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)

Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile ile davalı ... arasında 07.10.2024 ve 12.12.2024 tarihli iki ayrı Yazılım Geliştirme Sözleşmesi imzalandığını, her iki sözleşmenin de içerik, kapsam ve yükümlülükler bakımından aynı mahiyette olduğunu, bu sözleşmelere göre davalı yüklenici oyun stüdyolarına veri analizi hizmeti sunacak, tamamen çalışır, test edilmiş ve davacı tarafından yazılı olarak kabul edilmiş bir yazılımı 60 iş günü içinde teslim etmekle yükümlüğü altına girdiğini, sözleşmelerin “Teslimat, Kurulum ve Kabul Aşamaları” başlıklı hükümleri uyarınca; yazılımın teslim edilmiş sayılabilmesi için yalnızca bazı dosya veya ara çıktılar sunulmasının yeterli olmadığını, teslimin gerçekleşmiş kabul edilebilmesi yazılımın tüm bileşenleriyle birlikte çalışır durumda sunulmasını, test süreçlerinin tamamlanmasını ve davacının yazılı kabul beyanında alınmasını zorunlu kıldığını, ancak davalı tarafın sözleşmeden doğan asli edimini hiçbir zaman gereği gibi yerine getirmediğini, Proje sürecinde bazı taslak çalışmalar paylaşılmış ise de, bu çalışmalar hiçbir zaman sözleşmede öngörülen teslim, test ve kabul aşamasına ulaşmamış, çalışır, doğrulanabilir ve kullanılabilir bir yazılım ortaya konulamadığını, sözleşmenin temelini oluşturan yazılım, sözleşme süresi içinde oluşturulmamış proje fiilen sonuçsuz kaldığını, bu nedenle müvekkili bakımından sözleşmede öngörülen bir teslimden söz edilmesinin mümkün olmadığını, davalı tarafından ortaya konulan çalışmalar sözleşmede öngörülen teslim test ve kabul mekanizmalarını hiçbir şekilde karşılamadığından hukuken ifa olarak nitelenemeyeceğini, bu süreç sonunda davacı ..., sözleşmeye uygun bir teslim, kabul ve kurulumun gerçekleşmemiş olması, yazılımın sözleşmede tanımlandığı şekilde ortaya konulamaması ve projenin ilerlemesinin imkânsız hâle gelmesi nedenleriyle, 18.09.2025 tarihli ihtarname ile TBK m.112 ve m.125 uyarınca sözleşmeden dönme iradesini davalıya bildirmiştir. Aynı ihtarnamede, ödenen bedellerin iadesi ile uğranılan zararların tazmini de talep edildiğini, davalı Thinkgo, 26.09.2025 tarihli cevabi ihtarnamesinde projenin kısmen tamamlandığını ileri sürmüş ise de; sözleşmede açıkça öngörülen test ve kabul prosedürünün işletildiğini ve müvekkili tarafından yazılı kabul verildiğini, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında eser sözleşmesinde ifa; eserin kullanılabilir, sözleşmeye uygun ve kabul edilmiş şekilde teslim edilmesiyle gerçekleşeceğini, ara çalışmalar taslak çıktılar veya tamamlanmamış sürümler ifa olarak kabul edilemez ve yükleniciye bedel hakkı verilemez, sözleşmede açıkça düzenlenmiş bir kabul şartı varken işbu kabul işletilmeden bir teslimden bahsedilmesi haliyle de bir bedel talep edilmesinin mümkün olmadığını, sözleşmede açıkça düzenlenmiş yazılı kabul şartı gerçekleşmeden davalının herhangi bir bedel talep etmesinin hukuken mümkün olmadığını, müvekkili tarafından sözleşmenin hiç ifa edilmemesi nedeniyle davalı aleyhine .... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2025/... E. sayılı dosyası ile eda davası açıldığını, bu davada sözleşmede öngörülen teslim–test–kabul mekanizmalarının işletilmediği, bu nedenle bedel ödeme yükümlülüğünün hiç doğmadığı ayrıntılı biçimde izah edildiğini, yukarıdaki hususlara rağmen davalı taraf, hukuki dayanağı bulunmayan bir alacak iddiasıyla davacı aleyhine .... İcra Müdürlüğü’nün 2025/... E. sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığını, yukarıda açıklanan sözleşme hükümleri teknik kayıtlar, yazışmalar ve ihtarnameler birlikte değerlendirildiğinde davalının icra takibine dayanak gösterdiği herhangi bir alacağın mevcut olmadığını, Nitekim Eser sözleşmesinde yüklenicinin bedel talep edebilmesi, eserin sözleşmeye uygun şekilde tamamlanarak iş sahibine teslim edilmesine ve kabul edilmesine bağlı olduğu, kabul gerçekleşmeden, yalnızca emek harcanmış olması bedel talebi için yeterli olmadığını, anılan icra takibinin usul ve yasaya aykırı olması nedeniyle, davacı tarafından icra hukuk mahkemesinde hem takibin iptali hem de tebligatın iptali talepli şikâyet başvurularında bulunulmuştur. .... İcra Hukuk Mahkemesinin 2025 / ... E. Sayılı dosyası kapsamında 18.03.2026 tarihli kararı ile şikayetimiz kabul edilmiş ve tebligat işlemlerinin usulsüz olduğunu tespit ederek, ödeme emrine ilişkin tebliğ tarihinin 06.11.2025 olarak düzeltilmesine karar verildiğini, anılan kararın 24.06.2026 tarihinde taraflarına tebliğ edildiğini, .... İcra Hukuk Mahkemesi kararı ile sabit olduğu üzere, ödeme emrine ilişkin tebligat usulsüz olup tebliğ tarihi 06.11.2025 olarak düzeltilmiştir. Bu durumda, bu tarihten önce yapılan takip kesinleşmesi ve bu kesinleşmeye dayanılarak gerçekleştirilen haciz ve üçüncü kişi işlemleri hukuki dayanaktan yoksun hale geldiğini, dolayısıyla davalı tarafından başlatılan icra takibi yalnızca esas yönünden değil aynı zamanda usul yönünde de sakatlanmış olup bu haliyle müvekkili üzerinde haksız bir icra baskısı oluşturduğunu, müvekkilinin gerçekte hiçbir borcu bulunmamasına rağmen icra tehdidi altında bırakılması üzerine, İİK m.72 uyarınca işbu menfi tespit davasının açılması zorunlu hâle geldiğini, somut olayda borç doğuran olgunun gerçekleşmediğini, tüm bu açıklanan nedenler ile, Davalı tarafından başlatılan .... İcra Müdürlüğü 2025/... E. sayılı takipteki alacağın mevcut olmadığının tespitine, Davanın sonuna kadar takibin tedbiren durdurulmasına (HMK m.389, İİK m.72/2), takdir mahkemenizde olmak ile birlikte tedbirin teminatsız olarak verilmesine, Mahkeme aksi kanaatte ise tebligat usulsüz olduğunun tespit edildiği göz önünde bulundurularak tedbirin %15 teminat karşılığında verilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Dava; menfi tespit talebine ilişkindir.
HMK'nun 115/1. maddesinde "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilir." hükmü amirdir. Yine aynı madde uyarınca eksikliğin giderilmesinin mümkün olması halinde davacıya kesin süre verileceği hüküm altına alınmıştır.
TTK’nın 5/A maddesi “Bu kanunun 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuğa başvurulmuş olması dava şartıdır.” hükümlerini içermektedir.
05/04/2023 tarih 32154 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Orman kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair 7442 sayılı Kanunun 31.maddesinde "6102 sayılı kanunun 5/A maddesinin 1.fıkrasında yer alan "paranın ödenmesi, alacak ve tazminat talepleri hakkında " ibaresi "para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında " şeklinde değiştirilmiş, aynı yasanın geçici 1.maddesinde "bu maddeyi ihdas eden kanunla 6102 sayılı kanunun 5/A maddesinin 1. fıkrası ve 7036 sayılı kanunun 3. Maddesinin 1. fıkrasına eklenen menfi tespit ve istirdat davaları hakkındaki hüküm 01/09/2023 tarihinde ve sonrasında açılacak davalar hakkında uygulanır" denilmiştir.
Arabuluculuğa ilişkin esaslar ise, 6325 sayılı Kanun’un 18/A maddesinde “Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
Mahkememizce düzenlenen 25/03/2026 tarihli tutanak ile davacı vekiline, arabuluculuk son tutanağın aslının veya onaylanmış bir örneğinin sunulması hususunda 1 haftalık kesin süre verildiği, davacı vekilinin 01/04/2026 tarihli dilekçesi ile, Mahkeme nezdinde görülmekte olan yukarıda esas numarası yazılı Menfi Tespit davasında taraflarına dava şartı eklikliğinin giderilmesi için 1 haftalık kesin süre verildiğini, Mahkemece tayin edilen bu kesin süre içerisinde söz konusu eklikliğin taraflarınca giderilmesi imkanının bulunmadığını, bu itibarla usul ekonomisi sağlamak ve dosyanın gereksiz yere derdest kalmasını önlemek amacıyla sürenin dolması beklenilmeksizin HMK m. 115/2 uyarınca davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesini beyan ettiği görülmüştür.

Dava dosyasının yapılan incelemesinden; dava menfi tespit talebine ilişkin olup, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması 01 Eylül 2023 tarihinden itibaren dava şartı olduğu, dava tarihinin 24/03/2026 olduğu, dava açıldıktan sonra zorunlu arabuluculuğa başvuru yapılması tamamlanabilir bir dava şartı olmadığından bu haliyle davacının arabuluculuğa başvurmadan doğrudan dava açtığı açıkça anlaşıldığından; açılan davanın Arabuluculuk Kanununun 18/A-2. maddesi ile HMK'nun 115/2. maddesi hükmü gereğince, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

Yukarıda izah edilen gerekçeye istinaden;

1-DAVANIN ARABULUCULUK DAVA ŞARTI YOKLUĞU NEDENİYLE USULDEN REDDİNE,

2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 732,00.-TL harcın peşin alınan 4.678,59.-TL harçtan mahsubu ile fazladan yatan 3.946,59.-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,

3-Davacı tarafından bu dava sebebi ile yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
Dair, tarafların yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. 10/04/2026