İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyadaki tüm belgeler ve dairemiz üyesi tarafından hazırlanan raporlar incelendi.

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil şirketin imalathane ihtiyacı için emlakçı ile irtibata geçtiğini, yapılan görüşmeler sonucunda 01.09.2025 tarihinde yazılı kira sözleşmesi imzalanmak için anlaştıklarını, emlakçı ile kira sözleşmesi imzalandığı ve dava konusu taşınmazın tadilat işlemlerine başlandığını, mülk sahibinin şehir dışında olması sebebiyle bir türlü mülk sahibi ile kira sözleşmesi yapılamadığını, bu konuda sürekli oyalandığını, emlakçı ile yapılan kira sözleşmesinin de kendilerine verilmediğini, bu arada davalı hesabına 200.000,00 TL kira bedeli ve 200.000,00 TL depozito bedeli gönderildiğini, yine kira bedelinin tamamlanması için emlakçıya 125.000,00 TL bakiye kira bedeli ve 125.000,00 TL depozito bedeli gönderildiğini, fakat mülk sahibi ile bir türlü kira sözleşmesi yapılamadığı için taşınmaza yerleşilmediğini, müvekkili tarafından bu işlemler sürerken iş sahiplerinin işleri fason şirketler tarafından yapıldığını ve müvekkilinin ticari zarara uğradığını, davalı tarafından dava konusu taşınmazın tekrardan kiralık ilanına verildiğini, davalıya ihtarname gönderildiğini ve yapmış olduğu tadilat masrafları ile kira bedeli ile depozito bedelinin iadesinin istendiğini, davalı cevabi ihtarnamesi ile yazılı kira sözleşmesinin uhdesinde olduğunu, yapılan tadilatların yazılı onay olmadan yapıldığını bu nedenle zararın karşılanamayacağı ayrıca Ekim kirasınında ödenmesi gerektiğinin bildirildiği, davalı ile yazılı kira sözleşmesi yapılmaması nedeniyle 650.000,00 TL depozito ve kira bedelinin, 411.900,00 TL boya ve tadilat bedelinin, 6.600,00 TL aidat bedelinin ve müvekkilin ticari kaybı nedeniyle şimdilik 10.000,00 TL'nin tahsilini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince açılan davanın mutlak ticari davalardan olmadığı gibi nispi ticari dava da olmadığı bu sebeple görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu belirtilerek görevsizlik kararı vermiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin sermaye şirketi vasfı ve uyuşmazlığın doğrudan ticari işletme faaliyetine özgülenmiş olduğunu, Anonim Şirket olan müvekkilin tüm işlerinin TTK m. 19 uyarınca ticari iş sayıldığını, imalathane kiralama girişiminin şirketin üretim kapasitesi ve ticari yatırım planları ile illiyet bağı bulunduğunu ve şirketin ticari faaliyetini ilgilendirdiğini, yapılan ödemelerin ve tadilat harcamalarının ticari defterlerde kayıtlı olmasının da bu işin bir ticari iş olduğunu gösterdiğini, davalının vergi kayıtlarından bağımsız olarak fiili tacir sıfatı ve faaliyetinin esnaf sınırını aşan nitelikte olduğunu, TTK m. 11 ve 15 kapsamında esnaf sınırının aşılması ve kazanç sağlama amacının sürekliliği müvekkil şirket ile davalı arasında yapılan ilişkinin ticari iş olduğunu gösterdiğini, sözleşme öncesi sorumluluk (culpa ın contrahendo) ve ticari kazanç kaybı taleplerinin uzmanlık mahkemesinde görülme zorunluluğu ulunduğunu, hukuk sistemimizde sözleşme özgürlüğü asıl olmakla birlikte, tarafların sözleşme akdetmek üzere yürüttükleri müzakereler sırasında birbirlerine karşı dürüstlük kuralı (tmk m. 2) çerçevesinde özen gösterme yükümlülüğü bulunduğunu, "sözleşme öncesi sorumluluk" olarak adlandırılan "culpa in contrahendo", tarafların henüz sözleşme kurulmadan önce birbirlerinin hukuki alanına girmeleriyle doğan bir güven ilişkisine dayandığını, Yargıtay 17. HD - 2012/14882 Esas. - 2012/14141 sayılı kararında zikredilen somut olayın, somut olayımızla birebir örtüştüğünü, Yargıtay, kira sözleşmesinin kurulamadığı, ödemelerin ise ileride kurulacak sözleşmeye mahsuben yapıldığı hallerde, uyuşmazlığın "kira hukuku" değil "sebepsiz zenginleşme" ve "ticari uyuşmazlık" çerçevesinde ele alınması gerektiğini açıkça ortaya koyduğunu, Yargıtay ve BAM içtihatları ışığında ticari işlerde sebepsiz zenginleşme ve tazminatın görevli mahkemesinin açıkça Ticaret Mahkemesi olduğunu belirttiğini, TTK 24 ve devamı maddelerde düzenlenen ticaret siciline ilişkin hükümler tacir sıfatını taşımanın tescile bağlı olmadığı üstelik bu sıfatı taşımanın sonucu ve gereği olduğunu ortaya koyduğunu, bu nedenle esnaf boyutunu aşan ticari işletme işleten kimsenin ticaret siciline kaydını yaptırmamış olması, tacir olmadığını göstermediğini, uyuşmazlık konusu olan "culpa in contrahendo" sorumluluğu, tarafların ticari bir amaçla bir araya gelmelerinden ve müvekkilin bu ticari amaca yönelik olarak malvarlığında meydana gelen eksilmeden doğduğunu, müvekkil şirket, sanayi sitesindeki bu yeri bir konut olarak değil, otomotiv yedek parça üretim merkezi olarak planladığını, yapılan tadilatlar (elektrik tesisatı, boya, sanayi tipi düzenlemeler) doğrudan üretim faaliyetine özgülendiğini, davalının bu süreçteki rücusu ve sözleşmeden kaçınması, müvekkil şirketin ticari geleceğini etkileyen bir haksız fiil ve sebepsiz zenginleşme teşkil ettiğini, bu denli yoğun ticari unsurlar içeren, taraflarından biri tam tacir (anonim şirket), diğeri ise fiili tacir (imalathane işletmecisi) olan bir uyuşmazlığın genel mahkemelerde görülmesi, ticaret hukukunun hızlılık, güven ve uzmanlık prensiplerine aykırılık teşkil ettiğini, bu nedenle, yerel mahkemenin görevsizlik kararının kaldırılarak, davanın uzmanlık mahkemesi olan Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülmesi için kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık (dava); Kira sözleşmesinin kurulmadığı iddiasıyla başlangıçta ödenen kira, depozito, tadilat ve aidat bedeli ile davacı şirketin ticari kaybının tahsili istimine ilişkindir.
Bakırköy 6.Asliye Ticaret Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere görev kamu düzeni ile ilgili dava şartı olduğundan (HMK m. 114/c) iddia ve savunma olarak ileri sürülmese bile yargılamanın her aşamasında mahkemece resen göz önünde bulundurulur (HMK m. 115/2).
6100 sayılı HMK'nın 4/1-a maddesi gereğince kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davalara bakmak görevi Sulh Hukuk Mahkemelerine aittir.
Somut olayda; davacı dava dilekçesindeki iddiasını, taraflar arasında kurulması amaçlanan kira sözleşmesinin kurulmadığı iddiasını dayandırmıştır. Ancak, dava dilekçesindeki anlatımdan davacının imalathane kiralamak saikiyle davalıya bir miktar kira bedeli ve depozito vermiş olduğu ve aynı zamanda kiralananda tadilat yaptığı ve kiralanana ilişkin aidatı ödediği anlaşılmaktadır.
Yine, dava dilekçesinde "davalının, cevabi ihtarnamesi ile yazılı kira sözleşmesinin uhdesinde olduğunu, yapılan tadilatların yazılı onayı olmadan yapıldığını bu nedenle zararın karşılanamayacağı ayrıca Ekim kirasının da ödenmesi gerektiğinin bildirildiğinin" iddia edildiği, dolayısıyla taraflar arasında bir kira ilişkisi kurulup kurulmadığının, bu kapsamda depozito ve kira bedeli olarak davalıya verilen tutarların iadesinin gerekip gerekmediğinin, davacının kiralanana yaptığı masrafları ve ödediğini iddia ettiği aidat bedelleri ile uğradığını belirttiği zararları talep edip edemeyeceğinin Türk Borçlar Kanunu'nun kiraya ilişkin hükümlerine göre değerlendirilmesi gerektiğinden davada görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesidir.
Bu nedenlerle; İlk derece mahkemesince Sulh Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu belirtilerek görevsizlik kararı vermesi gerekirken, Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu belirtilerek görevsizlik kararı vermesi yerinde görülmediğinden ve göreve ilişkin hususlar kamu düzeni ile ilgili olduğundan HMK'nın 355 ve 353/1-a-3 Maddeleri gereğince davacı vekilinin istinaf başvurusunun başka sebeple kabulü ile; ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak aşağıdaki şekilde yeniden karar verilmesi gerekmiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,

2-İlk derece mahkemesinin kararının HMK’nın 353/1-a-3 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,

3-Davada görevli mahkemenin Sulh Hukuk Mahkemesi olduğunun tespitine,

4-HMK'nın 20. Maddesi gereğince Dairemiz kararının taraflara tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde taraflarca başvurulması halinde istinaf kayıtların kapatılarak dosyanın Sulh Hukuk Mahkemesine gönderilmek üzere kararı veren ilk derece mahkemesine iadesine,

5-Davacının istinaf başvurusu için yaptığı yargılama giderlerinin esas hakkında verilecek kararda değerlendirilmesine, harcanmayan istinaf gider avansının iadesine,

6-Karar tebliği, harç takibi ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yapılmasına,

Dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonunda oy birliği ile kesin olarak karar verilmiştir.10/04/2026