İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
5464 S.K. Uy.Tacirlere Verilen Kurumsal Banka Ve K.Kartlarından Kaynaklanan (5411 S.K. 142/1 Hariç) (Alacak)
DAVA VE İSTEM:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil banka ile davalı şirket arasında ... başlangıç tarihli ve 36 ay geçerlilik süresi olan ... tarihli Maaş Ödeme Protokolü-Özel Sektör Promosyon Ödemeli ("Protokol") imzalandığını, iş bu protokol ile, davalı şirket personelinin, maaş ve diğer ödemelerinin müvekkili banka aracılığı ile yapılması hususunda mutabık kalındığını, bu kapsamda müvekkili banka tarafından tüm ödeme yükümlülerinin toplam 9.300,00 TL ödenmek sureti ile yerine getirildiğini, ancak davalı şirketin protokole aykırı şekilde Ağustos 2023 maaşından sonra maaş ödemelerini müvekkili banka aracılığı ile gerçekleştirilmediğinin tespit edildiğini, davalı yan ile yapılan görüşmelerden sonuç alınamadığını, söz konusu protokolün davalı tarafından tek taraflı olarak ihlal edildiğini, bunun üzerine müvekkili banka tarafından ... 14.Noterliği'nin... tarihli, ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile ödenen 9.300,00 TL promosyon bedelinin geri ödenmesinin bildirildiğini, sonuç olarak; protokol ihlal edildiğinden ve hükme bağlanan yükümlülükler yerine getirilmediğinden müvekkili bankaca ödenen toplam promosyon tutarının tamamından oluşan tazminatı cezai şart olarak ödemesi gerekmekte olup, müvekkil bankanın anılan protokolden doğan zarar, tazminat ve sair talep hakları başta olmak üzere fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydıyla- karşı tarafça ödenmesi gereken ve ayrıca müvekkil bankaca ödemesi talep edilmiş olduğu halde ödenmeyen/ ödenmesi reddedilen 9.300,00 TL cezai şart tutarının prtokolün ihlali tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı yana tebligat yasası hükümlerine uygun şekilde dava dilekçesi ve duruşma günü bildirildiği halde; davalı yan cevap dilekçesi sunmamış ve bu nedenle de münkir kabul edilmiştir.
Dava dosyası, ... 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... tarih ... Esas ve... karar sayılı gönderme kararı üzerine finans ihtisas mahkemesi olan Mahkememize tevzi edilmiştir.
Dosyada delil olarak; dava dilekçesi ve ekleri, maaş protokolü, ödeme belgesi, faturalar, hesap hareketleri, ihtarname ve tebliğ şerhi, SGK kayıtları, arabulculuk tutanağı, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı...
Taraf delilleri toplanmış, dava konusu maaş ödeme protokolü, ödeme belgeleri ve faturalar ile SGK kayıtları celp, edilmiş, Mahkememizce bilirkişi incelemesi yapılmıştır.
Mahkememizce bankacı bilirkişi ...'dan alınan 10.12.2025 tarihli bilirkişi raporunda özetle;" 1-) Davacı ... BANKASI A.Ş. ile davalı borçlu ...A.Ş... firmasının ... Şubesi arasında 21.06.2021 tarihinde 05.01.2022 ile 05.01.2025 tarihleri arasında geçerli 1 adet Maaş Ödemeleri Protokolü Sözleşmesi'nin akdedildiği, Davalı borçlu tarafından iş bu sözleşmesi imzalamış olduğu, 2-) Davaya konu 14.02.2022 tarih ... NOLU faturada Toplam.9618 KDV dahil vergi ödemeleri dahil 4.433,90 TL olduğu ve banka tarafından davalının hesabına vergi dahil 16.02.2022 Tarihinde 4433,90 TL. ödeme yapıldığı, 3-) Davaya konu 10.02.2022 tarih ... NOLU faturadan Toplam.9618 KDV dahil vergi ödemeleri dahil 4.156,78 TL olduğu ve banka tarafından davalının hesabına vergi dahil 14.02.2023 Tarihinde 4.156,78 TL. ödeme yapıldığı, 4-) Davalı ... A.Ş. firmasına “Promosyon Ödemesi” açıklaması ile yatırılan 16.02.2022 tarihinde 4.433,90 TL ve 14.02.2023 tarihinde Toplam 4.156,78 TL olmak üzere Toplam 8.590,68 TLlık ödeme yapıldığı, Davalıya ödeme yapılırken; 14.02.2022 tarihli faturada 366,10 TL 10.02.2023 tarihli faturada 343,22 TL Olmak üzere toplam 709,32 TL. “KDV Tevkifatı İndirimi 9450" uygulandığı bu tutarlar davalıya yapılan Toplam 8.590,68 TL tutara ilave edildiğinde 709,32 TL * 8.590,68 TL. * 9.300,00 TL .olduğu hesaplanmıştır. 5-) Davacı bankanın 01.11.2024 DAVA tarihi itibariyle toplam 9.300,00 TL PROMOSYON alacağı olduğu" şeklinde rapor ibraz edilmiştir.
Dava, taraflar arasında akdedilen "Maaş Ödemeleri Protokolü" uyarınca davalının personel maaş ödemelerini davacı banka aracılığı ile yapmaması nedeni ile sözleşmenin tek taraflı feshi ve cezai şart istemine ilişkindir.
Davacının iddiasının, davalının sözleşme hükümleri uyarınca Ağustos 2023 tarihinden itibaren personel maaş ödemelerini davacı banka aracılığı ile yapmaması nedeni ile sözleşmeyi ihlal ettiği, bu durumun davalıya ihtar edilmesine rağmen gereklerinin yerine getirilmediği ve sözleşmenin davacı tarafından bu nedenle haklı feshi ile sözleşmede yazılı bulunan cezai şart istemine ilişkin olduğu,
Davalının ise cevap dilekçesi sunmayarak davayı inkar ettiği anlaşılmakla;
Taraflar Arasındaki Uyuşmazlık Hususunun; Davalının sözleşme hükümlerine uygun davranıp davranmadığı, sözleşmenin ihlalinin olup olmadığı, sözleşmenin davacı tarafından haklı olarak feshedilip edilmediği ve davacının cezai şart alacağının ne kadar olduğu hususlarında toplandığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümünde başta 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Sözleşmeye Aykırılık" ve "Sözleşmenin İçeriği"ne dair hükümleri ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri esas alınmıştır. Taraflar tacir olup, aralarındaki ilişki ticari bir iş niteliğindedir. Bu nedenle temerrüt faizi ve ticari dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirme yapılmıştır.
Taraflar arasında akdedilen 21.06.2021 imza tarihli "Maaş Ödeme Protokolü", mahiyeti itibarıyla sui generis (kendine özgü) yapıda olup, bünyesinde hem vekâlet hem de hizmet sözleşmesi unsurlarını barındıran, tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. Davacı banka, işbu protokol ile davalı şirketin çalışanlarına yönelik maaş ödeme hizmetini ifa etmeyi ve bu hizmetin bir karşılığı (ivazı) olarak promosyon bedeli ödemeyi taahhüt etmiştir. Davalı taraf ise, protokolün vade sonuna kadar çalışanlarının maaş ve diğer yan ödemelerini münhasıran davacı banka kanalıyla gerçekleştirmeyi borçlanmıştır.
Hukukumuzun temel taşlarından olan "Ahde Vefa" (Sözleşmeye Bağlılık) ilkesi uyarınca; taraflar, sözleşme ile üstlendikleri edimleri, kararlaştırılan süre ve şartlar dahilinde dürüstlük kuralına uygun olarak yerine getirmekle yükümlüdürler. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 112. maddesi kapsamında, borçlunun borcunu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi, borca aykırılık teşkil etmekte olup; bu durumun hukuki neticesi tazminat veya sözleşmede öngörülen müeyyidelerin (cezai şart) tatbikidir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 18/2. maddesi; "Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir" amir hükmünü vazetmiştir. Basiretli hareket etme yükümlülüğü, tacirin sadece mevcut durumunu değil, gelecekteki ekonomik dalgalanmaları ve personel değişimlerini de öngörerek sözleşme akdetmesini zorunlu kılar. Somut olayda davalı taraf, bir ticaret şirketi olup, 3 yıllık bir süreyi kapsayan protokolün altına imza atarken, personel sayısındaki azalış veya operasyonel değişiklikler gibi riskleri üstlenmiş sayılır.
Cezai şart borçlunun, asıl borcunu ilerde, hiç veya gereği gibi ifa etmediği takdirde alacaklıya karşı ifa etmeyi önceden taahhüt ettiği edime denir. Bu nedenle cezai şart, asıl borca bağlı olarak ve ancak bu borcun ihlali ile doğabilecek olan fer’i bir edimdir. Borçlu cezai şart ödemeyi taahhüt etmişse, artık alacaklı herhangi bir zarara uğradığını iddia etmek veya zararının şümulünü ispat etmek zorunda kalmadan, tazminat elde etmek imkanını bulacaktır. Zira cezai şart borcun ihlali halinde verilmesi gereken, önceden kararlaştırılmış kesin miktarlı (maktu) bir tazminattır. Cezai şartın kararlaştırılabilmesi için asıl borcun mahiyeti önemli değildir; bir verme borcu kadar, yapma veya yapmama borçlarında da cezai şart kararlaştırılabilir (Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, TEKİNAY/AKMAN/ BURCUOĞLU/ALTOP, 7. Bası, İstanbul 1993, s. 341-343).
Ayrıca cezai şartın esas itibariyle iki temel amacı bulunmaktadır. Bunlardan biri, borçluyu ifaya zorlamak ve böylece asıl borcun ifasını teminat altına almak; diğeri de, borcun ifa edilmemesinden doğacak zararı önceden ve götürü şekilde tespit etmektir. Bu iki temel amacı dışında, cezai şartın diğer bir amacı da, ifayı engelleyen cezai şartta (dönme cezasında) borçlunun cezai şartı ödemek suretiyle sözleşmeden kolayca dönmesini sağlamaktır. (Köksal KOCAAĞA, Türk Özel Hukukunda Cezai Şart (BK. m. 158-161), Ankara 2003, s. 40-42).
Hukukumuzda cezai şartın türleri seçimlik cezai şart, ifaya eklenen cezai şart ve ifa yerine cezai şart (dönme cezası) olarak düzenlenmiştir.
Seçimlik cezai şart; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 179/I. (818 sayılı Türk Borçlar Kanununun 158/I.) hükmüne göre; "Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir". Bu hükme göre, taraflar, sözleşmede borçlunun ya borcunu sözleşmeye uygun olarak ifa etmesi ya da ceza koşulunun ödenmesini kararlaştırmış olabilirler. Bu durumda, borçlu borca uygun hareketle yükümlüdür. Ancak, borçlu borca uygun hareket etmediği takdirde, kendisini bir yaptırım beklemektedir. Bu yaptırım, sözleşmede kararlaştırılan ceza koşulunun ödenmesidir.
Bu hüküm, borçluya borca aykırı davranarak ve böylece ifası gereken edim yerine kararlaştırılan ceza koşulunu ödeyerek borçtan kurtulma olanağını vermemektedir. Borçlu borca aykırı davrandığı takdirde, sözleşmede ceza koşulu kararlaştırılmasına rağmen, alacaklı borçludan aynen ifayı talep edebilir. Bu nedenle, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 179/I. maddesinde (818 sayılı Türk Borçlar Kanununun 158/I.)’de borçlu ya borca aykırı davranarak bunun yerine ceza koşulu ödeyip borçtan kurtulma yetkisini değil, buna karar verme yetkisini alacaklıya vermiştir. Alacaklı, borçlunun borca aykırı davranışı halinde, aynen ifayı talep edebileceği gibi, bundan vazgeçerek ceza koşulunun ödenmesini talep edebilir. Burada, alacaklıya tanınmış bir seçimlik hak söz konusudur. Bu nedenledir ki, ceza koşulunun bu türüne "seçimlik ceza koşulu" (seçimlik cezai şart) adı verilmektedir (Ahmet M. KILIÇOĞLU, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 16. Bası, Ankara 2012, s. 773).
İfaya eklenen cezai şart; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 179/II. maddesinde (818 sayılı Türk Borçlar Kanununun 158/II.) "Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir".
Bu hükme göre, borçlunun borca aykırı davranışı halinde, alacaklı hem aynen ifayı, hem de kararlaştırılan cezanın ödenmesini talep edebilecektir. Bu nedenle, burada ceza koşulunun aynen ifaya ilave olarak (kümülatif) talep edilebilmesi olanaklıdır. Seçimlik ceza koşulundan farklı olarak, alacaklı ya aynen ifayı ya da cezayı talep etmek zorunda bırakılmamıştır. Alacaklı burada her ikisini de talep yetkisine sahiptir.
Borçlunun borca aykırı davranışı halinde alacaklının ifaya ek olarak talep ettiği alacak bir ceza koşulu alacağı ise, zarar koşulunu gerektirmez. Alacaklı borca aykırılık nedeniyle bir zarara uğramasa bile ifaya ek olarak ceza koşulu talep edebilir. İfaya eklenen ceza koşulu zarar koşulunu gerektirmez.
İfa yerine cezai şart (dönme cezası); 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 179/III. maddesinde (818 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 158/III.) hükmüne göre "Borçlunun, kararlaştırılan cezayı ifa ederek sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili olduğunu ispat etme hakkı saklıdır".
Taraflarca sunulan dilekçe ve belgeler ile getirtilen kayıtlar incelenmiş, Promosyon Sözleşmesi hükmüne nazaran davacı banka ticari defter ve dayanak kayıtları üzerinde inceleme yapılmak suretiyle, var ise banka alacağının faiz oranı, faiz başlangıç tarihi ve diğer fer'ilerle birlikte saptanması bakımından bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş ve bilirkişi tarafından yapılan inceleme neticesinde raporun dosyamız arasına sunulduğu anlaşılmış ve söz konusu raporun dosya kapsamına, taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine ve yasal mevzuata kısmen uygun, teknik ve ayrıntılı olarak hazırlanmış olması nedeniyle rapor Mahkememizce de benimsenmiş ve hüküm kurmaya elverişli olduğu kabul edilmiştir.
Somut Olay Bakımından Yapılan Değerlendirmede; Davacının aralarındaki sözleşmeye istinaden davalıya promosyon bedeli ödediği, davalı tarafından sözleşmede öngörülen personel kadar maaşın üç yıl süre ile davacı banka aracılığı ile yatırılacağının taahhüt edildiği, sözleşme sürelerinin 05/01/2022-05/01/2025 tarihleri arasını kapsadığı, davalının Ağustos 2023 tarihinden itibaren edimini yerine getiremediği ve sözleşmeye aykırı davrandığı anlaşılmakla davacı davalının sözleşmeye aykırılık nedeni ile sözleşmenin feshi ve cezai şart istemi talebinde haklı olduğu kanaatine varılmıştır. Taraflar arasında imzalanan 21.06.2021 tarihli sözleşmenin 24. Maddesinde cezai şart hükümlerinin düzenlenildiği ve sözleşme hükümleri incelendiğinde davalının maaş ödemelerini davacı banka dışında başka bir banka ile yapması halinde davacı banka tarafından ödenen promosyon bedelinin tamamının davacıya ödeneceğinin kararlaştırıldığı ve söz konusu cezai şartın seçimlik cezai şart olarak düzenlenildiği kanaatine varılmıştır.
Mahkememizce alanında uzman bilirkişi tarafından yapılan incelemede davacının sözleşme hükümleri uyarınca 14.02.2022 tarihli faturada 366,10 TL, 10.02.2023 tarihli faturada ise 343,22 TL olmak üzere toplam 709,32 TL tutarında KDV tevkifatı uygulandığı, davalıya toplam 8.590,68 TL ödediği ve bankanın davalının uhdesine (doğrudan veya vergi mahsubu yoluyla) toplam 9.300,00 TL ödediği anlaşılmakla davacının sözleşme uyarınca 9.300,00 TL promosyon bedelini davalıya ödediği anlaşılmıştır.
Cezai şart bakımından önemli bir husus da tutarın iadesinde bir indirim yapılıp yapılamayacağı hususudur. TTK m. 22 uyarınca, tacir sıfatına haiz olan borçlu, TBK m. 182/3'te yer alan "Hakimin fahiş gördüğü cezai şartı tenkis etme" yetkisinden feragat etmiş sayılır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere; her iki tarafın tacir olduğu uyuşmazlıklarda, kararlaştırılan cezai şartın borçlunun iktisadi mahvına sebep olacak derecede ağır olduğu kanıtlanmadıkça, Mahkemece resen veya talep üzerine indirim yapılması hukuken imkansızdır. Somut olayda 9.300,00 TL tutarındaki bedel, bankanın yaptığı ödemenin aynen iadesi mahiyetinde olup, ticari teamüllere ve hakkaniyete uygun olduğu ve bedelin fahiş bedel olmadığı anlaşıldığından tenkise tabi tutulamayacağı kanatine varılmıştır.
Davacı banka tarafından söz konusu alacak ile ilgili olarak .. 14. Noterliği’nin ... tarihli ihtarnamesini gönderdiği ve söz konusu ihtarname ile davalının temerrüde düştüğü, ihtarnamenin tebliğ tarihi itibariyle davalının borcu ödeme yükümlülüğünün muaccel hale geldiği ve davalının tacir olması nedeni ile davacının ticari avans faizi talebinde bulunabileceği anlaşılarak söz konusu alacağın ihtarname ile verilen sürenin bitimi olan 24.04.2024 tarihinden itibaren ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle; taraflar arasındaki sözleşmenin bağlayıcılığı, davalının taahhüdünü yerine getirmeyerek sözleşmeyi ihlal ettiği ve bilirkişi tarafından hesaplanan tutar uyarınca davacının dediği ve iadesini talep ettiği 9.300,00 TL cezai şart talebi alacağı bakımından haklı olduğu anlaşılarak davanın kabulüne ve 9.300,00 TL'nin temerrüt tarihi olan 24.04.2024 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Davanın KABULÜNE,
9.300,00 TL bedelin 24/04/2024 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak DAVACIYA ÖDENMESİNE,
Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcının peşin alınan 427,60 TL harçtan mahsubu ile bakiye eksik kalan 304,40 TL harcın davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
Davacı tarafından peşin yatırılan 427,60 TL harç parasının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Davacı tarafından yapılan başvurma harcı, 427,60 TL, posta ve bilirkişi ücreti gideri 7.13,50 TL olmak üzere toplam 7.641,10 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,
Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihi Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/2 maddesi gereğince hesaplanan 9.300,00 TL ücreti vekaletin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-13. maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.600,00 TL arabuluculuk giderinin davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına,
Taraflarca yatırılan gider ve delil avansından sarfedilmeyen kısmın karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,
Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 67/1. maddesi gereğince taraflardan birinin talebi üzerine kararın tebliğe çıkartılmasına,
Dair davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda verilen kararda HMK'nun 341. Maddesi uyarınca miktar bakımından istinaf sınırının altında bulunması nedeni ile KESİN olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.03.04.2026
e-imzalıdır
e-imzalıdır