İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İhtiyati Haciz
İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 05.12.2025 tarih 2025/353 D.İş 2025/356 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi ihtiyati haciz talep eden (alacaklı) vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.
TALEP: İhtiyati haciz talep eden vekili dilekçesi ile özetle; müvekkili şirket ile borçlu .... arasında 09.09.2024 tarihli “Limited Şirket Pay Devir Sözleşmesi” imzalandığını, bu sözleşmenin 6. maddesinin (e) bendi uyarınca ....A.Ş. tarafından şirkete gönderilen 15.000.000,00 TL tutarındaki ödemenin tamamen borçlu ... .’nin uhdesinde kullanıldığını, şirketin ....A.Ş.’ye veya herhangi bir üçüncü kişiye karşı hiçbir borç veya ödeme yükümlülüğü bulunmadığının açıkça hüküm altına alındığını, bu düzenleme gereğince ilgili ödemenin tamamen borçlunun kişisel tasarrufuna geçtiğini, müvekkili şirketin ticari faaliyetinde kullanılmadığını, müvekkili şirketin herhangi bir borç ilişkisi doğmadığını ve bu bedel yönünden hukuki sorumluluğun bütünüyle borçluya ait olduğunu, borçlu ....'nin söz konusu 15.000.000,00 TL’yi müvekkili şirket adına aldığını iddia ederek üçüncü kişiler nezdinde hukuki ve mali yükümlülük doğurduğunu, bu ödeme dolayısıyla müvekkili şirketin haksız yere borçlu gösterilmesine sebebiyet verdiğini, .... A.Ş.’nin müvekkili şirket aleyhine yaptığı ihtiyati haciz başvurusunun ve İzmir Bölge Adliye Mahkemesi’nin 17. Hukuk Dairesi 2025/1292 E. – 2025/1961 K. sayılı kesin kararı nedeniyle müvekkili şirketin malvarlığına 3.219.750,00 TL teminat karşılığı ihtiyati haciz uygulandığını, müvekkilinin ticari itibarı ve ekonomik faaliyetlerinin ciddi zarara uğradığını, tüm bu olumsuzlukların kaynağının borçlu ..’nin hileli ve kötü niyetli işlemleri olduğunu, müvekkili şirketin ... A.Ş.’ye karşı herhangi bir borcu bulunmadığı gerekçeleriyle açıklayarak hem .... A.Ş.’ye hem de borçlu şahsa noter ihtarnamesi gönderdiğini, ödemenin tamamen borçlu tarafından kullanıldığını bildirdiğini, buna rağmen borçlunun sözleşme hükümlerine aykırı bir biçimde müvekkili şirketi hukuki ve mali sorumluluk altına soktuğunu, bu durumun hem sözleşmeye aykırılık teşkil ettiğini hem de müvekkilinin açık şekilde zarara uğramasına sebep olduğunu, bu kapsamda borçlunun müvekkiline karşı sorumluluğu doğmuş olup müvekkili şirket aleyhine verilen ihtiyati haciz kararında sorumluluğun müsteniden borçluya rücu edilmesinin hukuken zorunlu olduğunu, TBK m.112, m.113 ve m.77 gereğince borçlunun kusurlu davranışı sonucu meydana gelen tüm zararların borçludan tahsil edilmesi gereken bir “zarar borcu” niteliğinde olduğunu, ayrıca TTK m.18 ve tacirler arasındaki dürüstlük kuralları uyarınca borçlunun kötü niyetli ve ticari sadakat kurallarına aykırı davranışı nedeniyle müvekkili şirketin uğradığı zararın karşılanmasının zorunlu olduğunu, borçlunun mal kaçırmaya yönelik davranışları bulunduğu yönünde müvekkili şirkete ulaşan bilgiler olduğunu, borçlunun üzerine kayıtlı malvarlıklarını üçüncü kişilere devre hazırlık yaptığı ve ticari varlıklarını hızla tükettiği yönünde şüphe uyandıran işlemler bulunduğunu, müvekkilinin ticari defterlerinde sabit olan alacak nedeniyle borçluya yapılan tüm ödeme taleplerinin sonuçsuz kaldığını, borçlunun bu davranışlarının hem TBK hem de TTK anlamında borcu inkâr niteliğinde olup, İİK m. 257 uyarınca ihtiyati haciz şartlarının gerçekleştiğini gösterdiğini, müvekkilinin alacağının tahsilinin ciddi şekilde tehlikeye düştüğü hususunun, ticari defter verileri ve taraf davranışları ile sabit olduğunu belirterek borçlu ....’nin müvekkili şirkete karşı doğmuş rücu borcu nedeniyle İİK m.257 uyarınca borçlunun tüm taşınır, taşınmaz ve üçüncü kişiler nezdindeki hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz konulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, ihtiyati haciz kararı koşullarının İİK 'nın 257 ve devamı maddelerinde düzenlendiği, buna göre vadesi gelmiş ve rehinle temin edilmemiş bir para borcu hakkında ihtiyati haciz kararı verilebileceği, ayrıca ihtiyati haciz kararı için alacaklı alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek delilleri göstermek zorunda olduğu, talep dilekçesi ve eklerinin alacağın varlığını tek başına ortaya koymayacağından; talep edenin talep konusu alacak tutarında alacaklı olup olmadığının yargılama sonucu tespit edilebileceği, bu aşamada ihtiyati haciz talebi yönünden yaklaşık ispatın oluşmadığı gerekçeleriyle talebin reddine karar verilmiştir.
Karara karşı ihtiyati haciz isteyen vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İhtiyati haciz isteyen vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesinin talep eden şirket ticari defter ve kayıtlarını tek taraflı delil olarak nitelendirerek ihtiyati haciz talebini reddettiğini, ihtiyati haciz uygulanması için kesin ispatın değil yaklaşık ispatın yeterli olduğunu, mahkeme değerlendirmesinin maddi ve hukuki hata içerdiğini, alacağın varlığının ve miktarının talep eden tarafından ibraz edilen banka dekontları, cari hesap kayıtları, gider pusulaları, ödeme hareketlerini gösteren finansal tablo ve muavin defterleriyle birlikte tereddüt yaratmayacak şekilde sabit olduğunu, yalnızca muavin defterin tek taraflılığı gerekçesiyle diğer delillerin dışlanmasının hukuka aykırı olduğunu, talep eden şirket ile borçlu .... arasında 09.09.2024 tarihli limited şirekt pay devri sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin 6.maddesinin (e) bendi uyarınca .... A.Ş. tarafından gönderilen 15.000.000,00 TL’nin tamamının borçlu ....’nin uhdesinde ve kişisel tasarrufunda kullanılacağı, Müvekkil şirketin .... A.Ş.’ye veya üçüncü kişilere karşı herhangi bir borç veya ödeme yükümlülüğünün bulunmadığı, Bu bedel yönünden hukuki sorumluluğun bütünüyle borçluya ait olduğu açık ve tartışmasız biçimde düzenlendiğini, bu hükümle karşı taraf borçlunun sorumluluğunun kesin olarak delillendirildiğini, borçlunun talep konusu bedeli talep eden şirket adına aldığı yönünde gerçeğe aykırı beyanlarla üçüncü kişiler nezdinde işlem tesis ettiğini, bu nedenle talep eden şirket hakkında ihtiyati haciz kararı verildiğini ve uygulandığını, bu zararın tamamen borçlunun hileli ve sözleşmeye aykırı davranışlarıyla gerçekleştiğini, karşı taraf borçluya rücu koşullarının oluştuğunu, karşı tarafın verdiği yanıtta borcu inkar etmediğini, borcun inkar edilmemesinin yaklaşık ispatı güçlendiren kuvvetli bir olgu niteliğinde olduğunu, karşı tarafın kusurlu fiilleri neticesinde talep eden şirketin malvarlığının doğrudan zarar gördüğünü, zarar borçlarının ihtiyati hacze konu edilemeyeceğine dair herhangi bir sınırlama bulunmadığını, ilk derece mahkemesinin bu hususu dikkate almamasının hatalı olduğunu, alacağın rehinle teminat altına alınmadığını ve mauccel olduğunu, karşı tarafın borçlu olduğuna dair yaklaşık ispatın üzerinde bir ispatın sağlandığını, hisse devrinde karşı taraf borçlunun açık ikrarı olduğunu ve ödeme nedeniyle talep eden şirket hakkında ihtiyati haciz kararı alındığını, borçlunun borcun kaynağına ilişkin açıklama yapmaktan kaçındığınu, çdeme taleplerine hiçbir şekilde cevap vermediği ve İİK m.257/2 kapsamında alacağın ciddi şekilde tehlikeye düştüğünü gösterdiğini ve alacağın tamamen tahsil edilememe riskinin ortaya çıktığını istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılarak ihtiyati hacze karar verilmesini istemiştir.
Talep, ihtiyati hacize ilişkin olup ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle talebin reddine karar verilmiştir.
İhtiyati haciz, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 257 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup; rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş para borcu alacaklarıyla muayyen ikametgahı bulunmayan, mal kaçıran yada kaçan, hileye başvuran borçluların vadesi gelmemiş para borcundan doğan alacakları temin bakımından alacaklıya talep hakkı tanıyan ve şartların varlığı halinde borçlunun yedinde ya da üçüncü kişide bulunan malları ve hakları üzerine ihtiyati hacize karar verilebilir.
İhtiyati haciz esasen geçici bir hukuki koruma olup, geçici hukuki koruma yargılamasını asıl hukuki koruma yargılamasından ayıran özelliklerden biri ispat ölçüsüdür. Geçiçi hukuki koruma yargılamasında yaklaşık ispatla yetinilmiş olması, ispatın aranmayacağı ya da ispat kurallarının tamamen dışına çıkılacağı anlamına gelmemektedir.
Somut olayda her ne kadar karşı taraf borçlunun "Limited Şirket Pay Devri Sözleşmesi" 6/E. Maddesi uyarınca şahsi sorumluluk altına girdiğine dair yaklaşık ispat sağlanmış ise de talep dilekçesi ve ekleri ile istinaf dilekçesinde yer alan anlatıma göre talep eden şirketin malvarlığına ihtiyati haciz uygulanmış olduğu, kesin haciz sonucu cebri icra altında bir ödeme gerçekleştirildiği veya rızai ödeme yapıldığına dair bir anlatım veya delil bulunmadığı, dolayısıyla henüz gerçekleştirilmiş bir ödeme bulunmadığından muaccel bir alacağın varlığından söz edilemeyeceği gibi alacağın takip ve dava hakkının mevcut durumda 3.kişi ... A.Ş.'de olduğundan ihtiyati haciz şartlarının oluşmayacağı anlaşılmakla ilk derece mahkemesince talebin reddine karar verilmesinde bir hukuka aykırılık görülmemiştir.
Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına ve İİK'nın 257. maddesindeki şartların somut olayda bulunmamasına göre, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-İhtiyati haciz talep eden (alacaklı) vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-İhtiyati haciz talep eden (alacaklı) yönünden istinaf karar harcı olan 1.206,00 TL'den peşin alınan 615,40 TL'nin mahsubu ile bakiye 590,60 TL'nin haciz talep edenden (alacaklı) alınarak hazineye gelir kaydına,
3-İstinaf başvurusu nedeniyle ihtiyati haciz talep eden (alacaklı) tarafından yapılan giderlerin kendi üzerlerinde bırakılmasına,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 362/1-f maddesi uyarınca kesin olmak üzere 13.04.2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.