G.KARAR YAZIM TARİHİ: 20/04/2026

İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.

Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; Konkordato talep eden müvekkili şirketin ... Ticaret Siciline ... sicil numarası ile kayıtlı olup, yaş sebze meyve toptan satışıyla iştigal ettiğini, aile olarak ticari faaliyetine 1975 yılında sebze, meyve sektöründe başladığını ve müvekkili şirket yeni kuşağın işe hakim olması ve faaliyetleri devir almasıyla birlikte yatırımlarını arttırdığını, hız ve büyüme kaydettiğini, kurulduğu ilk günden bu yana hep güvenilir bir marka olma yolunda sağlam adımlarla ilerlediğini, nitelikli, sağlam, özgün işler başardığını, ... İnşaat Hafriyat Gıda Turizm Taşımacılık San. Ve Tic. Ltd. Şti.'nin sermayesinin tamamı ...'a ait olup, gerek şahsi borçları gerekse diğer davacı şirketin borçlarına kefaleti nedeniyle konkordato başvurusunda bulunma zarureti doğduğunu, son dönemde finansal piyasalarda yaşanan likidite darlığı ve istikrarsızlıkla beraber, döviz kurlarında yeniden başlayan dalgalanma, Rusya - Ukrayna savaşı ve bunun dışında sürekli artan jeopolitik riskler, bunlara bağlı olarak sürekli artan enerji maliyetleri ve yüksek enflasyon piyasalarda ekonomik sıkıntının baş göstermesine sebep olduğunu, tüm sektörlerde olduğu gibi müvekkili şirketin de aynı sebeplerle nakit ve finansman sıkıntısına düştüğünü, ortaya çıkan likidite sıkıntısına bağlı olarak bankalar ve diğer finans kurumları müşterilerine daha önce tahsis ettikleri kredi limitlerini dahi kullandırmaktan imtina ettiğini, bu durum ticaretle uğraşan tüm kişilerin krediye ulaşmasını zorlaştırması yanında, artan kredi faizleri de ticaretle uğraşan hemen herkesin finansal durumunu olumsuz yönde etkilediğini, mevcut ekonomik koşulların getirmiş olduğu piyasa koşulları içerisinde borçlanma tutarı giderek yükseldiğini, bu durumun ciddi finansman maliyetlerine katlanmak zorunda kalan herkesin nakit akışında bozulmasına sebep olduğunu, müvekkili şirketin de bu ortamdan ciddi derece etkilendiğini, sonuç olarak nakit döngüsünde sorunlar yaşamaya başlayan davacıların taahhütlerine bağlılığına ilişkin piyasa algısı olumsuz etkilenmeye başladığından, bu olumsuz algı neticesinde alacaklılarca cebri icra yollarına başvurularak iflasa sürüklenmesi tehdidi ortaya çıktığını, davacı gerçek kişi ... ise, diğer davacı şirketin tek hissedarı ve yetkilisi olup, kendi borçlarının yanısıra ortağı olduğu şirketin banka ve finans kurumlarına olan borçlarının müteselsil kefili müşterek borçlusu durumunda olduğunu, davacı müvekkili şirketin ödeme güçlüğüne düşmesi sebebi ile müvekkillerinin icra tehdidi ile karşı karşıya kalacaklarını, konkordato başvurusunda bulunan davacı müvekkillerinin talebinin kabul görmesi halinde, alacaklı durumunda olan finans kurumlarının müşterek borçlu – müteselsil kefil aleyhine takip işlemlerine başlayacak olması sebebiyle davacı müvekkillerinin mal varlıklarının ve ekonomik bütünlüğünün korunması, alacaklıların da en yüksek oranda alacağına kavuşmasını sağlamak bakımından konkordato başvurusunda bulunma zorunluluğu doğduğunu, müvekkillerinin sahip oldukları mal varlıklarının cebri icra yoluyla parça parça satışa konu olması halinde alacaklıların bu durumdan olumsuz etkileneceğini, müvekkillerinin mal varlıklarının iktisadi bütünlüğünün korunması hem değerini artırmakta hem de faaliyetlerinin sürdürülmesine imkan sağladığını, bu sebeple müvekkillerinin mali durumun iyileştirilmesi ve faaliyete devam edebilmesi için İİK. m. 285 vd. uyarınca konkordato talebinde bulunmaya karar vererek ekli dosyada ayrıntılı izah edilen Konkordato Ön Projelerini hazırladığını beyanla öncelikle geçici mühlet kararı verilerek, uygun görülecek tedbirlerin alınmasını, bilahare konkordato başvurusunun kabulünü talep ve dava etmiştir.

İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle; gerçek kişiye sadece icra takiplerinden korunmak amacıyla konkordato mühleti verilmesi, konkordatonun amacıyla bağdaşır nitelikte olmadığı, Türk Borçlar Kanunu’nun kefalete ilişkin hükümlerini ve İcra ve İflas Kanununun menfi tespit davası hakkındaki bölümlerini işlevsiz hale getireceği, zira kanun koyucunun da, gerçek kişiler bakımından konkordato müessesine başvuruyu kabul etmesindeki amacın bu olmadığı, bu anlamda davacının, İİK 286. maddesinde aranan şartları karşılayan belgeleri dosyaya sunamadıkları, sunulan ön projede de konkordatonun başarısının borçlu şirketin konkordatosunun başarısına bağlandığı, kendilerine özgü konkordato tedbiri ve hedefi içermediği, bu açıdan da ön projenin uygulanabilir olmasının mümkün gözükmediği, borçlunun sadece alacaklıların icra tehdidinden kurtulmak amacı ile konkordato talep etmelerinin bu müessesenin amaçlarına uygun düşmediği, davacı şirket yönünden ise; komiser heyet raporları incelendiğinde şirketin borca batık olmadığı belirtilmekle beraber ön projede esas alınan 31/12/2024 tarihinde bilançoda yer alan 56.972.400,37 TL olarak belirlenen öz kaynaklar toplamının 30/04/2025 ve 31/05/2025 tarihli bilançolarda çok ciddi oranda düşüş göstererek 1.000.000,00 TL seviyelerine indiğinin belirtilmesi karşısında bu kadar ciddi bir düşüşün gerçekleşmesi sebebiyle şirket öz kaynaklarının ciddi oranda elden çıkartıldığının anlaşıldığı, bunun yanında rapor içeriği uyarınca ön projede mevcut 31/12/2024 tarihli finansal tablolarda yazılı tutar ile geçici mühlet kararının verildiği 02/04/2025 tarihli zamanda geçen üç aylık sürede ön finansal tablolarda farklılıklar meydana geldiği, bu hususta komiser heyeti tarafından tespit edilen borç artışına ilişkin davacı taraftan istenilen açıklamalara karşılık davacı şirket yetkilisinin; davacının resmi kayıtlarında olmayan kişisel borçlanmalardan bahsettiği ve bu borçlanmaları elden haricen dağıttığını iddia ettiği, iddia edilen borç ve harcanma işlemlerinin kayıtlarda yer almadığı ve bu hali ile projenin gerçekçi ve uygulanabilir olmadığının tespit edildiği, açıklanan gerekçeler ile davacı şirket yönünden de mevcut proje ile konkordato tastik sürecinin gerçekleşmeyeceği, proje içeriğinde uyuşmazlıklar olduğu, şirket öz kaynaklarında çok ciddi düşüş olduğu, ön proje sunumu sonrası harici borçlanmalar olduğu ve bu borçlanmaların elden ödeme yapılarak tüketildiğinin beyan edildiği bu hususların ticari kayıtlarda yer almadığı bu suretle projenin gerçekçi ve uygulanabilir olmadığı gerekçesiyle; davacılar hakkında verilen geçici mühlet kararının kaldırılmasına, konkordato taleplerinin ayrı ayrı reddine, davacı ...'ın iflasa tabi şahıslardan olmadığından ve de şirketin de borca batık olmadığı anlaşıldığından iflas kararı verilmesine yer olmadığına dair karar verilmiştir.

Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; ... Asliye Ticaret Mahkemesinin...Esas ve... Karar sayılı kararı ile konkordato taleplerinin reddine karar verdiğini, kararın usule, yasaya ve hukuka aykırı olduğunu, ilk derece mahkemesinin hatalı değerlendirmelerde bulunarak, konkordato taleplerinin reddine karar verdiğini, gerekçede belirtildiğinin aksine şirket yetkilisi gerçek kişi yönünden de konkordato talep edilmesinin tek nedeninin, şirkete müteselsil kefil olması olmadığını, şirket yetkilisinin, şirketi içinde bulunduğu nakit sıkışıklığından kurtarmak için ayrıca şahsi borçlar altına girmek zorunda kaldığını, şirket yetkilisinin, şirketin nakit ihtiyaçlarını karşılamak, tedarik zincirinin bozulmasını önleyerek firmanın ticari faaliyetlerini devam ettirmek üzere hareket ettiğini, fakat bu durumun davacı asil ile davacı şirketin konkordato projesinin birbirine bağlı/bağımlı olduğu anlamına gelmediğini, şirket yetkilisi gerçek kişi yönünden de konkordato talep edilmesinin nedeninin müvekkilinin şahsi borçlarını ödeme güçlüğü içerisinde bulunması olduğunu, bu problem ise nakit akışında yaşadığı problemlerden kaynaklı olmakla birlikte konkordato süreci ile çözüme kavuşabilecek nitelikte olduğunu, müvekkili hakkında sunulan konkordato projesinin gerçekleşmesi durumunda, tüm alacaklıların borçlarının yüksek oranda bir faiz ile birlikte ödenmiş olacağını, ayrıca, konkordato projesinin gerçekleştiği ihtimalde alacaklıların, iflas ihtimalinde elde edebilecekleri tutardan çok daha yüksek rakamlarda ödeme alabileceklerini, bu durumda konkordato projesinin yalnızca müvekkili için değil, tüm alacaklılar için avantajlı bir durum oluşturacağını gösterdiğini, müvekkili şirketin borca batık olmadığı, konkordato komiser heyeti raporları ile tespit edildiğini, nitekim bu nedenle ilk derece mahkemesince, şirketin iflasına karar verilmediğini, müvekkili şirketin borçlarının, malvarlıkları ve sahip olduğu değerler ile ödenmesi durumunda ticari faaliyetlerine devam edebilmesinin beklenemeyeceğini, bu durumda müvekkili şirketin ciddi bir malvarlığı kaybına uğrayacağını, müvekkili şirketin ticari faaliyetlerini sonlandırmak ve ticari hayattan çekilmek zorunda kalabileceğini, müvekkili şirketin hacmi, piyasadaki tanınırlığı, ihracat oranları ve Avrupa bağlantıları da dikkate alındığında, müvekkili şirketin ticari faaliyetlerini devam ettirebilmesinin ülke ekonomisi açısından da önem teşkil ettiğini, müvekkili şirketin ticari faaliyetlerine devam edebilmesinin, şirketin ticari hayattaki varlığını koruyabilmesi önem arz etmekte olup, konkordato kurumunun amacıyla bağdaştığını, nitekim bu durumda tüm alacaklıların yüklü bir faiz ile birlikte alacaklarına kavuşmuş olacağını, müvekkili şirketin öz kaynaklarındaki azalışın sebebi, şirketin ticari faaliyetlerine devam edebilmek adına yaptığı girişimlerin bir sonucu olduğunu, bu durumun ilk derece mahkemesince hatalı değerlendirmeyle müvekkili şirket açısından olumsuz bir kanaat oluşturmasının kabul edilemez olduğunu, nitekim müvekkili şirketin ilgili süre zarfındaki öz kaynaklarında meydana gelen azalışın sebebinin öz kaynakları 'elden çıkartmak' değil, ticari faaliyetlerini sürdürebilmek adına bir takım ticari faaliyetlerinde kullanmak olduğunu, kaldı ki müvekkilleri hakkında geçici mühletin kaldırılmasına karar verildikten sonraki süreçte, borçlarda ciddi oranda düşüş meydana geldiğini, bu durumun müvekkili şirketin ticari faaliyetlerine devam ettiğini ve bu yönde başarılı girişimleri olduğunu, müvekkillerinin alacaklılar ile iletişime geçerek borçlarını azaltmaya yönelik adımlar attığı ve bu girişimlerinin de başarıya ulaştığını gösterdiğini, müvekkillerinin, konkordatonun amacıyla bağdaşmayacak hiçbir girişim ve talepleri bulunmadığını, bu anlamda konkordato taleplerinin de samimi ve gerçekçi olduğunu, müvekkili şirket bünyesinde çalışan işçi sayısında meydana gelen azalmanın, ilk derece mahkemesince olumsuz olarak değerlendirildiğini, konkordato sürecine başvuran şirketlerde, sürecin getirileri dikkate alındığında zorunlu olarak işten çıkarmaların meydana gelmesinin olağan olduğunu, bir kısmını işten çıkarma yoluna gittiğini ve bu süreçte hiçbir işçisini mağdur etmediğini, müvekkili şirketin güncel bilançosuna bakılacak olduğunda ise işten çıkarmaların meydana gelmesine rağmen, ticari faaliyetlerinde azalış bulunmadığı ve bu süreçte borçlarında ciddi bir oranda azalma meydana geldiği, bu nedenle müvekkili şirketin faaliyetlerini olumsuz olarak etkilemediğini, bu durumun konkordato süreci için olumsuz bir durum teşkil etmesinin mümkün olmadığını beyanla istinaf başvurularının kabulü ile, ... Asliye Ticaret Mahkemesinin... Esas ve ...Karar sayılı kararının kaldırılarak davacılar yönünden geçici mühlet süresinin iki ay süreyle uzatılmasına, akabinde kesin mühlet verilmesini ve devamında konkordato projelerinin tasdikine karar verilmesini istemiştir.

HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde;
Dava, İİK'nun 285. vd. maddeleri uyarınca geçici ve kesin mühlet kararları verilmesi ile konkordatonun tasdiki istemine ilişkindir.

Konkordato talep eden şirket ve gerçek kişi hakkında 02/04/2025 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 3 ay süre ile geçici mühlet kararı verilmiş olup 25/06/2025 tarihinde ise konkordato talep edenler hakkındaki mühletin kaldırılarak konkordato talebinin reddine ve iflas kararı verilmesine yer olmadığına dair karar verilmiştir.

Konkordato talepleri ile ilgili 2004 sayılı İİK'nın 285. maddesinde, yetkili ve görevli mahkeme düzenlenmiş olup yasada iflasa tabi olan borçlu için, İİK'nın 154. maddesine atıf yapılarak ilgili maddenin birinci veya üçüncü fıkradaki yazılı yerlerdeki asliye ticaret mahkemesinin yetkili ve görevli olduğu, iflasa tabi olmayan borçlu için ise yerleşim yeri mahkemesinin yetkili olduğu vurgulanmıştır. Somut olayda, davanın (dava tarihi itibari ile), yetkili olan asliye ticaret mahkemesinde açıldığı ve 6100 sayılı HMK'nun 74. maddesinde belirtilen şekilde borçlu şirket ve gerçek kişiye ilişkin sunulan vekaletnamede konkordato ile ilgili özel yetkinin mevcut olduğu anlaşılmıştır.
Borçlu şirket konkordato ön projesinde özetle, şirketlerinin devam eden faaliyetlerden elde edeceği gelir öngörüsü ödeme süresi içerisinde yaklaşık 405.362.633,00 TL civarında olup geçmiş yıllar mali verileri ile de bu gelir uyumluluk gösterdiğini, ortakların varlık satışından 110.000.000,00 TL gelir elde etmeyi öngördüklerini, teminat çeklerinin tahsilinden 61.326,816,00 TL gelir elde etmeyi öngördüklerini ve tasdik kararını takip eden aydan başlamak üzere 48 ay eşit taksit halinde, tasdik tarihinden itibaren yıllık % 24 faiz ile alacakların ödeneceği belirtilmiştir.
Dosyada mevcut 20/06/2025 tarihli komiser raporu incelendiğinde özetle; ön projedeki 31/12/2024 tarihli tablolar ile 31/01/2025 - 31/05/2025 tarihleri arasında ibraz edilen finansal tablolar arasında farlılıklar olduğu, bir kısım finansal tablolara ilişkin evrakların geç ibraz edildiği, bu geç ibrazın hesap dökümlerinin bankalarca istenilen zamanda verilmemesinden kaynaklandığı, bu hususta davacıyı eleştirmeye yönelik bir komiser heyeti kanaati olmadığı, davacı şahsın yetkilisi olduğu şirketin 2025 yılı nisan döneminde 64 personel çalıştırırken 02/04/2025 tarihinde 38 işçiyi finansal zorluk nedeniyle işten çıkardığı, şirket öz kaynaklarında çok önemli azalmanın meydana geldiği, 2025 yılında Nisan ayında 64 Mayıs ayında 26 personelin istihdam edildiği, davacı şirketin ön projede esas alınan 31/12/2024 tarihli bilançoya göre; varlık toplamının 548.781.108,95 TL olup, kısa vadeli borçlarının 216.352.752,06 TL ve uzun vadeli borçların 275.455.956,52 TL olduğu buna göre kısa ve uzun vadeli borçlar toplamının 491.808.708,58 TL olduğu bu durumda öz kaynaklar toplamının 56.972.400,32 TL olarak hesaplandığı bu hesaba karşın 30/04/2025 ve 31/05/2025 bilançolarda yazılı öz kaynak tutarının ise yaklaşık 2.000.000,00 TL ve 1.000.000,00 TL seviyelerine indiği bu ciddi öz kaynak tutarının azalmasına rağmen şirketin borca batık olmadığı, konkordato ön projesinde belirtilen %25 faiz oranın reel piyasa ortalamalarının altında kaldığı belirtilmiştir.
Uyuşmazlık, konkordato talep eden her iki davacı yönünden konkordato projesinin başarıya ulaşmasının mümkün olup olmadığı, buna göre kesin mühlet şartlarının oluşup oluşmadığı noktalarında toplanmaktadır.

Konkordato talep eden borçlu, ön projede, faaliyetine devam etmek ve konkordatoyu başarılı kılmak için gerekli mali kaynağı nasıl sağlayacağını mutlaka açıklamalıdır. Bu çerçevede, ön projede, özellikle, konkordato mühleti içinde işletme sermayesinin nasıl sağlanacağı açık ve net bir şekilde gösterilmelidir. Öte yandan, alacaklılara ödeme yapılabilmesi için gerekli mali kaynağın nasıl elde edileceği açıklanmalıdır; bu çerçevede, ortakların yeni sermaye getirmeleri veya sermayeyi karşılıksız tamamlamaları, kişisel malvarlıklarını paraya çevirerek şirkete getirmeleri, sermaye artırımı yaparak yeni ortak almaları, -güç olmakla birlikte- işletmenin bir bankadan kredi bulması gibi yöntemler ilk akla gelenlerdir (Yen Konkordato Hukuku, Öztek.., sh.185).
İİK 289. maddesinde, konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olduğunun anlaşılması halinde borçluya 1 yıllık kesin mühlet verileceği düzenlenmiştir. Borçlunun iyileşmesi ve konkordatonun tasdiki ihtimali "konkordatonun başarı şansı" kavramı altında ifade edilmiştir. Başarı olasılığı kavramından anlaşılan husus, konkordato projesinin gerçekleşme şansına sahip görülmesidir. Bu sonuca, borçlunun durumu, malvarlığı gelirleri ve taahhütlerini yerine getirmesine engel olan nedenler gözetilerek, objektif verilere göre konkordato başarı olasılığı yargıç tarafından belirlenecektir. (Konkordato ve Yeniden Yapılanma Hukuku -Av.Sümer Altay, sayfa 112,1. Cilt).
Somut olayda gerçek kişi davacı bakımından yapılan değerlendirmede; sunulan ön projede konkordatonun başarısının borçlu şirketin konkordatosunun başarısına bağlandığı, kendine özgü konkordato tedbiri ve hedefi içermediği, bu açıdan da ön projenin uygulanabilir olmasının mümkün gözükmediği, borçlunun sadece alacaklıların icra tehdidinden kurtulmak amacı ile konkordato talep etmesinin bu müessesenin amaçlarına uygun düşmediği değerlendirilmekle istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.

Konkordato talep eden şirket bakımından yapılan değerlendirmede; ilk derece mahkemesi gerekçesinde belirtilen; ön projede esas alınan 31/12/2024 tarihinde bilançoda yer alan 56.972.400,37 TL olarak belirlenen öz kaynaklar toplamının 30/04/2025 ve 31/05/2025 tarihli bilançolarda çok ciddi oranda düşüş göstererek 1.000.000,00 TL seviyelerine indiğinin belirtilmesi karşısında bu kadar ciddi bir düşüşün gerçekleşmesi sebebiyle şirket öz kaynaklarının ciddi oranda elden çıkartıldığı, ön projede mevcut 31/12/2024 tarihli finansal tablolarda yazılı tutar ile geçici mühlet kararının verildiği 02/04/2025 tarihli zamanda geçen üç aylık sürede ön finansal tablolarda farklılıklar meydana geldiği, bu hususta komiser heyeti tarafından tespit edilen borç artışına ilişkin davacı taraftan istenilen açıklamalara karşılık davacı şirket yetkilisinin; davacının resmi kayıtlarında olmayan kişisel borçlanmalardan bahsettiği ve bu borçlanmaları elden haricen dağıttığını iddia ettiği, iddia edilen borç ve harcanma işlemlerinin kayıtlarda yer almadığı ve bu hali ile projenin gerçekçi ve uygulanabilir olmadığı tespitlerine karşı, davacı şirket vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde görülmediği gibi komiser heyeti raporunda bahsedilen eksiklere ilişkin de herhangi bir revize proje de sunulmadığı anlaşılmakla davacı şirket vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.
Açıklanan gerekçeler uyarınca, ilk derece mahkemesi tarafından tasdik talebinin reddine dair verilen kararın yerinde olduğuna karar vermek gerekmiştir.
6100 sayılı HMK m. 355/1 gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmadığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davacılar vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK'nin 353/1-b.1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.

1-....Asliye Ticaret Mahkemesinin 25/06/2025 tarih, ...Esas, ...Karar sayılı kararına karşı davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

2-Alınması gerekli istinaf karar harcı peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,

3-Davacılar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

5-İstinaf karar tebliği, harç ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.09/04/2026