BURSA
El Atmanın Önlenmesi ve Tazminat
... 20. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 23/02/2026 tarih 2026/... Esas 2026/... Karar sayılı dosyasında verilen görevsizlik kararı sonucu Mahkememizde görülmekte olan El Atmanın Önlenmesi ve Tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı müvekkili şirketin ... ili ... ilçesi ... Mahallesi ... adresinde bulunan fabrika/depo niteliğindeki taşınmazın maliki olduğunu, Türk Medeni Kanununun 683. maddesi uyarınca malikin malını dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahip olup malına yönelen haksız müdahalelerin önlenmesini dava etme hakkına sahip olduğunu, müvekkili şirkete ait söz konusu taşınmazın davalı ... Tekstil Züccaciye Kozmetik İnşaat Mobilya Ürünleri Sanayi Dış Ticaret Limited Şirketine 01.06.2018 ve 01.01.2021 başlangıç tarihli kira sözleşmeleri ile kiralandığını, taraflar arasındaki kira ilişkisinin 01.01.2024 ve 01.06.2024 tarihli kira sözleşmeleri ile yeniden düzenlenerek kesintisiz şekilde devam ettirildiğini, davalının bu süre boyunca taşınmazı kiracı sıfatıyla fiilen kullanmakta olup Türk Borçlar Kanununun 316. maddesi uyarınca kiralananı sözleşmeye uygun şekilde kullanmak ve taşınmaza zarar verecek davranışlardan kaçınmakla yükümlü olduğunu, davalı kiracının kira sözleşmesi ile kendisine tahsis edilen alanla sınırlı kullanım hakkına sahip olmasına rağmen kiralanan alanın dışında kalan ve diğer kiracıların kullanımına açık ortak alana izinsiz şekilde sundurma niteliğinde yapı yaptırdığını ve bu alanı fiilen kullanımına dahil ettiğini, davalının bu eyleminin kira sözleşmesine ve kiracının özen borcuna açıkça aykırı olduğunu, davalı tarafından inşa edilen ve kullanılan sundurmanın kiralanan alan sınırları dışında bulunduğunu, ortak kullanım alanının kullanımını engellediğini, kira sözleşmesine aykırı olduğunu, müvekkilinin muvafakati olmaksızın yapıldığını, bahse konu alanın davalının kiralamış olduğu bölümün hemen bitişiğinde yer almakta olup kullanım biçimi itibariyle kiralanan alanın doğal uzantısı niteliğinde olduğunu, davalı tarafından kiralanan bölüm ile söz konusu alan birlikte ve kesintisiz şekilde kullanılmakta olup adeta kiralanan alanın eklentisi gibi değerlendirilmesi gereken fiili bir kullanımın söz konusu olduğunu, sundurma altındaki alanın davalı tarafından depo ve kullanım alanı olarak değerlendirildiğini, davalıya ait eşyalar bulundurulduğunu ve ortak alanın kullanımına engel olunduğunu, davalının fiili kullanım ve tasarrufunun açık ve sabit olduğunu, bu durumun davalının taşınmaz üzerinde haksız zilyet konumunda bulunduğunu gösterdiğini, davalıya 11.11.2025 tarihli ihtarname gönderilerek aykırılığın giderilmesi ve sundurmanın kaldırılmasının talep edildiğini, buna rağmen davalının hukuka aykırı kullanımını sürdürdüğünü, ihtar sonrası müdahalenin devam etmesinin davalının kötü niyetli zilyet olduğunu gösterdiğini, Türk Medeni Kanununun 995 ve 996. maddeleri uyarınca kötü niyetli zilyetin taşınmazdan elde ettiği veya elde etmeyi ihmal ettiği ürünleri ve doğan zararı tazmin etmekle yükümlü olduğunu, davalının kiralanan alan dışındaki ortak alanı fiilen kullanmak suretiyle müvekkilinin taşınmazdan yararlanmasını engellemiş olup ecrimisil ödemekle yükümlü olduğunu, davalı taraf vekilinin göndermiş olduğu ihtarnameye cevapta sundurmanın site sakinlerinin ortak kararı ile yapıldığını, müvekkili tarafından kullanılmadığını ve müvekkili ile bağlantısının bulunmadığını ileri sürdüğünü, bu beyanını hiçbir şekilde kabul etmemekle birlikte; müdahalenin men’i ve ecrimisil davalarında sorumluluğun belirlenmesinde yapının kim tarafından inşa edildiğinden ziyade taşınmazdan fiilen yararlanan kişinin tespitinin esas alındığını, somut olayda sundurma altındaki alanın davalı tarafından fiilen kullanıldığı, kiralanan alan ile bağlantılı şekilde değerlendirildiği ve davalıya hizmet ettiğinin açık olduğunu, bu nedenle davalının yapının başkaları tarafından inşa edildiği yönündeki savunmasının hukuki değeri bulunmadığını, davalı tarafından ileri sürülen söz konusu yapının site sakinlerinin ortak kararı ile inşa edildiği yönündeki savunmanın hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bahse konu alanın davalının kiralamış olduğu bölümün hemen bitişiğinde yer almakta olup konumu, fiziki bütünlüğü ve kullanım şekli dikkate alındığında fiilen ve münhasıran davalı tarafından kullanılabilen bir alan niteliğinde olduğunu, dava konusu alanın konumu, kullanım biçimi ve kiralanan alanla olan fiziki bağlantısı birlikte değerlendirildiğinde; söz konusu alanın fiilen davalının kullanımına tahsis edildiği hususunda kuvvetli bir karine oluştuğunu, bu kapsamda davalının söz konusu alanı kullanmadığını ileri sürmesinin somut olayın fiziki durumu ile bağdaşmadığını, Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı uyarınca herkes haklarını kullanırken dürüst davranmak zorunda olduğunu, davalının kiralanan alanın doğal uzantısı niteliğinde bulunan alanı kullanımına dahil etmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, Türk Borçlar Kanununun 112. maddesi uyarınca borcun gereği gibi ifa edilmemesi halinde borçlunun doğan zararı gidermekle yükümlü olduğunu, davalının sözleşmeye aykırı kullanımı nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını, ... 8. Hukuk Dairesinin 2018/ Esas 2019/ Karar sayılı kararının "Taşınmazın tahliyesi ve ecrimisil bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Eşyaya bağlı aynî haklardan olan mülkiyet hakkı herkese karşı ileri sürülebileceği gibi, hakka yönelik bir müdahale durumunda ne zaman gerçekleştiğine bakılmaksızın, ileri sürüldüğü andaki hak sahibi tarafından her zaman koruma istenebileceği de kuşkusuz olup anılan korumanın istenmesi durumunda da hakkın kötüye kullanıldığından söz edilebilmesine hukuken olanak yoktur. Malikin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, tasarrufta bulunma, yararlanma yetkilerine sahip olduğu, malını haksız olarak elinde bulunduran kişiye karşı her türlü el atmanın önlenmesi davası açabileceği öngörülmüştür." şeklinde olduğunu, ... 8. Hukuk Dairesinin 2018/ Esas 2019/ Karar sayılı kararının "Gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarih ve 22/4 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan olumlu zarar ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir (.... 25.02.2004 gün ve 2004/-- Sayılı kararı).Öte yandan;ecrimisile hükmedilebilmesi için,taşınmazdan davacı tarafın ne şekilde ekonomik gelir elde ettiği hususunun ispatı zorunlu olmadığı gibi haksız olarak kullanılan taşınmazın ekonomik tahsis amacı itibariyle gelir getirmeye özgülenmemiş olması dahi sonuca etkili değildir." şeklinde olduğunu,... 8. Hukuk Dairesinin 2021/ Esas 2021/ Karar sayılı kararının "İlke olarak, kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde, taşınmazın dava konusu ilk dönemde mevcut haliyle serbest şartlarda getirebileceği kira parası, emsal kira sözleşmeleri ile karşılaştırılarak, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevre özellikleri de nazara alınarak yöredeki rayice göre belirlenir. Sonraki dönemler için ecrimisil değeri ise ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere takdir edilir...." şeklinde olduğunu, davalının haksız işgali nedeniyle müvekkilinin taşınmazından yararlanamadığını ve zarara uğradığını, bu sebeple davalı aleyhine müdahalenin men'i ve ecrimisil talep etme zorunluluğu doğduğunu, arz ve izah edilen nedenlerle her türlü fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla; davalının taşınmazın ortak kullanım alanına yaptığı haksız müdahalenin men’ine, davalı tarafından inşa edilen sundurmanın kaldırılarak taşınmazın eski hale getirilmesine, davalının haksız kullanımından kaynaklı olarak şimdilik 1.000 TL ecrimisil alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Dava tarihinde yürürlükte olan 6100 sayılı HMK’nın 1/1. maddesi uyarınca mahkemelerin görevi, kanunla düzenlenir ve göreve ilişkin kurallar, kamu düzenine ilişkindir ve yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınmalıdır. Somut uyuşmazlıkta öncelikle mahkemenin görevli olup olmadığı tespit edilmelidir.6100 sayılı HMK'nun 4-a maddesinde, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dahil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davaların Sulh Hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği yasal düzenlemesi karşısında, somut olayda, taraflar arasında fabrika/depo niteliğindeki taşınmazın kiralanmasına ilişkin sözleşme bulunmakla, davaya konu alacağında kiralanan taşınmazın ortak kullanım alanına yapılan haksız müdahalenin men-i, yapının kaldırılarak eski hale getirilmesi ve haksız kullanım nedeniyle ecrimisil alacağının tahsili istemine ilişkin olup, taraflar arasındaki kira sözleşmesi kapsamında iş bu davanın HMK.'nun 4. maddesi kapsamında sulh hukuk mahkemesince görülmesi gerektiği anlaşılmakla, Mahkememizce görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
1-Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, Davanın Görev Dava Şartı Yokluğu nedeniyle USULDEN REDDİNE, Davanın konusu itibariyle davaya bakmaya görevli mahkeme SULH HUKUK MAHKEMESİ olduğundan HMK 20. Maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden itibaren 2 haftalık süre içinde talep edilmesi halinde dosyanın görevli ... NÖBETÇİ SULH HUKUK MAHKEMESİ NE GÖNDERİLMESİNE,
2-Harç, masraf, avans ve vekalet ücreti hususlarının görevli mahkemece karara bağlanmasına, herhangi bir sebeple görevli mahkemede yargılamaya devam olunmaması halinde mahkememize iletilecek bir dilekçe ile yargılama giderlerine hükmedilebileceğine,
Dair, tarafların yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde ... açık olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda karar verildi. 12/05/2026