ALACAK

Taraflar arasındaki alacak istemine ilişkin davanın yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne yönelik verilen hükme karşı, taraf vekillerince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemizce karar verildiği, kararın temyizi üzerine dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 17/12/2025 tarih ve 2025/2643 Esas 2025/7605 Karar sayılı bozma ilamı doğrultusunda dosya Dairemize gönderilmiş ve celse açılmak suretiyle gereği konuşulup düşünüldü.

Davacılar; davalı banka şubesinde bulunan hesaplarından, kendi bilgileri dışında şube yetkilileri tarafından teyidi yapılmaksızın sahte imzalı dilekçelerle muhtelif tarihlerde davalı ... tarafından paralar çekildiğini, davalı ...'ın, herhangi bir vekaletname olmaksızın vadeli ve vadesiz YTL ve döviz hesaplarının bozulmasını taleple hesaplardaki paraların kendisine ödenmesini sahte imzalı dilekçelerle talep ettiğini, fonlarda tutulan paralardan istediği miktarları bozdurup bu paraları da çektiğini, bütün bu işlemlerle ilgili çalıştırdıkları personelin fiillerinden kusursuz sorumlu olmanın ötesinde basiretli bir tacir olarak gereğini yapmakla yükümlü davalı bankanın, yetkilileri tarafından hiçbir teyit alınmadığını, yapılan araştırmada en az 100.000-YTL tutarında bir paranın davalı ... tarafından sahte imzalı dilekçelerle çekildiğinin belirlendiğini, fazlaya ve üçüncü kişilere karşı yasal hakları saklı kalmak üzere şimdilik 5500-YTL maddi zararın, her bir paranın çekildiği tarihten itibaren hesaplanacak ticari faiziyle davalılardan müteselsilen ve müştereken tazminine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili 12/09/2011 tarihli ıslah dilekçesi ile davasını ıslah ederek dava değerini, davacı şirket yönünden 8.657,59 TL’ye, ... yönünden 80.166,80 TL’ye, ... yönünden 2.036,91 TL’ye, ... yönünden 5.469,78 TL’ye çıkardığını bildirmiştir.

Davalı banka; zamanaşımı def'inde bulunduklarını, her bir davacının davasının tefrik edilerek ayrı esasa kaydedilmesi gerektiğini, görev itirazında bulunduklarını davacıların dilekçesinde hangi tarihli, hangi işlemlerin, hangi gerekçelerle davaya konu edildiğinin ve zararın çerçevesinin izah edilmediğini, diğer davalı ...'nun davacıların çalışanı olup bu tür işler için sıklıkla görevlendirilerek bankada bir güven uyandırıldığını, söz konusu hesaplarda daha sonra davacılar tarafından ve özellikle davacılar lehine yapılan işlemler dolayısıyla yine davacıların bu işlemleri daha önceden farkedememiş olmalarının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacıların yanında çalıştırdıkları diğer davalının eylem ve işlemlerinden sorumlu olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ...; söz konusu bankacılık işlemleri dört ayrı davacıya ait olmakla açıklanması gerektiğini, söz konusu talimatların tamamen ilgili hesap sahiplerinin bilgisi ve sözlü talimatları ile işlem kolaylığı sağlamak amacıyla onların yönlendirmesi ile yerine getirildiğini, bu tür imza taklidi suretiyle işlemlerin yürütülmesinin birçok işyerinde de gerçekleştirildiğini, ilgili para hareketlerini içeren talimatlar incelendiğinde aynı işlemlerin diğer şirket çalışanları eli mahsulu olarak da gerçekleştirildiğini, davacıların uzun süre ses çıkarmamış olmaları ve müteakip işlemlere devam etmiş olmaları gözetildiğinde önceki iş ve işlemlere icazet vermiş olduklarının kabulü gerektiğini, davacılar lehine yapılan işlemler dolayısıyla söz konusu işlemlerin davacılar tarafından daha önceden farkedilmemiş olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, kaldırma kararı doğrultusunda yapılan yargılamadaki iddia, savunma, bilirkişi kök ve ek raporlarına ve toplanan tüm delillere göre; davalı banka şubesindeki davacılara ait hesaplardan, bilgileri dışında, sahte imzalı dilekçelerle ve muhtelif tarihlerde, banka şubesi yetkilileri tarafından teyid edilmeksizin davalı ... tarafından paralar çekildiği, davalı ...'nun, vekaletname olmaksızın, davacılara ait vadeli, vadesiz YTL ve döviz hesaplarının bozularak hesaplardaki paraların kendisine ödenmesini sahte imzalı dilekçelerle talep ettiği, davalı ...'nun bir kısım işlemlerin hesap sahiplerinin bilgisi ve sözlü talimatları doğrultusunda yerine getirildiğini beyan ettiği, davalı bankanın, davalı ...'nun davacılarının çalışanı olduğu, şirket tarafından bu tür işlemler için sıklıkla görevlendirildiği, böylece bankada güven uyandırdığını beyan ettiği, davacıların mütakip işlemlere devam etmesinin olayda sahtecilik olsa dahi önceki iş ve işlemlere icazet verdiği anlamına geldiğini ifade ettiği, Ankara Batı 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin, 2014/273 E., 2015/168 K. sayılı dosyasında; Sanık ...'nun katılanların işyerinde 2003-2006 tarihleri arasında çalıştığı, 06/09/2006 tarihinde işine son verildiği, sanığın bu süreç içerisinde katılanların talimatı varmış gibi belge düzenleyerek para çektiği, ...'na ait olduğu belirlenen yazı ve rakamlar ile 24/12/2006 tarihli ödeme talimatı altındaki imzanın ... elinden çıktığının belirlendiği, bu şekilde sanığın bankaları ödeme aracı olarak kullanmak suretiyle dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçlarını işlediğinden bahisle cezalandırılmasına karar verildiği, alınan 25/12/2017 tarihli bilirkişi raporu, 17. Asliye Ticaret Mahkemesine sunulan 28/03/2012 tarihli bilirkişi raporu, 16/05/2012 tarihli bilirkişi ek raporlarının bir bütün olarak değerlendirilerek hükme esas alındığı, davalı bankanın teyit alma noktasında ihmali bulunduğu, tacir sıfatını haiz ve bir güven kurumu olan bankanın mudilerinden topladığı ve diğer menkul değerleri saklama işletme, iade ve ödemede gerekli dikkat ve özeni göstermekle sorumlu olduğu, banka çalışanı tarafından davalı ...'a bu konuda yetkisi olmamasına rağmen hesaptaki paraların ödenmesi konusunda, davalı bankanın tam kusurlu olduğu, davacı ... plastik Ltd. Şti.'nin hesabından ödenen birkaç kalem miktarın davacı şirketin muhasebe kayıtlarına girmiş olması ihtimali var ise de, 25/12/2017 tarihli bilirkişi raporunda belirtilen hesap hareketlerinden sahte talimatlı ödemelerin şirket hesabına girmediğinin görüldüğü, bu durumda, dava konusu sahte ödemelerin davacı şirketçe benimsenmediğinin değerlendirildiği, 12/09/2011 tarihli ıslah dilekçesindeki talebin tamamen kabulünün söz konusu olmadığı, işlemiş faiz istemlerinin kabul edilmediği, davacıların hesaplarından yazılı sahte talimatlarla, davalı ... tarafından para çekilerek paraların kendisi tarafından kullanıldığı, üçüncü şahıslara ait hesaplarından para çekilmesi hususunda verilen yetkileri havi talimat mektupları ile ilgili olarak söz konusu talimat mektupları bankaya intikal ettiğinde, bankalarca yapılması gereken ve dikkat edilmesi icap edilen hususlara uyulmamış olduğu, şahsi hesaplardan para çekme işlemlerinin 2006 yılındaki para değerine göre teyit alınabilecek büyüklükte olduğu, TBK'nın 52. maddesinin haksız fiillerden doğan borç ilişkilerinde sorumluluk düzenlemesine ilişkin olup "Zarar gören zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında yada artmasında etkili olmuş yahut, tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise Hakim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir." şeklinde düzenlendiği, yukarıda ayrıntılı olarak anlatıldığı şekilde davalı bankanın yapılan işlemler bakımından tam kusurlu kabul edilerek davacılar yönünden herhangi bir müterafik kusur indirimine gidilmemesi gerektiği kanaatine varıldığı gerekçesiyle; " davanın kısmen kabulüne, davacı ...'ın 6699294 ve 6690009 sayılı hesapları ile ilgili olarak, 73.317,24 TL alacağın, davacı ...'ın 9193929 sayılı hesabı ile ilgili olarak, 5.112,60 TL alacağın, davacı ...'ın 9091596 sayılı hesabı ile ilgili olarak, 1.965,56 TL alacağın, davacı ... Plas Plastik Ambalaj San. Ve Tic. Ltd. Şti. Yönünden 6299805 sayılı hesabı ile ilgili olarak, 7.150,00 TL alacak olmak üzere, toplam 87.545,40 TL alacağın, her bir davacı için yukarıda belirlenen miktarlar üzerinden ve bu miktarlar yönünden, ayrı ayrı olmak üzere, dava tarihi olan 03/10/2006 tarihinden itibaren, işletilecek avans faizi ile birlikte, belirtilen davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara ayrı ayrı ödenmesine " ilişkin karar verilmiş, karara karşı davacılar ve davalı banka tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Davacılar istinaf dilekçesinde özetle; ıslah dilekçelerinde dava tarihine kadar işlemiş avans faizlerinin de talep edildiğini, davalı ...'nun, cezai sorumluluğunu doğuran her bir haksız fiiline konu para çekme tarihinden itibaren işlemiş avans faiziyle hüküm kurulması gerekirken dava tarihi öncesindeki temerrüt de dikkate alınmaksızın dava tarihinden itibaren avans faizine hükmedilmesinin doğru olmadığını, ıslah dilekçesinden önce alınan bilirkişi raporunda dava tarihine kadar işlemiş avans faizleri üzerinden her bir müvekkili için istemde bulunulduğunun dikkate alındığını ileri sürerek açıklanan bu ve re'sen gözetilecek nedenlerle ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı banka; davacıların, şikayete konu işlemlere ilişkin itirazlarını 1 yıldan uzun bir süre sonra gündeme getirmiş olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bu işlemleri sonradan fark edilmesinin kabul edilemeyeceğini, davacıların bu işlemlere icazetinin varlığının kabulünün gerektiğini, yapılan işlemler bakımından herhangi bir kusurunun bulunmadığını, yapılan tüm işlemlerin bankacılık işleyişine uygun gerçekleştirildiğini, talimatla gerçekleştirilen tüm işlemlerde imza kontrolleri yapıldığı gibi tüzel müşteri hesaplarından yapılacak tüm ödemelerde ve gerçek kişi müşteri hesaplarından 3. bir şahsa yapılacak ödemelerde talimat üzerindeki imzaların yetkili kişilere ait olup olmadığının kontrol edildiğini, müracaat eden kişinin talimat mektubunda yetkilendirilmiş kişi olup olmadığının kontrol edildiğini, davalının, Ankara 17. ATM'nin 2011/8 Esas sayılı dosyasında; davacının işbu dosyadaki davasını kanıtlamak amacıyla ve buna dair delil elde etmek bankayı kusurlu atfetmek adına hesabına böyle bir para yatıracağını ve yine sahte imza ile bu parayı çekip kendisine vermesini talep ve telkin ettiğini, şayet bu şekilde hareket ettiği takdirde mevcut davaya konu şikayetinden vazgeçeceğini, parayı bankadan tahsil edeceğini belirttiğini, aynı şekilde Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/66 Esas-2010/154 Karar sayılı dosyasında parayı sahte talimatla çektiğini kabul ettiğini, bu işlemi ise davacının talimatıyla yaptığını ifade ettiğini, davacılar tarafından, davalı ...'na ödeme yapılması konusunda bankada güven oluştuğunu, dava konusu olaydan önce de davacı tarafın, ...'na, bazen yazılı bazen de sözlü talimatla defalarca işlem yaptırdığını, yapılan işlemlere davacılar tarafından itiraz edilmediğini, davacının işe alıp istihdam ettiği, hesap işlemlerini yaptırdığı çalışanının eylemlerinden dolayı BK'nın 55. Maddesi gereği sorumlu olduğunu, mahkeme kararında bankanın üzerine düşen özen görevini yerine getirmediğinden bahisle tüm kusurun bankada olduğu kabul edilmiş ise de, davacıların, davalı ...'nun işine son verildiğini bankaya bildirmemesi nedeniyle basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğünü ihlal ettiğini ve doğan zarardan sorumlu olacağını, ekli sunulan listeye göre, davacı ...'ın 6699294 numaralı hesabı incelendiğinde, dava konusu dönemde, diğer davalı ...'na dava konusu işlemlerdeki gibi talimatla ödenen ancak itiraz konusu yapılmayan 87.172,58 TL tutarında 25 adet ödeme işlemi olduğu, davacının, dava konusu ettiği işlemlerin toplamından daha çok miktarda ödemeye itirazının bulunmadığı, davacının, hesabından diğer davalı ...'a yapılan ödemelerin bir kısmına itiraz ederken bir kısmına itiraz etmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, hesabın işleyişi, yoğun para çekme/yatırma ve çek ödemeleri dikkate alındığında davacının dava konusu işlemlere icazet verdiğinin kabulü gerektiğini, ilk derece mahkemesince verilen kararın dosyada alınan bilirkişi raporlarıyla çeliştiğini, alınan 17/02/2011 ve 28/03/2012 tarihli raporlarda müvekkili bankanın özen yükümlülüğünü ihlal edecek düzeyde bir kusurunun bulunmadığının belirtildiğini, davacıların itirazları üzerine alınan 24/12/2017 tarihli raporda, bankanın kusurunun %20 olduğunun belirtildiğini, mahkemece, teknik raporlara aykırı şekilde gerekçesi belirtilmeksizin ve anlaşılamayan şekilde %100 oranında kusur tespitinde bulunulduğunu, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda, davacı ... Plastik AŞ'nin hesabından ödenen birkaç kalem miktarın şirketin muhasebe kayıtlarına girmiş olabileceği belirtilmiş olmakla mahkemece bu hususun yeterince araştırılmadığını, raporla çelişkili eksik hüküm kurulduğunu, davaya konu bedellerin davacılar lehine olacak şekilde kullanılıp kullanılmadığının eksiksiz araştırılmadığını, davacılar lehine çekilen bu paraların virman/Eft yapılıp yapılmadığının incelenmediğini, raporlardaki çelişkiler giderilmeden ve raporlara itibar edilmeden karar verildiğini ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... tarafından, 22/05/2021 tarihli istinafa cevap dilekçesi kapsamında aynı zamanda adli yardım talepli istinaf isteminde bulunulduğu anlaşılmış ise de; adli yardım talebi yasal koşulları taşımadığından reddedilmiş, verilen kesin sürede de istinaf yoluna başvuru ve karar ilam harcının yatırılmadığı tespit edilmiş olmakla bu davalı yönünden istinaf başvurusundan vazgeçmiş sayılmasına ilişkin karar verildiği anlaşılmıştır.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Dava, davacıların eli ürünü olmayan ve imzalarını içermeyen sahte yazılı talimatlarla, davacı şirket çalışanı olan davalının, davalı banka hesaplarından para çekmesi nedeniyle davacıların uğradığı zararın, sözleşme ve haksız fiil hükümlerine dayalı olarak davalılardan tahsili istemine ilişkindir.
6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;
Mahkemece, davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine ilk derece mahkemesi kararı Dairemizin 19/02/2025 tarih 2022/1449 Esas 2025/102 Karar sayılı kararı ile kaldırılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, Dairemiz kararının davacılar vekili ve davalı banka tarafından temyiz edilmesi üzerine;
  Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 17/12/2025 tarih ve 2025/2643 Esas 2025/7605 Karar sayılı bozma ilamı ile; "1.İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir

2.Davacıların, davalı banka nezdindeki hesaplarından sahte yazılı talimatlar ile para çekilmesi nedeni ile uğranıldığı iddia edilen zararının tazmini istemine ilişkin açılan davada İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesince kabul edilen %20, %80 kusur tespiti yerinde görülmeyerek yargılama sırasında alınan bilirkişi raporu ile tespit edilen kusur oranları değiştirilmiş, %25-%75 kusur tespiti üzerinden karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince, kusur tespiti konusunda dayanılan bilirkişi raporları ve İlk Derece Mahkemesi yargılaması yeterli ve yerinde görülmediyse gerektiğinde ek rapor alınarak kusur oranlarının belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yeterli gerekçeye dayanılmadan yeni bir kusur tespiti yapılması yerinde görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

3.Bozma sebebine göre davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir. " gerekçesiyle bozulmuştur.

Bozma ilamı taraflara usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş, davacı yan bozma ilamına direnilmesini, davalı vekili ise bozma ilamına karşı yeniden inceleme yapılmasını talep etmiştir.

Dairemizce önceki kararımızda direnilmesine oy birliği ile karar verilmiştir.
  DİRENME GEREKÇESİ;
HMK 353-1/b.2 maddesi " Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmis ise düzelterek yeniden esas hakkında,
3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra yeniden esas hakkında, karar vereceğini düzenlemiştir. Madde gerekçesinde de ; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olması yahut kanuna uymayan hususun durusma yapılmaksızın giderilmesine olanak bulunması veya karar esas yönünden doğru olmakla birlikte gerekçesinde hata edilmis olması ya da yargılamadaki eksikliğin duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte bulunması hâlinde, bölge adliye mahkemesinin durusma açmadan gereken kararı vermesi olanağı sağlanmaktadır. Bu haller, seklî sebepler olup dar olarak anlasılmalı, tereddüt halinde, adil yargılanma hakkı ihlalinin doğmaması için duruşma yapılması tercih edilmelidir." denilmek sureti ile

Bölge Adliye Mahkemesine ilk derece mahkeme kararın kaldırıp yeniden esas hakkında karar verme yetki ve görevini vermiştir.

Bu yetki aynı zamanda adil yargılanma hakkı gözetilerek gereksiz uzatmalara sebep olmaksızın karar verilmesi görevini de yüklemektedir.
Doktrinde bu madde ile ilgili açıklamalar da bu yönde olup;
"...Dikkat edilirse, bu ihtimalde ilk derece mahkemesinin yapmış olduğu tahkikatta bir eksiklik bulunmamaktadır. İlk derece mahkemesi sadece kanunun olaya uygulanmasında veya kararın gerekçesinde hata yapmıştır. Örneğin; kanunun (veya taraflar arasındaki sözleşmenin) belirlediği ve dava konusu olayda uygulanması gereken faiz oranını ilk derece mahkemesi yanlış uygulamışsa, bölge adliye mahkemesi gerekli düzeltmeyi yaparak davanın esası “hakkında kendisi karar verir”. Veya sebepsiz zenginleşme. hükümlerini uygulaması gerekirken ilk derece mahkemesi sözleşmeye aykırılık hükümlerine dayanarak karar vermiş ya da icra takibine haksız yere itiraz etmiş olan borçluyu inkar tazminatı. veyahut ihalenin feshi istemi esastan reddedilen borçluyu para cezası ödemeye mahkum etmesi gerekirken bunu yapmamışsa, bölge adliye mahkemesi, duruşma yapmadan, ilk derece mahkemesi kararını düzelterek esas hakkında kendisi karar verir.
....Demek ki, bu gibi hallerde ilk derece mahkemesindeki yargılamada eksiklik bulunmamaktadır ve ilk derece mahkemesinin esas hakkında verdiği karar ... doğrudur; ama kararda eksiklik veya hata vardır ve fakat bu eksiklik veya hata ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını gerektirmeyen bir eksiklik veya hatadır. Bu gibi durumlarda bölge adliye mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararının doğru olan kısımlarını kendi kararının hüküm fıkrasında teyit edecek ve eksikliği ya da hatayı gidermekle yetinecek, kararının gerekçe kısmında da yapılan düzeltmenin gerekçesine yer verecektir.
... 264. HMK m.353,f.1, b.(b)-2'de kullanılmış olan “kanun sözcüğü geniş olarak anlaşılmalıdır; milletlerarası anlaşmaların, davada uygulanması gereken yabancı hukuk kurallarının, “hakkaniyet ilkesinin, dürüstlük kuralının, ticari örf ve âdetin hatalı uygulanması da “kanunun olaya uygulanmasında” hata olarak kabul edilmelidir".
...265. HMK m.353, b.(b)-2 konusunda - öğretide, ilk derece mahkemesi yargılamayı eksiksiz. ve hatasız olarak yapmışsa; kararının Sonuç itibariyle hatalı olmasının önem arz etmediğine; önemli olanın, İlk derece mahkemesinin yargılamayı eksiksiz ve hatasız. olarak gerçekleştirmiş bulunması olduğuna, bu açıdan bakıldığında, ilk derece mahkemesi kararının sonuç itibariyle doğru ama eksik olması ile yanlış olması arasında bir fark bulunmadığına işaret edilmekte ve ilk derece mahkemesindeki yargılamanın eksiksiz ve hatasız olması kaydıyla her iki halde de bölge adliye mahkemesinin, duruşma yapmaksızın, “ilk derece mahkemesi kararının hüküm sonucunu düzelterek (değiştirerek) yeniden esas hakkındâ karâr verebileceği belirtilmektedir”." (Prof. Dr. Selçuk Öztek, Türk Medeni Yargılama Hukukunda İstinaf ve Temyiz, 401-404).
"..Bölge Adliye Mahkemesi dosya üzerinden yapmış olduğu inceleme neticesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla betaber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde ya da kararın gerekçesinde hata edilmiş olması halinde, ilk derece mahkemesi kararının düzeltilmesi suretiyle yeniden esas hakkında karar verilmesi mümkündür.
Bu bent gereğince verilecek kararlarda Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yeniden bir yargılâma yapılması gerekli değildir. Dosya kapsamında bulunan belgeler karar verilmesi için yeterli olmakla birlikte ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararda bir delilin değerlendirilmesinde hataya düşülmüş olmalıdır. Başka bir anlatımla, bu kapsamda Bölge Adliye Mahkemesi yeniden delil toplama yoluna gidemez. Bu bent gereğince karar verilebilmesi için dosya kapsamına göre tüm delillerin toplanmış olması şarttır. Bu halde ilk derece mahkemesince yargılama tam olarak yapılmış, maddi vakıalar ve deliller tam olarak değerlendirilmiş, ancak hukuki değerlendirme yanlış yapılmışsa, bu bende göre karar verilebilecektir. Yeni bir delil toplanması kural olarak duruşma açılmasını zorunlu kılar." (Yargıtay Üyesi Adem Albayrak, Yargıtay Tetkik Hakimi Cihat Arslan, Hukukta İstinaf Uygulaması, Sahife 161).
"...Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilmiş ve yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç yoksa istinaf mahkemesi duruşma yapmadan davanın esası hakkında karar: verebilir (m. 426/M, JI, 2). Kanunun olaya uygulanmasında hata, hukuk kurallarının hiç uygulanmaması veya yanlış uygulanması şeklinde gerçekleşir. İstinaf mahkemesi tahkikatı usülüne uygun yürüterek tamamlamasına rağmen yanlış karar vermişse, yeniden tahkikata ihtiyaç duyulmaması kuvvetle, muhtemeldir. İstinaf mahkemesi, davanın aydınlanması için tahkikatın tamamlanmasını gerekli görmüyorsa, ilk derece yargılamasında teşekkül etmiş dosya mündereçatına göre esası hakkında yeni bir karar verebilir. Örneğin; harca tabi davada harç alınmadan karar verilmesi, faiz oranının yanlış uygulanması vekalet ücretinin eksik hükmedilmesi, yargılama giderlerinin yanlış hükmedilmesi gibi durumlarda, istinaf mahkemesi duruşma yapmadan hükümde değişiklik yapabilecektir. İstinaf mahkemesinin bu kararı, Yargıtay'ın temyiz incelemesi sonunda verdiği düzelterek onama kararına benzemekle birlikte (m. 436, HI; Ayrıca bkz. eski m. 438, Vİ 25) hukuki niteliği bakımından ondan farklıdır. İstinaf mahkemesi uyuşmazlığın esası hakkında yeni bir karar verir, yani ilk derece kararının hüküm sonucunu değiştirir. Kural olarak; istinaf mahkemesinin bu kararı temyiz edilebilir. Yargıtay ise düzelterek onama kararı ile davanın esasına ilişkin yeni bir karar vermeyip, sadece ilk kararın yanlış olan kısımlarını düzeltir. Onama kararı ile ilk derece mahkemesinin kararı kesinleşir.
İlk derece kararının hüküm sonucu doğru fakat gerekçesi yanlışsa; istinaf mahkemesi, davanın esası hakkındaki kararı düzeltir. Kanunda her ne kadar düzelterek davanın esası hakkında karar verileceği belirtilmişse de (426/M, Il; b. 2) istinaf mahkemesi kararın hüküm sonucunu değiştirmeden sadece gerekçesindeki yanlışlıkları ve eksiklikleri gidermelidir. Zira hüküm sonucunda değişiklik yapılmayacağından esas hakkında verilmesine ihtiyaç yoktur. Bu karar, temyizdeki düzelterek ve değiştirerek onama kararına (m. 436, IV; Ayrıca bkz. eski m. 438, IX) benzemekteyse de biçimsel ve işlevsel bakımından ilk derece mahkemesinin kararlarına daha yakındır.
İlk derece yargılamasındaki eksiklikler duruşma yapılmadan tamamlanacak nitelikte ise; istinaf mahkemesi duruşma yapmadan davanın esası hakkında karar verebilir (m: 426/M, II, b. 3). Esas hakkında karar verilmesi için gerekli bir belge dosya içinde yoksa ve eksiklik sadece o belgenin getirilmesi ile tamamlanabilecek nitelikteyse, duruşma yapılmasına gerek yoktur. İstinaf mahkemesi bu belgenin dosyaya girmesini sağlayarak, dosya üzerinden karar verebilir. Örneğin, ilk derece mahkemesi, dava konusu olaya karışan aracın trafik kaydını celp etmeden karar vermişse; istinaf mahkemesi, aracın trafik kaydını ilgili trafik tescil müdürlüğünden talep ederek esas hakkında karar verebilir. Kanımızca bu bent kapsamında, tarafların kimliklerine ait yanlışlıklarla yazı, hesap ve açık ifade yanlışlıkları da duruşma yapmadan değiştirilebilecektir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak eksikliklerin duruşma yapmaksızın tamamlanmasına imkân tanıyan bü hüküm muğlak olduğundan, tereddüt hâlinde duruşma yapılması faydalı olacaktır. " (Yrd. Doç. Tr. Tolga Akkaya, Medeni Usul Hukukunda İstinaf, Sahife 306-307).

"...Bu ihtimalde ilk derece mahkemesince tahkikat tam olarak yapılmıştır. Uyuşmazlığın esasına ilişkin tüm taraf delilleri toplanmıştır. Ancak mahkeme, karar verirken yani hukukun uygulamasında hata yapmıştır. İlk derece mahkemesi topladığı delillere göre maddi hata vakıanın tespitinde, tecrübe kuralının olaya uygulanmasında hata yapmış olabilir. İstinaf mahkemesi, toplanan delillere göre maddi vaklayı yeniden tespit eder ve maddi hukuk uygulamasında Yapılan hatayı düzeltir. Bunun için istinaf Mahkemesi, ilk derece Mahkemesi kararını kaldırarak kendisi yeniden hüküm verir.
İlk derece mahkemesinin nihai kararı, sonucu itibariyle isabetli olmakla birlikte, gerekçede hata yapılmış ise ise istinaf mahkemesi, kararın gerekçesini düzelterek davanın esası hakkında yeniden hüküm verir. Bu halde de yani gerekçenin düzeltilebilmesi için de ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararın kaldırılması ve hükmün yeniden kurulması gerekir. İstinaf Mahkemesinin, Yargıtayın düzelterek Onanama kararına benzer bir karar vermesi, yani "gerekçenin düzeltilerek başvurunun esastan reddine" karar vermesi mümkün değildir..." (Hakim Nevzat Boztaş, Türk Medeni Usul Hukukunda İstinaf, III İstinaf Kanun Yolunda Yargılama Aşamaları, Sahife 182).
yönündedir.

Bozma ilamında Davacıların, davalı banka nezdindeki hesaplarından sahte yazılı talimatlar ile para çekilmesi nedeni ile uğranıldığı iddia edilen zararının tazmini istemine ilişkin açılan davada İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesince kabul edilen %20, %80 kusur tespiti yerinde görülmeyerek yargılama sırasında alınan bilirkişi raporu ile tespit edilen kusur oranları değiştirilmiş, %25-%75 kusur tespiti üzerinden karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince, kusur tespiti konusunda dayanılan bilirkişi raporları ve İlk Derece Mahkemesi yargılaması yeterli ve yerinde görülmediyse gerektiğinde ek rapor alınarak kusur oranlarının belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yeterli gerekçeye dayanılmadan yeni bir kusur tespiti yapılması yerinde görülmemiş, gerekçesine yer verilmiş ise de
Bu kapsamda;

Bozma ilamının "Bölge Adliye Mahkemesince, kusur tespiti konusunda dayanılan bilirkişi raporları ve İlk Derece Mahkemesi yargılaması yeterli ve yerinde görülmediyse gerektiğinde ek rapor alınarak kusur oranlarının belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yeterli gerekçeye dayanılmadan yeni bir kusur tespiti yapılması yerinde görülmemiş, " şeklindeki bölümüne yönelik olarak;
Bölge adliye mahkemesi tahkikat eksikliği olduğu kanısında ise HMK 355 vd. Maddeleri gereğince inceleme yapabileceği gibi, bu eksiklik duruşma açılmasını gerektirmeyen bir eksiklik ise tamamladıktan sonra da karar verebilecektir. Bölge adliye mahkemesi bilirkişi raporları ve dosyadaki tamamlanmış tahkikatın maddi vakıanın ortaya çıkarılması için yeterli olduğu kanısında ise HMK 353/b1-2 maddesi gereğince kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı sonucuna varmış ise yeniden esas hakkında karar verme yetkisi ve görevini haizdir.
Bu anlamda somut dosyada Dairemiz kararında sadece davacı şirketin davalı bankaya açtığı davada yeniden kusur değerlendirmesi yapılmıştır. Dairemizin kusur nitelendirmesi ise hukuki müessese olan adam çalıştıranın sorumluluğuna ilişkin özen yükümlülüğüne dayalı olduğundan yeni bir bilirkişi incelemesine gerek duymamıştır.

Sonuç itibarı ile Dairemiz maddi vakanın tespitine ilişkin delillerin toplandığı, zarar tutarının belirlendiği ve işin oluşuna ilişkin bilirkişi raporunun alındığı ve bu suretle kusur takdirine ilişkin oluşun ortaya konulduğu kanısında olmakla ek bir incelemeye gerek görmemiştir.
Dairemizin kusura ilişkin değerlendirmesi teknik bir konuya ilişkin olmayıp oluşa ilişkin teknik bir delil toplanması ve bilirkişi raporu alınmasına gerek bulunmamaktadır.
Somut dosyada teknik bir konu üzerinde kusur değerlendirmesi olmadığı, davacı şirketin adam çalıştıran sıfatı ile sorumluluğu hakim tarafından takdir edilmesi gereken bir husus olmakla mahkemece kusur değerlendirilmesi yapılması gerektiğinden, kusurun takdiri mahkemeye ait olup bilirkişi kurulu mahkeme yerine geçerek kusur belirlemesi yapamayacağından Dairemiz davacı şirketin adam çalıştıranın sorumluluğu kapsamındaki kusurunu Yargıtay 11 Hukuk Dairesinin emsal kusur oranlarını ve Daire uygulamasını gözeterek kendisi takdir etmiştir.
Diğer taraftan Bölge Adliye Mahkemesinin ilk derece mahkemesinin müterafik kusura ilişkin değerlendirmesini ancak yeni bir belge, delil ya da bilirkişi raporu girmeksizin müterafik kusurununa dayalı kararın aksine karar veremeyeceği hususu ise denetim mahkemesi olan üst mahkemenin delillerin takdirindeki hatayı değerlendiremeyeceği sonucunu doğuracaktır ki bu zaten bizzat denetim fonksiyonuna aykırıdır. HMK 353/1-b2 maddesinin açıkça ilk derece mahkemesinin kararındaki hukuka aykırılıkları tespit edip karar verme yetkisi verdiği gözetildiğinde de ilk derece mahkemesi kararının aksine karar verilemeyeceği söylenemez. Denetim yetkisi zaten ilk derece mahkemesinin topladığı delillere dayalı verilmiş olduğu kararın kanuna uygun olup olmadığını içerir, HMK 353/1-b.2 maddesinde de açıkça "Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde denilmek" sureti ile bu husus vurgulanmıştır.
Somut olayda, mahkemece, davalı banka yönünden yapılan değerlendirmede, tüm davacılara yönelik bankanın tam kusurlu kabulüyle karar verilmiş ise de; davacıların hesaplarından, sahte imzalar içeren talimatlarla yazılı ve sözlü işlemler yapan davalı ..., davacılardan ... Plas Plastik Ambalaj San. ve Tic. Ltd. Şti. çalışanı olmakla, davacılardan yalnızca davacı işbu şirketin, kötü adam çalıştırmaya bağlı olarak müterafik kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Bu kusur oranının, somut olay kapsamı ile Yargıtay ve Dairemiz uygulamalarına göre, davalı banka yönünden %75 oranında, davacı şirket yönünden ise, müterafik kusura dayalı % 25 oranında olduğunun kabulü gerekirken mahkemece, yukarıda yazılı olduğu üzere davalı bankanın da tüm davacılar yönünden tam kusurlu olduğunun kabulüyle yazılı olduğu üzere karar verilmesi isabetsiz olduğu görüşü ile önceki kararda direnilmesine karar verilmiştir. (Yargıtay 11. HD 2010/1366 E., 2011/10488 K.)
Mahkemece yapılan yargılama sonunda "davanın kabulüne" yönelik verilen hükmün, tarafların vaki istinaf başvuruları üzerine, Dairemizin 22/10/2020 tarihli 2019/1190 E., 2020/1065 K. sayılı kararı ile; "....Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere tarafların mahkemece hükmün hangi maddi ve hukuki sebebe dayandırıldığını anlayabilmeleri ve istinaf incelemesinde kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığının denetlenmesi ancak kararın gerekçeli olmasıyla mümkündür. Gerekçesi olmayan ya da görünürde gerekçeli olan kararların istinaf incelemesi yapılamaz. Bu anlatımlar ışığında somut olaya gelince; kararın gerekçe bölümünde işin esasıyla ilgili davanın tam kabulü gerekçesi bulunmamakta olup bu gerekçenin az yukarıda bahsedilen niteliklerde olduğundan söz edilemez. Zira, davacılar vekilinin dosya kapsamında yer alan usulüne uygun olarak harçlandırılan 12.09.2011 tarihli ıslah dilekçesindeki talebi üzerinden davanın ilk derece mahkemesince kurulan hükümde kabul edilmeyip, esasen kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesince verilen kararın gerekçesinde maddi olgular ile hüküm arasında bağlantı kurulmamış, özetlenen 25.12.2017 tarihli bilirkişi raporunun hükme esas alınıp alınmadığı, yine gerekçede "bu şekilde tarafların müterafik kusurları da değerlendirildiği" belirtilmiş ise de davacılara müterafik kusur verilip verilmediği, verilmişse hangi sebeple verildiği, özetle şayet dava kısmen reddolunmuşsa reddolunan ve kabul edilen hususlara; dava tam kabul edilmişse kabule ilişkin tarafların iddia ve savunmalarını karşılayan delillerini tartışan denetime elverişli şekilde gerekçe yazılmamıştır. O halde gerekçesi olmayan bu kararın istinaf incelemesi de yapılamaz. Gerekçesiz karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. Açıklanan bu nedenlerle ilk derece mahkemesince verilen kararın duruşma yapılmasına gerek görülmeksizin taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 355. Maddesindeki kamu düzeni kuralı gereği kabulü ile HMK'nın 353/1-a-6. maddesine göre yeniden esası hakkında bir karar verilmek üzere mahkemesine iadesine, kaldırma sebep ve şekline göre davalı ...'nun istinaf başvurusu ile taraf vekillerinin esasa ilişkin istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına..." gerekçesiz karar verilmesi nedeniyle kaldırılarak mahkemesine iadesi sonrasında, bu kez mahkemece, elde ki davada sürdürülen yargılama sonucunda, davalıların tam kusurlu oldukları gerekçesiyle davanın kısmen kabul kısmen reddine yönelik karar verildiği anlaşılmaktadır.
Davacılar; davalı bankanın şubesinde bulunan mevduat, döviz, fon hesaplarından, 2006-2007 yılları arasında, farklı tarihlerde, bilgi ve rızaları olmaksızın birden çok kez para çekildiğini, paralarının, 2003-2006 yılları arasında davacılardan şirketin elemanı olarak yanlarında çalışan davalı ... tarafından düzenlenen sahte belgeler ve sahte imzalar kullanılması suretiyle şubeden alındığını, yaklaşık 100.000-YTL paralarının, banka şubesi personeli tarafından, davalı ...'a ödendiğinin tespit edildiğini ileri sürerek gerekli denetim ve kontrolleri yapmayarak basiretli tacir gibi davranmayan bankadan ve paralarını uhdesinde bulunduran davalı ...'dan uğradıkları zararın şimdilik 5500-YTL'sinin, davalı banka tarafından, diğer davalı ...'a ödenme tarihlerinden işleyecek ticari faiziyle tahsilini istemiştir. Davalı banka ise; taraflara arasında oluşan güven ilişkisine dayalı olarak davacılar çalışanı olarak bidikleri davalı ...'a, sunduğu yazılı ve sözlü talimatlara dayalı bir takım ödemeler yapıldığını, çalışanı ...'ı denetlemeyen, hesaplarını kontrol etmeyen davacıların, uğradıkları zarardan kendilerinin sorumlu olduğunu savunarak davanın reddini dilemiş, Davalı ...; söz konusu tüm işlemlerin davacıların yazılı ve sözlü talimatları uyarınca yapıldığını savunarak davanın reddini dilemiş, Mahkemece; davacıların uğradığı tüm zararlardan davalıların sorumlu oldukları, müterafik kusur bulunmadığı gerekçesiyle alınan raporlar doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davacılar çalışanı davalı ...'ın, ağırlıklı olarak 2006 yılı ile işten çıkarıldıktan sonra 2007 yılında gerçekleştirdiği tarafların kabulünde olan bir kısım para çekim işlemlerinin, sözlü veya sahte olarak düzenlenen yazılı ve imzalı talimatlara dayalı olarak gerçekleştirmesi eyleminde kusurun kimde olduğu, müterafik kusur bulunup bulunmadığı, davalıların, oluştuğu dosya kapsamı ve ceza yargılaması ile sabit olan davacılar zararından sorumlu olup olmadıkları, sorumluluklarının kapsam ve tayini noktasında toplandığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece aşamalarda aldırılan 17/02/2011 tarihli ve 28/03/2012 tarihli raporlarda; davalı bankanın, sahte talimatlarla davacı şirket çalışanı diğer davalı ...'na, zaman içinde oluşan güven ilişkisine dayalı olarak davacılara ait hesaplardan, para ödeme eylemlerinde özen yükümlülüğünü ihmal edecek düzeyde bir kusurunun bulunmadığının belirtildiği, itirazlar üzerine aldırılan 24/12/2017 tarihli bilirkişi raporunda ise, bankanın, teyit almadığı, imza kontrolü yapmadığı gerekçesiyle % 20 oranında kusurlu olduğunun, çalışanlarının iş ve işlemleri ile hesaplarını denetlemeyen davacıların ise % 80 oranında kusurlu olduklarının tespit edildiği, mahkemece, bilirkişi raporlarında tespit edilen olgular benimsenmekle birlikte kusura yönelik bilirkişi raporlarında varılan sonuca itibar edilmeyerek davalıların tam kusurlu oldukları, davacıların ise müterafik kusurları bulunmadığı kabul edilerek davacıların ıslah dilekçesi kapsamı da gözetilerek karar verildiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece bekletici mesele yapılan Ankara Batı 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2014/273 E., 2015/168 K. sayılı dosyasında; Banka ve Kredi Kurumlarının aracı kılınması suretiyle dolandırıcılık, özel belgede sahtecilik suçlarından davalı ...'ın, sanık sıfatıyla yargılandığı, suç tarihinin 2006-2007 olduğu, bu dosya ile Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2011/235 Esas sayılı dosyasının birleştirilmesine karar verildiği, 26/06/2015 tarihli kararla, sanığın birden çok kez nitelikli dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçlarından cezalandırılmasına karar verildiği, verilen bu kararın, Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 03/07/2019 tarihli, 2017/34710 E., 2019/7516 K. Sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği, yine Sincan 1.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2012/367 E., 2013/101 K. Sayılı dosyasında, sanık sıfatıyla yargılanan davalı ...'ın, işten çıkarıldıktan sonra 2007 yılında davacılardan ...'in hesabından sahte ödeme talimatıyla çektiği 3000 TL yönünden yapılan yargılaması sonucunda, nitelikli dolandırıcılık ve özel evrakta sahtecilik suçlarından cezalandırılarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin 19/03/2013 tarihinde karar verildiği anlaşılmaktadır.
İncelenen ceza yargılamaları kapsamıyla davacılara ait işyerinde 2003-2006 tarihleri arasında çalışan davalı ...'nun, bu süreçte davacıların talimatı varmış gibi değişik tarihlerde sahte ödeme talimatları düzenleyerek davacıların ... Bankası Yenişehir şubesindeki hesaplarından para çektiği, 06/09/2006 tarihinde işine son verilmesinin ardından yine 24/01/2007 tarihli sahte ödeme talimatı düzenlemek suretiyle davacılardan ...'in bilgisi dışında ... Bankası Sincan şubesinden 3.000 TL çektiği; eylemin TCK’nın 158/1-f ve 43/1. maddelerinde düzenlenen zincirleme nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu, eylemin gerçekleştirilmesi sırasında bankanın araç olarak kullanıldığı olgusunun kesinleştiği, elde ki dava yönünden kesin delil niteliğinde bulunduğunun kabulü gerekir.
O halde Davalı ... yönünden, kesinleşen ceza mahkumiyeti kapsamı ile bu davalının, tüm davacılara karşı tazminat sorumluluğu haksız fiil hükümleri çerçevesinde tam olacaktır (Yargıtay 11. HD 2014/16822E., 2015/11991K., 2022/733E., 2023/666K.). Mahkemece, davalılardan ... yönünden, kesinleşen ceza yargılaması da dikkate alınarak tam sorumluluk esasına dayalı karar verilmiş olması isabetli olup usul ve yasaya uygundur.
Somut olayda, mahkemece, davalı banka yönünden yapılan değerlendirmede, tüm davacılara yönelik bankanın tam kusurlu kabulüyle karar verilmiş ise de; davacıların hesaplarından, sahte imzalar içeren talimatlarla yazılı ve sözlü işlemler yapan davalı ..., davacılardan ... Plas Plastik Ambalaj San. ve Tic. Ltd. Şti. çalışanı olmakla, davacılardan yalnızca davacı işbu şirketin, kötü adam çalıştırmaya bağlı olarak müterafik kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Bu kusur oranının, somut olay kapsamı ile Yargıtay ve Dairemiz uygulamalarına göre, davalı banka yönünden %75 oranında, davacı şirket yönünden ise, müterafik kusura dayalı % 25 oranında olduğunun kabulü gerekirken mahkemece, yukarıda yazılı olduğu üzere davalı bankanın da tüm davacılar yönünden tam kusurlu olduğunun kabulüyle yazılı olduğu üzere karar verilmesi isabetsiz olmuştur. (Yargıtay 11. HD 2010/1366 E., 2011/10488 K.)
Davacı şirket dışında, şirket ortağı olan gerçek kişiler yönünden yapılan değerlendirmede ise; davalı banka şubesinde ki davacılara ait hesaplardan, davacıların bilgi ve rızası dışında, şube yetkilileri tarafından, davacılar ..., ... ve ...'dan teyit alınmaksızın sahte imzalı dilekçelerle muhtelif tarihlerde davalı ... tarafından paraların çekilmesi, bu davalının, herhangi bir vekaletname olmaksızın vadeli ve vadesiz YTL ve döviz hesaplarının bozularak hesaplardaki paraların kendisine ödenmesine yönelik sahte imzalı dilekçelerle yaptığı taleplerin karşılanması, davalı ..., davacı şirket çalışanı olup adı geçenin şirket tarafından bu tür işlemler için sıklıkla görevlendirildiği ve bankada güven uyandırdığı anlaşılmakta ise de diğer gerçek kişilerin çalışanı olmaması, şirket ortakları olan diğer davacılar yönünden, imza karşılaştırmaları ve teyit yapılmaksızın anılan sahte talimatlara dayalı olarak davalılardan ...'na, davacı şirket ortaklarının şahsi hesaplarından ödemeler yapılmış olması şeklinde gerçekleşen banka eylemlerinde, davalı bankanın, davacılar ..., ... ve ...'a karşı tam kusurlu olduğunun kabulü gerekir.
Yine dosyada mevcut 28/04/2010 tarihli grafoloji raporunda; bir kısım talimat yazılarında, şirket yetkilileri adına atılı imzaların ... ...'ın, ... ...'ın ve ... ...'ın eli mahsulü olmadığı, adı geçenlerin şahsi hesaplarından çekilen bir kısım paralar ile ilgili talimat yazılarındaki imzalarında adı geçen şahıslara ait olmadığı tespit edildiğinden, bilirkişi raporunda belirtilen tablolarda gösterilen tutarların, eski şirket çalışanı ... tarafından çekildiğinin anlaşıldığı, davacıların taklit edilen imzaları ile gerçek imzaları arasında çıplak gözle görülebilecek farklılıklar bulunmadığı anlaşılmakta ise de, davalı bankanın teyit alma noktasında ihmali bulunduğu; tacir sıfatını haiz ve bir güven kurumu olan bankanın mudilerinden topladığı ve diğer menkul değerleri saklama işletme, iade ve ödemede gerekli dikkat ve özeni göstermekle sorumlu olduğu, banka çalışanı tarafından, davalı ...'na, bu konuda yetkisi olmamasına rağmen hesaptaki paraları ödemesi nedeniyle davalı banka, somut olayda gerçek kişi davacıların hesaplarından çekilen tutarlar yönünden tam kusurludur. Tüm bu gerekçelerle davalı bankanın, kusura ve sorumluluğa yönelik istinaf istemlerinin tamamı yerinde olmayıp reddi gerekir.
Davacıların istinaf istemlerinin incelenmesine gelince; davalı banka tarafından, diğer davalı ...'na, davacıların hesaplarından usulsüz işlemlerle yapılan ödemeler nedeniyle, davacıların, ödeme tarihlerinden geçerli avans faiziyle birlikte birlikte bu ödemeleri geri isteyebileceklerinin kabulü gerekir. O halde mahkemece, her bir davacı yönünden hüküm altına alınan tutarlara ödeme tarihlerinde geçerli avans faizi yürütülmesi gerekirken dava tarihinden geçerli avans faizi yürütülerek alacağın eksik hüküm altına alınması isabetsiz olup davacıların bu hususa yönelik istinaf istemlerinin kabulü gerekir.
Ne var ki bu eksiklik yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden yukarıda açıklanan tüm bu nedenlerle tarafların istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davacı şirket hesaplarından banka tarafından yapılan usulsüz ödemelerde, davacı şirketin, adam çalıştırmaya dayalı TBK'nın 52. Maddesi hükümleri dikkate alınarak Dairemizce % 25 oranında takdir edilen müterafik kusuru bulunduğunun kabulüyle ve hesaplardan yapılan tüm ödemelerin ödeme tarihlerinden işleyecek avans faiziyle birlikte davacılara ödenmesine yönelik yeniden hüküm verilmesine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
A)1-Dairemizin 19/02/2025 gün ve 2022/1449 Esas 2025/102 Karar sayılı kararında DİRENİLMESİNE,
B)1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının KISMEN KABULÜ ile,
Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/03/2021 tarih ve 2020/682 Esas 2021/183 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/(1).b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,
C)1-Davanın KISMEN KABULÜ ile,

2-a) Davacı ...'ın 6699294 ve 6690009 sayılı hesapları ile ilgili olarak, 73.317,24 TL alacağın,
500 TL'sine 16/09/2005 ödeme tarihinden,
2.000 TL'sine 31/10/2005 ödeme tarihinden,
850 TL'sine 16/01/2006 ödeme tarihinden,
1.500 TL'sine 06/03/2006 ödeme tarihinden,
850 TL'sine 07/02/2006 ödeme tarihinden,
576 TL'sine 16/02/2006 ödeme tarihinden,
750 TL'sine 16/02/2006 ödeme tarihinden,
250 TL'sine 21/02/2006 ödeme tarihinden,
298 TL'sine 24/02/2006 ödeme tarihinden,
850 TL'sine 03/03/2006 ödeme tarihinden,
1.100 TL'sine 07/03/2006 ödeme tarihinden,
1.000 TL'sine 23/03/2006 ödeme tarihinden,
1.930 TL'sine 23/03/2006 ödeme tarihinden,
250 TL'sine 03/04/2006 ödeme tarihinden,
1.521 TL'sine 04/04/2006 ödeme tarihinden,
876,70 TL'sine 07/04/2006 ödeme tarihinden,
877 TL'sine 11/04/2006 ödeme tarihinden,
832,23 TL'sine 17/04/2006 ödeme tarihinden,
786 TL'sine 18/04/2006 ödeme tarihinden,
5.000 TL'sine 20/04/2006 ödeme tarihinden,
1.488 TL'sine 24/04/2006 ödeme tarihinden,
1.530 TL'sine 03/05/2006 ödeme tarihinden,
1.809 TL'sine 04/05/2006 ödeme tarihinden,
1.625 TL'sine 05/05/2006 ödeme tarihinden,
1.000 TL'sine 08/05/2006 ödeme tarihinden,
2.000 TL'sine 11/05/2006 ödeme tarihinden,
953 TL'sine 15/05/2006 ödeme tarihinden,
250 TL'sine 25/05/2006 ödeme tarihinden,
2.000 TL'sine 05/06/2006 ödeme tarihinden,
900 TL'sine 08/06/2006 ödeme tarihinden,
40 TL'sine 09/06/2006 ödeme tarihinden,
700 TL'sine 13/06/2006 ödeme tarihinden,
1.580 TL'sine 22/06/2006 ödeme tarihinden,
3.000 TL'sine 23/06/2006 ödeme tarihinden,
2.012,63 TL'sine 03/07/2006 ödeme tarihinden,
2.015,49 TL'sine 07/07/2006 ödeme tarihinden,
9.009,17 TL'sine 10/07/2006 ödeme tarihinden,
1.042,61 TL'sine 09/08/2006 ödeme tarihinden,
522,48 TL'sine 15/08/2006 ödeme tarihinden,
1.000 TL'sine 24/08/2006 ödeme tarihinden,
1.000 TL'sine 25/08/2006 ödeme tarihinden,
1.527,38 TL'sine 29/08/2006 ödeme tarihinden,
5.014,75 TL'sine 31/08/2006 ödeme tarihinden,
5.000 TL'sine 05/09/2006 ödeme tarihinden geçerli olmak üzere ayrı ayrı işletilecek avans faizleri ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı ...'a ödenmesine,
b) Davacı ...'ın 9193929 sayılı hesabı ile ilgili olarak, 5.112,60 TL alacağın, 23/06/2006 ödeme tarihinden geçerli olmak üzere işletilecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı ...'a ödenmesine,
c) Davacı ...'ın 9091596 sayılı hesabı ile ilgili olarak, 1.965,56 TL alacağın, 11/08/2006 ödeme tarihinden geçerli olmak üzere işletilecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı ...'a ödenmesine,
d) Davacı ... Plas Plastik Ambalaj San. Ve Tic. Ltd. Şti. yönünden, 6299805 sayılı hesap ile ilgili olarak, (davalı bankanın %75 kusur durumuna göre hesaplanan 5.362,5‬0 TL alacaktan ve 21/04/2006 faiz başlangıç tarihinden sorumlu olması kaydıyla) 7.150 TL alacağın, 250 TL'sine 16/03/2006 ödeme tarihinden, 6.900 TL'sine 21/04/2006 ödeme tarihinden geçerli olmak üzere ayrı ayrı işletilecek avans faizleri ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı ... Plas Plastik Ambalaj San. Ve Tic. Ltd. Şti.'ye ödenmesine,

3-Fazlaya ilişkin istemin reddine,

4-Alınması gereken 5.980,23 TL nispi karar ve ilam harcından peşin alınan 12,20 TL peşin harç ile 1.348,85 TL ıslah harcının mahsubu ile bakiye 4.619,18 TL harcın davalılardan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,

5-Davacı tarafça başlangıçta yatırılan 74,30 TL başvuru harcı, 12,20 TL peşin harç, 1.348,85 TL ıslah harcı olmak üzere toplam 1.435,35 TL harcın, davalılardan tahsili ile davacılara verilmesine,

6-Davacı tarafından yapılan tebligat, posta, bilirkişi gideri olmak üzere toplam 2.971,30 TL yargılama giderinin, davanın red/kabul oranına göre 2.700 TL'lik kısmının davalılardan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin yargılama giderinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına,

7-Kendisini vekille temsil ettiren davacı ... yararına hüküm tarihinde yürürlükte olan AAÜT gereğince takdir ve tespit edilen 30.000 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacı ...'a verilmesine,

8-Kendisini vekille temsil ettiren davacı ... yararına hüküm tarihinde yürürlükte olan AAÜT gereğince takdir ve tespit edilen 5.112,60 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacı ...'a verilmesine,

9-Kendisini vekille temsil ettiren davacı ... yararına hüküm tarihinde yürürlükte olan AAÜT gereğince takdir ve tespit edilen 1.965,56 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacı ...'a verilmesine,

10-Kendisini vekille temsil ettiren davacı ... Plas. Plastik Ambalaj San. Ve Tic. Ltd. Şti. yararına hüküm tarihinde yürürlükte olan AAÜT gereğince takdir ve tespit edilen 7.150 TL vekalet ücretinin, (davalı bankanın %75 kusur durumuna göre hesaplanan 5.362,5‬0 TL sinden sorumlu olması kaydıyla) davalılardan alınarak davacı ... Plas. Plastik Ambalaj San. Ve Tic. Ltd. Şti.'ne verilmesine,

11-Davanın reddedilen bölümleri için kendisini vekille temsil ettiren davalılar yararına, hüküm tarihinde yürürlükte olan AAÜT gereğince takdir ve tespit edilen 1.507,59 TL vekalet ücretinin davacı ... Plas. Plastik Ambalaj San. Ve Tic. Ltd. Şti.'den, 71,35 TL vekalet ücretinin davacı ...'dan, 357,18 TL vekalet ücretinin davacı ...'dan, 6.849,56 TL vekalet ücretinin davacı ...'dan alınarak davalılara verilmesine,

12-Davalı ... tarafından yapılan 22,50 TL posta ve tebligat giderinden, red oranı üzerinden hesaplanan 2,05 TL'sinin, davacılardan müteselsilen alınarak davalı ...'na ödenmesine, fazlaya ilişkin yargılama giderinin davalı üzerinde bırakılmasına,

13-Davalı ... Bankası A.Ş. tarafından yapılan 17,00 TL posta ve tebligat giderinden, red oranı üzerinden hesaplanan 1,55 TL'sinin davacılardan alınarak davalı ... Bankası A.Ş.'ne ödenmesine, fazlaya ilişkin yargılama giderinin davalı banka üzerinde bırakılmasına,

14-Taraflarca yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmın karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,
D)1-Davacılar tarafından istinaf karar harcı olarak alınan 59,30 TL harcın talep halinde davacılara iadesine,

2-Davalı banka tarafından istinaf karar harcı olarak alınan 1.495,06 TL harcın talep halinde davalı bankaya iadesine,

3-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan 162,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile dosyanın istinafa gönderim giderinin 102,00 TL yargılama gideri olmak üzere toplam 264,10 TL'nin davalı bankadan alınarak davacılara verilmesine,

4-Davalı banka tarafından istinaf aşamasında yapılan 162,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı yargılama giderinin davacılardan alınarak davalı bankaya verilmesine,

5-İstinaf incelemesi sırasında açılan duruşma bozma ilamı gereği olduğundan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04/03/2021 tarih ve 2021/2-96 Esas 2021/205 Karar sayılı emsal içtihadı da gözetilerek davalı yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
Dair, davacı vekili ile davalı banka vekilinin yüzüne karşı, davalı ... vekilinin yokluğunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.12/05/2026

Başkan- Üye - Üye - Zabıt Katibi-