Eser sözleşmesinin haksız feshinin tespiti ile alacak davasında mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine yapılan incelemede;

Davacı vekili özetle; müvekkili şirketin, davalı idare ile kamu ihalesi kapsamında “Keban Hes’in 8 Ünitesinin Rehabilitasyonu” işi için 63.859.828,24 Euro bedelli sözleşmeyi 21.04.2015 tarihinde imzaladığını, davalı idare tarafından gönderilen sözleşmeye davet yazısı gereğince 3.831.589,69 Euro’luk kesin teminat mektubunun davalı idareye sunulduğunu, toplam 968.753,59 Euro tutarında ihale karar pulu ve sözleşme damga vergisi bedelinin davalı idare banka hesabına yatırıldığını, yine 31.929,91 Euro tutarında kamu ihale kurumu payının da ilgili kuruma yatırıldığını,taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 36.6.1.maddesi gereği sözleşmenin yürürlüğünün akreditif tarihine müteakip başlayacağı ancak davalı idarenin ilk ifa yükümlülüğü olarak düzenlenen akreditif tesis yükümlülüğünü sözleşmenin imzalanmasından yaklaşık 10 ay sonra 07.03.2016 tarihinde eksik olarak tesis ettiğini, sözleşme konusu Keban Hidroelektrik Santrali rehabilitasyon işi için 2552 gün iş süresinin başlangıçtaki 600 güne yakın kısmının mühendislik ve dizayn çalışmaları ile CFD analizi ve model testine ayrıldığını (2 yıl boyunca bir kısım işlerinin Hindistan’daki laboratuvarda gerçekleşeceğini, üretim, imalat ve montajının yapılamayacağı), bu süreçte Türkiye’de gerçekleştirilecek tek faaliyetin santralin ziyaret edilmesi ve gerekli çizim alınması ve gerekli incelemelerin yapılması olduğunu), müvekkilinin sözleşmenin imzalanmasına müteakip mühendislik ve dizayn çalışmalarına başladığını, davalı idarenin öncesinde hiçbir ihtarda bulunmaksızın 07.03.2017 tarihli “Sözleşmenin feshi” konulu yazı ile sözleşmeyi feshettiğini, sözleşmenin fesih yazısının müvekkili şirket tarafından 08.03.2017 tarihinde alındığı, sözleşmenin feshine müteakip kesin teminat mektubunun sözleşmenin 16.3 Maddesinde belirtilen cezai şart uyarınca davalı idarece nakde çevrilip gelir kaydedildiğini, dava konusu sözleşmenin feshinin haksız olduğunu, öncelikle sözleşmenin idarece fesh edilmesinin kural ve koşullarının sözleşmenin 16. ve 26’ncı maddelerinde düzenlendiğini, davalı idarenin sözleşme fesih yazısında da fesih kararına dayanak olarak bu iki maddeyi belirttiğini, anılan maddelerde görüleceği üzere sözleşmenin feshinden önce en az 10 gün süreli ihtar gönderilmesinin gerektiğini, bunun amacının da KİSK uyarınca yükleniciyi fesihten kurtarmak olduğunu, davalı idarenin sözleşmenin feshi yazısında süreli olarak sunulması gereken belgelerin, yazının tebliğ tarihinden itibaren 10 gün içerisinde eksiksiz tam iletilmesi hususunun ihtar edildiğini (10.02.2017 tarih ve E.7985 sayılı yazı) ancak söz konusu yazının müvekkili şirketçe hiçbir suretle teslim alınmadığını, davalının sözleşmenin feshine yönelik müvekkiline ihtarda bulunmadığını ve bunu ispatlamasının gerektiği, bu konuda 6102 sayılı TTK’nın 18. maddesinin açık olduğu, sözleşmenin fesih yazısında belirtilen 10.02.2017 tarih ve E.7985 sayılı ihtar yazısı müvekkili şirket tarafından alınmadığından sözleşmenin feshine yönelik ihtarın müvekkiline yapılmadığını (07.03.2017 tarihli sözleşmenin feshi konulu yazıyı müvekkilinin aldığından sorun olmadığı, sorunun 10.02.2017 tarihli ihtar yazısının tebliğ edilmediği) ve bu nedenle sözleşmenin feshinin haksız olduğunu, sözleşmenin feshi konulu yazıda sözleşme fesih gerekçesinin “Sözleşme kapsamında süreli olarak sunulması gereken belgelerin eksiksiz ve tam olarak sunulmamasının gerekçe gösterildiğini, sunulacak belgeler için sözleşmede herhangi bir kabul süreci öngörülmediği halde müvekkilinin gereken hassasiyeti gösterdiğini, davalı idarenin ise bu süreçlerde ağır davrandığını, keza; fesihten önce 10.01.2017 tarihinde yapılan toplantıda belgelerin bu derece önemli olduğu ve gecikmiş olduğuna dair bir satıra dahi yer verilmediğini, belge sunumunun geçici kabule esas bir kısmı olmadığını(Sözleşmenin 12. Maddesinde belge sunumu karşılığı herhangi bir ödemenin düzenlenmediğini), belge sunumunun asli edim yükümlülüğü olmadığını, esasen geçici kabule esas 10 adet edimin sözleşmenin asli edim yükümü olduğu, müvekkilinin hiçbir asli edim yükümlülüğünü geciktirmemişken yan edim yükümlülüğünü geciktirdiğinden bahisle sözleşmenin feshinin yerinde olmadığını, davalı idare ile müvekkili arasında imzalanan sözleşmede tip sözleşme esas alınarak düzenlendiğini, imzalanan sözleşmeye göre sözleşmenin fesh edilebilmesi için yüklenicinin işin tamamının veya geçici kabule tabi bir kısmının belirtilen sürede bitirilmemesi, sözleşmede belirtilen oranda gecikme cezası ve en az on gün süre vermesi nedenlerini ihtar etmesi gerektiğini, davalı idarenin işin tamamı veya geçici kabule tabi bir kısmının proje takviminde belirtilen sürede bitirilmemiş olması haricinde başkaca sözleşmeye aykırılık haline yer vermediği, davalı idarenin müvekkiline dokümanları sunması için 10 gün süre verdiğini iddia ederken herhangi bir gecikme cezası uygulamadığını, zira belgenin sunulmaması halinde herhangi bir gecikme cezası bulunmadığını, Hizmet Alımları Uygulama Yönetmeliğinin 30/1 maddesinde mesleki ve teknik yükümlülüklere ilişkin teknik şartnamelerin yer aldığı, yüklenici tarafından hangi belgelerin sunulacağının teknik şartnamede yer aldığını, taraflarınca teknik şartnamede tespit edilen süreli belgelere 5 kalem halinde dava dilekçesinde yer verildiğini, idarenin süreli belge sunulması konusunda fesih gerekçesinin tek başına fesih gerekçesi olmayacağını, sözleşmenin feshi için TBK., KİSK., Tip Sözleşme gereği ilgili maddelerin belirtilmesinin gerektiği, 5 adet belge açıklaması sadece bilgi amacı ile ve bu belgeler gerekçe gösterilerek sözleşmenin feshinin hakkaniyete aykırı olduğunu, yine dava konusu sözleşmenin ödeme yeri ve şartları başlıklı 12. maddesi ve 13. maddesinde avans verilmesi şartlarına yer verildiğini, ödemenin akreditif yoluyla yapılacağı düzenlenen sözleşmelerde ilk ifa yükümlülüğünün akreditifin tam ve eksiksiz olarak açılması olduğunu, davalı idarenin eksik tutarlı ve 9 ay gecikmeli akreditif açtığının, davalının ilk ifa yükümlülüğü olan akreditif açmayı tamamlamadığı halde müvekkili şirketin yan edim yükümlülüğünü geciktirdiği gerekçesi ile sözleşmeyi tek taraflı olarak fesh ettiğini, gerek karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde ve gerek sözleşmenin 36.1.1. maddesi ve gerekse akreditif uygulamasına ilişkin ulusal ve uluslararası içtihatlar gereği ilk ifa yükümlülüğü olan akreditif açmayı tam olarak yerine getirmeyen idarenin sözleşmeyi feshinin ve söz konusu cezai şart koşulları oluşmadan teminatın tahsilinin haksız olduğunu, tüm bu nedenlerle müvekkilinin bu bedel ve diğer yaptığı masrafları talep hakkına sahip olduğunu belirterek, sözleşmenin feshinin haksız olduğunun tespiti ile fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava haklarını saklı kalmak kaydı ile 3.831.598,69 Euro teminatın ve gelir kaydedildiği tarihten dava tarihine kadar devlet bankalarının 1 yıl vadeli euro bazında açılmış mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranına göre hesaplanan 575.175,63 Euro işlemiş faizi olmak üzere toplam 4.406.765,32 Euro'nun asıl alacak kalem miktarına devlet bankalarının 1 yıl vadeli euro bazında açılmış mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı işletilerek ve euro para birimi üzerinden, yine sözleşmenin kurulması için yapılan harcama olarak 968.753,59 Euro ihale karar pulu ve sözleşme damga vergisi ile 31.929,90 Euro kamu ihale kurum payı olmak üzere ki toplam 1.000.683,50 Euro'nun da devlet bankalarının 1 yıl vadeli euro bazında açılmış mevduat hesabına ödediği en yüksek oranda faizi ile euro para birimi üzerinden davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesi dava ve talep etmiştir.
Davalı vekili; Keban Hidroelektrik Santralinin 8 Ünitesinin Rehabilitasyonu işleri için davacı ile 21.04.2015 tarihinde sözleşme imzalandığını ve 07.03.2016 tarihinde açılan akreditif ile sözleşmenin yürürlüğe girdiğini, teşekküllerinin 13.12.2016 tarihli yazıları ile sözleşme kapsamında yer alan ve süreli olarak sunulması gereken iş programı, proje yönetim planı, kalite planı vb. dokümanların 26.12.2016 tarihine kadar Genel Müdürlüğe teslim edilmesinin istendiğini, akabinde ... firmasının toplantıya davet edildiğini ve firmanın Türkiye temsilcisiyle (... San. Tic. A.Ş.) 26.12.2016 tarihinde bir araya gelindiğini, ... tarafından Ocak Ayının ilk haftası içerisinde Hindistan’dan da ilgili kişilerin de katılacağı bir toplantı talep edildiğini, teşekkülleri tarafından gündem maddeleri belirlenerek 10.01.2017 tarihinde yapılması planlanan toplantıya ... firması davet edildiğini, ... firmasının herhangi bir gerekçe göstermeden toplantıya katılmadığı ve yeni bir toplantı tarihi talebi de olmadığını, sözleşme yürürlüğe girdikten sonra sözleşmeye göre süresi içerisinde teşekküllerine sunulmayan belgeler için birçok kez yüklenici ile e-post ile iletişim kurularak gerekli uyarılarda bulunulduğunu, ancak söz konusu durumun tekerrür etmesinden dolayı 10 gün ihtar süresi verilerek yüklenicinin belgelerle ilgili sözleşme yükümlülüğünü yerine getirmesinin istendiğini, ...’in istenen belgeleri sunmadığı, bunlarla ilgili öneride bulunmadığı ve mazeret bildirerek resmi yazılarına cevap vermediğini, sonuç olarak sözleşmenin 16.3. ve 26.1.a. maddeleri ile 4735 Sayılı Yasanın “İdarenin Sözleşmeye Feshetmesi” başlıklı 20. maddesinin (a) bendi uyarınca Keban Hidroelektrik Santralinin Rehabilitasyonu Sözleşmesi işine ait sözleşmenin 07.03.2017 tarihinde fesh edildiğini, yapılan sözleşme feshinin haklı hukuka ve sözleşmeye uygun olduğunu, teşekküllerince sözleşme fesih edilmeden önce sözleşmesel yükümlülüklerin yerine getirilerek davacıya ihtarname tebliğ edildiğini (KİSK’nun 20., 22., 25. ve 26 Maddeleri ile taraflar arasındaki sözleşmenin 16.3. ve 26.1.), ... firmasına 10.02.2017 tarih ve E.7985 sayılı yazıları ile yapılan ihtara rağmen firmanın bu yazının tebliğ tarihinden itibaren 10 gün içerisinde sözleşme kapsamında süreli olarak sunulması gereken belgeleri eksiksiz ve tam olarak genel müdürlüğe sunmaması ve taahhütlerini sözleşmeye uygun olarak yerine getirmemesi anlamına geldiğinde 4735 sayılı Yasanın 20. ve 25. maddeleri ile sözleşmenin 16.3. ve 26.1. maddelerinin uygulanması zaruretinin hasıl olduğunu, davacının her ne kadar ihtarın taraflarına tebliğ edilmediğini iddia etmekte ise de, ihtarnamenin ikinci sayfasının arkasında elden tebligatın yapıldığına dair şirket kaşesinin (EK-5) taşıyan kaydın bulunduğunu ve Tebligat Kanununun 13. maddesinin bu konuda açık olduğunu, sözleşmenin 2. maddesinde taraflara bildirimler ve bildirime esas tebligat adres/mail bilgilerinin bu maddede kaydedildiği şekilde uygulandığını, teşekküllerince yapılan sözleşmenin feshi haklı ve geçerli sebeplere dayandığını, davacı ihtarnamede yer alan hususların işin esasına ilişkin olmadığını iddia etmiş ise de, ihtarnamede yer alan hususlar incelendiğinde anılan hususların işin devamı için esaslı unsurlar olup tamamlanmaması halinde teşekkülleri tarafından işin yürütümü ve kontrolü açısından sıkıntılar meydana getireceğini, sözleşmenin yürürlüğü girdiği tarihten itibaren 12 ay geçtiği ve bu süre zarfında defalarca sözlü, e-post yoluyla yazılı uyarıldığı halde süreli belgelerin teşekküllerine sunulmadığını ve bu dokümanların esasa ilişkin olduğunu, davacı 10.02.2017 tarih ve E.7985 sayılı yazının taraflarına ulaşmadığı iddia etse de, bu ihtarnamenin ilgi kısmında yer alan 13.12.2016 tarihli bir takım dokümanların süresi içerisinde sunulmasına ilişkin yazı ve 27.12.2016 tarihli toplantıya davet yazısına karşı geri dönüşümlerinin de olmadığını, 10.02.2017 tarihli yazılarında sunulması gerekip de şu ana kadar sunulmayan dokümanların sunulmadığının tespit edildiğini, bu dokümanların işin esası ve taraflarınca sunulması sözleşmede süreye bağlanan davacının iddiasının aksine asli yükümlülükler olduğunu, işin sözleşmeye ve plana uygun olarak yapılması ve takibi açısından asli nitelikte olduğunu, davacı sözleşmeden doğan edimlerini yerine getirmeyerek sözleşmenin haklı sebeple fesih olunduğunu, Teşekküllerinin akreditif konusunda yükümlülüklerini yerine getirdiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin imzalandığı anda kurulduğunu, anılan sözleşme maddesinde kastedilen ilk ifanın akreditifin tesis olunduğu ve sürelerin bu tarih itibariyle başlayacağı olup davacı tarafın bu akreditifin tesisi ile uğramış olduğu bir zarar vs. söz konusu olmadığını, davacı tarafından da akreditifleri yerine getir ikazının yapılmadığını, bu aşamada davacının asli yükümlülüklerini yerine getirmeyenin müvekkili olduğunun ileri sürülmesini iyi niyetle bağdaşmadığı belirtilerek, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın öncelikle zamanaşımından aksi halde ise esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince: BAM 27. HD kaldırma kararı ve dosya kapsamı nazara alınarak, sözleşmenin tarafların ortak kusuruyla fesih edildiği, bu durumda davacının diğer tarafın mamelekine kattığı değer var ise bunu talep edilebileceği, bu nedenle davacının tahsilini talep ettiği kalemlerden sadece idarece irat kaydedilen kesin teminat mektupları bedelleri iadesini, sebepsiz zenginleşme hükmü kapsamında talep edebileceği, ancak yatırılan sözleşme karar pulu ve damga vergisinin menfi zarar kapsamında kaldığı, talep edenin kusursuz ve karşı tarafın kusurlu olması halinde talep edilebileceğinden, yine davalının mamelekine kattığı değer olmadığından, bu kalemlere yönelik talebin ise reddine karar vermek gerektiği, (Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 10.02.2025 tarih ve 2024/757 E 2025/411K) ayrıca teminat mektubu bedellerinin haksız olarak nakde çevrildiği tarihten, davalı temmerrüdü başlayacağından, davacı vekilinin talebi nazara alınarak, bu tarihten dava tarihine kadar bilirkişilerce hesap yapıldığı,bilirkişilerce bu yabancı para alacağına 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi gereğince, devlet bankalarının EURO üzerinde açılmış 1 yıllık mevduata uyguladığı en yüksek faiz oranları, yerine hatılı olarak ortalama alınmış ise de, bu şekilde hesap edilen faiz miktarına davacı vekilince itiraz edilmemesi yine İstinaf konusu da yapılmaması nedeniyle, bilirkişilerce hesap edilen 378.020,45 Euro işlemiş faizininde davalıdan tahsiline, yine kabul edile asıl alacak kalemi 3.831.589,69 EURO yönünde dava öncesi işlemiş faiz hesap edilerek hükmedildiği ve yine dava tarihinden itibaren de faizeyle tahsiline karar verildiği halde, kısa karar yazımı aşamasında sehven faizin başlangıç tarihine ilişkin olarak" dava tarihinden itibaren" ibaresinin yazılmadığı görülmekle, karar yazım aşamasında HMK'nun 305/A bendi kapsamında bu eksikliğin tamamlandığı belirtilmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle: Gerek ilk derece mahkemesi, gerekse bölge adliye mahkemesince kabul edildiği üzere, dava konusu sözleşmenin Kanun ve sözleşme uyarınca fesihten önce gönderilmesi zorunlu olan “en az 10 gün süreli ihtar” gönderilmeden feshedildiğini, bu durumda sözleşme feshinin kaçınılmaz olarak haksız olacağını, davada “sözleşme feshinin haksız olduğunun tespitine” karar verilmesi gerekirken, “sözleşme ihtarsız feshedilmiştir, fakat yüklenicinin de ifada kusuru vardır, o halde ortak kusur söz konusudur” şeklinde karar verilmesinin hukuka açıkça aykırı olduğunu, kaldı ki, fesihten önce en az 10 gün süreli ihtar gönderme zorunluluğunun düzenlenme sebebinin, hiç şüphesiz, fesih iradesini göstererek yükleniciyi ifaya zorlamak ve feshin ağır sonuçlarından kurtulması için son bir imkân tanımak olduğunu, herhangi bir sözleşmenin ifası esnasında tarafların karşılıklı pek çok kusuru olabileceğini, tarafların birbirlerini, pek çok defa eksikliklerin tamamlanması konusunda sözlü/yazılı olarak uyarabileceklerini, fakat herhangi bir tarafın, sözleşmede açıkça şart koşulan süreli fesih ihtarını göndermeden sözleşmeyi feshederse, tarafların ifadaki kusurlarından bağımsız olarak, sözleşmenin feshinin haksız olacağını; zira herhangi bir tarafın, sözleşmede şart koşulan süreli ihtarı göndermeden sözleşmeyi fesih hakkı olmadığını, Yargıtay'ın, istikrar kazanmış kararlarında, fesih öncesi süreli ihtar gönderilmesi şartının düzenlendiği sözleşmelerin, söz konusu ihtar gönderilmeksizin feshinin, tarafların ifadaki kusurlarından bağımsız olarak haksız fesih olduğuna açık ve net olarak hükmettiğini, tarafların ifadaki kusurlarından bağımsız olarak, Kanun ve sözleşme uyarınca fesihten önce gönderilmesi zorunlu olan “en az 10 gün süreli ihtar” gönderilmediğini ve iş sahibinin “en az 10 gün süreli ihtar” göndermeden sözleşmeyi feshetme hakkı olmadığını, haksız fesih halinde de gelir kaydedilen teminatın irad kaydedildiği tarihten başlayacak faiziyle iade edileceğini ve müvekkili şirketin sözleşmenin kurulması için sarf ettiği masrafların (KİK payı, sözleşme damga vergisi, ihale karar pulu bedeli) tazmin edileceğinin Yargıtay kararları ışığında sabit olduğunu, kaldı ki, eğer bir ifada kusur değerlendirmesine girilecekse; davalı şirketin, sözleşmenin 36.6.1 maddesi gereği sözleşme yürürlüğünü başlatan ilk ifa yükümlülüğü olan akreditifi sözleşme imzalandıktan 10 ay sonra açmasının, başlı başına işin tamamlanmasını etkileyecek nitelikte bir kusur olduğunu, müvekkili şirketin, ihale şartnamesi gereği 200 gün geçerli bir teklif sunduğunu, bu süre içerisinde sözleşme imzalanarak özel hukukun alanına geçildiğini, imzalanan sözleşme ayakta ve geçerli olduğu halde, davalı şirketin, müvekkili şirkete hiçbir resmi bildirimde bulunmadan, rakip bir firma tarafından idari yargıda açılan davanın bitmesini bekleyerek (ayakta olan sözleşmeyi akamete uğratan hiçbir yargı kararı ortada yokken) akreditifi 10 ay geç açtığını; yani müvekkili şirketi adeta sözleşme ile hapsederek işi teklif geçerlilik tarihinin bitiminden 300 gün (teklif tarihinden 500 gün) sonra başlattığını, ifa sürecindeki bu kusurun yanında diğer bütün kusurların ikincil olduğunu, müvekkili şirketin, davalı iş sahibine bu ve diğer pek çok kusurları ile ilgili defalarca uyarı yazısı gönderdiğini, içine düştüğü bu kabul edilmez duruma rağmen işi devam ettirmek için canla başla gayret gösterdiğini, fakat davalı iş sahibinin bu muazzam kusurunun, ifa sürecindeki diğer pek çok kusurlarının ve müvekkili şirket tarafından davalı iş sahibine gönderilen uyarı yazılarının da hiçbir önemi olmadığını, zira davanın konusunın tarafların ifadaki kusurları olmadığını, davalı şirketin veya müvekkili şirketin ifa sürecindeki kusurlarından bağımsız olarak, sözleşme feshinin haksız olduğunu, zira kanun ve sözleşme uyarınca davalı iş sahibinin en az 10 gün süreli ihtar gönderme ön şartını yerine getirmeden sözleşmeyi feshetme hakkı olmadığını, özetle; dava konusu sözleşmenin, Kanun ve sözleşme uyarınca fesihten önce gönderilmesi zorunlu olan 10 gün süreli ihtar gönderilmeden feshedilmesinin açık ve tartışmasız olarak haksız fesih olduğunu, zira Kanun ve sözleşme uyarınca, iş sahibinin en az 10 gün süreli ihtar gönderme ön şartını yerine getirmeden sözleşmeyi feshetme hakkı olmadığını, sözleşmenin iş sahibince haksız feshi halinde, yüklenicinin irad kaydedilen teminat tutarının irad tarihinden başlayan faiziyle iadesini, sözleşmenin kurulması için sarf ettiği masrafları (menfi zarar) ve kâr kaybını (müspet zarar) istemesinin mümkün olduğunu, davanın ve verilmesi gereken kararın özetinin bu olduğunu, açıklanan nedenler ve emsal Yargıtay kararları doğrultusunda; Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 06.02.2026 tarihli ve 2025/1020 E.,2026/93 K. sayılı kararı kaldırılarak, davanın kabulü ile “Sözleşmenin feshinin haksız olduğunun tespitine” karar verilmesini, 3.831.589,69 Euro (nakde çevrilen teminat mektubu bedeli), 378.020,45 EURO(nakde çevrildiği tarih olan 21/03/2017 ile dava tarihi olan 07/03/2022'ye kadar hesaplanan işlemiş faizi) ve 968.753,59 EURO (ihale karar pulu ve damga vergisiödemesi) ile 31.929,91 Euro (kamu ihalesine katılma payı ödemesi) olmak üzeretoplam 5.210.293,64 Euro'nun, 4.832.273,19 EBuro'su asıl alacak kısmına dava tarihinden itibaren devlet bankalarının bir yılık EURO üzerinde açtıkları mevduata uyguladıkları en yüksek orandaki faizi ile birlikte davalıdan tahsılı ile müvekkili şirkete ödenmesine karar verilmesinii talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle: Taraflar arasında imzalanan sözleşme hükümleri açık, tarafları bağlayıcı ve hem genel hukuk hükümlerine hem de Kamu ihale mevzuatının hükümlerine uygun olarak imzalandığını, sözleşmede cezalara ve sürelere ilişkin hükümler çok açık düzenlendiğini, davacı tarafın hukuki literatürü alt üst ederek usulü esasa kurban etme çabalarının beyhude olduğunu, taraflarının tüm yazışmalarını ve tebligatlarını sözleşmeye ve genel tebliğ usullerine uygun olarak yerine getirdiğini, davacı tarafın aynı usulle aldığı ihtar ve fesih yazılarından feshi kabul ettiğini, ihtarı ise reddettiğini, sözleşmede yer alan tebliğ adresine giden görevliye kapıyı açan kişinin (Şenay Kaya) firma kaşesini basıp, adı ve soyadını yazıp imzalayarak tebliğ aldığı halde davacı vekilinin bu kişiyi tanımadıklarını beyan ettiğini, sadece bu savunma bile davacı yanın iyiniyetli olmadığını ortaya koyduğunu, o halde ya sözleşme hükümlerine aykırı olarak resmi adreslerini değiştirdikleri halde taraflarına bu durumu haber verilmediği ya da sigortasız işçi çalıştırıldığı anlamına geldiğini, Mahkemece öncelikle işbu hususa netlik kazandırılması gerekirken, bu hususun yargılama aşamasında tartışılmadığını ve göz ardı edilerek hüküm kurulduğunu, davacı şirket ile imzalanan sözleşmenin 16. Maddesinin 3. Fıkrasının "ihtarda belirtilen sürenin bitmesine rağmen aynı durumun devam etmesi halinde, ayrıca protesto çekmeye gerek kalmaksızın kesin teminat ve varsa ek kesin teminat gelir kaydedilir ve sözleşme feshedilerek hesabı genel hükümlere göre tasfiye edilir" hükmünü içerdiğini, 26. Maddesinin birinci fıkrasının "Aşağıda belirtilen hallerde İdare sözleşmeyi fesheder; Yüklenicinin taahhüdünü ihale doküman ve sözleşme hükümlerine uygun olarak yerine getirmemesi veya işi süresinde bitirmemesi üzerine, sözleşmede belirtilen oranda gecikme cezası uygulanmak üzere, idarenin en az 10 gün süreli ve nedenleri açıkça belirtilen ihtarına rağmen aynı durumun devam etmesi... hallerinde ayrıca protesto çekmeye gerek kalmaksızın kesin teminat ve varsa ek kesin teminat gelir kaydedilir ve sözleşme feshedilerek hesabı genel hükümlere göre tasfiye edilir" hükmünü içerdiğini, gerek sözleşme gerekse 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu'nun "İdarenin sözleşmeyi feshetmesi" başlıklı 20. maddesinin metnine bakıldığında "idarenin en az 10 gün süreli ve nedenleri açıkça belirtilen ihtara rağmen" denilmek suretiyle ihtar metninde sadece ve sadece sözleşmeye aykırılık nedenlerinin açıkça yazılmasının şart olduğu belirtilmekte iken ancak fesih kelimesinin de ihtar metninde açıkça yazılmasının şart olduğu belirtilmediğini, davacının ise ısrarla ve kötüniyetle (sözleşmeye aykırı fiillerini saklamak kastıyla) ihtarnamenin şekli metinin içeriğinde fesih kelimesini de arıyor olmasının açıkça hakkın kötüye kullanılması olduğunu, kaldı ki defaetle davacı yan sözleşme gereği istenen belgeleri zamanında sunamadığını yine dava dosyası kapsamındaki tüm dava ve cevap, rapora itiraz dilekçelerinde açıkça ikrar ettiğini, hal bu iken ve sözleşmenin feshedilmesinin ve teminat mektubunun gelir kaydedilmesinin üzerinden tam 5 yıl geçmiş iken ihtarname metninin içeriğinin haklılığını tartışmak yerine fesih tarihinden makul süre sonrasında şekle aykırılığını ileri sürmenin yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre açıkça hakkın kötüye kullanılması yasağına ve Medeni Kanunun 2. Maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiğini, diğer yandan Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu'nun 20,22 ve 25. Maddelerinde yer alan düzenlemelerin açık olduğunu, şirketin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde kendisine verilen sürede de yükümlülük ihlalinin devam etmesi durumunda ayrıca bir protestoya gerek kalmaksızın sözleşmenin feshedilme hakkı olduğunun hüküm altına alındığını, mevzuatta öngörülen hallerde idarelerin özel kişilerle sözleşme ilişkisine girerken; Kamu İhale Kanunu, Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu ve Kamu İhaleleri Genel Tebliği'nde yer alan hüküm ve usulleri takip etmesi gerektiğini, sözü geçen mevzuatın ; ihaleye hazırlık süreci, ihale süreci ve sözleşmeye ilişkin olarak özel hükümleri ihtiva ettiğini, başka bir ifadeyle, kamu otoritelerin, özel kişilerin yaptığı gibi, herhangi bir usule tabi olmaksızın, sırf müzakere edip anlaşmaya varmak suretiyle sözleşme imzalaması söz konusu olamayacağını, müteahhidin taahhüdünü ihale dokümanı ve sözleşme hükümlerine uygun olarak yerine getirmemesi veya işi süresinde bitirmemesi üzerine idarenin mehil verip sözleşmeyi feshedebileceğini ifade eden m.20/a, tüm borca aykırılıkları kapsayan çerçeve bir hüküm görünümünde olduğunu, Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu m.19 uyarınca yüklenicinin mali aciz içinde olduğu ve taahhüdünü yerine getiremeyeceğini bildirmesi ile m.20/a uyarınca işin gereği gibi ifa edilmemesi veya geciktirilmesi halinde idarece çekilen ihtardaki sürenin hitamında borca aykırı durumda bir değişiklik olmamışsa bu sürenin dolumu ile 20. maddenin b bendinde veya 21. maddede yer alan hususların gerçekleşmesi dolayısıyla fesih gerçekleşecekse bu hususların tespiti tarihinde sözleşme feshedilmiş sayılacağını, burada idarenin, sözleşmenin karşı tarafına bozucu yenilik doğuran bir beyan göndermemekte olduğunu, idarenin bu aşamadaki etkisinin, birtakım davranışlarının (m.21 mucibindeki tespit gibi) kanundaki unsurların tamamlanmasında rol oynamasından ibaret olduğunu, zira muhataba herhangi bir beyan ulaşmadan hükümsüzlüğün kanun gereği gerçekleşmesine rağmen fesih kavramından bahsetmenin yerinde olmadığını, idarenin bundan sonra m.22/f.1,c.son uyarınca yaptığı bildirimin ise inşai değil izhari bir beyan olduğunu, Kamu İhale Sözleşmelerinin hükümleri lafzi bir yorumla incelendiğinde esasta burada sözleşmenin idare tarafından feshedilmesinin değil, kanundaki belirli şartların husule gelmesi neticesinde sözleşmenin münfesih olmasının düzenlendiğinin söylenebileceğini, dolayısıyla davacı tarafın basiretli bir tacir olarak söz konusu hükümleri bilmediğinin, anlayamadığının kabul edilemeyeceğini, şirketin önce kendilerine İhtarname gönderilmediği, böyle bir tebligatın bulunmadığı iddiasında bulunduğunu, mahkemeye sunulan tebligatı gösterir belge sonrasında da bu kez bilirkişilerin görev ve yetkileri olmayarak, teşekkülce firmaya gönderilen 10.02.2017 tarih ve 7985 sayılı İhtarnamenin sözleşme gereği teslim edilmesi gereken belgeleri teslim etmek üzere Şirkete süre verilmişse de bu sürenin sonunda belgeler verilmezse sözleşmenin feshedileceğinin açıkça yazılmadığını, bu sebeple ihtarın geçersiz olduğunu ve sözleşmenin haksız olarak feshedildiğini bildirdiklerini, davacı şirketin sözleşme yükümlülüklerini yerine getirmesini isteyen ihtarname dışında davacıya müvekkiline sunulmayan belgeler için birçok kez e-posta ile iletişim kurularak gerekli uyarılarda bulunulduğunu, davacı tarafından söz konusu yükümlülüklerin önemli olmadığını, sözleşmenin feshi için gerekçe olamayacağı yönündeki beyanlar ve Bilirkişi raporunda da yer verilen ve mahkemeyi hiçbir şekilde bağlamayacak olan uzman görüşünde yer alan bu yükümlülüklerin asli edim yükümü olmadığı yönündeki açıklamaların gerçekleri yansıtmadığını, bu inceleme asıl inceleme konusu olmasına rağmen bilirkişi kurulunca yapılmadığını, sözleşme dokümanlarının bir bütün olduğunu, ödemeye esas olan iş kalemlerinin önemli, ödeme harici sözleşmede yer alan hususlar önemsiz kabulünün çok doğru bir yaklaşım olmadığını, sözleşmede yer alan her hususun asli unsur olduğunu, Keban HES Kurulu güç olarak Türkiye'nin en büyük santralleri içerisinde yer almakta olup, yılda 6.600 GWh enerji ürettiğini, Keban HES'te ünite duruşuna neden olacak bir çalışmanın sadece Keban HES'in üretimini değil tüm Fırat Nehri üzerindeki santralleri de dolaylı olarak etkilediğini, bu büyüklükteki bir santralin rehabilitasyonunun projesinde ülkemizin elektrik arz güvenliğini sağlamak, barajdaki suyu enerjiye dönüştürmeden boşa harcamamak için ünite duruşları önceden planlanması gerektiğini, Keban HES'in Türkiye'nin enerji arz güvenliğindeki önemi nedeniyle Ortak Kısmi Teknik Şartnamenin 2.11 Projenin Uygulama Programı Maddesinde "mutlak gereklilik dışında üretim kapasitesinin kısıtlanmamasını, ancak her rehabilitasyon işi sırasında yalnızca bir ünitenin servis dışına alınması..." denildiğini, Davacı firmaya 10.02.2017 tarih ve E.7985 sayılı yazı ile yapılan ihtara rağmen, firmanın bu yazının tebliğ tarihinden itibaren 10 gün içerisinde sözleşme kapsamında süreli olarak sunması gereken belgeleri eksiksiz ve tam olarak müvekkiline sunmaması, firmanın taahhüdünü sözleşmeye uygun olarak yerine getirmemesi anlamına gelmekte olduğundan, bu durum karşısında 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu'nun 20. ve 22. maddeleri ile Sözleşmenin 16.3. ve 26.1. Maddelerinin uygulanması zaruretinin hâsıl olduğunu, Kamu İhaleleri Sözleşmeleri Kanununda fesih için getirilen genel hükümler feshi düzenleyen 19,20,21 ve 22. maddelerinde maddelerde belirtilen şartların gerçekleşmesi halinde akdin feshinin idarece karar alınmasından önce gerçekleşeceğinin açıklandığını, fesih gerçekleştikten sonra alınacak kararın ve fesih bildiriminin ise fesih iradesinin karşı tarafı bilgilendirmek amacıyla yapılacağının anlaşıldığını, yani akdin feshi için idarece bir karar alınmasına dahi gerek olmadığını, bu kararın idarenin iç bünyesindeki işlemlerle ilgili olduğunu, olayı belgelendirmek amacına yönelik olduğunu, davacının istenilen belgeleri sunmadığını, bunlarla ilgili herhangi bir öneride veya itirazda bulunmadığını, mazeret belirtmediğini resmi yazıya da cevap vermediğini, herhangi bir bildirime gerek kalmaksızın anılan Kamu Sözleşmeleri Kanununda belirtilen maddeler çerçevesinde sözleşmenin feshi şartlarının gerçekleştiğini belirterek mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan haksız feshin tespiti ve alacak talepli olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Mahkemesince Dairemizin kaldırma kararına, tarafların iddia, beyan ve delillerine, dosya kapsamına uygun verilen kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığının anlaşılmasına göre, taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK.'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine,

2-Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 732 TL istinaf karar harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,

3-Harçlar Kanunu gereğince davalıdan alınması gereken 4.501.189,73 TL istinaf karar harcından peşin alınan 1.125.298,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 3.375.891,73 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,

4-İstinaf başvurusu nedeniyle taraflarca yapılan yargılama giderlerinin ve ödedikleri başvuru harçlarının harcının kendileri üzerinde bırakılmasına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın taraflara tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay'da TEMYİZ yolu açık olmak üzere 13.05.2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.