İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Bankacılık ve Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemeler ile Haksız Fiilden Kaynaklanan Tazminat
Mahkememizde görülmekte olan Bankacılık ve Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemeler ile Haksız Fiilden Kaynaklanan Tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; BDDK kararı ile 06/12/2000 tarihinde yönetim ve denetimi ...'ye devredilen ... A.Ş ... Şubesi müşterisi... firmasının banka hesabında bulunan 802.313 USD'nin davalı ... A.Ş çalışanı ... tarafından usulsüz olarak çekilen ... A.Ş'nin hesabına yatırılması nedeniyle hesap sahibi şirket tarafından ... A.Ş Genel Müdürlüğü ve ... Şubesi aleyhine 13/05/2008 tarihinde tazminat davası açıldığı, dava konusu borç tutarı ... ile ... arasında yapılan 20/09/2001 tarihli hisse satış anlaşmasının sorumluluk ve tazminat başlığı arasında yer alan 9. Maddesi gereğince Fon Kurulu Kararı ile sorumluluğun üstlenildiğini, şirket tarafından banka aleyhine açılan tazminat davası neticesinde ... 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin ...Esas ...K sayılı kararı ile davacının uzun süre hesabını kontrol etmemesinden dolayı %50 kusurlu olduğu kabul edilerek faizi ile birlikte toplam 516.938,17 USD'nin ...'den tahsili ile davacı şirkete ödenmesine, asıl alacak 401.156,62 USD'ye dava tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/A maddesi uyarınca faiz uygulanmasına karar verildiği ve verilen kararın Yargıtay denetiminden geçerek 11/04/2019 tarihinde kesinleştiği, mahkeme ilamına konu alacağın ... aleyhine olmak üzere ... 14. İcra Müdürlüğünün...Esas sayılı (Yeni esası 2016/23108) dosyası ile takibe konu edildiği, dosya borcunun 19/07/2019 tarihinde 4.015.434,52 TL olarak ödendiği, ... 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin gerekçesinde mütalaa edildiği üzere... 'nin ihracatçı hesaplarına geçen ihraç bedelleri tutarının ... A.Ş hesabından... hesabına transfer edildiği, bankanın fotokopi tarzındaki çoğaltılmış sahte imzalar ile ödemeleri yaparak hesap tarihi olan şirketin zarar görmesine neden olduğu, talimat fotokopilerindeki imzanın zarar gören şirket yetkilisine ait olmadığının belirtildiği, ... A.Ş Teftiş Kurulunun Nisan 2014 tarihli raporunda ise... şirketinin ... A.Ş isimli şirket ile ticari ilişkisinin olduğu, ithal edilen malların bedeli olarak... şirketine transfer edilen tutarların ... A.Ş'nin çalışan ... tarafından çekildiği, aynı gün içinde ... A.Ş hesabına geri yatırıldığı, çekilen paraların... temsilcisinin faks talimatları uyarınca yapıldığı, bu faks talimatlarının ise 22/11/1996 tarihli bir faksın antet ve imza kısımları kopyalanarak çoğaltıldığı, tüm faks talimatlarının ... A.Ş'ye ait faks numarasından çekildiğinin belirtildiği, tüm bu açıklamalar karşısında sahte imzalar ile iletilmiş talimatlarla şirket çalışanı ... tarafından... firmasının banka hesabında bulunan paraların usulsüz olarak çekilmesi nedeniyle banka müşterisinin zarara uğratıldığı, ... A.Ş ve ortaklarının bu suretle haksız kazanç elde ettiği, usulüz işlemler nedeniyle banka müşterisinin zararının ... tarafından karşılandığı, meydana gelen zarardan ... A.Ş ... Şubesi yetkili personeli ve şube müdürünün de sorumlu olduğu, talimatlardaki imzanın farklı olduğunun kolaylıkla anlaşılmasına rağmen şube müdürünün ve yetkili çalışanlar tarafından durumun farkedilmemesinin olağan olmadığını, davalıların gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek 13/05/1998-05/06/2000 döneminde meydana gelen zarardan sorumluluklarının bulunduğu, bu sebeple meydana gelen 4.078.861,01 TL maddi zararın 19/07/2019 tarihinden itibaren davalılardan tahsili ile davacıya verilmesi dava ve talep edilmiştir.
Davalılar ... A.Ş, ..., ..., ... vekilleri cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafından tarafları konusu sebebi aynı olan ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ...Esas ... K sayılı kararı nedeniyle davanın derdest olduğu, davalı gerçek kişilerin davalı şirketten ayrı bir kişiliğe sahip olduğu ve şirket ortaklarına karşı açılan davanın basit husumet yokluğundan reddi gerektiği, davanın zaman aşımına uğradığı, son işlem tarihinin 05/06/2000 tarihi olduğu, davanın reddine karar verilmesi gerektiği iddia ve talep edilmiştir.
Davalılardan ... cevap dilekçesinde özetle; davanın derdest olduğunu, iddia edilen fiilin gerçekleştiği tarihlerde müvekkilinin ... A.Ş çalışanı olduğunu, bu sebeple dosyanın görevli iş mahkemesine gönderilmesi gerektiğini, alacağın zaman aşımına uğradığını TBK 73. Maddesi uyarınca davanın kendisine ihbar edilmediğini, müvekkilinin 1995 tarihinden 30/06/2007 tarihine kadar ... A.Ş ... Şubesinde Şube Müdürü olarak görev yaptığını, dava dışı... şirketinin Türkiye'ye ham ihracatı yaptığını, davalı ... A.Ş'nin bu firmalardan birisi olduğu ve bu firmanın şube ile yoğun kredili çalışmasının bulunduğunu, ... firma...'nin 1996 yılında ... Şubesinde müşterilerinin mal bedellerini yatırması için hesap açtığını, sık sık şubeye gelerek hesaplarını kontrol ettiğini hatta söz konusu şubeden kiralık kasa kiraladığını, İtalyan şirketinin ... Firması ile çok yakın ilişkisi nedeniyle ... Firmasının kambiyo taahhütlerini zamanında kapatmasını sağlamak açısından şubedeki hesabına ... tarafından yatırılan bedellerin diğer davalı ...'ye ödenerek tekrar paranın ... firmasına gitmesini sağlandığının, bu işlemlerin 1999 yılına kadar devam ettiğini, ... Firmanın birçok kez Türkiye'ye gelerek hesaplarını kontrol ettiğini, süreç içerisinde şubeye ve banka genel müdürlüğüne hiçbir şikayette bulunmadığını, 1999 yılında meydana gelen ekonomik kriz nedeniyle sektörünün zora girdiğinin bu nedenle İtalyan firmanın ... firmasına aktardığı ihracat bedellerini geri almakta zorlandığını bu tarihlerden çok sonra 1999 tarihinden 4 yıl sonra İtalyan firmanın şubeye yazı yazarak yapılan işlemlerde usulsüzlük olduğunu bildirdiğini, bu bildirim üzerine şubede inceleme başlatıldığını, ... A.Ş'nin Fona, sonrasında ... banka devri nedeniyle bilgi ve belgelerin toplanmasının uzun bir süre aldığını, tüm bilgi ve belgelerin 2004 yılının başlarında ... Müdürlüğü mevzuat birimine gönderildiğini ayrıca Banka Teftiş Kuruluna da gerekli bilginin verildiğini, müvekkilinin emekli olduğu tarihe kadar olayla ilgili kendisine veya şubesine bir dönüş yapılmadığını, müvekkilinin olaylardan 26/10/2017 tarihli ... tarafından gönderilen yazı ile haberdar olduğu, müvekkilinin zararın oluşmasında herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, müvekkilinin şube müdürü olarak operasyonel hiçbir evrakı kontrol etmesi ve görmesinin söz konusu olmadığını, müşteriden gelen evrakın önce pazarlama elemanına sonra operasyon yönetmenine gönderildiğini, işlem uygunluğunun operasyon yönetmeni tarafından kontrol edildiğini, müvekkilinin bu işlemlerin hiçbirinde imzası ve onayının bulunmadığını, dava konusu işlemle ilgili olarak eksik işlemlerin haftalık raporlandığını, müvekkilinin farklılık raporu bulunmaması sebebiyle olaydan hiçbir sorumluluğu bulunmadığını, güvene dayalı işlem yapılması sebebiyle ... firma ile ... firması ile kötü niyetli davranışları sonucu ortaya çıktığını, zarar gören şirketin işlemlerden 4 yıl sonra itiraz ettiğini, aradan 20 yıl geçtikten sonra haysiyeti ve şerefi ile çalışan müvekkilini suçlamanın son derece haksız olduğunu, davanın şube çalışanları ve operasyon yönetmenine ihbarı gerektiğini, davanın usulden ve esastan reddine karar verilmesini iddia ve talep etmiştir.
Davalının talebi üzerine cevap ve ihbar dilekçesinin ..., ..., ..., ..., ...'e tebliğ edilmiş, ihbar olunanlar zararın meydana gelmesinde sorumluluklarının bulunmadığına dair yazılı beyanda bulundukları görülmüştür.
... 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ...Esas ...K sayılı dosyasının tetkikinden ; Davacı tarafından işbu davaya konu zararın tahsili için aynı davalılar aleyhine açılan tazminat davasının arabuluculuk dava şartının eksik olduğundan bahisle davanın usulden reddine karar verildiği, dava tarihi itibari ile reddedildiği anlaşılmakla derdestlik itirazına itibar edilmemiş ve yargılamaya devam edilmiştir.
5411 sayılı Bankacılık Kanununun 142.maddesi uyarınca Mahkememizin görevli olduğu anlaşılmakla davalıların göreve yönelik itirazları reddedilerek yargılamaya devam edilmiştir.
... 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas ... K sayılı dosyası aslı celp edilmiş, tetkikinden dava dışı... tarafından ... ve ... aleyhine açılan davada, ... A.Ş ... Şubesinden bilgisi ve rızası dışında ... adlı kişi ödemeler yapılması sebebiyle hesabından çekilen toplam 1.033.876,09 USD'nin dava tarihinden itibaren döviz faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesinin talep edildiği, davanın ... A.Ş ve ...'ye ihbar edildiği, mahkemece ... A.Ş'nin yurt dışından ithal ettiği malların satış bedellerinin davaya konu hesaba ödendiği, davacı ...'nin Türkiye'den herhangi bir mal aldığına dair bilgi ve belge bulunmadığı, dava konusu hesaptan yetkisiz kişilere ödeme yapıldığı, davacının uzun süre hesabını kontrol etmemesinden dolayı olayda %50 oranında kusurlu bulunduğu, 516.017 USD'nin borcu üstlenen ...'den tahsili ile ... 'ye ödenmesine karar verildi, verilen kararın Yargıtay denetiminden geçerek 11/04/2019 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
Davalılar cevap dilekçelerinde davanın zaman aşımına uğradığını iddia etmiştirlerdir. TBK 73. maddesi uyarınca rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak 2 yılın ve her halde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak 10 yılın geçmesiyle zaman aşımına uğrayacağından, bu dava konusu tazminatın icra dosyasına 19/07/2019 tarihinde ödendiği, davalı ... A.Ş ve yöneticileri hakkındaki davanın dava tarihi itibari ile zaman aşımına uğramadığı anlaşılmakla zamanaşımı itirazları yerinde görülmemiştir. Tazminatın davacıdan ödenmesinin talep edildiği ... 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin... Esas ... K sayılı dosyasında, davanın banka çalışanlarına ve davalı şube müdürü ...'ya ihbar edilmediği bu sebeple TBK 73/2 maddesi uyarınca zamanaşımı süresinin; tazminat isteminin banka çalışanı ...'ya ihbar edilebileceği veya bu bildirimin dürüstlük kuralına göre yapılabileceği tarihte işlemeye başlayacağından, davacının dürüstlük kuralına göre bildirim yükümlülüğün hangi tarihte başladığının değerlendirilmesi gerekmiştir, nitekim davalı zaman aşımı itirazında bulunduğu gibi işlem ve tazminatla ilgili dava tarihinden üzerinden uzun bir süre geçmesi sebebiyle bilgi ve belge temin edilmesinde yaşanan sorunlarla ilgili itirazda bulunmuştur. ... 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin ...sayılı dosyasının tetkikinden davacı ...'nin 01/10/2010 havale tarihli dilekçe ile bilirkişi raporuna itiraz dilekçesini sunduğu, yine davacı tarafından ... Esas sayılı dosyada tanzim ettirilen ve zarar hesabına ilişkin 21/12/2010 tarihli bilirkişi raporuna davacı tarafından 18/01/2011 havale tarihli dilekçe ile itiraz edildiği, davacı tarafından anılan dosyada borcun ... tarafından üstlenildiğine dair dilekçenin ise 27/10/2011 havale tarihli dilekçe ile bildirildiği, davacının davanın banka çalışanı ...'ya ihbar yükümlülüğünün dürüstlük kuralına göre bu tarihte başladığınının kabul edilmesi gerektiği, TBK 73/2 maddesi uyarınca 02/11/2011 tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresinin 02/11/2021 tarihinde dolacağı, davanın ise zamanaşımı süresi dolmadan 14/07/2020 tarihinde ikame edildiği anlaşılmakla, davalı banka çalışanı ...'nun zamanaşımına ilişkin itirazının reddine karar verilerek yargılamaya devam edilmiştir.
Mahkememizce dosya bankacılık konusunda uzman 1 bilirkişi ile bankalar yeminli baş murakıbı 2 bilirkişiden oluşan heyete tevdi edilerek davacı tarafından zarar görene yapılan ödemelerin mahkeme kararıyla uyumlu olup olmadığı, davalılardan talep edilebilecek zararın ne kadar olduğu, davalıların zararın meydana gelmesinde kusuru olup olmadığı konularında dava kayıtlarında inceleme yapılarak rapor düzenlenmesi talep edilmiş, bilirkişiler 01/02/2023 tarihli raporda özetle; ... Birimi tarafından düzenlenen soruşturma raporunda ... yılları arasında ... hesabından ... tarafından çekilen ve ... A.Ş firmasın hesabına yatırılan toplam 1.475.325 USD olduğu, ancak bu tutarın 1998 -2000 yılları arasında gerçekleşmiş işlemlerin bir bölümüne ilişkin şikayet bulunduğu, şikayet gerçekleştirilen işlem tutarının 802.312,35 USD olduğu, toplam 30 adet peşin ithalat dosyası ile ilgili ithalat bedellerinin ... A.Ş hesabının aynı şubede hesabı bulunan ... hesabına transfer edildikten sonra bu bedellerin alışının yapılarak ya da alış yapılmaksızın nakit olarak çekildiği ve ... A.Ş hesabına geri yatırıldığının belirtildiği, ... 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin ...Esas sayılı dosyasında 14/05/2010 ve 29/09/2015 tarihli bilirkişi raporlarının düzenlendiği ve zararın tespit edildiği, ... 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin ...Esas ...K sayılı kararı ile 401.156,62 USD'si asıl alacak olmak üzere toplam 516.938,17 USD'nin borcu üstlenen ...'den tahsiline karar verildiği, ... A.Ş hesaplarının incelenmesi neticesinde dava tarihinden önce ... hesabından davalı ... A.Ş hesabına toplam 802.313 USD aktarıldığını, bu miktar dışındaki işlemler yönünden zarar görenin şikayetinin bulunmadığı, ...TİCARET SİCİL GAZETESİNİN... ve ... sayısında davalı şirketin ortaklarının ..., ..., ...,... ve ...A.Ş oldukları, ... ve ...'ın şirketin münferiden temsil ve ilzama yetkili oldukları, davalı ...'nin 18/09/1995 tarihli yönetim kurulu kararında ithalat şefi olarak atanmasına karar verildiği, 09/10/1995 tarihli TİCARET SİCİL GAZETESİ'nde bu kararın ilan edildiği, davalıya ikinci derece imza yetkisinin verilmiş olduğu, ... firmasının hesap açılışı esnasında ... A.Ş ... Şubesi çalışanlarınca gerekli hesap açılış belgeleri alınmadan firma yetkili temsilcisi netleştirilmeden ve şirketin geçerli imza sirküleri temin edilmeden hesap açılmasına izin verilmesi ve sonucunda geçerli hesap sahibi veya onun temsilcisi dışında usulüne uygun olmayarak bilirkişi raporu ile teslim edilen sahte imza ve talimatla yetkisiz kişilere ödeme yapılmasına sebebiyet verildiği, görevlerinde gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek bankanın zarara uğramasına neden olan usulsüz işlemlerin gerçekleşmesine sebebiyet veren 13/05/1998 - 05/06/2000 döneminde ... A.Ş ... Şubesinde görev yapan Şube Müdürü ile usulsüz işlemleri gerçekleştiren personelin zarardan sorumluluğunun bulunduğu, 22/11/1996 tarihli talimatın fotokopi ile çoğaltılıp tahrif edilmesi sonrasında ... A.Ş firması faks numarasından gönderilmesi ve bu talimatlara istinaden davalı şirket çalışanı ... tarafından hesaplardan usulsüz olarak para çekilmesi sebebiyle davalı ..., ... A.Ş ve ortakları ile eski ... A.Ş ... Şube Müdürünün ...'nun müteselsilen sorumlu olduğu, davacının dava tarihine kadar işleyecek faizi ile birlikte olmak üzere 4.078.861,01 TL'si ana para toplam 4.719.015,59 TL'yi talep edebileceği yönünde görüş ve kanat belirtildiği anlaşılmıştır.
Dava, BDDK kararı ile davacıya devredilen bankanın müşterisinin hesabından, banka müşterisinin bilgisi ve rızası dışında çekilen tutarlardan kaynaklanan ve banka müşterisine ödenmek zorunda kalan zararın davalılardan rücuen tahsili istemine ilişkindir.
... 14. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasının tetkikinden; davacının 401.156,62 USD'si asıl alacak olmak üzere toplam 750.032,15 USD ve 43.930,58 TL alacağın tahsili için ilamlarının yerine getirilmesine dair takip başlattığı, takip kapsamında alacaklıya 4.015.434,52 TL ödeme yapıldığı, alacaklıya ödeme yapılırken davacının vekalet ücretlerinden kaynaklı toplam 63.426,49 TL alacağının icra dosya borcundan mahsup edildiği anlaşılmıştır.
5411 sayılı Bankacılık Kanunu kapsamında “Banka” niteliğini haiz işyerlerinde çalışan işçilerin de, görev tanımları dahilinde söz konusu ilkeleri gözeterek iş görme edimlerini yerlerine getirmeleri gerektiği kuşkusuzdur. Nitekim Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun “Bankacılık Etik İlkeleri”nin “Meslek Kuralları ve Çalışanların Uyacakları Etik İlkeler” başlıklı 19. maddesinde de banka çalışanlarının, görevlerini yerine getirirken yürürlükteki mevzuata uymak; çalışma ve davranışlarında bankanın itibar kaybına sebebiyet vermemek, adalet, doğruluk, dürüstlük, güvenilirlik ve sosyal sorumluluk prensiplerine aykırı davranışlarda bulunmamak; bankaya ait varlıkları ve kaynakları verimsiz ve amaç dışı kullanmamak; görev ve sıfatlarını kullanarak gerek kendi iş ortamlarından gerekse müşterilerinin olanaklarından, kendilerine veya başkalarına kişisel çıkar sağlamamak, kendilerine yapılan menfaat sağlamaya yönelik teklifleri derhal reddetmek, yetkili makamlara ve amirlerine bildirmek; hizmetlerin yerine getirilmesi sırasında üstlendikleri görevlerle ilgili olarak hesap verebilme sorumluluğu içinde olmak; görevin yerine getirilmesinde yetki aşımı yapmak suretiyle bankasını bağlayıcı eylemlerde bulunmamak, aldatıcı ve gerçek dışı beyanat vermemek gibi yükümlülüklerine yer verilmiştir.
Bu noktada somut olay bakımından, müteselsil sorumluluğun da açıklanmasında fayda vardır.
Müteselsil borçluluk bir irade beyanı veya kanun hükmü dolayısıyla bir edimin birden ziyade borçlulardan her birinin tamamını ifa etmekle yükümlü bulunduğu, alacaklının ise tamamını ancak bir defa ifa etmek üzere edimi borçlulardan dilediği birinden talep etmeye yetkili olduğu ve borçlulardan birinin ifası veya ifa yerini tutan fiiliyle diğerlerinin bu oranda alacaklıya karşı borçtan kurtulacakları bir birlikte borçluluk hâlidir (Akıntürk, T.: Müteselsil Borçluluk, Ankara 1971, s. 35).
Müteselsil borçluluğun kaynakları, diğer bir ifadeyle birden fazla borçlular arasında teselsül ilişkisinin hangi sebeplerden ileri geldiği, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 141. maddesinde düzenlenmiştir. Maddeye göre;
“Alacaklıya karşı, her biri borcun mecmuundan mesul olmağı iltizam ettiklerini beyan eden müteaddit borçlular arasında teselsül vardır.
Böyle bir beyanın fıkdanı halinde teselsül ancak kanunun tayin ettiği hallerde olur”.
Benzer düzenleme TBK'nın 162. maddesinde de yer almıştır. İlgili madde,
“Birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar.
Böyle bir bildirim yoksa, müteselsil borçluluk ancak kanunda öngörülen hâllerde doğar.” hükmünü içermektedir.
Görüldüğü üzere hem BK’nın 141. maddesinde hem de TBK’nın 162. maddesinde müteselsil borçluluğu doğuran iki kaynak kabul edilmiştir. Bunlardan ilki birinci fıkra uyarınca irade beyanı ile meydana gelen, “iradeden” kaynaklanan müteselsil borçluluk, diğeri ise ikinci fıkrada belirtildiği üzere kanunun öngördüğü hâllerde ortaya çıkan “kanundan” kaynaklanan müteselsil borçluluktur.
Kanundan kaynaklanan teselsül müteselsil borçluluğun doğrudan doğruya bir kanundan kaynaklanması hâlidir. Diğer bir ifadeyle bizzat kanun koyucu tarafından öngörülen müteselsil borçluluk durumudur.
Kanundan kaynaklanan müteselsil borçluluk hâllerinden biri de BK’nın 50 ve 51. maddeleri ile TBK’nın 61 ve 62. maddelerinde düzenlenen müteselsil sorumluluk hâlidir. Kanun koyucu birden fazla kimselerin müşterek kusurlarıyla bir zarara sebebiyet vermeleri hâlinde, bu kimselerin zarara uğrayana karşı müteselsilen sorumlu olmalarını öngörmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanunu’nun “Müteselsil mesuliyet” ana başlığı altında, “Haksız fiil halinde” alt başlığını taşıyan 50. maddesinin birinci cümlesi “Birden ziyade kimseler birlikte bir zarar ika ettikleri takdirde müşevvik ile asıl fail ve fer'an methali olanlar, tefrik edilmeksizin müteselsilen mesul olurlar.” şeklinde düzenlenmiştir.
Benzer hüküm TBK’nın “Müteselsil sorumluluk” ana başlığı altında, “Dış ilişkide” alt başlığını taşıyan 61. maddesinde de yer almaktadır. Madde;
“Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” düzenlemesini içermektedir.
Birden çok kişi aynı zarardan aynı sebepten veya çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu olabilir. Bu durum iki veya daha çok kişinin şahsında sorumluluğun ya da herhangi bir tazminat yükümlülüğünün şartlarının gerçekleşmesi hâlinde söz konusu olur. Buna göre birden çok kişi aynı zarara birlikte sebep olabilecekleri gibi, çeşitli nedenlerle de sebep olabilirler. İkinci hâlde sorumlulardan yalnız biri söz konusu zarara sebebiyet verirken, diğeri sebebiyet vermediği böyle bir zararı başka bir nedenle tazmin zorunda kalabilir (Eren, F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 21. Baskı, Ankara 2017, s. 831).
Aynı zarara birlikte sebep olunmasından doğan müteselsil sorumluluk da kendi içinde üç başlık altında incelenebilir.
Bunlardan ilki birden çok kişinin kusuruna, dolayısıyla kusur sorumluluğuna dayanan tazminat yükümlülüğüdür. Ancak bu tazminat yükümlülüğünde de kusur ikiye ayrılır.
Birincisi “ortak kusur sorumluluğu”, diğeri ise “bağımsız kusur sorumluluğu”dur.
Ortak kusur sorumluluğuna dayanan tazminat yükümlülüğü; birden çok kişi aralarında önceden veya en geç olay sırasında anlaşarak, bilerek, isteyerek ya da en azından birbirlerinin davranışından haberdar olarak haksız bir fiille zarara sebep oldukları takdirde, ortak kusur sorumluluğu söz konusu olur. Ortak kusur şartının varlığı, birden çok zarar verende birlikte davranma iradesinin bulunmasına bağlıdır. Bu, kasta veya ihmale dayanabilir.
Birden çok kişinin ortak kusur sorumluluğunun doğması için üç şartın bir arada bulunması gerekir. Bunlar; zarara birlikte sebep olma, ortak kusur ve tek zarar şartlarıdır. Ortak illiyet, yarışan illiyet ve seçimlik illiyet hâllerinde birlikte sebep olma şartı gerçekleşmiş olur (Eren, s. 834).
Bağımsız kusur sorumluluğuna dayanan tazminat yükümlülüğü; burada zarar verenlerin her birisinin kusurlu davranışı bulunmaktadır ve bu davranış nedeniyle zarara sebep olmaktadırlar. Ancak aralarında bir işbirliği bulunmamaktadır. Bağımsız kusurun bulunduğu bu durumun da 6098 sayılı Kanun’un 61. maddesine göre aynı sebepten doğan müteselsil sorumluluk sayılması gerekir.
Zira burada da zarar verenlerin her biri, kusurlarıyla aynı zarara birlikte sebebiyet vermekte, dolayısıyla zararın sebebini birden çok kişinin kusuru oluşturmaktadır. Bağımsız da olsa her bir kusur, meydana gelen zararın kısmi sebebini teşkil etmekte, sonuçta kısmi kusurlar birlikte bir zarara sebebiyet vermektedir (Eren, s. 838).
Aynı zarara birlikte sebep olunmasından doğan müteselsil sorumluluğun ikinci başlığı, birden çok kişinin kusursuz sorumluluğuna dayanan tazminat yükümlülüğüdür. Burada birden çok zarar veren vardır ve aynı ya da değişik türden kusursuz sorumluluk durumuna göre tazminat ödeme yükümlülüğü altına girerler.
Aynı zarara birlikte sebep olunmasından doğan müteselsil sorumluluğun son başlığı ise, sözleşme sorumluluğuna dayanan tazminat yükümlülüğüdür.
Bu hâllerde de birden çok kişi gerçekleşen zararı müteselsil sorumluluk esasına göre tazmin etmek zorundadır (Eren, s. 838). Burada taraflar kendi aralarında bir sözleşme imzalar ve bu sözleşmede müteselsil sorumluluk esasının uygulanacağını kararlaştırır iseler, sözleşmeye aykırılığın ortaya çıkması durumunda müteselsil sorumluluk doğar. Bu durum aynı zamanda kanundan kaynaklanan nedenler dolayısıyla yapılan sözleşmeler için de geçerlidir. Yani bu tür sözleşmelerde de sorumluluk sözleşmeden doğabilir.
Yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından banka müşterisi ... tarafından açılan tazminat davası sebebiyle ... 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin...Esas ...K sayılı, Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiş karar uyarınca ... 14. İcra Müdürlüğünün ...Esas sayılı dosyasına 63.426,49 TL vekalet ücreti alacağının mahsubu sonrası 19/07/2019 tarihinde 4.015.434,52 TL ödeme yapılması suretiyle 4.078.861,01 TL banka zararının mevcut olduğu, bu zararın banka müşterisi ... hesabındaki ithalat bedellerinin şirket yetkilisinin bilgisi ve rızası dışında ... A.Ş firması faks numarasından gönderilen talimatlar ile ... A.Ş hesaplarına aktarılması veya nakit olarak yatırılması suretiyle oluştuğu, zararın oluşmasında eski ... A.Ş ... Şube Müdürü ...'nun faks numarasından gönderilen miktarlar itibari ile talimatların denetim ve kontrolünden sorumlu olması sebebiyle zarardan müteselsilen sorumluluğunun bulunduğu, davalılar ..., ... A.Ş ve ... A.Ş yetkililerinin sahte talimatlar sebebiyle zararın tamamından sorumlu olduğu, mahkememizce tanzim ettirilen 01/02/2023 tarihli bilirkişi ve tüm dosya kapsamından anlaşılmakla davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
1-Davanın KABULÜ ile;
4.078.861,01 TL maddi zararın 19/07/2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine,
2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesine göre tahsil edilmesi gereken karar harcı 278.626,99 TL'nin davalılardan tahsili ile hazineye gelir kaydedilmesine,
3-Davacı tarafından yapılan 27.000,00 TL bilirkişi ücreti, 200,00 TL ilan masrafı, 4.476,25 TL posta ve tebligat ücreti olmak üzere toplam 31.676,25 TL yargılama giderinin davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine,
4-Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.400,00 TL arabuluculuk ücretinin davalılardan tahsili ile hazineye gelir kaydedilmesine,
5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap ve takdir edilen 562.674,71 TL vekalet ücretinin davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine,
6-Gider avansının kalan kısmının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran taraflara iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 08/01/2026