İstirdat

... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin (Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla) ... esas ... karar sayılı 20/11/2024 tarihli yetkisizlik kararı ile Mahkememize tevzi edilen İstirdat davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili Banka müşterileri tarafından tahsil olunmak üzere müvekkili Banka'ya teslim edilmiş bir kısım çek ve senetlerin, ... firması tarafından taşıma işi esnasında kaybedildiğini, dava konusu çekin Keşidecisi...LTD.ŞTİ olan, ... emrine keşideli, son yetkili hamili...A.Ş. Tarafından bankaya tahsile verilen keşide yeri ..., keşide tarihi ..., ... çek seri numaralı 85.000,00 TL bedelli çekin, taşınması işini gerçekleştiren ... tarafından taşıma işi esnasında kaybedildiğini, akabinde müvekkili Bankaca 07.11.2022 tarihli tutanak tutulduğunu, mezkur çekin Banka nezdinde iken taşıma esnasında kaybolduğuna ve bütün aramalara rağmen bulunamadığına dair 07.11.2022 tarihli tutanağı dosyaya sunduklarını, çekin iptali amacıyla 09.11.2022 tarihinde ... Asliye Hukuk Mahkemesi ... Esas sayılı dosyası nezdinde çek iptal davası açıldığını, çekin irade dışı elden çıkması nedeniyle kötü niyetli kişilerin çek bedelini tahsil etmelerinin önüne geçmek amacıyla da ödemeden men kararı alındığını, mezkur çekin de aralarında bulunduğu çek ve senetlerin ... tarafından taşındığı esnada çalınmış olmaları sebebiyle yapmış oldukları suç duyurusu tahtında ... Cumhuriyet Başsavcılığının ... Soruşturma no'su ile soruşturma başlatıldığını, söz konusu çeklerin ibrazı halinde çekleri ibraz eden şüpheli şahıslar ile ilgili kolluk kuvvetlerine bildirimde bulunulması ve çek asıllarının Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi yönünde karar verildiğini, davaya konu çekin davalı ... tarafından ilgili bankaya ibraz edildiğinin tespit edildiğini, mezkur çeki haksız şekilde elinde bulunduran davalıya karşı huzurdaki davayı açtıklarını, dava konusu çek haricinde davalı tarafından ibraz edilen çekler ile ilgili ... Cumhuriyet Başsavcılığının ... Soruşturma sayılı dosyası ile başlatılan soruşturmaya konu olan çeklerin ibrazı halinde çekleri ibraz ede şüpheli şahıslar ile ilgili kolluk kuvvetlerine bildirimde bulunulması ve çek asıllarının Savcılığa gönderilmesi yönünde karar verildiğini, davalı ...'in ve ...'in tek ortağı ve yetkilisi olduğu... Şirketi tarafından icraya konulan kambiyo senetlerine ilişkin icra dosya numaralarının da işbu dosyada bildirildiğini, ...'in pek çok kıymetli evrakı çalmak suçundan göz altına alınarak tutuklandığını, Davalı ... tarafından ibraz edilen çekler hakkında belirtilen mahkemelerde esasları bildirilen istirdat davalarının açıldığını beyan etmiş bu nedenlerle; bu nedenlerle fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak üzere, dava konusu çekin; icra takibine konu edilmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesine, huzurdaki dava açılmadan evvel davalı tarafça icra takibi başlatılmışsa söz konusu icra takibinin durdurulması ve varsa yapılmış olan hacizlerin kaldırılması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesine, yukarıdaki taleplerinin kabul görmemesi halinde icra dosyasına yapılmış/yapılacak olan ödemelerin nihai karar verilinceye kadar davalıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini, davanın kabulü ile takibe konu edilen çekin iadesine ve istirdatına karar verilmesini, ... 13. İcra Dairesinin ...Esas sayılı takibin durdurulması ve varsa yapılmış olan hacizlerin kaldırılması yönündeki ihtiyati tedbir taleplerinin kabul edilmemesi halinde fazlaya ilişkin her türlü talep hakkı saklı olmak kaydıyla; icra dosyasına haciz tehdidi nedeniyle ödenmek zorunda kalınabilecek tutarların tüm fer'ileriyle birlikte ödeme gününden başlayacak ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, yargılama gideri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; çek istirdat davalarında yetkili mahkemelerin genel yetki kuralı uyarınca davalının dava açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemeleri olduğunu, işbu davada ... Asliye Ticaret Mahkemelerinin yetkili olduğunu, yetki itirazlarının bulunduğunu, esasa ilişkin olarak dava konusu çekin, bankanın müşterisi olan ... tarafından bankaya tahsile verildiğini iddia ettiğini, yani davacının iddiasına göre çekin yetkili hamilinin ... olup davacı ...'ın çeki tahsil cirosuyla devraldığını, davacı bankanın, çeki davadışı ...şirketinden tahsil cirosuyla devralmış olduğundan bahsedilebilmesi için; çekte... şirketinin usulüne uygun bir cirosunun bulunması gerektiğini, zira davacı bankanın tahsil yetkisine haiz olabilmesi, ancak devir yetkisine sahip hamil tarafından çekin kendisine ciro (tam ciro) edilmesiyle mümkün olduğunu, ancak dava konusu çek incelendiğinde; ...şirketinin çekte cirosunun bulunmadığının görüleceğini, zaten davacının, çeki tahsil amaçlı almış olmasının da imkansız olduğunu, zira; TTK'nın tahsil cirosu başlıklı 688/1 maddesinde ; 'Ciro, “bedeli tahsil içindir”, “vekâleten” veya bedelin başkası adına kabul edileceğini belirten bir şerhi ya da sadece vekil etmeyi ifade eden bir kaydı içerirse, hamil, poliçeden doğan bütün hakları kullanabilir; fakat o poliçeyi ancak tahsil cirosu ile tekrar ciro edebilir.' hükmü yer aldığını, işbu olayda çekin yetkili hamili olduğu iddia edilen şirketin çekte cirosu bulunmadığı gibi çekin davacı bankaya tahsil amaçlı verildiğini gösteren bir tahsil cirosu da bulunmadığını, bu nedenle davacının iddialarının kambiyo hukukuna ve TTK hükümlerine aykırı olduğunu, bu nedenle davacı bankanın çekin istirdatını talep edebilmesinin mümkün olmadığını, çekte hak sahipliği sıfatı bulunmadığını, paylaşılan gazete haberleri ile müvekkili hakkında suçlamalarda bulunulmuşsa da söz konusu haberin gerçeklik payı bulunmadığını beyan etmiş, bu nedenlerle davanın reddine, davacının %20'den az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine, vekalet ücreti ile yargılama giderlerinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Dava, 30/04/2023 tarihli 85.000,00 Tl bedelli ... seri numaralı çekin istirdadı talebine ilişkindir.
Dosyada tarafların bildirdiği belgeler, ... Şubesi ... çek seri numaralı, keşide yeri ..., keşide tarihi 30/04/2023 olan 85.000,00 TL bedelli sureti, çek hakkında düzenlenen banka tutanağı, ... Asliye Hukuk Mahkemesi ... E. sayılı dosyası, ... Asliye Hukuk Mahkemesi ...E., ... E., ... E.,... E. ve ... E., ...E., ve ... E. sayılı dosyaları, ... Cumhuriyet Başsavcılığının ... Soruşturma dosyası, ... Asliye Ticaret Mahkemesi ... E., ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesi ..., ... ...E., ... Asliye Hukuk Mahkemesi..., ... E., Espiye Asliye Hukuk Mahkemesi ... E., ... Asliye Ticaret Mahkemesi ... E., ... 6. Asliye Ticaret Mahkemesi...E., ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi ...E, Çayeli Asliye Hukuk Mahkemesi... E., ... Asliye Hukuk Mahkemesi ... E., ... 1. Asliye Hukuk Mahkemes... E. sayılı dosyaları, ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın...ve ... nolu soruşturma dosyaları, ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... no'lu ve ... Cumhuriyet Başsavcılığılığı'nın ...nolu soruşturma dosyaları, ... 13. İcra Dairesinin ...E sayılı dosyası delil olarak değerlendirilmiştir.
Uyuşmazlığın niteliği ile HMK'nın 200. maddesi uyarınca itibariyle taraf vekillerinin tanık dinletme taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.
...Asliye Hukuk Mahkemesi ...E. sayılı dosyasının tetkikinden; davacı ... tarafından ... Bankası A.Ş.'ye ait ... Seri Numaralı, 30/03/2023 keşide tarihli, 50.000,00 TL bedelli ve... Şubesi'ne ait ... Seri Numaralı, 30/04/2023 keşide tarihli, 85.000,00 TL bedelli, ... Şubesine ait ... Seri Numaralı, 30/05/2023 keşide tarihli, 50.000,00 TL bedelli çeklerle ilgili olarak kıymetli evrak iptali davasının yapılan yargılaması neticesinde ... A.Ş.'ye ait ... Seri Numaralı, 30/03/2023 keşide tarihli, 50.000,00 TL bedelli ve ... Şubesi'ne ait ... Seri Numaralı, 30/04/2023 keşide tarihli, 85.000,00 TL bedelli çekler yönünden dava konusuz kaldığından, davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına, ... Şubesine ait ... Seri Numaralı, 30/05/2023 keşide tarihli, 50.000,00 TL bedelli çekin zayi nedeniyle iptaline karar verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmıştır.
... Cumhuriyet Başsavcılığılığı'nın ...soruşturma sayılı dosyasının tetkikinden, ...tarafından bankaya ibraz edilen 46.110 TL bedelli çekin banka tarafından yapılan kontrolde hakkında ödeme yasağı olduğunun anlaşıldığı, çekin ... şubesine ibraz edilmiş olduğu, ilgili çek hakkında ...'nın aracında bulunduğu sırada çalınan çeklerden olduğuna ilişkin şikayetinin olduğu, ...'ın beyanında kendisinin çeki araç satışı karşılığında aldığını, çeki ... ve ...'den aldığını belirttiği, ... beyanında kendisinin ... ve... arasında aracı olması sebebi ile çeki ciroladığını belirttiği, ...'in alınan beyanında kendisinin çeki verdiğini, kendisinin de çeki ...'den borca karşılık olarak aldığını belirttiği, ...'in beyanında kendisinin çeki cirosuz verdiğini, kendisinin de çeki alacağına karşılık olarak ... isimli şahıstan cirosuz aldığını belirttiği,...'nun alınan beyanında kendisinin ... isimli şahsı tanımadığını, alacak vereceğinin olmadığını belirttiği, ...isimli firma vekili ve firma yetkilisinin de şikayetlerinden çekin kendilerinin sahte cirosu ile piyasaya sürüldüğünü, çalınan kaşelerinin kullanıldığını belirttiği, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporundan 1. Ciranta imzasının dosya kapsamında bulunan kişilere ait olmadığı, diğer ciroların ise isimleri yazılı olan şahıslara ait olduğunun tespit edildiği, ...'nun çeki kullanmadığını belirttiği, alınan rapor ile de bu şahsa ait çek üzerinde herhangi bir imza ve yazının olmadığının anlaşıldığı, bu bağlamda şahsın üzerinde sahte ciro olan çeki kullandığına ilişkin somut delilin olmadığı, diğer şüphelilerin ise çeki kimden neye isnaden aldıklarını belirtmiş olmaları ile dosya kapsamında çeki sahte olduğunu bilerek kullandıklarına ilişkin somut delil elde edilemediği gerekçesiyle kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği anlaşılmıştır.
Davacı tarafından varlığı inkâr edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının tespiti için açılan davaya menfî (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, İstanbul 2013, s. 346). Menfî tespit davası 2004 sayılı İİK'nın 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfi tespit davasında amaç bir hukukî ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitidir.
Menfi tespit davası, maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).
Ayrıca, adi senette borçlu olarak gözüken kimse, senet altındaki imzanın kendisine ait olmadığının ve dolayısıyla, senet borçlusu konumunda bulunmadığının tespiti amacıyla, cebri icra tehdidi ile karşı karşıya ise, icra takibinin yapılmasından önce; süresi içinde ödeme emrine karşı imzaya itirazda bulunmayı ihmal etmiş ve takip kesinleşmişse, takibe başlanılmasından sonraki evrede sahtelik davası açabilir, böyle bir sahtelik davası hukukî niteliği itibariyle 2004 sayılı İİK 72’de düzenlenmiş olan menfi tespit davasıdır (Tanrıver, S.: Medenî Usul Hukuku, C.1, Ankara 2016, s. 844-845).
TMK'nın 6. maddesine göre "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." HMK'nun 190. maddesi gereğince de, "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir."
Menfi tespit davalarında da, HMK'nın ispata ilişkin genel kuralları geçerlidir. Bu davalarda davacı taraf, borçlu olmadığını iddia ettiğine göre, olumsuz bir durumun ispatı mümkün olmadığından, kural olarak ispat yükü alacaklıya aittir. Fakat davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190; 4721 sayılı TMK m. 6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru, El Kitabı, s. 370 ilâ 372). 6100 sayılı HMK'nın 209. maddesi uyarınca; adi bir senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas alınamaz. Öte yandan, sözleşmedeki imzanın borçluya ait olduğunu ispat külfeti bunu iddia eden alacaklıya aittir. (Yargıtay HGK'nın 26/04/2006 tarih ve ... E., ...K. sayılı ilamı). Başka bir ifade ile, menfi tespit davasında hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü alacaklıdadır. Bununla beraber, yukarıda izah edildiği üzere davacının iddiasına göre ispat yükünün yer değiştirmesi de mümkündür. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel ilişkiden doğan talep hakkına ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır. (HGK'nun ...Esas ...Karar ... Esas ...Karar sayılı ilamları) Bu nedenle kambiyo senetleri hakkında açılan menfi tespit davalarında, senedin dayanağı olduğu ileri sürülen hukuki ilişki ile senet metnindeki borç sebebi karşılaştırılarak, ispat yükünün kime düşeceği belirlenir.

Bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. İşte bu gaye bir kambiyo senedinde mündemiç hakkın doğumu ve devri açısından hukuki sebebi teşkil eder. Kambiyo senedi düzenlenmesi dolayısıyla ortaya çıkan ilişki “kambiyo ilişkisi” ismiyle anılmaktadır. Kambiyo senedi vermek suretiyle borç altına giren borçlu “kambiyo taahhüdü”nde bulunmuş olur. Kambiyo ilişkisinin altında esas itibariyle bir asıl /temel borç ilişkisi vardır. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır.

Kambiyo senedinin bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü kambiyo senedinin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK m. 6 m.). İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.
Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle ortadan kalktığını ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkâr ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle sona erdiğini ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir. Menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira davacı borçlu, senedin varlığını kabul etmekle birlikte bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir. (Yargıtay HGK'nun ...E-... K sayılı kararı)
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2.maddesi: ''Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.'' şeklindedir.
Davaya konu somut olayda, davaya konu çeklerin ciro silsilesinde şeklen bozukluk yoktur. Kural olarak davacı, davalı hamilin kötüniyetle çeki iktisap ettiğini kanıtlamadıkça şahsi def'ileri hamile karşı ileri süremez. Davalı hamilin çekleri iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket ettiği, başka bir anlatımla kötüniyetli hamil olduğu kanıtlanmalıdır.
İddia, savunma, yukarıdaki yasal düzenlemeler, dosya içeriği deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davacının istirdadını talep ettiği senedin sonuç olarak ... Ltd. Şti. Tarafından ...'e ciro edildiği, ... tarafından da ...'e ciro edildiği ve ...tarafından ibraz edildiği anlaşılmaktadır. Dosyaya sunulan ... T.A.Ş. Tarafından tutulan tutanaklar, Teftiş Kurulu Başkanlığı Raporu, dosyaya celbedilen ceza dosyaları ve Mahkememizce davalı ... hakkında uyap entegrasyon ekranında yapılan inceleme ile dosyaya arasına alınan iş bu kayıtlar nazara alındığında davalıya ait benzer mahiyette birçok dava ve soruşturma dosyasının olduğu görülmüş dava konusu çekin de aynı yöntem ile davalının eline geçtiği kanaati hasıl olmuş sadece davacıları farklı olan, ülkenin farklı yerlerinde kaybolan çeklerin genelde aynı cirantaların imzaları ile davalının eline geçerek son hamil olarak bankaya sunulması, bu cirantaların aynı şahıslar ve şirketler olması ve bu şirketlere ve şahıslara ulaşılamamasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı gibi davalıların iyi niyetini ortadan kaldıran organize bir durumun olduğunu gösterdiği,(İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12.Hukuk Dairesinin ... Esas, ...Karar sayılı...Esas...Karar sayılı ilamları) davalının dava konusu çeki ne şekilde elinde bulundurduğunu ve ciranta ...ile arasındaki ilişkiyi açıklayamaması dikkate alındığında davalı hamil ...'in kötüniyetli olduğunun kabulü gerektirdiği, hamil olarak gözüken davalı hakkında söz konusu senet yahut çeklerle ilgili bir çok davasının olması sebebiyle bu aşamada davalıyı iyi niyetli kabul etmenin TMK'nın 2. madde uyarınca dürüstlük ve iyi niyet kurallarına aykırı sayılacağı gibi çekleri çalınan kişiler yönünden telafisi imkansız bir durum ortaya çıkaracağından sahte çek sebebiyle davalı hakkındaki aynı mahiyette birçok dava ve soruşturma dosyası olması gözetildiğinde davalının kötüniyetli olduğu kabul edilerek ve tüm bu nedenler gözetilerek; davanın kabulü ile, ... 13. İcra Müdürlüğünün ... takip sayılı dosyasında takibe dayanak ...Şubesi ... çek seri numaralı, keşide yeri ..., keşide tarihi 30/04/2023 olan 85.000,00 TL bedelli çekin davalıdan istirdatı ile davacıya iadesine, davanın kabulüne karar verilmekle yasal koşulları oluşmadığından davalının tazminat talebinin reddine, dair karar verilmiş aşağıdaki gibi hüküm tesis edilmiştir.

Gerekçesi yukarıda izah olunduğu üzere;

1-Davanın KABULÜ ile, ... 13. İcra Müdürlüğünün ...takip sayılı dosyasında takibe dayanak ... Şubesi ... çek seri numaralı, keşide yeri ..., keşide tarihi 30/04/2023 olan 85.000,00 TL bedelli çekin davalıdan istirdatı ile davacıya iadesine,

2-Davalının tazminat talebinin yasal koşulları oluşmadığından reddine,

3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince alınması gereken 5.806,35 TL nispi karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 1.451,59 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 4.354,76 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,

4-Davacı tarafından yapılan 1.451,59 TL peşin harç, 179,90 TL başvurma harcı, 179,90 TL başvurma harcı, 730,00 TL posta giderleri olmak üzere toplam 2.541,39 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,

5-Davacı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden kabul edilen miktar üzerinden, karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T.'deki esaslara göre belirlenen 45.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,

6-Artan gider/delil avansından artan avans olması halinde, hüküm kesinleştiğinde ve talep edildiğinde yatırana iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemeleri nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi.09/04/2026