Bankalarca Kullandırılan Ticari Kredilerden Kaynaklanan Davalar (İtirazın İptali)

Mahkememizde görülmekte olan Bankalarca Kullandırılan Ticari Kredilerden Ve Ticari Kredili Mevduatlardan Kaynaklanan Davalar (İtirazın İptali) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

Dava: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava konu alacağın Kentbank tarafından ...'ye, ...'den müvekkili şirkete temlik edildiğini, ... 8. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile takibe konu alacağın imzalanan GKS ye dayalı olduğunu, davalıların sözleşmeye kefil olarak taraf olduğunu, borçluların sözleşmeden kaynaklanan borçlarını ifa etmemesi üzerine kredi hesabının kat edildiğini ve borçlulara .... 11. Noterliğinin ... tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamenin gönderildiğini, davalılar hakkında ... 8. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile ilamsız takip başlatıldığını, borçlular tarafından takibe itiraz edildiğini, icra dosyasındaki takibe yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, davalıların %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Dava dilekçesi ve ekleri davalılara usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş, ancak davalılar tarafından yasal süre içinde cevap dilekçesi sunulmamıştır.

Delillerin Değerlendirilmesi, Davanın Hukuki Niteliği ve Gerekçe ;
... 8. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyası, ... A.Ş. ile dava dışı asıl borçlu ... A.Ş. arasında akdedilen genel kredi sözleşmesi aslı, kefalet sözleşmesi aslı, temlik belgeleri, ... 11. Noterliğinin ... tarih ve ... yevmiye numaralı kat ihtarnamesi, sair banka kayıtları celp edilmiş incelenmiştir.
Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
... 8. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyası celp edilip incelendiğinde, takip alacaklısının davacı ..., takip borçlularının davalılar ... ve ...(ile dava dışı ... A.Ş. ve... Ltd. Şti) oldukları, davacının 8.031,75 TL Asıl Alacak ve 59.776,08 TL İşlemiş Faiz olmak üzere toplam 67.807,83 TL alacak için davalılar hakkında ilamsız icra takibinde bulunmuştur.
2004 s. İİK 67/1. maddesi uyarınca itirazın iptali davalarında hak düşürücü süre bir yıl olup, anılan Yasa hükmü uyarınca süre itirazın alacaklıya tebliğinden itibaren başlamaktadır. Ne var ki, icra dosyası celp edilmiş yapılan incelemede borçluların - davalıların itirazının alacaklıya tebliğ edilmediği görülmüş, bu suretle eldeki itirazın iptali davasının hak düşürücü süre içinde açıldığı anlaşılmıştır.
26.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren 5020 sayılı Kanunun 27. maddesiyle 4389 sayılı Kanuna eklenen ek 3. maddesiyle, Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi 20 yıl olduğu, 01.11.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5411 sayılı Kanunun 141. maddesinde de Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresinin 20 yıl olduğu hükme bağlandığı, 5411 sayılı Kanunun geçici 16. maddesinde 141. maddede öngörülen 20 yıllık zamanaşımı süresinin geçmişe etkili olduğu belirtildiği, bu durumda 26.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren ek 3. madde ile bu tarihte on yılını doldurmamış tüm fon alacaklarının zamanaşımı süresi 20 yıla uzadığı, Anayasa Mahkemesi'nin 04.06.2014 gün ... E... K. sayılı ilamı ile Bankacılık Kanunu'nun 141.madde hükmü iptal edilmemiş, 5411 sayılı Bankacılık Kanununun geçici 16. maddesine ilişkin esas incelemenin "zamanaşımı" sözcüğü ile sınırlı olarak yapılmasına ve bu maddede yer alan "zamanaşımı" sözcüğünün Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği (Aynı yönde bakınız. Yargıtay 19 HD.... E.... K), davaya ve takibe konu genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla davacının (devirden önce ... A.Ş.) 16/01/2002 tarihli ihtarnameyi göndererek hesap kat ihtarında bulunduğu, alacağın bu tarih itibariyle muaccel olduğu, açıklanan zamanaşımı süreleri ve tarihler dikkate alındığında, davaya konu alacağın 4389 sayılı Kanuna eklenen ek 3. maddesinin yürürlüğe girdiği 26.12.2003 tarihinde on yıllık zamanaşımı süresini doldurmadığı, bu nedenle zamanaşımı süresinin 20 yıla uzadığı, davanın 09/10/2025 tarihinde açıldığı, ancak dava konusu alacak için ... 8. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile 05/06/2013 tarihinde icra takibi başlatıldığı, 6098 s. TBK 154/2.maddesi hükmü uyarınca icra takibi ile birlikte zaman aşımı süresinin kesildiği ve yeniden 20 yıllık zaman aşımı süresinin işlemeye başlayacağı, 2013 yılındaki icra takibinden davanın açıldığı 2025 yılına kadar yeniden işlemeye başlayan 20 yıllık zaman aşımı süresinin dava tarihi itibariyle dolmadığı anlaşılmıştır.
Davaya konu kredinin kullandırılma tarihi, hesap kat ihtarı ve kat ihtarına göre alacağın muaccel hale gelmesi, 818 s. Borçlar Kanununun yürürlükte olduğu dönemde gerçekleşmiştir. Ancak 01.07.2012 tarihinde 6098 s. Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği anlaşılmaktadır. Türk Borçlar Kanununun Uygulama Şekli Hakkındaki 6101 sayılı Kanunun 1. maddesinin son cümlesinde ''....Ancak Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiili ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye Türk Borçlar Kanununun hükümlerine tabidir.'' denilmiştir. Bu durumda somut olayda borcun sona ermesiyle ilgili olarak 6098 s. Türk Borçlar Kanununun hükümlerinin uygulanması gerektiği açıktır. Türk Borçlar Kanununun 598/3. maddesinde ''Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak 10 yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar.'' denilmiştir. Türk Borçlar Kanununun 598/4. maddesinde ise ''Kefalet 10 yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak 10 yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir.'' şeklinde düzenleme yapılmıştır. Davalıların müteselsil kefili olduğu genel kredi sözleşmesinin bila tarihli olduğu, ancak genel kredi sözleşmesi kapsamında borçlulara teminat mektubu kredisi kullandırıldığı, hesap kat ihtarında detayları açıklandığı üzere dava konusu teminat mektubunun... tarih ... sayılı 8.031,75 TL bedelli teminat mektubu olduğu, o halde genel kredi sözleşmesinde açık bir tarih bulunmamakla birlikte kredinin kullandırıldığı tarih itibariyle sözleşme ilişkisinin kurulmuş kabul edilmesi gerektiği, genel kredi sözleşmesi 1996 yılına ait olduğu kabul edilerek Türk Borçlar Kanunun 598/3. maddesi uyarınca, sözleşmelerin kurulduğu tarihten 10 yılın geçmesiyle kefaletin sona ereceği kabul edilmelidir. Nitekim anılan madde de açıkça sözleşmenin kurulmasından başlayarak 10 yılın geçmesiyle kefaletin kendiliğinden ortadan kalkacağı ifade edilmiştir. Buna göre 2006 yılı itibariyle kefaletin kendiliğinden ortadan kalktığının kabul edilmesi gerekir. 6101 s. Kanunun 5/2. maddesinde ''Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuş ise, hak sahipleri Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak bu ek süre, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamaz.' şeklinde düzenleme yapılmıştır. 6101 s. Kanunun 6. maddesinde ise ''Bu kanunun 5. maddesi uygun düştüğü ölçüde Türk Borçlar Kanununda öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanır'' denilmiştir. Taraflar arasındaki sözleşmenin akdedildiği tarihte yürürlükte bulunan 818 s. Borçlar Kanununda kefalet için herhangi bir sürenin öngörülmediği, ancak 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren Türk Borçlar Kanununda azami 10 yıllık sürenin getirildiği ve bu düzenlemenin 6101 s. Kanunun 5/2. maddesinde ifade edildiği şekilde ''ilk defa öngörülen'' süre niteliğinde olduğu ve kefaletin 10 yıllık sürenin sonunda kendiliğinden kalkacağı m.598/3.de açıkça ifade edilmiş olduğundan bu sürenin zamanaşımı süresi değil, hak düşürücü süre olarak kabul edilmesi gerekir. Nitekim öngörülen 10 yıllık süre dolduğunda kefalet ortadan kalkacaktır. Başka bir anlatımla, 10 yıllık sürenin dolması neticesi kefalet geçersiz hale gelmektedir. Yasada geçersiz hale geldiği belirtildiğinden bu hususun mahkemece resen dikkate alınması gerekmektedir. Bu itibarla, davalıların müteselsil kefil olduğu genel kredi sözleşmesi 1996 yılı olup. Türk Borçlar Kanunun m.598/3. uyarınca sözleşmenin kurulduğu tarihten 10 yılın geçmesiyle 2006 yılında kefaletin sona ereceği, ancak 6101 s. Kanunun 5/2. maddesinde Türk Borçlar Kanunu ile hakdüşürücü sürenin ilk defa öngörülmesi ve bu sürenin kanunun yürürlüğünden önce dolmuş olması halinde hak sahiplerine yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanabilme imkanının getirildiği, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce kefalet için öngörülen 10 yıllık sürenin dolduğu, Kanunun (TBK) 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girdiği ve bu tarihten itibaren hak sahiplerine bir yıllık ek sürenin tanındığı ve bu sürenin de 01.07.2013 tarihi itibariyle dolacağı, ancak somut olayda ek süre dolmadan davaya esas icra takibinin 05/06/2013 tarihinde başlatıldığı anlaşılmakla (Aynı yönde gerekçe ve detaylı bilgi için bakınız. İSTANBUL BAM 13 HD. ...E.... K.) somut olayda davalı kefiller yönünden kefalet hak düşürücü süresinin geçmediği anlaşılmıştır.
İtirazın iptali davasına yönelik hak düşürücü süre, dava konusu alacağa yönelik zaman aşımı ve davalı kefiller yönünden kefalet hak düşürücü süresine ilişkin ayrıntılı gerekçe oluşturulmuştur.
... A.Ş. ile dava dışı asıl borçlu ...A.Ş. arasında bilâ tarihli genel kredi sözleşmesi imzalanmış, işbu genel kredi sözleşmesine davalılar... ve ... müteselsil kefil sıfatıyla kefil olmuştur. ... T.A.Ş., ... 11. Noterliğinin... tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile kredi hesabını kat etmiş ve borçlulara kullandırılan teminat mektubu kredisi uyarınca dava konusu... tarih ... sayılı 8.031,75 TL bedelli teminat mektubu tazmin edildiğinden nakde dönüşen alacağın ödenmesini talep etmiştir.
Davalılar müteselsil kefil olduğundan ancak gerekli şekil şartlarına uygun yapılmış ve hukuken hüküm ve sonuç doğurabilecek bir kefalet sözleşmesi bulunması halinde borçtan sorumlu olacaklardır.
Bu itibarla, kefalet sözleşmesinin şekil şartlarının da incelenmesi zorunludur.
Davalıların müteselsil kefil olduğu genel kredi sözleşmesinde tarih bulunmamaktadır. Ancak, hesap kat ihtarnamesinde açıklandığı üzere dava konusu teminat mektubunun ... tarih ... sayılı 8.031,75 TL bedelli teminat mektubu olduğu, bu itibarla genel kredi sözleşmesinde açık bir tarih bulunmamakla birlikte teminat mektubu kredisinin kullandırıldığı tarih itibariyle sözleşme ilişkisinin kurulmuş kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmış, genel kredi sözleşmesi 1996 yılına ait olduğu kabul edilmiştir. Genel kredi sözleşmesinin akdedildiği tarih itibariyle 818 sayılı Borçlar Kanunu yürürlükte olup, kefalet sözleşmesinin geçerlilik koşullarının 818 s. Borçlar Kanunu hükümlerine göre belirlenmesi gerekir. Zira, bir sözleşmenin şekil şartları, geçerlilik koşulları, hüküm ve sonuçları o sözleşmenin akdedildiği tarihte yürürlükte bulunan Kanun hükümlerince tayin edilir. 818 sayılı Borçlar Kanununda, 6098 s. Türk Borçlar Kanunundan farklı olarak kefalet tarihi, miktarı ve müteselsil kefil ibarelerinin kefilin el yazısı ile yazılması yahut eş rızası şartları bulunmamaktadır. Ancak, tıpkı 6098 s. TBK.da olduğu üzere 818 s. Borçlar Kanununda da kefalet sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması ve kefilin sorumlu olacağı miktarın açıkça belirlenmiş olmasına bağlıdır. Nitekim 818 s. Borçlar Kanunu Şekil Şartları başlıklı m.484.de "Kefaletin sıhhati, tahriri şekle riayet etmeğe ve kefilin mes'ul olacağı muayyen bir mikdar iraesine mütevakkıftır" şeklinde açıklanmıştır. Mevcut şekil şartlarının, kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartı olduğu, ispat şartı olmadığı, dolayısıyla şekil şartlarına uyulmaması durumunda kefalet sözleşmesinin geçersiz olacağı - hükm ve sonuç doğurmayacağı tartışmasızdır. Diğer taraftan, önemle vurgulamak gerekir ki, 818 s. Borçlar Kanunu döneminde akdedilen kefalet sözleşmeleri bakımından yerleşik içtihatlarda, kefilin sorumlu olacağın muayyen miktarın kefalet sözleşmesinde belirtilmese dahi genel kredi sözleşmesinde kredi limitinin yazılı olması halinde genel kredi sözleşmesindeki limitin kefalet limitini kapsadığı, diğer söyleyişle sözleşme limitinin kefalet limiti olarak kabul edilerek kefalet sözleşmesinin geçerli kabul edilmesi gerektiği vurgulanmıştır (Yargıtay 19 HD....E....K; Yargıtay 19 HD. ... E. ... K.).
Ne var ki, davacı ... tarafından dosyaya sunulan bilâ tarihli genel kredi sözleşmesi aslı ve kefalet sözleşmesi aslında mahkememizce yapılan incelemede davalılar ...ve ...'in kefalet miktarının kefalet sözleşmesinde yazılı olmadığı tespit edilmiş, ayrıca genel kredi sözleşmesinde kredi limitinin dahi yazılı olmadığı anlaşılmıştır. Nitekim, Genel Kredi Sözleşmelerinin ilk sayfasında kredi limiti kısmı tümüyle boş bırakılmıştır. Hasılı, 818 s. BK. m.484.e aykırı şekilde kefilin sorumlu olacağı miktar açıkça belirlenmemiştir. Bu çerçevede, somut olayda kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartlarının bulunmadığı, davalı kefillerin 818 s. Borçlar Kanunu m.484 uyarınca kefalet sözleşmesinde ve genel kredi sözleşmesinde sorumlu olacakları kefalet miktarının yazılmadığı, bu şartın anılan Yasa hükmünde lafzen "kefaletin sıhhati" ifadesinden de anlaşılacağı üzere geçerlilik şartı olduğu, şekil şartına riayet edilmediği için kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğu, davalıların geçersiz kefalet sözleşmesi uyarınca davacıya karşı hukuken sorumlu olmadıkları sonucuna varılmış, bu nedenle davanın reddine karar verilmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

(Ayrıntısı ve Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere);

1-Davanın REDDİNE,

2-Alınması gereken 732,00 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 1.157,98 TL harcın mahsubu ile fazladan alınan 425,98 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE,

3-Davacı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde BIRAKILMASINA,

4-Davalı ... yargılama sırasında kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden reddedilen dava değeri üzerinden hesaplanan ve karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT 13/1. maddesi uyarınca belirlenen 45.000 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı...'e VERİLMESİNE,

5-Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 4.700,00 TL arabuluculuk sarf ücretinin davacıdan tahsil edilerek HAZİNEYE GELİR KAYDINA,

6-HMK m.333 uyarınca taraflarca yatırılan ancak kullanılmayarak artan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde resen ilgili tarafa veya vekiline İADESİNE,
Dair, davacı vekilinin ve davalı ... vekilinin yüzüne karşı, diğer davalının yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki (2) haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'ne istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı.13/05/2026