KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ...
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ
İSTİNAF KARARI
ÜYE: ... (...)
ÜYE: ... (...)
KATİP: ... (...)
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: Konya ....ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
VEKİLİ: Av...
DAVALI:
1- ......
VEKİLİ: Av...
DAVALI:
2- ......
VEKİLİ: Av...
DAVALI:
3- ......
VEKİLİ: Av...
DAVA İHBAR OLUNAN:
1- ......
DAVA İHBAR OLUNAN:
2- ......
Tazminat (Özel Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan)
Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.
Davacı vekilinin mahkememize sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; 14/12/2020 tarihinde müvekkilinin yolcu konumunda bulundukların ...... plakalı ...... idaresindeki araç ile ......'nun idaresindeki ... plakalı aracın çarpışması ile maddi hasarlı ve yaralamalı trafik kazası meydana geldiğini, kaza sonrası kusur oranın %75'nin ...... plakalı araca %25'ninse ... plakalı araca verildiğini, kaza sonucu yolcu konumunda bulunan müvekkilleri .....r ve ......'ın yaralandığını ve Konya Şehir Hastanesin'de tedavi gördüklerini, müvekkillerinden ......'ın 8 adet kaburga kemiğinde kırık ve çatlak olduğunu, nefes alıp vermekte zorlandığını, ayrıca ......'ın dalağının zedelenmesi neticesinde dalağının alındığını, yine müvekkili ......'ın birçok kez ameliyat geçirdiğini, organ kaybı nedeniyle bir daha eskiye hiçbir zaman dönemeyeceğini, kaza üzerinden uzun bir süre geçmesine rağmen halen sağlığına kavuşamadığını, diğer müvekkili ......'ın da ayak kemiğinin kırıldığı ve kafasında kanamalar olduğunu, müvekkilinin küçük yaşta büyük travma yaşadığını, bu nedenlerle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile müvekkili ...... için 1.000,00 TL, müvekkili ...... için 500,00 TL maddi tazminatın sürücü ve araç sahibi yönünden olay tarihinden sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini, müvekkili ...... için 20.000,00 TL ...... için 10.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faizi ile beraber müşterek ve müteselsil sorumluluk kurullarına göre davalı araç sahibi ve sürücüsünden alınarak müvekkillerine verilmesini, yargılama gideri ile vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ...... Aş vekili mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; Zarar görenlerin doğrudan dava açma hakkının ortadan kaldırıldığını, dava öncesinde sigorta kuruluşuna başvuru zorunluluğu getirildiğini, davacılar tarafından sunulması zorunlu maluliyet oranı belirten sağlık kurulu raporunun sunulmadığını, bu sebeple ödeme yapılmadığını, davacının tazminat taleplerinin ayrı ayrı ve açık açık olarak belirtmesi gerektiğini, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte müvekkili şirketin sigortalının kusuru ile 3. Kişilere verdiği zararı poliçe teminat limiti ile sınırlı olmak üzere tazmin etmekle mükellef olduğunu, dava konusu kaza nedeniyle kusur oranlarının tespiti için Adli Tıp Trafik İhtisas Dairesi ile Karayolları Genel Müdürlüğü Fen Heyetin'den seçilecek kusur konusunda uzman bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiğini, maluliyet oranının tespiti için Adli Tıp Kurulu 2. İhtisas Kurulundan Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümleri uyarınca rapor alınması gerektiğini, müvekkili şirketin poliçe kapsamında davacı tarafın tedavi giderleri kapsamında sayılan geçici iş görmezliğe ve bakıcı giderine ilişkin tazminat taleplerinden sorumlu olmadığını, davacılara gelir bağlanıp bağlanmadığının ödeme yapılıp yapılmadığının araştırılması gerektiğini, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte gerçek zararının belirlenmesi ve ona göre tazminata hükmedilmesi gerektiğini, davacı tarafın emniyet kemerinin takılı olup olmadığının araştırılması gerektiğini, müvekkili şirketin faizden sorumlu olmadığını, bu nedenlerle huzurdaki davanın öncelikle usulden reddini, mahkememiz aksi kanaatte ise esastan reddine karar verilmesini, yargılama gideri ile vekalet ücretinin davacılar üzerinde bırakılmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı ...... vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava konusu trafik kazasındaki kusur oranını kabul etmediklerini, ...... plakalı araç sürücüsü ......'ın yakınları olduğu anlaşılan davacıların tedavi evraklarının tamamının getirtilerek Adli Tıp Kurumun'dan rapor aldırılması gerektiğini, maddi tazminat istemlerinin tespiti bakımından son sağlık durumlarının iyileşme durumlarının da göz önünde bulundurulması gerektiğini, müvekkiline ait aracın ...... AŞ tarafından düzenlenmiş Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Poliçesi olduğunu, ayrıca yine aynı sigorta şirketi tarafından düzenlenmiş Genişletilmiş Kasko Sigorta Poliçesi bulunduğunu, söz konusu poliçede ihtiyari mali mesuliyet klozunun bulunduğunu, bu poliçe kapsamında ayrıca manevi tazminat istemleri bu kloz içinde yer aldığını, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte manevi tazminatın sadece araç sürücüsü ve müvekkilinden talep edilmesinin yerinde olmadığını, taleplerinin teminat limiti içerisinde kaldığını, manevi tazminat miktarının çok yüksek olduğunu, bu nedenlerle açılan davanın reddini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ...... vekili mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; Dava konusu meydana gelen trafik kazasında dava dilekçesinde müvekkili yönüyle belirtilen kusuru kabul etmediklerini, söz konusu tutanakta her ne kadar müvekkiline kavşağa yaklaşırken hızını azaltmamak gibi bir kusur yüklenmiş ise de müvekkilinin kavşağa yaklaşırken hızını azalttığını, yol ve görüş şartlarına uygun bir hızda seyir ettiğini, diğer araç sürücüsünün tali yoldan ana yola dur ikazına uymaksızın aniden çıktığını, müvekkilinin kazayı engellemek için yapabileceği hiçbir şey olmadığını, müvekkilinin kaza sırasında hızının uzman bilirkişilerce tespit edilmesi gerektiğini, dava konusu kazada müvekkiline atfedilebilecek bir kusur bulunmadığını, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte davacının kaza nede ile uğradığı maddi zararın tespiti için tüm tedavi evraklarının celp edilerek adli tıp kurumundan rapor aldırılması gerektiğini, talep edilen maddi tazminatın hangi kalemlere ilişkin olduğu davacı tarafça açıklanmadığını, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte manevi tazminatın çok yüksek olduğunu, müvekkilinin kullanmış olduğu aracın hem sigortasının hem de kaskosunun bulunduğunu, bu poliçede ihtiyari mali mesuliyet klozunun yer aldığını, bu nedenlerle açılan davanın reddini, yargılama gideri ile vekalet ücretinin davacılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
gerekçeli kararında özetle; "Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; yukarıda belirtilen izahat çerçevesinde ve alınan hüküm kurmaya elverişli, denetime açık, gerekçeli ve açıklamalı bilirkişi raporları da nazara alınarak;
1- Davacı ......'ın maddi tazminat talebinin KISMEN KABULÜ ile;
A)Davacı ......'ın 14/12/2020 tarihinde meydana gelen trafik kazası sebebiyle mahrum kaldığı 298.030,02 TL sürekli iş göremezlik maddi zararının DAVALI ...... A.Ş (kaza tarihinde geçerli poliçe teminat limitleri ile sınırlı olmak üzere temerrüt tarihi olan 10/03/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte(kendi temerrüdü sonucu ortaya çıkan temerrüt faizleri ve fer’ilerinden poliçe limitinden bağımsız sınırsız sorumlu olarak) DAVALILAR ...... ve ......'dan kaza tarihi olan 14/12/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ve tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen TAHSİLİ (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) İLE DAVACI ......'a VERİLMESİNE, fazlaya ilişkin talebin reddine,
(b) Davacı ......'ın 14/12/2020 tarihinde meydana gelen trafik kazası sebebiyle mahrum kaldığı 1.114,85 TL geçici iş göremezlik maddi zararının DAVALI ...... A.Ş (kaza tarihinde geçerli poliçe teminat limitleri ile sınırlı olmak üzere temerrüt tarihi olan 10/03/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte(kendi temerrüdü sonucu ortaya çıkan temerrüt faizleri ve fer’ilerinden poliçe limitinden bağımsız sınırsız sorumlu olarak), DAVALILAR ...... ve ......'dan kaza tarihi olan 14/12/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ve tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen TAHSİLİ (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla)İLE DAVACI ......'a VERİLMESİNE,
(c) Davacı ......'ın 14/12/2020 tarihinde meydana gelen trafik kazası sebebiyle mahrum kaldığı 936,18 TL tedavi ve bakıcı gideri maddi zararının DAVALI ...... A.Ş (kaza tarihinde geçerli poliçe teminat limitleri ile sınırlı olmak üzere temerrüt tarihi olan 10/03/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte(kendi temerrüdü sonucu ortaya çıkan temerrüt faizleri ve fer’ilerinden poliçe limitinden bağımsız sınırsız sorumlu olarak) DAVALILAR ...... ve ......'dan kaza tarihi olan 14/12/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ve tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen TAHSİLİ (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) İLE DAVACI ......'a VERİLMESİNE,
2-Davacı ......'ın maddi tazminat talebinin KABULÜ ile;
(a) Davacı ......'ın 14/12/2020 tarihinde meydana gelen trafik kazası sebebiyle mahrum kaldığı 923,03 TL geçici iş göremezlik maddi zararının DAVALI ...... A.Ş (kaza tarihinde geçerli poliçe teminat limitleri ile sınırlı olmak üzere temerrüt tarihi olan 10/03/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte(kendi temerrüdü sonucu ortaya çıkan temerrüt faizleri ve fer’ilerinden poliçe limitinden bağımsız sınırsız sorumlu olarak), DAVALILAR ...... ve ......'dan kaza tarihi olan 14/12/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ve tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen TAHSİLİ (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla)İLE DAVACI ......'a VERİLMESİNE,
(b) Davacı ......'ın 14/12/2020 tarihinde meydana gelen trafik kazası sebebiyle mahrum kaldığı 1.666,12 TL tedavi ve bakıcı gideri maddi zararının DAVALI ...... A.Ş (kaza tarihinde geçerli poliçe teminat limitleri ile sınırlı olmak üzere temerrüt tarihi olan 10/03/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte(kendi temerrüdü sonucu ortaya çıkan temerrüt faizleri ve fer’ilerinden poliçe limitinden bağımsız sınırsız sorumlu olarak) DAVALILAR ...... ve ......'dan kaza tarihi olan 14/12/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ve tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen TAHSİLİ (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) İLE DAVACI ......'a VERİLMESİNE,
3-Davacıların manevi tazminat taleplerinin KABULÜ ile;
a)-20.000,00 TL'nin DAVALILAR ...... ve ......'dan kaza tarihi olan 14/12/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte TAHSİLİ İLE DAVACI ......'a VERİLMESİNE,
b)10.000,00 TL'nin DAVALILAR ...... ve ......'dan kaza tarihi olan 14/12/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte TAHSİLİ İLE DAVACI ......'a VERİLMESİNE," şeklinde karar verilmiştir.
Davalı ...... A.Ş vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dava konusu yapılan taleplere ilişkin olarak dava açılmadan önce müvekkili şirkete yasaya uygun olarak başvuruda bulunulmadığını, mahkemece hükme esas almaya elverişli olmayan raporlar ile hüküm kurulduğunu, hesap, maluliyet ve kusur raporlarına yapılan itirazların dikkate alınmadan hüküm kurulduğunu, davacıların sürekli ya da geçici herhangi bir maluliyeti, arızası bulunmadığını, hükme esas maluliyet raporunun hatalı olduğunu ve oranlara itiraz ettiklerini, hükme esas rapordaki hesaplamalar ve hesap tekniğinin de hatalı olduğunu, söz konusu raporun hükme esas almaya elverişli olmadığını, davacıların yaralanması dikkate alındığında kaza esnasında emniyet kemeri takmadığının sabit olduğunu, müvekkili şirkete başvuru olmadığından dava tarihinden önce temerrüde düştüğünün kabulünün mümkün olmadığını, kararın kaldırılmasını, davanın reddini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerine yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ...... vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dava konusu trafik kazasına ilişkin ATK Başkanlığı Ankara İhtisas Dairesi Başkanlığı ve Karayolları Fen Heyetinden teşekkül eden bilirkişilerce tanzim edilen raporlara müvekkiline yükletilen %15 oranındaki kusura ilişkin itiraz ettiklerini, davacıya yapılan fiziki muayene sonucunda kaza nedeniyle oluşan hiçbir kalıcı rahatsızlık tespit edilememişken davacı yönünden kalıcı maluliyete ilişkin %17,2 oranının kabul edilmesi ve buna ilişkin sürekli iş göremezlik tazminatına hükmedilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, hükmedilen manevi tazminatların fahiş olduğunu, ...... A.Ş'nin manevi tazminat kaleminden sorumlu tutulması gerektiğini, müterafik kusur indiriminin reddine itiraz ettiklerini, dava dışı ...... A.Ş tarafından yapılan ödemelerin hükmedilen alacak kalemlerinden mahsup edilmediğini, dava dışı sigorta şirketinin yaptığı ödemelerin düşülmeden hükmedilen tazminat miktarının hatalı olduğunu, kararın kaldırılmasını ve tazminat alacaklarının yeniden hesaplanmasını, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerine yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ...... vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dosya kapsamında alınan kusur raporlarının olayın oluşuna uygun olmadığını, davacıları için alınan maluliyet raporuna karşı yapılan itirazların dikkate alınmadığını, hesap raporuna yönelik itirazların dikkate alınmadığını, yapılan hesaplamaların yerinde olmadığını, davacıların müterafik kusurları ile hatır taşımasının dikkate alınmadığını, davacılar lehine hükmedilen manevi tazminat miktarlarının çok yüksek olduğunu, kararın kaldırılmasını, davanın reddini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerine yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacılar vekili her ne kadar 17/11/2025 tarihli istinaf başvuru dilekçesi ile kararı istinaf etmişseler de Mahkemece verilen 09/12/2025 tarihli ek karar ile; "İstinaf harçları yatırılmadığından HMK 344. maddesi gereğine davacılar vekilinin istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına," şeklinde karar verilmiştir ve bu karar davacı tarafça istinaf edilmemiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
yaralanmalı trafik kazası sebebiyle geçici, sürekli iş göremezlik, tedavi bakıcı giderlerine ilişkin maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
-Davalı sigorta vekilinin davadan önce usulüne uygun başvuru yapılmadığı, itirazının incelenmesinde;
2918 sayılı KTK'nın 97.maddesinde, 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik neticesinde, 97.maddenin eski metninde, zarar görenin zorunlu mali sorumluluk sigortasında ön görülen sınırlar içinde doğrudan doğruya sigortacıya karşı talepte bulunabileceği gibi, dava açabilme hakkı mevcut iken 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik sonucunda madde hükmü "Zarar görenin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 Sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir" denilmiştir.
Yukarıda maddede yapılan değişiklikle, zarar gören hak sahipleri ZMMS sigortacısına (ya da Güvence Hesabına) karşı artık doğrudan dava açamayacaklardır. Öncelikle sigortacıya tazminatın ödenmesi için genel şartlarda belirtilen belgeler ile yazılı olarak başvuracaklar ve yazılı başvurudan itibaren 15 gün içinde kendilerine cevap verilmez ya da verilen cevap hak sahibinin talebini karşılamaz ise, hak sahibi tazminat için dava açabileceği gibi tahkime de başvurabileceklerdir. Bu hali ile trafik kazaları nedeniyle zarara uğrayanlar sigortaya davadan açmadan önce mutlaka sigortacıya yazılı başvuruda bulunmak zorundadırlar. Dava açabilmeleri için yazılı başvurudan itibaren 15 günlük sürenin dolmuş olması gerekmektedir. Bu sebeplerle davadan önce yazılı başvuruda bulunmak ve başvurudan itibaren 15 günlük sürenin geçmesi ZMMS sigortacısına tazminat davası açılmasının ön şartıdır. Bu husus anılan maddenin değişiklik gerekçesinde vurgulanmıştır.
6100 sayılı HMK'nın dava şartlarının düzenlendiği 114.maddesinin 2.fıkrasındaki düzenlemeye göre "Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır".
HMK 115. maddenin 1.fıkrasında ise, "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler." denilmiş,
2.fıkrada ise, "Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir." düzenlemesi mevcut olup;
6407 sayılı Kanunla değişik 2918 sayılı KTK'nın 97. maddesinde zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerektiği, sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar görenin dava açabileceği veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabileceği düzenlenmiştir.
Somut uyuşmazlıkta, meydana gelen trafik kazasın nedeniyle davacı tarafın, dava tarihinden önce davalıya başvurduğu, dolayısıyla davacının dava açmadan önce yasada öngörülen sigortaya başvuru koşulunu yerine getirdiği sonucuna ulaşıldığı, bu halde yasada belirtilen başvuruya ilişkin ön koşulun yerine getirildiği anlaşıldığından davalı vekilinin bu hususlara ilişkin itirazı yerinde değildir.
-Davalı sigorta vekilinin faiz başlangıcına ilişkin itirazının incelenmesinde:
Somut olayda uyuşmazlık, haksız eylemden kaynaklanmaktadır. Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir.
Sigorta şirketinin poliçe kapsamında sorumlu olduğu tazminatı 2918 sayılı KTK 99. maddesi gereğince başvuru tarihinden itibaren 8 iş günü içerisinde ödemesi gerekmektedir. Bu süre içinde ödeme yapılmaz ise bu süre sonra erdikten sonra 9.gün sigorta şirketinin temerrüde düştüğü kabul edilir.
Davacı tarafın davadan önce sigorta şirketine bir başvuruda bulunmaması halinde yada başvuru ispatlanmadığı hallerde davalı sigorta şirketinin dava tarihi itibari ile temerrüte düştüğü kabul edilerek bu tarihten itibaren faize hükmolunması gerekmektedir.
Dosya kapsamında başvurunun sigorta şirketine tebliğ evrakları bulunmayıp tebliğin postaya verildiği tarihten itibaren başlatılarak faiz başlangıcı belirlenmesi yerinde görülmemiş, davacı tarafa tebliğ evrakları sunması için süre verilmesi ve oluşacak duruma göre faiz başlangıcı kararlaştırılması gerektiğinden davalı vekilinin itiraz yerindedir.
-Davalıların kusura yönelik itirazlarının incelenmesinde;
Kaza tespit tutanağı tetkik edildiğinde; kazanın oluşumunda; ...... plakalı araç sürücüsü ......’IN 2918 Sayılı KTK’NUN 57/1-a maddesi kuralını ihlal ettiğini, ... plakalı araç sürücüsü ......’NUN aynı kanunun 52/1a maddesi kuralını ihlal ettiği görüş ve kanaatlerini bildirmişler, olay hakkında yürütülen soruşturma dosyasında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği anlaşılmıştır.
Mahkemece alınan 27/12/2022 tarihli ATK raporunda; Sürücü ......'ın %85 (Yüzde Seksen Beş) oranında kusurlu olduğu, davalı sürücü ......'nun %15 (Yüzde On Beş) oranında kusurlu olduğu, davacı yolcu ...... ve davacı yolcu ......'ın her birisinin ayrı ayrı olayın oluşumunda kusursuz olduğu görüş ve kanaati bildirilmiştir.
Mahkemece Karayolları Fen Heyetin'den alınan 13/03/2023 tarihli raporda; ...... plakalı aracın sürücüsü ......’ın %85 (Yüzde Seksen Beş) oranında kusurlu, ... plakalı aracın sürücüsü ......’nun ise %15 (Yüzde On Beş) oranında kusurlu olduğu görüş ve kanaati bildirilmiştir.
Mevcut kaza tespit tutanağı, ve dosyada alınan tüm bilirkişi raporlarının birbiriyle uyumlu olduğu, hükme esas alınan raporun açıklayıcı şekilde hazırlandığı, kazada yolcu olan davacıların kusurlarının olmadığı anlaşılmakla buna yönelik itirazların reddine karar verilmiştir.
-Davalıların maluliyet raporuna yönelik itirazlarının incelenmesinde;
Haksız fiil sonucu çalışma gücünde kayıp olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması halinde, zararın kapsamının tespiti açısından maluliyetin varlığı ve oranının doğru bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Söz konusu belirlemenin ise Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarının çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikâyetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, kaza tarihi itibariyle geçerli yönetmelik hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir.
ANAYASA MAHKEMESİ NİN 09/10/2010 TARİHLİ RESMİ GAZETEDE YAYIMLANAN 17/07/2020 TARİHLİ VE 2019/40 ESAS,2019/40 SAYILI KARARINA GÖRE VE YİNE ANAYASA MAHKEMESİ NİN 14/02/2023 TARİHLİ RESMİ GAZETEDE YAYIMLANAN 2021/82 ESAS,2022/167 KARAR SAYILI İLAMLARI GEREĞİNCE,
YİNE DANIŞTAY 8.DAİRESİ NİN 2022/786 ESAS 2025/6004 KARARI İLE YİNE DANIŞTAY 8. DAİRESİ NİN 2022/772 ESAS 2025/4513 KARAR SAYILI İLAMLARI GEREĞİNCE,
DAİREMİZCE HER İKİ ANAYASA MAHKEMESİ İPTAL KARARLARI VE SONRASI DANIŞTAY DAİRESİ NİN İPTAL KARARLARI GEREĞİNCE ZARAR GÖREN MAĞDURLARIN MALULİYETLERİNİN ÖZÜRLÜLÜK ÖLÇÜTÜ YÖNETMELİĞİ İLE ERİŞKİNLER İÇİN ENGELLİLİK YÖNETMELİĞİNİN UYGULAMA YÖNETMELİĞİNİN UYGULANMA İMKANI OLMAYACAĞINDAN BAHİSLE ÇALIŞMA GÜCÜ VE MESLEKTE KAZANMA GÜCÜ KAYBI ORANI TESPİT İŞLEMLERİYÖNETMELİĞİNE GÖRE BELİRLENMESİNE YÖNELİK DİRENME KARARLARIMIZ HGKK ... ESAS VE ... KARAR,2025/489 ESAS 2026/224 KARAR SAYILI İLAMLARI ÇERÇEVESİNDE BOZULDUĞUNDAN BU ÇERÇEVEDE;
Bu yönetmelikler ve geçerli olduğu tarihler;
- 11.10.2008 tarihine kadar “Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü”,
- 11.10.2008-01.09.2013 tarihleri arasında “Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği”,
- 01.09.2013-01.06.2015 tarihleri arası “Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği” (Bu yönetmeliğin eki %60 maluliyeti belirlemek için düzenlenmiştir. %60‘ın altı ve üstü yoktur. Bu nedenle bir önceki yönetmelik çizelgesi uygulanacaktır.) (Maluliyet Bilirkişi Kongresi)
- 01.06.2015-20.02.2019 tarihleri arası Genel Şartlar Ek 6. Maddesine göre 30/3/2013 tarihli “Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik”,
- 20 Şubat 2019 tarihinden sonra “Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik” ve “Çocuklar İçin Özel Gereksinim Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik” şeklindedir.
Somut olayda Necmettin Erbakan Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı'ndan olay tarihi itibariyle uygulanması gereken Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmeliği hükümlerine göre rapor alındığı, geçici iş göremezlik sürelerinin belirlendiği anlaşılmakla itirazın reddi gerekmiştir.
-Davalı sigorta vekilinin bakıcı gideri ve geçici iş göremezliğin teminat dışı olduğuna yönelik itirazının incelenmesinde;
Geçici iş göremezlik zararı bedensel zarar niteliğinde bir zarar türü olup geçici iş göremezlik zarar kaleminin sürekli sakatlık teminat limiti içinde değerlendirilmesi gerekmekte olup belirtilen teminat limiti göz önüne alınarak davalının sorumluluğu bulunmaktadır.
(Bkz. aynı yönde geçici iş göremezlik tazminatının sakatlık ve ölüm teminat limitinde yer aldığına dair Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2024/9892 Esas, 2025/17135 Karar; 2025/10719 Esas, 2025/16838 Karar; 2024/9922 Esas, 2025/16425 Karar sayılı ilamları)
Öte yandan; Yerleşik Yargıtay uygulamasına göre de sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir. Buna göre mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır.
Bu itibarla, tedavi süresince bakıcı giderleri ile tedavi giderleri Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir.
6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır.
Bu halde, istinaf eden davalının geçici iş göremezlik ve bakıcı giderlerinin teminat dışı olduğuna yönelik istinaf itirazları yerinde değildir.
-Davalıların 18 yaşından küçüklük nedeni ile geçici iş göremezlik tazminatı verilip verilmeyeceği hususunda istinaf itirazının değerlendirilmesinde:
Haksız fiilin bir çeşidi olan trafik kazalarında yaralanmalar nedeniyle meydana gelen zararlar 6098 sayılı TBK.nın 54. Maddesinde açıklanmış, tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar, ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıpların bedensel zararlardan olduğu belirtilmiştir.
DAİREMİZİN ÖNCEKİ KARARLARINDA HER NE KADAR;
Haksız fiil sorumluluğunda zarar verenin sorumlu tutulabilmesi için fiil, zarar ve uygun illiyet bağının bulunması gerekir. Zararın ise haksız fiiller yönünden TBK.nın 54. Maddesinde belirtildiği şekilde kazanç kaybı olabileceği gibi çalışma gücünün azalması veya yitirilmesi de bir zarar olarak kabul edilmiştir. İş gücü kaybı sebebiyle uğranacak tek kalem zarar, gelir kaybına ilişkin olan değildir. Dava konusu olayda da davacı her ne kadar 7 yaşında ve gelir getiren bir işte çalışmıyor olsa da geçici iş göremezlik süresi yani %100 malul sayıldığı iyileşme süresi boyunca herhangi bir işte çalışmaması zararının olmadığı şeklinde yorumlanması haksız fiilin zarar ilkesi ile bağdaşmaz. Zarar gören geçici iş göremezlik süresi içinde günlük işlerini yerine getirememesi, öz bakımını sağlayamaması da bir zarardır. Geçici iş göremezlik süresi içinde küçüğün zararının bulunmadığı ve bu süre için tazminat hesabı yapılmaması zarar veren lehine olup zararın sadece maddi olarak gelir azalması ve kazanç kaybı olduğu sonucunu doğurur. Zarar hesabında pasif dönem için dayanak teşkil eden “efor kaybına” ilişkin görüş, küçüklerin sürekli iş göremezliğinin bulunması halinde kabul edildiği gibi eforun tamamen %100 oranında kaybedildiği geçici iş göremezlik süresi için de kabul edilmesi gerektiğine karar verilmiş ise de; BUNA YÖNELİK DİRENME KARARIMIZ HGKK ... ESAS VE ... KARAR SAYILI İLAMI ÇERÇEVESİNDE BOZULDUĞUNDAN BU ÇERÇEVEDE;
Kaza tarihinde 18 yaşından küçük olan davacının, gelir getirici bir işte çalışmadığı, dolayısıyla geçici iş göremezlik süresince mahrum kaldığı herhangi bir kazancı bulunmadığı anlaşılmakla geçici iş göremezlik zararı da doğmamış olup geçici iş göremezlik tazminatı verilmeyecektir. Geçici iş göremezlik tazminatının reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi yerinde görülmemiş buna yönelik itirazın kabulüne karar verilmiştir.
-Davacı ......'ın ev hanımı olması nedeniyle, geçici iş göremezlik tazminatı alamayacağına yönelik davalıların itirazlarının incelenmesinde;
İlgilinin bir işi ve kazancı yoksa, bedensel varlığıyla “yardım ve hizmet” ederek destek olacağı; yaşlı kişilerin de emeklilik günlerinde “yardım ve hizmet” ederek yakınlarına destek sağlayacakları kabul olunarak, bu kişilerin tazminatı yasal asgari ücretler üzerinden hesaplanmalıdır. Aynı biçimde ev kadınlarının ev hizmetlerinden yoksunlukta da hesap unsuru yasal asgari ücretler olmalıdır.
Somut olayda zarar görenin kaza tarihinde herhangi bir işte çalışmadığı, ev hanımı olduğu dosya kapsamı ile sabittir. Mahkemece hükme esas alınan aktüer raporunda ev hanımı olduğu ve asgari ücret düzeyinde gelir elde edeceği kabul edilerek hesaplama yapılması ve raporda ücretin netleştirilmesi sırasında asgari geçim indiriminin uygulanmaması yerinde olmuştur. Zararının hesaplanması sırasında esas alınan asgari ücret, bir çalışmanın karşılığı değil ekonomik bir değer taşıyan yaşamsal faaliyetlerin sürdürülmesinin karşılığıdır. Bu nedenle itirazın reddi gerekmiştir.
-Davalı ...... ve ...... Şirketinin bakıcı giderine ilişkin itirazlarının incelenmesinde;
Bakıcı giderine ilişkin de, bakım konusunda aile bireylerine böyle bir yükümlülük yüklenemeyeceği gibi, dışarıdan bir bakıcı tutulmuş olsa idi ne kadar zararının olduğu belirlenerek hüküm verilmesi gerekmektedir. Buna göre; olayda BK.’nun 43. maddesi (6098 sayılı TBK md. 52) gereğince hakkaniyet indirimi şartları bulunmamaktadır ve geçici iş göremezlik döneminde bu şekilde bakıcı gideri hesaplanması da yerindedir. (YARGITAY 17. Hukuk Dairesi 2014/21822 E, 2017/5957 K, 2017/1726 E 2017/11442 K)
Davacıların, başkasının yardımına muhtaç olduğu uzman heyet raporu ile belirlenmiş olup bu nedenle brüt asgari ücretle bakıcı gideri hesaplanması doğrudur. (Bkz. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2014/21822 Esas, 2017/5957 Karar sayılı ilamı)
-Davalıların faturasız tedavi giderine yönelik istinaf itirazının değerlendirilmesinde:
Genel olarak sağlık hizmeti giderleri, fatura ile ispat edilmelidir. Ancak bazı giderlerin belge ile ispatlanması zordur. Biz bunlara faturalandırılmayan giderler olarak adlandırıyoruz. Örneğin yol giderleri gibi. Bu gibi giderler için hakimin belgelendirilmediği gerekçesi ile reddedilmesi doğru değildir. Çünkü TBK 50/2 maddesi gereği uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleyecektir. Bu nedenle kişinin haksız eylemden zarar gördüğünün ve bedensel zarara uğradığının ispatlaması yeterli olup, ayrıca iyileşme harcamaları için fatura ve makbuz gibi belgeler bulup getirmesi şart değildir. Hiçbir belge sunulmasa bile, hakim, görevlendireceği uzman bilirkişilere tedavi ve tüm iyileşme giderlerini hesaplatmakla ve hüküm altına almakla yükümlüdür. (HGK.26.04.1995, E. 1995/11-122 K.1995/430)
Bu kapsamda, uzman doktor bilirkişiden (Necmettin Erbakan Üniversitesi Adli Tıp Heyetince) faturasız tedavi konusunda rapor alınmak suretiyle değerlendirme yapılarak buna göre karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. İtiraz yersizdir.
-Davalıların olayda müterafik kusur nedeniyle indirim yapılması gerektiğine yönelik itirazının incelenmesinde;
6098 sayılı Borçlar Kanun’un, "Tazminatın belirlenmesi" üst başlıklı 51/1 maddesi ile (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 43.maddesi); Hâkimin, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirleyeceği hükme bağlanmıştır.
Zararın meydana gelmesinde veya artmasında zarar görenin de kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur 6098 sayılı Borçlar Kanun’un 52.maddesinde (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 44.maddesi) düzenlenmiştir. Buna göre zarara uğrayan, zarar doğuran eyleme razı olmuş veya kendisinin sebep olduğu hal ve şartlar zararın meydana gelmesine etki yapmış veya tazminat ödevlisinin durumunu diğer bir surette ağırlaştırmış ise, hakim tazminat miktarını hafifletebilir.
Müterafik kusur indiriminde her somut olayın özelliğine göre olayın meydana geliş tarzı ve zararın artmasında zarar görenin kusurlu davranışının sonuca etkisi değerlendirilerek uygun oranda bir indirim yapılmasını gerektirir ve zarar görenin müterafik kusurunun tespiti halinde TBK.nun 52.maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır.
Dosya içerisinde bulunan kaza tespit tutanağına göre, emniyet kemeri takılı olup olmadığı "belirsiz" olarak işaretlenmiştir. Davacıların emniyet kemerinin takılı olmadığına ya da gerekli önem alınmadığına dair dosya kapsamında herhangi bir delil olmayıp, takılı olmadığının ispatı davalının üzerindedir. Davalı tarafça, yargılama aşamasında sunulmuş herhangi bir delil bulunmadığından, aslolan takılması olup,bu hususun aksinin davalı tarafça da ispatlanamadığından indirim uygulanmaması kararı yerinde olup istinaflar yersizdir.
-Davalı ...... vekilinin hatır taşıması nedeniyle indirim yapılması gerektiğine yönelik itirazının incelenmesinde;
Dava 6100 sayılı HMK döneminde açılmış olup davalı vekilince sunulan cevap dilekçesi içeriğinden hatır definde bulunmadığı görülmüş olup, hatır taşıması savunmasının itiraz değil def'i olduğu ve alacağın talep edilebilirliğini engelleyici işlev gören def'ilerin ancak belirli sürelerde ileri sürülebileceği; alacağı ortadan kaldıran ve her aşamada ileri sürülebilen itirazlardan olmadığı için de her aşamada ileri sürülemeyeceği hususları dikkate alınmak suretiyle; davalı tarafça süresinde ileri sürülmeyen hatır taşıması indirimi yapılmaması yerinde olup buna yönelik itirazın yerinde olmadığı görülmüştür. (Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/10102 esas 2019/4225 karar sayılı ilamı)
-Davalı sigortanın Sgk tarafından rücuya tabi ödeme yapılıp yapılmadığının araştırılmadığına yönelik itirazının incelenmesinde;
Davaya konu trafik kazası nedeniyle davacı ......'ın ev hanımı olduğu, davacı ......'ın kaza tarihinde 3 yaş 8 aylık olduğu, sigortalı olarak çalışmadıkları anlaşılmakla buna yönelik itiraz yersiz bulunmaktadır.
-Davalı ...... ve ...... Şirketinin manevi tazminattan sigorta şirketinin de sorumlu olduğuna yönelik itirazların incelenmesinde:
Müteselsil sorumluluk, Kanundan doğan müteselsil borçluluğun bir türü olup aynı zararın oluşumunda rolü olan birden fazla kimsenin tazminatın tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu ve zarar görenin dilediği sorumludan tazminatın tamamını veya bir kısmını talep edebileceği sorumluluk türüdür.
Zarar gören, zararın tamamını veya bir kısmını dilediği sorumlu veya sorumlulardan talep edebilir.
Bu husus HGK'nın 24.6.1983 tarih 1981/9-533 Esas 1983/724 Karar sayılı kararı ile "Birden çok kimsenin birlikte neden oldukları zarardan sorumluluklarını düzenleyen BK.'nun 61.maddesi ya da birden çok kimsenin değişik nedenlerle meydana getirdikleri aynı zarardan sorumluluklarını düzenleyen maddesi uyarınca ve aynı Yasanın 163.maddesi hükmüne dayanarak davacı, zararının tümünü müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açacağı bir dava ile isteyebileceği gibi, sorumluların hepsi aleyhine açacağı tek bir dava ile de talep edebilir.
Ancak, aynı Yasanın 141.maddesi gereğince teselsül, ister yasadan, ister sözleşmeden doğmuş olsun, bu kuraldan yararlanma hakkı sadece zarara uğrayanın, daha geniş bir deyim ile alacaklınındır. Zarara uğrayan (alacaklı), bu hakkını kullanmadıkça, yani müteselsilen tahsil isteğinde bulunmadıkça, mahkeme re'sen onun yararına teselsül kuralını uygulayamaz. Çünkü Hakim istek ile bağlı olup, istek dışı karar veremez. HMK 26.maddesi buna engeldir" şeklinde kabul edilmiştir.
Birden fazla kimseyi müteselsil sorumlu tutmak isteyen zarar gören, bu kimselere karşı dava açarken bu niyetini göstermesi, dava dilekçesinden müteselsil sorumlu tutmak istediği kişiyi göstermesi gerekir. Hakim tarafların iddia ve savunmalarıyla bağlı olup teselsülden yararlanma hakkı zarar görene ait olduğundan zarar gören bu hakkı kullanmadıkça mahkeme onun yararına teselsül kuralını kendiliğinden uygulayamaz
Müteselsil sorumluluk, (zincirleme sorumluluk, birlikte sorumluluk) sorumluluk hukukunda önemli bir yeri bulunmaktadır. Müteselsil sorumluluk, aynı zararın oluşmasında rolü olan ancak zararın hangi kısmından sorumlu olduğu tespit edilemeyen birden fazla kimsenin, niteliği itibariyle bölünmeye elverişli başka bir deyişle çoğunlukla para ediminden oluşan tazminat ediminin tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, alacaklı zarar görenin de dilediği sorumludan edimin tamamını veya bir kısmını talep yetkisine sahip olduğu, sorumlulardan biri ödeme yaptığı oranda diğerlerinin de sorumluluktan kurtulduğu bir birlikte sorumluluk türüdür. Sorumlulukta müteselsillik ilkesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda yer verilmiştir. Müteselsil sorumluluk gerek zarardan sorumlu olanların zarar görene karşı sorumluluğunda gerekse zarardan sorumluların birbirlerine rücu ilişkisinde bazı ilkeler getirmiştir. İşte bu ilkeleri bir bütün olarak müteselsil sorumluluk ilkesi olarak kavramlaştırılmıştır.
Birden çok kişinin aynı zarara birlikte sebep olmalarından doğan zarar aynı sebebe dayanan zarardır. Müteselsil sorumluluğu doğuran “aynı sebep” veya “birlikte sebep” kusur olabileceği gibi sözleşme veya kanundan doğabilir.
Müteselsil sorumluluk zarar görene karşı zarardan sorumlu olanların sorumluluğunun kapsamı ve niteliği yönünden kendine has ilkeler getirmiştir. Normal şartlarda bir zarar birden fazla kişinin fiili ve sorumluluğu ile doğuyorsa o kişilerin sorumluluğu kendi fiillerine yada kusurlarına isabet eden zarar miktarından sorumlu olmalarıdır. Ancak haksız fiilden zarar görenin zararını en kısa, en kolay yoldan tazminini sağlamak amacı ile müteselsillik ile kendine has sorumluluk ilkeleri benimsenmiştir.
Karayolları Trafik Kanunu'nun 88. maddesinde "Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur" düzenlemesine yer verilmiş olup; motorlu araçların işletilmesi neticesi üçüncü kişinin zarar görmesi durumunda o aracın işleteni, aracın sürücüsü ve varsa teşebbüs sahibinin müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu; ayrıca, birden fazla kişinin zararı tazmin ile yükümlü olması durumunda, zarar görene karşı müteselsil sorumlu oldukları belirtilmiştir. Bu haliyle Karayolları Trafik Kanunu, trafik kazaları neticesi doğacak zarar sorumluluğunda müteselsillik esasını benimsemiştir.
Yine 6098 sayılı TBK'nun 61. maddesinde "Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır" demekle birden çok kişinin zarardan aynı sebeple ya da çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu olabileceği vurgulanmıştır.
Müteselsil sorumluluk, kanundan doğan bir sorumluluk türü olup müteselsil sorumluların birinden talepte bulunan hak sahibinin, tüm ilgililer bakımından müteselsil sorumluluğa dayandığını ifade etmesine de gerek yoktur. Müteselsil sorumluluk ilkesi gereği, araçta yolcu olarak bulunan davacının kazanın oluşumunda kusurunun bulunmamasına göre, zararın tamamını, isterse sorumluların tamamından isterse bir kısmından isteyebilir. (YARGITAY 17. Hukuk Dairesi 2016/7214 E, 2019/2775K-2016/7805 E,2019/3209 K)
Bu bilgiler ışığında somut olayı incelediğimizde;Davacı taraf, dava dilekçesinde açıkça manevi tazminatı sigorta şirketi haricindeki davalılardan talep ettiğine göre itiraz yersizdir.
-Davalı ...... ve ...... Şirketinin manevi tazminat miktarına yönelik itirazların incelenmesinde:
Manevi tazminat, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56.maddesinde düzenlenmiştir. Anılan hükme göre,Manevi zarar; mutlak hak olan ve dolayısıyla herkese karşı korunmuş bulunan kişilik haklarının kapsamına giren değerlerden birisinin ihlali ile doğar. Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namı ile bir miktar para ödenmesini talep edebilir. Şahsi menfaatleri ihlal edilen kimseye ihlalin ve kusurun özel ağırlığının haklı kılması halinde hakimin manevi tazminat olarak verilmesine hükmedeceği para miktarının belirlenmesinde hakkaniyet gözetilmelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hak ve nisfetle hüküm vereceği Medeni Kanun'un 4. maddesinde belirtilmiştir. Ödettirilecek para miktarı ise aslında ne tazminat, ne de cezadır. Çünkü mamelek hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını amaç edinmediği gibi kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük de değildir. Aksine olarak zarara uğrayanda bir huzur duygusunu doğurmaktır. Aynı zamanda ruhi ızdırabın dindirilmesini amaç edindiğinden tazminata benzer bir fonksiyonu da vardır. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Hâkimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370)
Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, davaya konu somut olayın gerçekleşme şekli, yeri, zamanı, yukarıda açıklanan ilkeler, davalının eylemindeki hukuka aykırılığın tespitinin sağlayacağı manevi tatmin ile birlikte değerlendirildiğinde İDM'ince hüküm altına alınan manevi tazminat miktarının yerinde olduğu anlaşılmakla davalılar vekilinin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
Davalıların davacıya yapılan ödemelerin tenzil edilmesi gerektiğine yönelik itirazının incelenmesinde;
Somut olay nedeniyle davacı ......'a 25/02/2021 tarihinde 120.000,00 dava dışı ...... tarafından ödeme yapıldığı, davadışı sigorta şirketi tarafından davacıyla yapılan arabuluculuk anlaşma belgesi ibraname niteliğinde olup eldeki davada KTK'nın 111. maddesinde öngörülen 2 yıllık hak düşürücü sürenin geçirilmediği görülmektedir.
Bu durumda; maluliyet tazminatı hesabında öncelikle ödeme tarihindeki verilere göre hesaplama yapılmalı, ödenmesi gereken miktarla ödenen miktar arasında KTK'nın 111. maddesinde belirtildiği şekilde fahiş bir fark olup olmadığı değerlendirilmelidir. Şayet ödenmesi gereken maluliyet tazminatı ile ödenmiş olan miktar arasında fahiş fark olduğu saptanırsa, davacı tarafından daha önce verilen ibranamenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilerek, rapor tarihindeki verilere göre hesaplanan tazminat tutarından, davalı tarafından yapılan ödemelerin güncellenerek düşülmesi sonucunda oluşan duruma göre karar verilmesi gerekirken, aktüerya bilirkişisi tarafından ödemenin yeterli olup olmadığı belirlenmeden sonuca gidilmiş mahkeme tarafından da rapor hükme esas alınmıştır.
Bu halde davadışı sigorta şirketi tarafından yapılan ödeme dikkate alınarak, şayet ödenmesi gereken ve hesaplanan tazminat ile ödenmiş olan miktar arasında fahiş fark olduğu saptanırsa, davacı tarafından daha önce verilen ibranamenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilerek, rapor tarihindeki verilere göre hesaplanan tazminat tutarından, dava dışı ...... tarafından yapılan ödemelerin güncellenerek düşülmesi gerektiği anlaşılmakla aktüerya bilirkişisinden ek rapor alınması gerektiğinden davalılar vekillerinin itirazları yerindedir.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle davalılar vekillerinin istinaf talebinin HMK.nın 353/1.a.6.maddesi gereğince kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılması için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
1-Davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun açıklanan sebeplerle ayrı ayrı KABULÜ ile Yerel Mahkeme kararının HMK.m.353/1-a/6 hükmü uyarınca KALDIRILMASINA,
2-Yeniden yargılama yapılması için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,
3-İstinaf yasa yoluna başvuran davalı taraflarca yatırılan, başvurma harcı dışında kalan, istinaf karar harçlarının talep halinde yatırana iadesine,
4-Dosya üzerinde inceleme yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,
5-İstinaf yasa yoluna başvuran davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,
6-Karar tebliği ve harç işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,
HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle KESİN olarak karar verildi.13/05/2026