İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
İnançlı işlem nedeniyle şirket hisse devir işleminin iptali
Mahkememizde görülmekte olan inançlı işlem nedeniyle şirket hisse devir işleminin iptali ile hisselerin tescili istemine ilişkin davanın yapılan açık yargılaması sonunda,
Davacı vekili dava dilekçesinde; ... İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. ortakları davacı ...' in (%50 hissedar) ve davalı ...' in (%50 hissedar) iken 31.10.2013 tarihinde limited şirket hisse devri sözleşmesi (Ortak içi) imzalandığını, ... İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.' nin ... tarafından kurulduğunu, davalı ...' in üniversiteden mezun olunca herhangi bir bedel ödemeksizin şirkete ortak olduğunu, başka bir yerde daha önce çalışmadığını, başkaca herhangi bir geliri de olmadığını, davacı ile davalı ... arasında .... Noterliği' nin 31.10.2013 tarih ... yevmiye numaralı Limited Şirket hisse devir sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşmeye göre "Ticari Merkezi ... Mahallesi ... Sk. ... Ap. No: 30/1 Giriş Dükkan ... İstanbul'da bulunan ve İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün ... sicil numarasında kayıtlı bulunan ... Vd. ... vergi sicil numaralı ... İnşaat dekorasyon Taahhüt ve Mühendislik Hizmetleri Limited Şirketi ünvanlı şirket ortaklarından ben devreden adı geçen şirketteki 90.000 TL lik hissemden ile davalı ... arasında aşağıda ayrıntılı açıklanacak nedenlerle .... Noterliği' nin 31.10.2013 tarih ... yevmiye numaralı Limited Şirket hisse devir sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşmeye göre "Ticari Merkezi ... Mahallesi ... Sk. ... Ap. No: 30/1 Giriş Dükkan ... İstanbul'da bulunan ve İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün ... sicil numarasında kayıtlı bulunan ... Vd. ... vergi sicil numaralı ... İnşaat dekorasyon Taahhüt ve Mühendislik Hizmetleri Limited Şirketi ünvanlı şirket ortaklarından ben devreden adı geçen şirketteki 90.000 TL lik hissemden72.000 TL lik hissemi bütün aktif ve pasifiyle hukuki ve mali yükümlülükleriyle birlikte yukarıda ismi yazılı bulunan halen şirketimiz ortaklarından devralana 72.000 TL (yetmişikibintürklirası) bedel karşılığında devir ve temlik ettim. Devir Bedelini kendisinden nakten ve tamamen aldım. Devrettiğim hissemin devir devir alan adına kayıt ve tescil edilmesine rıza ve muvafakat ettiğimi şimdiden kabul, beyan ve ikrar ederim. Ben hisseyi devralan olarak yukarıda hissesini devir edenin beyanında yazılı olduğu şekilde adı geçen şirketteki hissesini sevir aldım. Devir bedelini kendisine nakden veya tamamen ödedim. Taraflardan her biri bu şirket hisse devir sözleşmesini devralan adına ortaklar pay defterine yazdırmaya yetkilidir. Taraflar işbu sözleşmenin ilgili mercilere kayıt ve tescil ettirilmesine rıza ve muvafakatlarının bulunduğunu, devredenin terkin edilmesini şimdiden kabul beyan ve ikrar ederler." hükümlerinin yer aldığını, müvekkili davacı ...' in dava dışı ... ile evlilik birliği devam ederken boşanma ihtimali doğduğu aşamada bu işlemi yapmış olup gerçekte devir iradesi olmadığını, davacı müvekkili ...' in davalılardan ...'in babası olduğunu, dava dışı ... ile 2002 yılında ikinci evliliğini yapmış iken 2013 yılı ikinci yarısında evlilik birliğinde sorunlar yaşanmaya başladığını ve ... ile ...' in boşanmanın eşiğine geldiğini, bu gelişmeler üzerine davacının şirketteki hissesinin % 40' ını hukuki süreç sonuçlanıncaya kadar oğlu davalı ...'e devir etmeye karar verdiğini, bu devir işleminden ...'in de hiçbir şekilde haberi olmadığını, devir işleminin kendisinden gizli yapıldığını, davalı ... tarafından da bu devir uygun görülmüş olup yukarıdaki sözleşme imzalandığını, baba ve oğul arasında sözlü olarak inançlı işlem olduğunu, bu inançlı işlemin tanık, isticvap, yemin ve sair diğer delillerle dava aşamasında ispatlanacağını, tarafların iradesinin olası bir boşanmada yaşanabilecek olumsuzlukların önüne geçtiğini, müvekkili davacı ... ile dava dışı ... arasındaki anlaşmazlıkların çözüme ulaşmış olup boşanma davası sürecine gidilmemiş olduğunu, müteaddit defalar davacı müvekkilinin oğlundan hisseleri geri istemesine rağmen maalesef dava tarihine kadar hisseler kendisine iade edilmediğini, gerçekte şirketin % 40 hissesinin ...'e ait olup ...'e ait olmadığını, 31.10.2013 tarihinde öncesinde veya sonrasında banka kanalıyla ve sair bir ödeme vasıtası ile bedeller ödenmediğini, şayet bir ödeme iddiası var ise bu konudaki delili davalı ...' in beyan ve ispat ettiğini, .... Noterliği' nin 03/11/2014 tarih ve ... sayılı imza sirkülerine göre taraflar önemli hususlarda müşterek imza atma yönünde karar almış olup bu dahi gerçekte ... ve ...'in % 50' şer oranda hissedar olduklarına bir karine olduğunu, davacı müvekkili tarafından davalı ...'e vermiş olduğu yetkileri azilname ile geri aldığını, davacı müvekkilinin 2013 ve devam eden dönemde böbrek rahatsızlığı arttığını ve 2015 yılında diyaliz hastası olduğunu, bu süreçte de davalı ... tarafından şirket işlerinde bir kısım hatalı uygulamalar yapıldığının öğrenildiğini, davalı ...'in ticari faaliyet olarak şirket dışında bir geliri bulunmadığını, İzmir Urla'da bulunan taşınmazın şirket gelirleri ile alınmış olduğu tespit edildiği takdirde bu konuda da yasal yollara başvurulacağını, bu aşamada şirkete ait bir kısım taşınmaz ve araçların satışının yapılmaması için kaydına tedbir konulmasını talep ettiklerini belirterek açıklanan nedenler ile teminatsız İhtiyati tedbir talebinin kabulüne, ... İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. adına kayıtlı bulunan (1) İstanbul İli ... İlçesi ... Mahallesi 635 ada 137 parsel 2. Blok 3. Kat 9 nolu bağımsız bölüm ve (2) İstanbul İli ... İlçesi ... Mahallesi 635 ada 137 parsel 2. Blok 3. Kat 9 nolu bağımsız bölüm taşınmazların ve şirket adına kayıtlı 34 SA 3456 plakalı aracın ve şirket adına var ise başkaca kayıtlı araçların üçüncü kişilere satışının, devrinin önlenmesi için kaydına tedbir konulmasına karar verilmesini, davanın kabulüne sermayesi 180.000 TL olan davalı ... İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. nezdinde davalı ... üzerine kayıtlı 72.000 TL miktarlı payın ( %40) iptali ile davacı ... adına kaydına karar verilmesini, fazlaya ilişkin dava ve talep haklarının saklı tutulmasını, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile müvekkili davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; Türk Ticaret Kanununda bir çok konuda zamanaşımı süresinin öngörüldüğünü, bu sürelerin 3 aydan başlamak üzere 5 yıla kadar uzayan süreler olduğunu, bunlardan ilkinin T.T.K.’nun 60. maddesinde yer almakta olup, “56 ncı maddede yazılı davalar, davaya hakkı olan tarafın bu hakların doğumunu öğrendiği günden itibaren bir yıl ve her hâlde bunların doğumundan itibaren üç yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.” hükmünü içerdiğini, yine T.T.T.’nunun 158 maddesi “(1) Devrolunan şirketin borçlarından birleşmeden önce sorumlu olan ortakların sorumlulukları birleşmeden sonra da devam eder. Şu şartla ki, bu borçlar birleşme kararının ilânından önce doğmuş olmalı veya borçları doğuran sebepler bu tarihten önce oluşmuş bulunmalıdır. (2) Devrolunan şirketin borçlarından doğan, ortakların kişisel sorumluluğuna ilişkin istemler, birleşme kararının ilânı tarihinden itibaren üç yıl geçince zamanaşımına uğrar.” hükmünü içerdiğini, T.T.K.’nun 231. maddesinin ise, “(1) Bir ortak 230 uncu maddeye aykırı hareket ederse, şirket, bu ortaktan tazminat istemekte veya tazminat yerine bu ortağın kendi adına yaptığı işleri şirket adına yapılmış saymakta, üçüncü kişilerin hesabına yapmış olduğu işlerden doğan menfaatlerin şirkete bırakılmasını istemekte serbesttir. (2) Bu seçeneklerden birine diğer ortaklar çoğunlukla karar verir. Bu hak, bir işlemin yapıldığının veya ortağın diğer bir şirkete girdiğinin öğrenildiği tarihten başlayarak üç ay ve her hâlde işlemin yapıldığı tarihten itibaren bir yıl sonra zamanaşımına uğrar.” hükmünü, T.T.K.’nun 264. maddesi ise, “(1) Şirketin borçları için, şirket alacaklılarının ortaklara ileri sürebilecekleri istem hakları, ortağın şirketten ayrılmasının, şirketin sona erdiğinin veya iflâsının ilân edildiğinin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayınlanmasından itibaren üç yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar; ancak, niteliği nedeniyle, alacağın daha kısa bir zamanaşımına bağlandığı durumlarda o zamanaşımı süresi uygulanır.” hükmünü içerdiğini, sonuç olarak, T.T.K’nunda yer alan ağırlıklı zamanaşamı süreleri 3 yıl olup, bunun üç istisnasını 512,560 ve 611. maddelerinde yer alan 5 yıllık zamanaşımı süreleri olduğunu, huzurda görülen dava ile ilgili olmamakla birlikte T.T.K.’nun 512.maddesi; “(1)Haksız yere ve kötüniyetle kâr payı veya hazırlık dönemi faizi alan pay sahipleri, bunları geri vermekle yükümlüdür. Yönetim kurulu üyelerinin kazanç payları hakkında da aynı hüküm uygulanır.(2) Geri alma hakkı, paranın alındığı tarihten itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.” T.T.K.’nun 560.maddesi; “(1) Sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her halde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, bu fiil cezayı gerektirip, Türk Ceza Kanununa göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunuyorsa, tazminat davasına da bu zamanaşımı uygulanır.” hükmünü ve T.T.K.’nun 611.maddesi; “(1) Haksız yere kar almış olan ortak ve müdür bunu geri vermekle yükümlüdür. (2) İyiniyetli oldukları takdirde ortak veya müdürün haksız alınan karı geri verme borcu, şirket alacaklılarının haklarını ödemek için gerekli olan tutarı aşamaz.(3) Şirketin haksız alınan karı geri alma hakkı, paranın alındığı tarihten itibaren beş yıl, iyiniyetin varlığında iki yıl sonra zamanaşımına uğrar.” hükümlerini içerdiğini, davacının şirketteki hisselerini dava dilekçesinde de ifade ettiği gibi .... Noterliği’nin 31.10.2013 tarih ve ... yevmiye numarası ile kayıtlı hisse devir sözleşmesi ile hisselerinin devredilmiş olduğu yani aradan 8 yılı aşkın bir sürenin geçmiş olduğunu, bu işlemle ilgili olarak dava ve talepte bulunma hakkının, T.T.K.’nunda yer tüm zamanaşamı süreleri dikkate alındığında “zamanaşımına” uğramış olduğu açıkça görüldüğünü, bu nedenle, bahse konu davanın evvelemirde esasa girilmeden “zamanaşımı” itirazları doğrultusunda reddedilmesi gerektiğini, dava dilekçelerindeki açıklamalarının aksine davacının 1976-1995 yılları arasında tek bir firmaya hizmet veren, yanında hiçbir çalışanın olmadığı, basit hesaplar ile tutulan bir şahıs firması olduğunu, davacının ne bir personeli ne de kurumsal bir ofisinin olmayıp, hesap kitapları son derece düzensiz ve amatörce tutulan bir firma olduğunu, davalı müvekkilinin 2001 yılında ... Üniversitesinden İnşaat Mühendisi olarak mezun olmasından sonra babası ...’in bu şahış firmasında çalışmaya başladığını sonuç olarak, davacının şirket hisselerini davalı müvekkiline satışının ne davacının evliliği ile ne de inançlı işlemle her hangi bir ilgisi olmadığını, davacının şirketteki hisselerini oğlu ...’e satış suretiyle devrettiğini, dolayısıyla bu durumunun aksine yönelik olarak dava dilekçesindeki tüm beyan ve iddiaların gerçek dışı olup, kabulünün mümkün olmadığını bu nedenle, haksız olarak açılan davanın bu gerekçe ile de reddi gerektiğini, dava dilekçesi ekinde sunulan mahkeme kararının huzurdaki dava ile bir ilgisinin bulunmaması bir yana ancak Yüksek Mahkeme (Yargıtay) kararları, yerel mahkemeler için içtihat niteliğinde olduğundan bahisle bağlayıcı olabileceğini, bir başka yerel mahkemenin verdiği kararın diğer bir yerel mahkeme için içtihat olarak ne kabulü ne bağlayıcılığı söz konusu olduğunu, dava dilekçesindeki şirkete ait bina, arsa, arazi ve taşınmazların satış işlemlerinin şirket hisselerinin devrindden önceki gibi müşterek imza ile yapılıyor olmasının, şirkette eşit hissedar olarak değerlenmeye gerekçe olarak göstermeyi anlamanın mümkün olmadığını, hisselerini noter huzurunda devri sırasındaki, “şirketteki hissemi bütün aktif ve pasifiyle hukuki ve mali yükümlülükleri ile birlikte yukarıda ismi yazılı bulunan halen şirket ortaklarından devralana 72.000.-TL bedel karşılığı devir ve temlik ettim. Devir bedelini kendisinden nakten ve defaten tamamen aldım” gibi bir beyan ve kabül var iken, şirkete ait menkul ve gayrimenkulleri müşterek imza ile devrediyor olmayı %50’şer ortaklığın devamı şeklinde yorumlamanın akılla ve mantıkla bağdaştırabilmenin mümkün olmadığını belirterek açıklanan nedenler ile davanın söz konusu talebin zamanaşımına uğramış olması nedeniyle esasa girişilmeden reddine, zamanaşımı itirazımızın kabul görmemesi halinde, M.K.’nun 2 maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı olarak, sözde muvazaalı işlem iddiasıyla açtığı davanın yine esasa girilmeden reddine, M.K.’nun 2. maddesine aykırı gerekçe ile açıldığı iddialarının da kabul edilmemesi halinde, haksız, mesnetsiz ve hukuki dayanaktan yoksun davanın, öncelikle ihtiyati tedbir taleplerine ilişkin olmak üzere top yekün reddine, yargılama gideri ve mahkeme vekalet ücretinin de davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkememizin ... Esas sayılı dosyasında yapılan yargılama neticesinde; ... Esas ... Karar sayılı 23/12/2021 tarihli mahkememiz kararı ile "Davacının davasının zamanaşımı nedeniyle REDDİNE," dair karar verildiği, kararın davacı vekilince İstinaf edildiği, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi'nin 2022/602 Esas 2025/1552 Karar sayılı 31/10/2025 tarihli ilamında, inançlı işlem nedeniyle şirket hisse devrinin iptali ile davacı adına tescil edilmesini talep edilmesine göre uyuşmazlığın ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki kaynaklanmamasına göre eldeki davanın TBK 147/3. Maddesi uyarınca 5 yıllık zamanaşımı süresine değil, TBK 146. Maddesi uyarınca 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tabi olduğu gerekçesi ile "Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine," dair karar verildiği, dosyanın mahkememize gönderilerek 2025/903 Esas sırasına kaydedildiği anlaşıldı.
Mahkememizin 09/12/2025 tarihli tensip tutanağı ile, davalı ...'nin vekaletnamesinin incelenmesinde, vekaletnamenin ... İnşaat Dekorasyon Taahhüt Ve Mühendislik Hizmetleri Limited Şirketi adına olduğu, davalı ... vekiline şirket adına vekaletname sunmak, 87,50 TL vekalet harcı ve 138,00 TL vekalet pulu eksiğini tamamlamak üzere süre verildiği, aksi takdirde vekil kaydının silinerek, asile tebligat çıkartılacağı hususunun ihtar edildiği, davalılar vekilinin 10/12/2025 tarihli beyan dilekçesi ile davacı tarafça sunulan dava dilekçesi ve diğer dilekçeleri ile kendilerince sunulan cevap dilekçesi ve diğer dilekçelerinde şirketin tam ünvanı olan ... Ve Mühendislik Hizmetleri Limited Şirketi yazılmadığını, kısıltma yapılarak ... olarak eksik yazılmak suretiyle dilekçelerin sunulduğunu, davacı tarafın dava dilekçesinde yapmış olduğu unvanı eksik yazma hatasının, kendilerine de sirayet ettiğini, bu hataya yargılama sürecinde de devam edildiğini, ... ve ...'in ortak oldukları ve huzurda davada davalı sıfatına sahip bulunan tüzel kişilik dosyada vekaletnamesi mübrez olan ... İnsaat Dekorasyon Taahhüt Ve Mühendislik Hizmetleri Limited Sirketi olduğunu beyan ettiği anlaşılmıştır.
Davalılar vekilinin 18/02/2026 tarihli dilekçesi ile davanın esasına yönelik beyanlarını sunmuş olduğu görüldü.
inançlı işlem nedeniyle şirket hisse devir işleminin iptali ile hisselerin tescili istemine ilişkindir.
Davacı vekili dava dilekçesi ile; davacı ...' in dava dışı ... ile evlilik birliği devam ederken boşanma ihtimali doğduğu aşamada inançlı devir işlemini yaptığını, gerçekte devir iradesi olmadığını, davacı ...' in davalılardan ...'in babası olduğunu, dava dışı ... ile 2002 yılında ikinci evliliğini yapmış iken 2013 yılı ikinci yarısında evlilik birliğinde sorunlar yaşanmaya başladığını ve ... ile ...' in boşanmanın eşiğine geldiğini, bu gelişmeler üzerine davacının şirketteki hissesinin % 40' ını hukuki süreç sonuçlanıncaya kadar oğlu davalı ...'e devir etmeye karar verdiğini, baba ve oğul arasında sözlü olarak inançlı işlem olduğunu, bu inançlı işlemin tanık, isticvap, yemin ve sair diğer delillerle dava aşamasında ispatlanacağını, tarafların iradesinin olası bir boşanmada yaşanabilecek olumsuzlukların önüne geçtiğini, davacı ... ile dava dışı ... arasındaki anlaşmazlıkların çözüme ulaşmış olup boşanma davası sürecine gidilmemiş olduğunu, müteaddit defalar davacının oğlundan hisseleri geri istemesine rağmen dava tarihine kadar hisselerin kendisine iade edilmediğini, 31.10.2013 tarihinde öncesinde veya sonrasında banka kanalıyla ve sair bir ödeme vasıtası ile bedeller ödenmediğini belirterek açıklanan nedenler ile sermayesi 180.000 TL olan davalı ... İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. nezdinde davalı ... üzerine kayıtlı 72.000 TL miktarlı payın ( %40) iptali ile davacı ... adına kaydına karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.
Davalı taraf ise cevap dilekçesi ile; davacının şirketteki hisselerini dava dilekçesinde de ifade ettiği gibi .... Noterliği’nin 31.10.2013 tarih ve ... yevmiye numarası ile kayıtlı hisse devir sözleşmesi ile devrettiğini, yani aradan 8 yılı aşkın bir sürenin geçmiş olduğunu, bu işlemle ilgili olarak dava ve talepte bulunma hakkının, T.T.K.’nunda yer tüm zamanaşamı süreleri dikkate alındığında “zamanaşımına” uğramış olduğunun açıkça görüldüğünü, davacının 1976-1995 yılları arasında tek bir firmaya hizmet veren, yanında hiçbir çalışanın olmayan, basit hesaplar ile tutulan bir şahıs firması olduğunu, davacının ne bir personeli ne de kurumsal bir ofisinin olmayıp, hesap kitapları son derece düzensiz ve amatörce tutulan bir firma olduğunu, davalı müvekkilinin 2001 yılında ... Üniversitesinden İnşaat Mühendisi olarak mezun olmasından sonra babası ...’in bu şahış firmasında çalışmaya başladığını, sonuç olarak davacının şirket hisselerini davalı müvekkiline satışının ne davacının evliliği ile ne de inançlı işlemle her hangi bir ilgisi olmadığını, davacının şirketteki hisselerini oğlu ...’e satış suretiyle devrettiğini, dolayısıyla bu durumunun aksine yönelik olarak dava dilekçesindeki tüm beyan ve iddiaların gerçek dışı olup, kabulünün mümkün olmadığını, dava dilekçesindeki şirkete ait bina, arsa, arazi ve taşınmazların satış işlemlerinin şirket hisselerinin devrinden önceki gibi müşterek imza ile yapılıyor olmasının, şirkette eşit hissedar olarak değerlemeye gerekçe olarak göstermeyi anlamanın mümkün olmadığını, M.K.’nun 2. maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı olarak, sözde muvazaalı işlem iddiasıyla açılan davanın reddini talep ettiği görülmüştür.
Türk hukukunda inançlı işlemleri doğrudan düzenleyen bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Ancak uygulama ve öğretide, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 26. (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 19. maddesi) maddesinde yer alan “sözleşme özgürlüğü” ilkesi kapsamında inançlı sözleşmelerin düzenlenebileceği ve geçerliliği kabul edilmektedir. İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukukî sebebini teşkil eder. Başka bir deyişle; bu tür sözleşmelerde inanan, inanılana bir hakkı yalnız belirli bir amaçla kullanması ve talebi hâlinde aralarındaki inanç anlaşmasına göre tekrar kendisine devretmesi kayıt ve şartıyla devretmektedir (Eren, Fikret/Dönmez, Ünsal: Eren Borçlar Hukuku Şerhi, C.I, s. 294, Ankara 2022).(YHGK 'nin 18/10/2022 tarih ve esas no: 2020/(14)7-598 -karar no: 2022/1307)
Öncelikle zamanaşımı itirazı yönünden yapılan değerlendirmeye göre; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi'nin 2022/602 Esas 2025/1552 Karar sayılı 31/10/2025 tarihli kaldırma ilamında da ifade edildiği üzere; somut olayda inançlı işlem nedeniyle şirket hisse devrinin iptali ile davacı adına tescil edilmesini talep edilmesine göre uyuşmazlığın ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki kaynaklanmamasına göre eldeki dava TBK 147/3. Maddesi uyarınca 5 yıllık zamanaşımı süresine değil, TBK 146. Maddesi uyarınca 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tabiidir. Davaya konu şirket hisse devri işlemi 31/10/2013 tarihinde gerçekleştirilmiş olup, dava tarihi 01/10/2021 tarihine göre 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığının kabulü gerekmiştir.
İnançlı sözleşme ile inanan (itimat eden) bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana (mutemede) devretmekte, borçlandırıcı bir sözleşme ile de inanılan kişinin hak ve yetkilerini sınırlandırmaktır. İnanılan hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca tekrar hakkı inanana iade etmeyi yükümlenmektedir.
İspat kuralına ilişkin TMK. m. 6 hükmüne göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür”. HMK. m. 190/1 hükmüne göre: “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir”. Bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf o vakıayı ispat etmeye mecburdur. Anılan kural uyarınca davacının, sahip olduğu hisselerin inançlı işlemle devredilmiş olduğunu geçerli yazılı delillerle ispat etmesi gerektiği açıktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu' nun 2014/11-801, K. 2014/891,12.11.2014 tarihli kararı'na göre inançlı işlemin yazılı delillerle kesin olarak kanıtlanması gerekir. Yine inançlı işlem 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca da ancak yazılı delille kanıtlanabilir.
Mahkememizce yapılan yargılama, dosya kapsamında mevcut deliller ve yapılan açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, davacı taraf, davalı şirketin davacı ... tarafından kurulduğunu, davacının oğlu davalı ...'in üniversiteden mezun olunca herhangi bir bedel ödemeksizin davalı şirkete %50 hisse ile orak olduğunu, davacının, dava dışı eşi ... ile boşanma ihtimali olduğu dönemde boşanma süreci sonuçlanıncaya kadar şirket hisselerinin %40'ını davalı ...'e devrettiğini, tarafların iradesinin limited şirket hisse devri sözleşmesi yapmak olmadığını, olası bir boşanmada yaşanabilecek olumsuzlukların önüne geçmek olduğunu, baba ve oğul arasında sözlü olarak inançlı işlem yapıldığını, sonrasında davacı ile dava dışı ... arasındaki anlaşmazlıkların çözüme ulaştığını ve boşanmadıklarını, davacının, defalarca oğlu davalı ...'ten hisselerini geri almak istediğini fakat davalı ...'in hisseleri davacıya devretmediğini, bu nedenlerle davalı ... üzerine kayıtlı %40 oranındaki hissenin davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiş olup, davacı tarafından hisselerin inançlı işlem gereği oğlu ...'e devrettiği iddia edilmiş ise de; davacı tarafça dosyaya yazılı delil sunulamadığı, dosyada yazılı bir inanç sözleşmesi bulunmadığı, geri devir taahhüdü sunulamadığı, imza sirkülerinin, hisse oranını göstermeyeceği, temsil yetkisi ile pay oranı arasında ilişki kurulamayacağı, taraflar yakın akraba olsalar dahi davanın niteliği gereği tanık da dinlenemeyeceği (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2015/5934 Esas 2016/2561 Karar) anlaşılmakla ispatlanamayan davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.
Yukarıda izah edilen gerekçeye istinaden;
1-Davacının davasının reddine,
2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL Karar ve İlam Harcından, peşin yatırılan 1.229,58 TL'den mahsup edilerek fazla yatırılan 497,58 TL karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3-Ret sebebi ortak olduğu gözetilerek, davalılar kendilerini vekil ile temsil ettirdiginden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T göre hesap ve taktir olunan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı ... tarafından yapılan 50,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı ...'e verilmesine,
6-Fazla yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde yatıranlara iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde istinaf yolu (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine başvuru yolu) açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 09/04/2026