İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
Davacı vekili tarafından ... Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi Başkanlığına hitaben sunulan ve .... Asliye Ticaret Mahkemesinin 20.11.2019 tarih, 2019/... Esas, 2019/... Karar sayılı yetkisizlik kararına binaen mahkememize tevzi edilen dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı banka arasında imzalanan protokol kapsamında çek, senet ve ekstre gibi gönderilerin taşınmakta olduğu ve işbirliğinin sorunsuzca devam ettiği, buna karşın banka kartlarının 6475 sayılı Posta Hizmetleri Kanunu'na göre haberleşme gönderisi niteliğinde olduğu, bu hususun Yargıtay kararıyla da tespit edildiği, adı geçen kanunun 3/j ile 6. maddelerinde haberleşme gönderisinin tanımı yapılarak bu gönderilerin kabul, dağıtım ve teslim işlemlerinin ... tekelinde olduğunun hüküm altına alındığı açık iken davalı ....'nin kanuna aykırı olarak posta tekelini ihlal ettiği, bu hususta müvekkili tarafından bankaya yazılan resmi yazılardan sonuç alınamadığı ileri sürülmüştür.
Davacı vekili, 6475 sayılı Posta Hizmetleri Kanunu'nun 3/j maddesinde haberleşme gönderisinin tanımının yapıldığını ve banka kartlarının da bu maddeye göre haberleşme gönderisi olduğunu, Kanunun 6. maddesi uyarınca haberleşme gönderilerinin kabulü, toplanması, işlenmesi, sevki, dağıtımı ve tesliminin evrensel posta hizmet yükümlüsünün tekelinde bulunduğunu, Kanunun Geçici 8. maddesi gereğince Cumhurbaşkanı tarafından ağırlık ve ücret belirlemesi yapılıncaya kadar mülga 5584 sayılı Posta Kanunu'nun ilgili hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağını, mülga Kanun'un 2. maddesi uyarınca ağırlık farkı gözetilmeksizin tüm açık ve kapalı mektupların ...'nin tekeli altında olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 02.02.2001 tarih ve 2000/8005 Esas, 2001/721 Karar sayılı ilamında banka ve kredi kartı gönderilerinin mektup niteliğinde olduğunun ve posta tekeli kapsamında kaldığının tespit edildiğini, BTK ile 21.07.2014 tarihinde imzalanan görev sözleşmesi uyarınca ...'nin tek evrensel posta hizmet yükümlüsü olduğunu, evrensel posta hizmet yükümlüsü ile posta hizmet sağlayıcısının birbirinden farklı kavramlar olduğunu ve BTK tarafından yapılan yetkilendirmelerin posta tekelini ortadan kaldırmadığını beyan etmiştir.
Davacı vekili, bankaların kargo ve kurye şirketlerinden destek hizmeti alabileceklerini kabul etmekle birlikte, bu hizmet alımının haberleşme gönderilerinin taşınmasını kapsamadığını, destek kavramının yalnızca gönderilerin ...'ye fiziksel teslimine kadar olan taşıma desteği anlamına geldiğini, BDDK'nın 25.12.2017 tarihli görüşünde de kredi kartı taşıtılmasının Destek Hizmetleri Yönetmeliği kapsamında değerlendirilmediğinin belirtildiğini, Bankacılık Destek Hizmetleri Yönetmeliği'nin bizzat 6475 sayılı Posta Hizmetleri Kanunu'na atıf yapması suretiyle destek hizmeti alımının posta mevzuatı çerçevesinde gerçekleştirilmesi gerektiğini gösterdiğini ifade etmiştir.
Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde ise davalının usule ilişkin itirazlarına karşı; yetkiye ilişkin olarak HMK m.16 uyarınca zarar görenin yerleşim yerinin Ankara olduğunu, zamanaşımına ilişkin olarak posta tekelinin ihlalinin devam eden bir haksız fiil olduğunu ve TTK m.60 kapsamında 3 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğini, belirsiz alacak davasına ilişkin olarak tazminat miktarının ancak ihlallerin tespitinden sonra belirlenebileceğini, husumet itirazına ilişkin olarak haksız fiilin meydana gelmesinde kusuru bulunan bankaya husumet yöneltilmesinin doğru olduğunu, dava arkadaşlığına ilişkin olarak HMK m.59 uyarınca ihtiyari dava arkadaşlığının bulunduğunu beyan etmiştir.
Sonuç olarak davacı vekili, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla posta tekelinin ihlali sebebine dayalı olarak haksız rekabetin önlenerek muarazanın meni ve müdahalenin önlenmesi talebiyle, tekel kapsamında bulunan gönderilerin hangi firma aracılığıyla taşıtıldığının davalı bankanın kayıtlarından tespiti ve tekel kapsamındaki gönderilere ait tazminat tutarının tamamının tespit edilerek şimdilik 1.000,00 TL'nin müvekkili şirkete ödenmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı taraf bilirkişi raporları sonrasında bedel artırım dilekçesiyle talebini artırmıştır.
Davalı vekili cevap dilekçesiyle özetle; öncelikle yetkiye, zamanaşımına ve belirsiz alacak davası açılmasına yönelik itirazda bulunarak esasa girilmeden ilk itirazları doğrultusunda davanın usulden reddini talep etmiştir. Yetki yönünden; davalı banka Genel Müdürlüğünün adresinin İstanbul'da bulunduğunu, bu sebeple İstanbul Mahkemelerinin yetkili olduğunu ileri sürmüştür. Zamanaşımı yönünden; dava konusu işlemlerden doğan talep ve dava hakkının, kabul anlamına gelmemek üzere, söz konusu işlem ve eylem tarihlerinden itibaren 1 yıllık süre geçmekle zamanaşımına uğradığını savunmuştur. Belirsiz alacak davası yönünden; dava konusu alacağın likit olduğunu, davacının likit alacağı için dava değerini 1.000,00 TL olarak göstermesinin ve belirsiz alacak davası açmasının HMK'ya aykırı olduğunu beyan etmiştir. Husumet yönünden; posta tekelinin ancak sektörde bu hizmeti sağlayan ve bunu meslek edinen ... dışındaki diğer hizmet sağlayıcıları tarafından ihlal edilebileceğini, müvekkili bankanın posta hizmetini temin eden değil kullanıcı sıfatıyla alan taraf olduğunu, davanın taşımayı gerçekleştiren kargo ve kurye şirketlerine yöneltilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Dava arkadaşlığı yönünden; diğer davalı bankalar ile müvekkili banka arasında dava arkadaşlığı şartlarının bulunmadığını ve davaların ayrılması gerektiğini bildirmiştir.
Davalı vekili esasa ilişkin savunmasında; 6475 sayılı Posta Hizmetleri Kanunu'nun amacının posta hizmetlerinin rekabete dayalı esaslar çerçevesinde sunulmasını sağlamak olduğunu, eski yasadaki her çeşit haberleşme gönderisinin tekel kapsamında bulunduğu düzenlemesinden yeni yasa ile vazgeçildiğini, yeni Kanun'un yürürlüğe girdiği 09.05.2013 tarihinden bu yana Bakanlar Kurulunca posta tekeli dışında kalacak haberleşme gönderilerine ilişkin bir belirleme yapılmamış olmasının Geçici 8. maddenin süresiz uygulanmasını gerektirmediğini, geçici maddenin kanunun serbestleştirme amacını ortadan kaldıracak şekilde yorumlanamayacağını ve sürekli madde haline getirilemeyeceğini savunmuştur.
Davalı vekili ayrıca; müvekkili bankada banka ve kredi kartlarına ilişkin olarak bankacılık mevzuatına tabi bir destek hizmet alımının söz konusu olduğunu, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 35. maddesi ve Bankaların Destek Hizmeti Almalarına İlişkin Yönetmelik kapsamında bankaların kargo ve kurye şirketlerinden destek hizmeti temin edebildiğini, BDDK'nın 20.06.2012 tarih ve 12781 sayılı kararının bu imkanı teyit ettiğini, ... tarafından da bankaların kurye ve dış destek birimleri aracılığıyla kimlik tespit yükümlülüklerini yerine getirebileceklerinin belirtildiğini, Bankacılık Kanunu'nun müvekkili banka açısından özel kanun niteliğinde olduğunu ve bu kapsamdaki destek hizmet alımlarının posta tekeli ihlali olarak nitelendirilemeyeceğini beyan etmiştir.
Davalı vekili bunlara ek olarak; BTK tarafından posta hizmet sağlayıcılarına verilen yetki belgelerinin haberleşme gönderilerini de kapsadığını, BTK'nın hiçbir sınırlama getirmeksizin posta gönderilerinin kabulü, dağıtımı ve teslimi konusunda açık ve sınırsız yetki verdiğini, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05.12.2014 tarih ve 2014/11820 Esas, 2014/19077 Karar sayılı ilamında BTK'dan aldığı yetki belgesiyle posta hizmeti veren bir firmanın posta tekelini ihlal ettiğinin kabul edilemeyeceğinin belirlendiğini, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 17.06.2023 tarih ve 2021/2782 Esas, 2023/1610 Karar sayılı kararında haberleşme gönderisinin sevk ve teslim işini devletçe verilen izinle gerçekleştiren davalı şirketin posta tekelini ihlal ettiğinden bahsedilemeyeceğinin hüküm altına alındığını ileri sürmüştür. Davalı vekili, Devletten aldığı izin ile faaliyet gösteren posta hizmet sağlayıcısından hizmet alan müvekkili bankanın posta tekelini ihlal etmesinin hukuken mümkün olmadığını, davacının iddialarını ispata yarar somut delil sunamadığını, ... tarafından müvekkili banka aleyhine posta tekelinin ihlali mahiyetinde herhangi bir gönderi tespit edilemediğini, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/42351 soruşturma ve 2017/22041 karar sayılı kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini ve hukuka aykırı bir fiilin bulunmaması nedeniyle tazminat koşullarının oluşmadığını savunmuştur.
Davalı vekili ek rapora yönelik itiraz dilekçelerinde de tazminat hesaplamasına ilişkin olarak; bilirkişi raporlarındaki tarih aralıkları ve tarife ücretlerinin hatalı tespit edildiğini, ... tarafından sunulan belgede 5 ayrı tarife dönemi ve farklı birim ücretler bulunmasına rağmen bilirkişi tarafından yalnızca 2 dönem esas alındığını, davacının yargılamanın her aşamasında bu gönderilerin mektup niteliğinde olduğunu savunmasına karşın ücret hesaplamasında ... kurye tarifesini talep etmesinin çelişkili ve kötü niyetli olduğunu, ... kurye gönderisinin özel talebe bağlı istisnai bir gönderi türü olduğunu ve posta tekelinin ihlali kavramıyla aynı düzlemde değerlendirilemeyeceğini, Kanun'un 6/3. maddesinde "belirlenen posta ücretinin on katı" denildiğini ve burada kastedilen ücretin normal mektup tarifesi olduğunu beyan etmiştir.
Sonuç olarak davalı vekili; öncelikle usuli itirazlarının değerlendirilerek davanın usulden reddini, esasa girilmesi halinde davanın esastan reddini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesini talep etmiştir.
Mahkememizce 16.12.2020 tarihli ara kararıyla; tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları ile tespit edilen uyuşmazlık noktaları kapsamında tekel hakkının ihlal edilip edilmediği, edilmişse talebi mümkün maddi tazminat kalemlerinin tespiti ve hukuki nitelendirmesi mahkememize ait olmak üzere bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir.
KÖK BİLİRKİŞİ RAPORU (04.04.2022): Elektrik Yüksek Mühendisi İletişim Uzmanı .., Banka Eski Müfettişi ve Müdürü Finans Uzmanı ... ile Prof. Dr. ...'dan oluşan bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen kök raporda; davanın 6475 sayılı Posta Hizmetleri Kanunu'nda düzenlenen posta tekeline ilişkin kuralın ihlali ve bu ihlale dayalı olarak TTK m.54 ve devamında düzenlenen haksız rekabet fiilinin gerçekleştiği iddiasına dayandığı, Posta Hizmetleri Kanunu'nun 6. maddesi ve Posta Tüzüğünün 3. maddesi uyarınca haberleşme gönderileri arasına giren herhangi bir gönderinin kabulü, taşınması veya dağıtımı ile ilgili olarak ... dışında bir kurum veya kuruluştan hizmet alınmasının veya ... dışında bir kurum veya kuruluş tarafından hizmet verilmesinin posta tekelinin ihlali anlamına geleceği, bu fiillerin aynı zamanda TTK m.54/2 ve 55/1-e uyarınca haksız rekabet olarak da değerlendirileceği tespit edilmiştir. Bilirkişi heyeti, banka kartlarının ve kredi kartlarının ... yerine kargo şirketleri tarafından taşınmasının posta tekeline aykırılık oluşturup oluşturmayacağı hususunda; Yargıtay kararının mülga 5584 sayılı Posta Kanunu çerçevesinde verildiğini ve Geçici 8. maddenin yorumu neticesinde bugünkü mevzuat bakımından geçerliliğini koruyup korumadığının mahkemenin takdirinde bulunduğunu, bankaların Bankacılık Kanunu çerçevesinde destek hizmeti almasının mümkün olduğunu ancak haberleşme gönderileri bakımından posta tekelinden muaf olup olmadıkları konusunda takdirin mahkemeye ait olduğunu belirtmiştir. Davalı bankaya ait 2019 yılı ilk 6 ayı ve 2020 yılı ikinci 6 ayına ait işlem fişlerinin incelenmesinde; davalı ... tarafından ... dışında ..., ... ... firmalarına kredi kartı dağıtımı yaptırıldığı, ...'ya ise taşıma hizmeti bedeli ödendiği ancak hangi belgenin taşındığının tespit edilemediği belirlenmiştir. Bilirkişi heyeti, mahkemece bankaların ... dışındaki kurum ve kuruluşlara kredi kartı taşıtmalarının posta tekeline aykırı bir davranış olarak nitelendirilmesi durumunda haksız rekabetin gerçekleştiği hususunun kabulünün gerekeceği sonucuna varmıştır.
1. EK BİLİRKİŞİ RAPORU (26.09.2023): Mahkememizin 15.06.2022 tarihli ara kararıyla davacının teknik ve hesaplamaya ilişkin itirazlarının değerlendirilmesi için ek rapor alınmasına karar verilmiştir. Bilirkişi heyeti bu raporda; kök rapordaki inceleme döneminin hatalı olduğu itirazını karşılamış, TTK m.60 kapsamında dava tarihinden geriye dönük 3 yıllık süreyi esas almıştır. Gönderi adedi tespit edilmemiş olması itirazı da karşılanarak inceleme döneminde ... firmalarına toplam 12.033.002 adet gönderinin taşıtıldığı tespit edilmiştir. Tazminat hesaplaması yurtiçi ... kurye gönderi ücreti olan 16,25 TL birim ücret üzerinden yapılmıştır. Kök raporun sonuç bölümünün ilk üç maddesinde değişiklik yapılmadığı belirtilmiştir.
2. EK BİLİRKİŞİ RAPORU (05.06.2024): Mahkememizin 14.02.2024 tarihli ara kararıyla davalı vekilinin ek rapora yönelik itirazları doğrultusunda zamanaşımı başlangıcının yetkisiz mahkemede açılmış olan 27.01.2017 tarihi baz alınarak geçmişe dönük 3 yıl üzerinden hesaplama yapılması istenilmiştir. Bilirkişi heyeti bu raporda; inceleme dönemini 27.01.2014 ile 27.01.2017 arasına düzeltmiş, toplam gönderi adedini 13.515.877 olarak yeniden tespit etmiş ve gönderi adetlerini debit kart ile kredi kartı olarak ayrı ayrı göstermiştir. Tarife kategorisi değiştirilmiş olup 1. ek rapordaki ... kurye tarifesi yerine yurtiçi mektup gönderi ücreti uygulanarak iki dönem halinde hesaplama yapılmış ve toplam 182.157.605,00 TL tazminat hesaplanmıştır.
3. EK BİLİRKİŞİ RAPORU (07.08.2025): Mahkememizin 13.03.2025 tarihli ara kararıyla davalı tarafın gönderim tarih aralığı ve tarih aralıklarında geçerli mektup gönderim ücretlerine ilişkin itirazlarının karşılanması, davacı tarafın gönderiminin türünün ...'den mektup gönderimi şeklinde gerekçesiz revize edildiği itirazının karşılanması, gönderimin türünün debit kart ve kredi kartı açısından ayrı ayrı ne olması gerektiğinin açıklanması ve varılacak sonuca göre hesapların güncellenmesi istenilmiştir. Bilirkişi heyeti, ...'den mektup tarifesine geçiş gerekçesini banka kartlarının mektup niteliğinde olduğu tespitine dayandırmış, ...'nin sözleşme sureti sunamamasını not etmiş, ancak debit kart ile kredi kartı arasında tarife bakımından ayrım yapmamıştır. 2. ek raporun sonuç bölümünde değişiklik gerekmediği belirtilerek tazminat tutarı 182.157.605,00 TL olarak korunmuştur. Kurye firmalarından müzekkere cevapları alınmıştır.
4. EK BİLİRKİŞİ RAPORU (21.01.2026): Mahkememizin 25.09.2025 tarihli ara kararıyla davalı tarafın gönderim tarih aralığı ve tarih aralıklarında geçerli mektup gönderim ücretlerine ilişkin itirazlarının karşılanması, davacı tarafın ...'den mektup gönderimi şeklinde revize itirazının karşılanması, gönderimin türünün debit kart ve kredi kartı açısından ayrı ayrı ne olması gerektiğinin ve neden böyle olması gerektiğinin açıklanması ile takdir hakkını mahkemeye bırakmak üzere hem normal mektup tarifesine hem de ... tarifesine göre tazmin miktarının hesaplanması istenilmiştir. Bilirkişi heyeti bu raporda; davalının tarife tarih aralığı itirazını dikkate alarak ...'nin sunduğu tarife listesine göre 5 ayrı dönem belirlemiş ve her dönem için ayrı birim ücretler tespit etmiştir. İnceleme döneminde ..., Kurye Net ve ... firmalarına toplam 13.515.877 adet banka ve kredi kartı gönderisi taşıtıldığı sabit görülmüştür. Bilirkişi heyeti, yurtiçi mektup gönderi ücreti üzerinden hesaplama yaparak toplam 18.078.337,45 TL'nin 10 katı olan 180.783.374,50 TL tazminat ile ... kurye gönderi ücreti üzerinden hesaplama yaparak toplam 72.867.316,10 TL'nin 10 katı olan 728.673.161,00 TL tazminat olmak üzere her iki seçenek için de ayrı ayrı hesaplama sunmuştur. Bilirkişi heyeti, davacı ...'nin bankalarla yaptığı banka ve kredi kartı taşıma sözleşme ve şartname suretini dava dosyasına sunamadığını ve davacının bizzat debit kart ve kredi kartlarının taşınmasında uyulması gereken özel bir düzenleme ya da hüküm bulunmadığını beyan ettiğini tespit etmiştir. Konunun hukuki nitelemesi, sözleşme ve yasa maddelerinin yorumu, delillerin değerlendirilmesi ve nihai kararın mahkemeye ait olduğu belirtilmiştir.
Davacı vekili 4. ek bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde; mektup tarifesi üzerinden eksik ve hatalı hesaplama yapıldığını, banka ve kredi kartı gönderilerinin posta uygulamasında güvenli kabul ve sevk, alıcıya imza karşılığı teslim, uzun süreli iş yerinde bekleme süresi ve ücretsiz talimat verme gibi özel operasyonel hizmetleri kapsadığını, bu nedenle ... kurye gönderi ücret tarifesinin esas alınması gerektiğini ve 6475 sayılı Kanun'un 6/3. maddesindeki evrensel posta hizmet yükümlüsünce belirlenen posta ücreti ibaresinin ...'nin fiilen uyguladığı ... tarifesini işaret ettiğini ileri sürmüştür. Davalı vekili ise 4. ek bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde; tüm esasa ilişkin savunmalarını tekrar ederek ortada bir ihlal bulunmadığını, bankanın olası bir ihlalde de tazminat yükümlüsü olamayacağını, ... kurye ücreti üzerinden hesaplama yapılmasının hukuka aykırı olduğunu, davacının gönderilerin mektup olduğunu savunurken ücret hesaplamasında mektup tarifesini reddetmesinin çelişkili olduğunu, ...'nin ... ile gönderi zorunluluğuna dair hiçbir delil sunamadığını ve posta tekeli ihlalinin söz konusu olmadığını beyan etmiştir.
ISLAH; davacı vekili 26.11.2024 tarihli dilekçesi ile talep sonucunu 182.157.605,00 TL'ye artırdığını bildirmiş, dilekçesi davalı vekiline usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş, ıslah harcının ikmal edildiği görülmüştür.
Dava, davacı ... A.Ş.'nin, davalı ....'nin banka ve kredi kartı gönderilerini ... yerine üçüncü kişi konumundaki kargo ve kurye şirketleri aracılığıyla müşterilerine ulaştırması suretiyle 6475 sayılı Posta Hizmetleri Kanunu'nun 6. maddesinde düzenlenen posta tekelini ihlal ettiği, bu ihlalin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 54 ve devamı maddelerinde düzenlenen haksız rekabet teşkil ettiği iddiasıyla açılmış olup, davacı posta tekelinin ihlali sebebine dayalı olarak haksız rekabetin önlenerek muarazanın menini, müdahalenin önlenmesini ve 6475 sayılı Kanun'un 6/3. maddesi uyarınca hesaplanacak tazminatın davalıdan tahsilini talep etmektedir.
Uyuşmazlığın özü, banka ve kredi kartı gönderilerinin 6475 sayılı Kanun kapsamında haberleşme gönderisi niteliğinde olup olmadığı, olduğunun kabulü halinde bu gönderilerin ... dışındaki kargo ve kurye şirketleri aracılığıyla taşıtılmasının posta tekelini ihlal edip etmediği, davalı bankanın bu ihlalden dolayı tazminat sorumluluğunun bulunup bulunmadığı ve tazminat hesaplamasında hangi tarife kategorisinin esas alınacağı noktalarında toplanmaktadır.
Taraflar arasında, davacı ile davalı banka arasında çek, senet ve ekstre gibi gönderilerin taşınmasına ilişkin protokol bulunduğu ve bu işbirliğinin sorunsuzca devam ettiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Yine davalı bankanın banka ve kredi kartı gönderimlerini ... Hızlı ... A.Ş., ... A.Ş. ve ... Dağıtım firmaları aracılığıyla gerçekleştirdiği de çekişmesizdir. Buna karşılık bu gönderilerin posta tekeli kapsamında kalıp kalmadığı, davalı bankanın pasif husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığı, bankacılık mevzuatı kapsamındaki destek hizmeti alımının posta tekelinden muafiyet sağlayıp sağlamadığı ve tazminat hesaplamasında uygulanacak tarife kategorisi taraflar arasında çekişmeli olan hususlardır.
Çekişmeli vakıalar hakkında toplanan deliller incelendiğinde; dava dosyasına ibraz edilmiş belgeler, dava dilekçesi ekleri, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 02.02.2001 tarih ve 2000/8005 Esas, 2001/721 Karar sayılı ilamı, 12.08.2016 tarihli tespit tutanağı, BTK ile davacı arasında imzalanan 21.07.2014 tarihli görev sözleşmesi, davalı bankanın ... Operasyon Merkezinde yerinde yapılan bilirkişi incelemesi, davalı bankaya ait 2014 ile 2017 yılları arasındaki muhasebe kayıtları ve işlem fişleri, kurye firmalarından alınan müzekkere cevapları, davacı tarafından dava dosyasına CD ortamında sunulan ... posta ücret tarifesi listeleri, BDDK düzenlemeleri, MASAK görüşleri ve davalı tarafından dosyaya ibraz edilen emsal kararlar ile kök bilirkişi raporu ve dört adet ek bilirkişi raporunun birlikte ve bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda aşağıdaki kanaat ve sonuca ulaşılmıştır. Bilirkişi heyetinin hukuki nitelendirme ve yorum gerektiren hususlarda takdiri mahkemeye bırakmış olduğu gözetilerek, bu husustaki değerlendirmeler mahkememizce bizzat yapılmıştır.
Yetki ve tefrik hususunda; dava ... Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesinde açılmış, .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasından Akbank yönünden tefrik edilerek 2017/... Esas sayılı dosyayı almış, dosya üzerinden verilen açılmamış sayılma kararının kaldırılmasıyla 2019/... Esas sayılı dosyayı almış ve bu dosya üzerinden 20.11.2019 tarihinde yetkisizlik kararı verilerek mahkememizin 2020/157 Esasına kaydedilmiştir. Davalı banka Genel Müdürlüğünün adresi İstanbul'da bulunmakta olup HMK'nın 6. maddesi uyarınca mahkememiz yetkilidir. Yetkisizlik kararı kesinleşmiş olduğundan yetki hususunda ayrıca değerlendirme yapılmasına yer olmadığı sonucuna varılmıştır. Davanın başlangıçta üç banka aleyhine açılıp Akbank yönünden tefrik edilerek ayrı dosyaya kaydedildiği, davalının dava arkadaşlığına ilişkin itirazının bu tefrik işlemiyle karşılandığı ve tefrik kararının kesinleştiği görülmüştür.
Zamanaşımı hususunda; davalı vekilinin dava konusu işlemlerden doğan talep ve dava hakkının işlem tarihlerinden itibaren 1 yıllık süre geçmekle zamanaşımına uğradığı savunması değerlendirilmiştir. Dava, 6475 sayılı Posta Hizmetleri Kanunu'nda düzenlenen posta tekeline ilişkin kuralın ihlali ve bu ihlale dayalı olarak TTK m.54 ve devamında düzenlenen haksız rekabet fiilinin gerçekleştiği iddiasına dayanmaktadır. Haksız rekabet davalarında zamanaşımı TTK'nın 60. maddesinde özel olarak düzenlenmiş olup, anılan hükme göre haksız rekabet davaları davaya hakkı olan tarafın bu hakların doğumunu öğrendiği günden itibaren bir yıl ve her halde bunların doğumundan itibaren üç yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. TTK m.60 özel hüküm niteliğinde olup TBK m.72'deki genel zamanaşımı hükmüne öncelikle uygulanır. Anılan maddede iki ayrı zamanaşımı süresi öngörülmüş olup, birincisi davaya hakkı olan tarafın hakların doğumunu öğrendiği günden itibaren işleyen bir yıllık sübjektif süre, ikincisi ise hakların doğumundan itibaren işleyen üç yıllık objektif süredir. Somut olayda davacının, davalının posta tekeline aykırı gönderimlerini dava tarihinden önce ve bir yılı aşar şekilde öğrendiği hususunda tespit veya ispat bulunmamaktadır. Bu nedenle zamanaşımı değerlendirmesinde, başlangıç anının tespitine bağlı olmaksızın dava tarihinden geriye doğru üç yıllık objektif zamanaşımı süresi esas alınmıştır. Buna göre davanın yetkisiz mahkemede açılış tarihi olan 27.01.2017 tarihinden geriye dönük üç yıllık süre hesaplandığında 27.01.2014 tarihi zamanaşımı başlangıcı olarak belirlenmiştir. Posta tekelinin ihlalinin süregelen ve sistematik bir eylem niteliğinde olduğu gözetildiğinde her yeni gönderi işlemi ayrı bir ihlal oluşturmakta olup, zamanaşımı her ihlal tarihinden itibaren ayrı ayrı işlemeye başlamaktadır. Bu durumda 27.01.2014 ile 27.01.2017 tarihleri arasında gerçekleştirilen gönderi işlemleri bakımından zamanaşımı süresinin dolmadığı, davalının zamanaşımı savunmasının bu açıdan yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
Davalının, davacı ...'nin 6475 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren uzun süre sessiz kalmasının hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiği savunmasına gelince; kanundan kaynaklanan tekel hakkının zamanaşımı süreleri içinde kullanılması hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirilemez, kaldı ki davacı tarafın davalı bankaya resmi yazılar göndererek tekel ihlalini bildirdiği dosya kapsamından anlaşılmış olup sessiz kalma olgusunun varlığı sabit değildir.
Belirsiz alacak davası hususunda; davalı vekilinin dava konusu alacağın likit olduğu ve belirsiz alacak davası açılamayacağı savunması değerlendirilmiştir. Posta tekelinin ihlali kapsamındaki tazminat tutarının tespiti, davalı bankanın muhasebe kayıtlarının ve kurye firmalarının verilerinin bilirkişi tarafından incelenmesine bağlı olup davacının dava açıldığı tarihte hangi firmalar aracılığıyla kaç adet gönderinin taşıtıldığını ve dolayısıyla tazminat miktarını tam olarak belirlemesi kendisinden beklenemez. Nitekim yargılama sürecinde yapılan bilirkişi incelemeleriyle gönderi adetleri ve tazminat miktarı tespit edilebilmiştir. Bu itibarla HMK'nın 107. maddesi kapsamında belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar bulunduğu, davalının bu yöndeki savunmasının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
Davalı vekili, yargılamanın çeşitli aşamalarında ve son olarak bilirkişi ek raporuna karşı itiraz dilekçesinde, davacı ... A.Ş.'nin dilekçeler teatisi aşamasında somut hiçbir delile dayanmadığını, .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nce HMK m. 140/5 uyarınca verilen kesin süreye rağmen ispata yarar hiçbir belge sunmadığını, mahkememizce müvekkili banka nezdinde re'sen araştırma yapılarak belge toplandığını ve bu durumun HMK m. 25'te düzenlenen taraflarca getirilme ilkesine açıkça aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Bu itiraz değerlendirilmiştir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, huzurdaki davanın konusu posta tekelinin ihlali iddiasına dayalı tespit ve tazminat talebidir. Bu tür davalarda, ihlale konu gönderilerin niteliği, adedi ve hangi firmalar aracılığıyla taşıttırıldığına ilişkin bilgi ve belgeler doğası gereği gönderici konumundaki davalı bankanın uhdesindedir. Davacının, davalı bankanın kendi bünyesinde gerçekleştirdiği muhaberat işlemlerine, ödeme fişlerine ve kurye firmalarıyla akdettiği sözleşmelere kendi imkanlarıyla erişmesi mümkün değildir. Bu durum, söz konusu belgelerin davacı tarafından dosyaya sunulamamasının makul ve kaçınılmaz sebebini oluşturmaktadır.
Esasen davacı vekili, dava dilekçesinin ....'ye ilişkin bölümünde açıkça "Davalı Banka nezdinde yapılacak araştırma ve davalı uhdesinde bulunan belgelerden bu durum tespit edilecektir" ifadesini kullanmış; netice ve talep kısmında ise "tekel kapsamında bulunan gönderilerden taşıttırılan miktarların hangi firma aracılığıyla taşıttırıldığının davalı bankalarının kayıtlarından tespiti" talebinde bulunmuştur. Bununla birlikte davacı, delil listesinde bilirkişi incelemesi ve keşif deliline de açıkça dayanmıştır.
Cevaba cevap dilekçesinde ise davacı vekili, "davanın mahiyeti zaten tespit ve eda davası olduğundan davalının hangi firmalarla posta tekelini ihlal ettiği davalının uhdesinde bulunan belge ve kayıtlardan anlaşılacaktır" ve "davalı Bankanın anlaştığı kargo/kurye firmalarıyla birlikte posta tekelini ihlal ettiği iddiamızın tespiti için elbette ki tespit davası açılarak davalı Banka nezdinde bulunan bilgi ve belgeler ile kayıtların incelenmesi talep edilmeliydi" şeklinde beyanda bulunarak karşı tarafta bulunan belgelerin celbi talebini yinelemiştir.
Bu çerçevede davacının, dilekçeler teatisi aşamasında davalının uhdesindeki kayıtların celbi talebinde bulunduğu açıkça görülmektedir. Davacının kendi elinde somut gönderi tutanağı veya ihlal belgesi sunamaması, söz konusu belgelerin münhasıran davalının kontrolünde olmasından kaynaklanmakta olup, bu husus ispat yükünün doğasıyla ilgilidir; davacının delil sunmaktan kaçındığı şeklinde yorumlanamaz.
Mahkememizce davacı tarafça dayanılan bu kayıtların celp edilmesi, tarafların ileri sürdüğü vakıaların somutlaştırılması ve uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu olan bir faaliyetidir.
Bunun yanı sıra HMK'nın 220. maddesi, ispata elverişli belgenin karşı tarafta bulunması halinde mahkemenin ibraz emri verebileceğini düzenlemektedir. Davacı, dava dilekçesinde ve cevaba cevap dilekçesinde açıkça davalının uhdesindeki belgelere atıf yapmak suretiyle bu belgelerin dosyaya celbi talebinde bulunmuştur. Mahkememizce davalı banka nezdindeki muhaberat kayıtlarının ve ödeme fişlerinin celp edilerek bilirkişi incelemesine esas alınması, HMK m. 220 kapsamında karşı taraftaki belgenin ibrazı mekanizmasının işletilmesi niteliğindedir.
Ayrıca belirtmek gerekir ki, .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nde HMK m. 140/5 uyarınca verilen kesin süre, tarafların gösterdikleri ve henüz sunmadıkları belgelerin sunulmasına ilişkindir. Davacının kendi uhdesinde bulunmayan, ancak davalının uhdesinde bulunan ve celbi talep edilen belgelerin bu kesin süre kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Zira davacı, bu belgeleri sunma yükümlüsü değildir; davalıdan celp edilmesini talep etmiştir. Dosyanın yetkisizlik kararıyla mahkememize intikali üzerine yeniden ön inceleme yapılarak yargılamaya devam edilmiş olup, mahkememizce de taraflara delil sunma imkanı tanınmıştır.
Tüm bu değerlendirmeler ışığında, davalı vekilinin taraflarca getirilme ilkesinin ihlal edildiğine yönelik itirazı yerinde görülmemiştir. Mahkememizce yapılan işlemler, davacının dilekçelerinde açıkça talep ettiği belgelerin celbi, karşı taraftaki belgenin ibrazı (HMK m. 220) hükümleri kapsamında gerçekleştirilmiş olup, taraflarca getirilme ilkesine aykırılık bulunmamaktadır.
Uyuşamazlığın anlaşılması için öncelikle tekel hakkının neden tanındığının idrak edilmesi gerekmektedir:
...'ye posta tekelinin verilmesinin arkasında, devletin en temel işlevlerinden biri olan haberleşmenin evrenselliğini güvence altına alma amacı yatmaktadır. Ülkenin her köşesine, kârlılık gözetmeksizin ulaşma yükümlülüğü taşıyan tek kurum ...'dir ve tekel hakkı bu ağır yükümlülüğün karşılığıdır. Bilirkişi raporu, bu tekelin yasal temelini, ihlal koşullarını ve somut ihlal bulgularını detaylı şekilde ortaya koymuş; ancak bankacılık mevzuatı ile posta mevzuatı arasındaki çatışmanın nihai çözümünü Mahkeme'nin takdirine bırakmıştır.
Posta tekeli, salt bir ticari imtiyaz değil; devletin ülke bütünlüğü üzerindeki egemenlik tezahürü, vatandaşın anayasal haberleşme hakkının fiili güvencesi ve toplumsal eşitliğin somut aracıdır. Ülkenin en ücra köşesindeki vatandaşa 1-2 gün içinde ulaşabilmek, medeniyetin ve devlet olmanın en temel gereklerinden biridir — ve bu tekelin arkasındaki asıl gerekçe budur.
Pasif husumet hususunda; davalı vekilinin müvekkili bankanın posta hizmetini sağlayan değil kullanıcı sıfatıyla alan taraf olduğu, posta tekelinin ancak bu hizmeti meslek edinen ... dışındaki hizmet sağlayıcıları tarafından ihlal edilebileceği, davanın kargo ve kurye şirketlerine yöneltilmesi gerektiği savunması ile dosyaya sunduğu Vakıfbank ve Halkbank aleyhine verilmiş ret kararları değerlendirilmiştir. Bu husus davanın en kritik usul meselesi olarak ele alınmıştır.
6475 sayılı Posta Hizmetleri Kanunu'nun 6. maddesi, haberleşme gönderilerinin kabulü, toplanması, işlenmesi, sevki, dağıtımı ve teslimini evrensel posta hizmet yükümlüsünün tekeline vermiştir. Bu düzenleme emredici nitelikte genel bir davranış kuralı getirmekte olup yalnızca hizmet sağlayıcılarını değil, bu gönderileri taşıtan kişileri de bağlamaktadır. Kanun koyucu belirli türdeki gönderilerin tekel sahibi kurum tarafından taşınmasını bir zorunluluk olarak öngörmüş olup bu zorunluluk hem taşıyanı hem de taşıtanı kapsamaktadır. Bilirkişi heyeti de kök raporunda; posta tekelini düzenleyen hükmün sadece gönderileri taşıyanlar için değil aynı zamanda herkes bakımından, yani taşıtanlar bakımından da bağlayıcı bir düzenleme getirdiğini, özellikle hem tacir sıfatını haiz olan hem de binlerce gönderiyi müşterilerine ulaştırmakla yükümlü olan bankaların posta tekeline uygun hareket etmesi gerektiğini tespit etmiştir.
Öte yandan TTK m.54 uyarınca haksız rekabet fiilinden zarar gören herkes, haksız rekabet fiilini bizzat işleyene olduğu kadar bu fiile katılanlara ve fiilden yararlanan kişilere karşı da dava açabilir. Haksız rekabette davalı çevresi geniş yorumlanmakta olup ticari amaçla ve bilinçli olarak haksız rekabet fiiline iştirak eden kişiler de pasif husumet sahibi sayılmaktadır. Somut olayda davalı ...., tacir sıfatını haiz olup 27.01.2014 ile 27.01.2017 tarihleri arasında toplam 13.515.877 adet banka ve kredi kartı gönderisini bilinçli ve sistematik bir kurumsal karar doğrultusunda ... yerine üçüncü kişi konumundaki kargo ve kurye şirketlerine yönlendirmiştir. Bu eylem salt bir hizmet kullanıcılığı değil, posta tekelini aktif olarak devre dışı bırakan organizasyonel bir tercih niteliğindedir. Davalı bankanın milyonlarca gönderiyi kurumsal bir karar doğrultusunda ... dışı firmalara taşıttırması, TTK m.55/1-e kapsamında kanunla yüklenmiş iş şartlarına uymamak suretiyle haksız avantaj sağlama mahiyetinde olup davalının pasif husumet ehliyetinin bulunduğu sonucuna varılmıştır.
6475 sayılı Kanun'un 6/3. maddesinde yer alan "posta tekelini ihlal edenler" ibaresi yalnızca hizmet sağlayıcılarla sınırlı bir düzenleme içermemektedir. Bu noktada kanun koyucunun ibare seçimi belirleyici önemdedir. 6475 sayılı Kanun'un 5. maddesi posta hizmet sağlayıcılarının yetkilendirilmesini düzenlerken açıkça "hizmet sağlayıcı" ibaresini, 6. maddesinin 1. fıkrası ise tekel kapsamındaki faaliyetleri tanımlarken "kabul, toplama, işleme, sevk, dağıtım ve teslim" gibi hizmet sağlayıcıya özgü fiilleri kullanmaktadır. Oysa kanun koyucu aynı maddenin 3. fıkrasında tazminat sorumluluğunun muhatabını belirlerken "hizmet sağlayıcı" veya "taşıyan" ibaresini tercih etmemiş, bunun yerine bilinçli bir tercihle "posta tekelini ihlal edenler" ifadesini kullanmıştır. Kanun koyucunun aynı kanunun farklı maddelerinde ve hatta aynı maddenin farklı fıkralarında bilinçli olarak farklı ibareler tercih etmesi, sistematik yorum ilkesi gereği anlam farklılığı taşımaktadır. Eğer kanun koyucu 6/3. maddedeki tazminat sorumluluğunu yalnızca taşıyanlarla sınırlamak isteseydi, aynı kanunda zaten kullandığı ve teknik olarak yerleşik olan "hizmet sağlayıcı" ibaresini kullanması beklenirdi. Bu ibareyi kullanmayıp onun yerine kapsamı daha geniş olan "ihlal edenler" ifadesini tercih etmiş olması, ihlalin gerçekleşmesine nedensel katkıda bulunan tüm kişileri — hem taşıyanı hem taşıtanı — kapsama iradesini açıkça ortaya koymaktadır.
Posta tekelinin ihlali, tekele konu gönderilerin ... dışında bir kurum veya kuruluş aracılığıyla taşıtılmasıyla gerçekleşmekte olup bu ihlalde hem taşıyan hem de taşıtan birlikte rol oynamaktadır. Tekele konu gönderilerin ... dışı bir firmaya teslim edilmesi fiili, ancak göndericinin bu yöndeki bilinçli ve iradi kararıyla mümkün olabilmektedir. Göndericinin taşıtma kararı olmaksızın kargo şirketinin tek başına posta tekelini ihlal etmesi fiilen mümkün değildir; zira tekel kapsamındaki gönderiyi kabul etme, sevk ve teslim etme fiilinin gerçekleşebilmesi için öncelikle bir göndericinin bu gönderiyi ... yerine kargo şirketine teslim etmesi gerekmektedir. Bu bakımdan ihlal fiilinin kurucu unsuru olan taşıtma kararı doğrudan göndericiye ait olup 6475 sayılı Kanun m.6/3'teki "ihlal edenler" ibaresinin geniş lafzı bu durumu kapsamaktadır.
Davalı vekilinin dolaylı olarak işaret ettiği, mülga 5584 sayılı Posta Kanunu'nun 59. maddesindeki "posta tekeli altında bulunan maddeleri kaçak olarak götürenlerle bilerek bunlarla gönderenler" ibaresinin 6475 sayılı Kanun'a alınmamış olmasından hareketle kanun koyucunun göndericileri bilinçli olarak kapsam dışı bıraktığı yönündeki argüman da değerlendirilmiş ve kabul görmemiştir. Bu iki hükmün hukuki nitelikleri birbirinden esaslı biçimde farklıdır. Mülga 5584 sayılı Kanun'un 59. maddesi münhasıran idari para cezasına ilişkin bir yaptırım hükmüdür; nitekim madde metni açıkça "ikiyüzelli Türk Lirası idari para cezasıyla cezalandırılırlar" demektedir. 6475 sayılı Kanun'un 6/3. maddesi ise idari bir yaptırım değil, özel hukuk niteliğinde bir tazminat düzenlemesidir; madde metni "evrensel posta hizmet yükümlüsünce belirlenen posta ücretinin on katı tutarında meblağı evrensel posta hizmet yükümlüsüne tazminat olarak ödemekle yükümlüdür" ifadesiyle sorumluluğun tazminat hukukuna dayandığını açıkça ortaya koymaktadır.
Kanun koyucunun mülga 5584 sayılı Kanun'un 59. maddesinde göndericileri ayrıca ve açıkça zikretme ihtiyacı duymuş olması, idari ceza hukukunun kanunilik ilkesinin zorunlu bir sonucudur. İdari ceza hukukunda kanunilik ilkesi gereği, ceza ancak kanunda açıkça belirtilen kişilere ve açıkça tanımlanan fiiller nedeniyle uygulanabilir; bu nedenle "kaçak olarak götürenler" ile "bilerek bunlarla gönderenler" ayrı ayrı sayılmıştır. Oysa 6475 sayılı Kanun'un 6/3. maddesi bir idari ceza hükmü olmayıp özel hukuk kaynaklı bir tazminat yükümlülüğü getirmektedir. Özel hukuk alanında ceza hukukundaki dar yorum ve kanunilik ilkesi geçerli olmadığından, tazminat sorumluluğunun muhatabının belirlenmesinde normun lafzı ve amacı birlikte değerlendirilmek suretiyle geniş yoruma başvurulabilir. Dolayısıyla mülga 5584 sayılı Kanun'un idari ceza hükmünde göndericilerin tek tek sayılmış olmasından hareketle, farklı hukuki nitelikte olan 6475 sayılı Kanun'un tazminat hükmünün kapsamını daraltmak sistematik yorum ilkelerine aykırıdır. Aksine, 6475 sayılı Kanun'un 6/3. maddesindeki "posta tekelini ihlal edenler" ibaresinin geniş tutulmuş olması, kanun koyucunun tazminat sorumluluğunu idari ceza hükmündekinden daha dar değil, daha kapsamlı bir şekilde düzenleme iradesini yansıtmaktadır.
Kaldı ki 6475 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi, mülga 5584 sayılı Kanun'un yalnızca tekel tanımına ilişkin 2. maddesinin uygulanmasına devam edilmesini öngörmüş olup, mülga Kanun'un yaptırım rejimine ilişkin 59. maddesini diriltmemektedir. Bu düzenleme, kanun koyucunun mülga Kanun'dan yalnızca tekel kapsamının tanımını muhafaza ettiğini, yaptırım ve sorumluluk rejimini ise tamamen yeni kanuna bıraktığını göstermektedir. Bu nedenle mülga 59. maddedeki yaptırım sistematiğinden hareketle 6475 sayılı Kanun'un 6/3. maddesinin yorumlanması mümkün değildir.
Davalı tarafından dosyaya sunulan Vakıfbank ve Halkbank aleyhine verilmiş kararlar bağlayıcı nitelikte emsal karar olmayıp, her dosyanın kendi somut koşulları içinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Eldeki dosyanın somut koşulları, 13,5 milyonu aşan gönderi adedi ve sistematik nitelikte bir tekel ihlali göstermekte olup bu koşullar pasif husumetin kabulünü gerektirmektedir. Belirtmek gerekir ki söz konusu kararlar Yargıtay denetiminden geçmiş kesinleşmiş kararlar olmayıp, ilk derece mahkemesi düzeyinde verilmiş kararlardır. Mahkememiz, yukarıda açıklanan kanun lafzı, sistematik yorum, bilirkişi tespitleri ve somut olayın kendine özgü koşulları çerçevesinde bağımsız bir değerlendirme yapmakla yükümlü olup, farklı dosyalarda farklı maddi vakıalar üzerine kurulmuş kararlarla bağlı değildir.
Davalının İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına dayanması da yerinde görülmemiştir. Ceza yargılamasında verilen beraat veya kovuşturmaya yer olmadığı kararı, TBK m.74 uyarınca hukuk hakimini bağlamaz. Ceza yargılamasındaki ispat standardı ile hukuk yargılamasındaki ispat standardı farklı olup, ceza soruşturmasında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş olması, aynı fiillerin özel hukuk bakımından hukuka aykırılık teşkil etmediği anlamına gelmemektedir.
Sonuç olarak; 6475 sayılı Kanun'un 6/3. maddesindeki "posta tekelini ihlal edenler" ibaresinin geniş lafzı, kanun koyucunun aynı kanun içinde farklı maddelerde bilinçli olarak farklı ibareler kullanmış olması, posta tekeli ihlalinin fiilen göndericinin taşıtma kararı olmaksızın gerçekleşememesi, mülga 5584 sayılı Kanun'un 59. maddesi ile 6475 sayılı Kanun'un 6/3. maddesinin birbirinden esaslı biçimde farklı hukuki niteliklere sahip olması, bilirkişi heyetinin posta tekelinin taşıtanları da bağlayan genel nitelikli bir davranış kuralı getirdiğine ilişkin tespiti, TTK m.54 ve m.55/1-e kapsamında haksız rekabet fiiline ticari amaçla ve bilinçli olarak katılan kişilerin pasif husumet sahibi sayılması ve somut olayda 13,5 milyonu aşan gönderi adedinin sistematik ve kurumsal düzeyde bir ihlale işaret etmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalı ....'nin pasif husumet ehliyetinin bulunduğu sonucuna varılmıştır.
Banka ve kredi kartı gönderilerinin hukuki niteliği hususunda; banka ve kredi kartı gönderileri salt fiziksel bir karttan ibaret olmayıp, bilirkişi heyetince kök rapor ve tüm ek raporlarda Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 02.02.2001 tarih ve 2000/8005 Esas, 2001/721 Karar sayılı ilamına atıfla tespit ve teyit edildiği üzere, kartla birlikte kullanımına ilişkin gerek bizatihi kart üzerinde (kart hamilinin adı, kart numarası, kullanım süresi gibi) gerekse ayrıca yazılmış belge şeklinde (kart sözleşmesi, şartname, bilgilendirme belgeleri gibi) yazılı içerikler gönderilmektedir. Bu unsurlar gönderiye güncel ve kişisel haberleşme niteliği kazandırmakta olup Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin anılan ilamında da bu gönderilerin Mektup Postası Yönetmeliği'nin 2. maddesi uyarınca mektup niteliğinde olduğu açıkça tespit edilmiştir. 6475 sayılı Kanun'un 3/j maddesinde haberleşme gönderisi "kitap, katalog, gazete ve süreli yayınlar hariç herhangi bir fiziksel araç üzerine yazılan veya elektronik ileti şeklinde hazırlanan, gönderici tarafından gönderi üzerinde belirtilen adrese sevk ve teslim edilmesi gereken telgraf da dahil her türlü gönderi" olarak tanımlanmış olup kartla birlikte yazılı içerik barındıran banka ve kredi kartı gönderileri bu tanım kapsamında haberleşme gönderisi niteliğindedir.
Mektup niteliğindeki haberleşme gönderileri, 6475 sayılı Kanun'un 6. maddesi ve Geçici 8. maddesi uyarınca yürürlüğü devam eden mülga 5584 sayılı Posta Kanunu'nun 2. maddesi gereğince doğrudan posta tekeli kapsamındadır. Her ne kadar gönderinin içinde fiziksel bir kart bulunması gönderiye karma bir nitelik kazandırmakta ise de, gönderinin hukuki niteliği bir bütün olarak mektup olarak belirlendiğine göre, tekel kapsamında olma durumu doğrudan bu nitelendirmeden kaynaklanmaktadır. Fiziksel kartın varlığı gönderinin mektup niteliğini ve dolayısıyla posta tekeli kapsamında olma durumunu ortadan kaldırmamakta olsa olsa ücretlendirmesine etki edebilmektedir.
Debit kart gönderileri bakımından da aynı nitelendirmenin geçerli olduğu sonucuna varılmıştır. Bilirkişi heyetince tespit edildiği üzere kurye firmalarına taşıttırılan gönderilere ait işlem fişlerinde "Debit Kart ve Kredi Kartı dağıtımı" açıklaması birlikte yer almakta olup, debit kart gönderilerinde de kartla birlikte kart hamiline ait kişisel bilgiler ile kullanıma ilişkin yazılı belgeler gönderilmekte ve bu gönderiler kredi kartı gönderileriyle aynı hukuki niteliği taşımaktadır.
Geçici 8. maddenin yorumu hususunda; 6475 sayılı Kanun'un 6/1-a maddesinde posta tekelinin kapsamı "Cumhurbaşkanı tarafından ağırlığı veya ücreti belirlenen yurt içi ve yurt dışı haberleşme gönderileri" olarak tanımlanmış, ancak Kanun'un yürürlüğe girdiği 2013 yılından bugüne kadar bu belirleme yapılmamıştır. Kanun'un Geçici 8. maddesi açık bir geçiş normu öngörerek "6. maddenin birinci fıkrasının (a) bendine göre Cumhurbaşkanı tarafından belirleme yapılıncaya kadar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuatın ilgili hükümlerinin uygulanmasına devam olunur" hükmünü getirmiştir. Madde gerekçesinde de "posta tekeli uygulamasının devamı sağlanarak hukuki bir boşluk oluşmaması amaçlanmaktadır" ifadesi yer almaktadır. Kanun koyucu, idari organın belirleme yapmaması ihtimaline karşı bilinçli olarak bir geçiş normu düzenlemiş ve bu süre zarfında mülga kanunun uygulanmasını emretmiştir. Buna göre mülga 5584 sayılı Posta Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca ağırlık veya fiyat farkı gözetilmeksizin tüm açık ve kapalı mektuplar ile üzerlerinde haberleşme mahiyetinde yazı bulunan kartlar ...'nin tekeli altındadır ve bu hüküm halen yürürlüktedir.
Davalının Geçici 8. maddenin süresiz uygulanamayacağı ve kanunun serbestleştirme amacına aykırı olacağı savunması değerlendirilmiştir. Geçici 8. madde, belirleme yapılıncaya kadar geçerli olan açık ve koşullu bir norm niteliğindedir. İdari organın bu yetkisini kullanmaması kanun hükmünü hükümsüz kılmaz; aksine Geçici 8. madde tam da bu ihtimale karşı düzenlenmiştir. Kanun koyucunun açık iradesi, belirleme yapılıncaya kadar posta tekelinin mülga kanun kapsamında devamı yönündedir. Davalının 6475 sayılı Kanun'un 1. maddesindeki "posta hizmetlerinin rekabete dayalı esaslar çerçevesinde sunulmasını sağlamak üzere posta sektörünün serbestleştirilmesi" amacına dayanarak tekelin kalktığı savunmasına gelince; Kanun'un 1. maddesindeki serbestleştirme amacı posta tekelinin tamamen kaldırıldığı anlamına gelmemektedir. Aksine aynı Kanun'un 6. maddesi posta tekelini açıkça düzenlemiş ve korumuştur. Serbestleştirme, tekel dışı posta hizmetlerine yöneliktir; tekele tabi gönderiler ile tekel dışı gönderiler Kanun tarafından bilinçli olarak ayrıştırılmıştır. Nitekim Kanun'un 16. maddesi de evrensel posta hizmet yükümlüsünün tekele tabi ve tekel dışı gönderiler için ayrı hesap tutmak zorunda olduğunu düzenlemek suretiyle bu ayrımı teyit etmektedir. Mahkememiz, Geçici 8. madde uyarınca mülga 5584 sayılı Kanun'un posta tekeline ilişkin hükümlerinin uygulanması gerektiği kanaatine varmıştır.
Davalının 6475 sayılı Kanun'un 5. maddesindeki "posta gönderilerinin kabulü, toplanması, işlenmesi, sevki, dağıtımı ve teslimini kapsayan posta hizmetleri, bu Kanun hükümlerine göre faaliyet gösteren hizmet sağlayıcıları tarafından yerine getirilir" hükmünde hizmet sağlayıcıları yönünden ayrım gözetilmediği, dolayısıyla BTK lisanslı her firmanın tüm posta hizmetlerini sunabileceği savunmasına gelince; Kanun'un 5. maddesi posta hizmetlerinin genel çerçevesini çizmekte olup bu genel hüküm, Kanun'un 6. maddesinde ayrıca ve özel olarak düzenlenen posta tekelini bertaraf etmemektedir. Özel hüküm niteliğindeki tekel düzenlemesi, genel hükme öncelikle uygulanır.
Davalının Kanun'un 16. maddesi uyarınca ...'nin hem evrensel posta hizmet yükümlüsü hem de posta hizmet sağlayıcısı sıfatını birlikte taşıdığı, yükümlü sıfatının yalnızca başka sağlayıcıların bulunmadığı alanlarda kamu görevi gereği hizmet verme zorunluluğunu ifade ettiği savunmasına gelince; Kanun'un 16. maddesindeki ayrı hesap tutma zorunluluğu, tekele tabi gönderilerin varlığını ve bunların diğer gönderilerden farklı bir rejime tabi olduğunu doğrulamaktadır. Bu düzenleme ...'nin tekel hakkını zayıflatmak bir yana, tekelin varlığını ve ayrı muhasebeleştirilmesi zorunluluğunu öngörmek suretiyle posta tekelinin işlerliğini güçlendirmektedir.
Bankacılık mevzuatı kapsamındaki destek hizmeti istisnası hususunda; davalı vekilinin 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 35. maddesi ve Bankaların Destek Hizmeti Almalarına İlişkin Yönetmelik kapsamında kargo ve kurye şirketlerinden destek hizmeti temin etmenin hukuka uygun olduğu savunması değerlendirilmiştir. Bankaların bankacılık faaliyetlerinin yürütülmesinde destek hizmeti almalarının mümkün olduğu kabul edilmekle birlikte, bu hizmet alımı posta tekelini düzenleyen emredici kanun hükümlerini devre dışı bırakma yetkisi vermemektedir. Nitekim Bankaların Destek Hizmeti Almalarına İlişkin Yönetmeliğin 4/4. maddesinde kıymetli evrakın toplanması, dağıtılması ve teslimini içeren hizmetlerin "6475 sayılı Posta Hizmetleri Kanunu ve ilgili mevzuat uyarınca BTK tarafından yetkilendirilen hizmet sağlayıcıları tarafından ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak sağlanabileceği" düzenlenmiştir. Yönetmeliğin bizzat Posta Hizmetleri Kanunu'na atıf yapması, destek hizmeti alımının posta mevzuatı çerçevesinde gerçekleştirilmesi gerektiğini göstermektedir. BDDK'nın 25.12.2017 tarihli görüşünde de kart dağıtılması ve teslimi hizmetlerinin Destek Hizmetleri Yönetmeliği kapsamında değerlendirilmediği, yalnızca ilgili evrakın müşterilere teslimi ve imza alınmasıyla sınırlı kalınması kaydıyla kargo ve kurye hizmetlerinin yönetmelik kapsamı dışında tutulduğu belirtilmiştir. Davalının dayandığı MASAK düzenlemesine gelince; MASAK tarafından bankaların kurye ve dış destek birimleri aracılığıyla kimlik tespit yükümlülüklerini yerine getirebileceklerine ilişkin düzenleme, bankacılık işlemlerinin tamamlanmasına yönelik bir düzenleme olup posta tekelini düzenleyen 6475 sayılı Kanun hükümlerini ele alan, dikkate alan veya bertaraf edebilecek nitelikte değildir. Bu itibarla bankacılık mevzuatı kapsamındaki destek hizmeti alımının posta tekelinden muafiyet sağlamadığı, davalı bankanın haberleşme gönderileri bakımından posta tekeli ile bağlı olduğu sonucuna varılmıştır.
BTK yetkilendirmelerinin etkisi hususunda; davalının posta hizmet sağlayıcılarına BTK tarafından verilen yetki belgelerine dayandığı ve bu firmalardan hizmet almasının tekel ihlali oluşturmayacağı savunması değerlendirilmiştir. BTK tarafından posta hizmet sağlayıcılarına verilen yetki belgeleri, bu firmaların genel posta hizmetleri sunmalarına olanak tanımakla birlikte posta tekeli kapsamındaki haberleşme gönderilerinin yalnızca evrensel posta hizmet yükümlüsü tarafından taşınması zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. 6475 sayılı Kanun'un 3. maddesinde evrensel posta hizmet yükümlüsü ile posta hizmet sağlayıcısı ayrı kavramlar olarak tanımlanmıştır. Evrensel posta hizmet yükümlüsü görev sözleşmesi uyarınca hizmet sunmakla yükümlü kılınan ... A.Ş. olup, tekel kapsamındaki gönderiler bakımından münhasır yetki ...'ye aittir. BTK yetkilendirmesi, yetkilendirilen firmanın tekel dışı posta gönderilerini taşımasına imkan tanımakta, ancak tekel kapsamındaki haberleşme gönderilerine ilişkin ...'nin münhasır yetkisini ortadan kaldırmamaktadır. Nitekim Posta Sektörüne İlişkin Yetkilendirme Yönetmeliği'nin 16. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi, hizmet sağlayıcısının evrensel posta hizmetleri ve posta tekeli ile ilgili mevzuat hükümlerine uymakla yükümlü olduğunu açıkça düzenlemektedir. Bu hüküm, yetki belgesi sahibi olmanın posta tekelini aşma hakkı vermediğini doğrudan teyit etmektedir. Ayrıca aynı Yönetmeliğin 4/n maddesindeki kargo tanımında "kapsamında haberleşme niteliği taşıyan yazılar bulunmayan" ibaresi yer almakta olup bu da kargo hizmet sağlayıcılarının haberleşme gönderisi taşıyamayacağını göstermektedir.
Davalının dayandığı Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05.12.2014 tarih ve 2014/11820 Esas, 2014/19077 Karar sayılı ilamına gelince; anılan kararda BTK'dan yetki belgesi bulunmayan bir kurye şirketinin posta tekelini ihlal ettiği kabul edilmiş olup karar, yetki belgesi bulunmayan firmaların durumuna ilişkindir. Eldeki davada ise tartışma, tekel kapsamındaki haberleşme gönderilerinin yetki belgesi bulunup bulunmadığına bakılmaksızın ... dışı firmalara taşıtılması noktasındadır. Yetkilendirme Yönetmeliği'nin 16/2-d bendi uyarınca yetki belgesi sahibi firmalar dahi posta tekeli mevzuatına uymakla yükümlü olduğundan, bu karardan davalı lehine bir sonuç çıkarılması mümkün değildir.
Davalının dayandığı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 17.05.2023 tarih ve 2021/2782 Esas, 2023/1610 Karar sayılı kararına gelince; İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/777 Esas, 2019/1010 Karar sayılı dosyasına ilişkin bu kararda ...'nin bir kurye şirketi aleyhine açtığı davada davanın reddine karar verilmiş ise de anılan karar aşağıda açıklanan nedenlerle mahkememizce emsal olarak benimsenmemiştir.
Birinci olarak, anılan karar 6475 sayılı Kanun'da var olmayan bir maddeye (6/1-e) atıfla verilmiştir. 6475 sayılı Kanun'un 6. maddesinin 1. fıkrasında yalnızca (a), (b), (c) ve (ç) bentleri bulunmakta olup bir (e) bendi mevcut değildir. Kararın temel hukuki dayanağını oluşturan kanun maddesinin Kanun'da yer almaması, kararın hukuki temelini doğrudan sarsmaktadır.
İkinci olarak, anılan kararda BTK yetki belgesinin posta tekelinden muafiyet sağladığı yönünde varılan sonuç, bizzat Posta Sektörüne İlişkin Yetkilendirme Yönetmeliği'nin 16. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi ile çelişmektedir. Anılan hüküm, yetki belgesi sahibi hizmet sağlayıcısının evrensel posta hizmetleri ve posta tekeli ile ilgili mevzuat hükümlerine uymakla yükümlü olduğunu açıkça düzenlemekte olup, yetki belgesi sahibi olmanın posta tekelini aşma hakkı vermediğini doğrudan teyit etmektedir. Anılan kararda ise bu yönetmelik hükmü değerlendirilmemiş ve yetki belgesinin tek başına posta tekelinden muafiyet sağladığı sonucuna ulaşılmıştır.
Üçüncü ve en önemli olarak, anılan kararda eldeki davanın ve posta tekeli uyuşmazlıklarının çözümünde belirleyici olan temel normlar hiç incelenmemiştir. Şöyle ki; eldeki davada posta tekelinin varlığı ve kapsamı, 6475 sayılı Kanun'un 6/1-a maddesindeki ağırlık ve ücret belirlemesinin henüz yapılmamış olması karşısında, Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca mülga 5584 sayılı Posta Kanunu'nun 2. maddesine göre belirlenmektedir. Mülga 5584 sayılı Kanun'un 2. maddesi, ağırlık veya fiyat farkı gözetilmeksizin tüm açık ve kapalı mektuplar ile üzerlerinde haberleşme mahiyetinde yazı bulunan kartların ...'nin tekeli altında olduğunu hükme bağlamaktadır. Geçici 8. madde ise Cumhurbaşkanı tarafından belirleme yapılıncaya kadar mülga kanunun ilgili hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağını açıkça düzenlemektedir. Anılan kararda bu geçiş normu hiç tartışılmamış, mülga 5584 sayılı Kanun'un 2. maddesi incelenmemiş ve dolayısıyla posta tekelinin mevcut kapsamı değerlendirilmemiştir. Ayrıca 6475 sayılı Kanun'un 6/3. maddesinde düzenlenen ve posta tekelini ihlal edenlerin evrensel posta hizmet yükümlüsüne tazminat ödemekle yükümlü olduğuna dair hüküm de anılan kararda ele alınmamıştır. Oysa eldeki davada tazminat talebinin hukuki dayanağını doğrudan bu madde oluşturmaktadır. Sonuç olarak anılan karar, posta tekeli uyuşmazlığının çözümünde belirleyici olan mülga 5584 sayılı Kanun m.2,6475 sayılı Kanun Geçici m.8 ve m.6/3 hükümlerini incelemeksizin ve var olmayan bir kanun maddesine dayanarak verilmiş olup, eldeki dava bakımından emsal değeri taşımamaktadır.
Davalının hizmet aldığı kurye ve kargo firmalarına karşı BTK tarafından hiçbir idari soruşturma yapılmadığı ve hiçbir idari yaptırım gündeme gelmediği savunmasına gelince; BTK tarafından idari yaptırım uygulanmamış olması posta tekelinin ihlal edilmediği anlamına gelmez. İdari denetim organının hareketsizliği kanun hükmünü hükümsüz kılmaz veya kanuna aykırı eylemi hukuka uygun hale getirmez. Tekel ihlalinin varlığı mahkememizce dosya kapsamındaki deliller ve bilirkişi tespitleri ışığında bağımsız olarak değerlendirilmiştir.
Haksız rekabetin oluşumu hususunda; yapılan değerlendirmeler neticesinde davalı ....'nin 27.01.2014 ile 27.01.2017 tarihleri arasında posta tekeli kapsamındaki banka ve kredi kartı gönderilerini ... Hızlı ... A.Ş., ... A.Ş. ve ... Dağıtım firmaları aracılığıyla müşterilerine ulaştırdığı, bu suretle 6475 sayılı Kanun'un 6. maddesinde düzenlenen posta tekelini ihlal ettiği sabit görülmüştür. Bilirkişi heyeti de kök raporun sonuç bölümünde mahkemece bankaların ... dışındaki kurum ve kuruluşlara kredi kartı taşıtmalarının posta tekeline aykırı nitelendirilmesi durumunda haksız rekabetin gerçekleştiği hususunun kabulünün gerekeceğini tespit etmiştir. Bu ihlal, TTK m.54/2 uyarınca tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen dürüstlük kuralına aykırı bir ticari uygulama niteliğinde olup, TTK m.55/1-e kapsamında kanunla yüklenmiş iş şartlarına uymamak suretiyle haksız rekabet oluşturmaktadır. Davalının posta tekelini düzenleyen emredici kanun hükümlerine aykırı davranarak ...'nin haberleşme gönderileri üzerindeki tekel hakkını sistematik biçimde devre dışı bırakması, davacının kanundan kaynaklanan tekel hakkının ihlali sonucunu doğurmuştur.
Tazminatın hukuki dayanağı 6475 sayılı Kanun'un 6. maddesinin 3. fıkrası olup, anılan hükme göre "posta tekelini ihlal edenler, bu ihlal kapsamındaki gönderiler için evrensel posta hizmet yükümlüsünce belirlenen posta ücretinin on katı tutarında meblağı evrensel posta hizmet yükümlüsüne tazminat olarak ödemekle yükümlüdür." Bu hüküm özel bir kanuni tazminat niteliğinde olup genel haksız fiil hükümlerinden bağımsız olarak ihlalin gerçekleşmesiyle doğar ve ayrıca zarar ispatı aranmaksızın ihlal kapsamındaki gönderi sayısı üzerinden hesaplanan götürü nitelikte bir tazminattır. Davalının TBK m.49 ve 50 kapsamında hukuka aykırı fiil, kusur, zarar ve illiyet bağı unsurlarının bulunmadığı savunması bu nedenle yerinde görülmemiştir.
İnceleme dönemi olarak TTK m.60 kapsamında zamanaşımı süresi gözetilerek 27.01.2014 ile 27.01.2017 tarihleri arası esas alınmıştır. 4. ek bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere bu dönemde ... firmalarına toplam 13.515.877 adet banka ve kredi kartı gönderisi taşıtılmıştır. ... ...A.Ş. bakımından ise işlem fişlerinde "taşıma hizmeti bedeli" açıklaması bulunduğu ve hangi belgenin taşındığının tespit edilemediği bilirkişi heyeti tarafından belirlenmiş olduğundan, ...'ya yapılan taşımalar tazminat hesaplamasına dahil edilmemiştir. Kök raporda 2019 ve 2020 yıllarına ait inceleme döneminde DHL World Wide Exp T.A.Ş.'ye "kredi kartı dağıtımı" açıklamasıyla ödeme yapıldığı tespit edilmiş olmakla birlikte, bu tespit zamanaşımı kapsamında esas alınan 27.01.2014 ile 27.01.2017 inceleme dönemine ait olmadığından ve anılan dönemde davalı bankanın muhasebe kayıtları ve işlem fişlerinin incelenmesinde DHL bakımından posta tekeline aykırı bir bulguya rastlanmadığından DHL tazminat hesaplamasına dahil edilmemiştir.
Tarife kategorisi hususunda; 4. ek bilirkişi raporunda mahkememizin ara kararı doğrultusunda hem yurtiçi mektup gönderi tarifesi hem de ... kurye gönderi tarifesi üzerinden ayrı ayrı hesaplama yapılmıştır. Davacı taraf ... kurye gönderi ücret tarifesinin esas alınmasını talep etmiş, davalı taraf ise gönderilerin hukuki niteliğiyle tutarlı olarak mektup tarifesinin uygulanması gerektiğini savunmuştur. Bu husus mahkememizce aşağıdaki gerekçelerle değerlendirilmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin anılan ilamı ve 6475 sayılı Kanun'un 3/j maddesi uyarınca banka ve kredi kartı gönderileri mektup niteliğinde haberleşme gönderisi olarak nitelendirilmiştir. 6475 sayılı Kanun'un 6/3. maddesinde tazminatın hesaplanmasında esas alınacak ücret "evrensel posta hizmet yükümlüsünce belirlenen posta ücreti" olarak ifade edilmiştir. Gönderi mektup niteliğinde olduğuna göre, tazminat hesaplamasında uygulanacak tarife de bu gönderinin hukuki niteliğine karşılık gelen yurtiçi mektup gönderi tarifesi olmalıdır. Hukuki nitelendirmede mektup olarak kabul edilen bir gönderinin tazminat hesaplamasında farklı bir tarife kategorisine tabi tutulması hukuki tutarlılığa aykırı düşer.
Davacı taraf ... kurye gönderi ücret tarifesinden ücretlendirme yapıldığını iddia etmiş ise de bu iddiasını destekleyecek bankalarla yapılmış sözleşme veya şartname suretini dava dosyasına sunamamıştır. 4. ek bilirkişi raporunda bu husus açıkça tespit edilmiştir. Ayrıca davacı bizzat mahkememize sunduğu 25.03.2025 tarihli beyanında debit kart ve kredi kartlarının taşınmasında uyulması gereken özel bir düzenleme ya da hükmün bulunmadığını kabul etmiştir. Davalı taraf da debit kart ve kredi kartlarının hangi gönderi yöntemiyle dağıtılacağına ilişkin BDDK mevzuatında veya bankacılık mevzuatında bir düzenleme bulunmadığını bildirmiştir. ... kurye gönderisi özel talebe bağlı istisnai bir gönderi türü olup, banka ve kredi kartı gönderimlerinde ... tarifesinin zorunlu olduğuna dair herhangi bir yasal dayanak bulunmamaktadır.
Bunun ötesinde davacının yargılamanın her aşamasında bu gönderilerin mektup niteliğinde olduğunu savunup posta tekelinin mektup gönderileri bakımından geçerli olduğunu ileri sürmesine karşın, ücret hesaplamasında bu gönderilerin mektup gibi değerlendirilemeyeceğini iddia ederek ... kurye tarifesinin esas alınmasını talep etmesi çelişkili bulunmuştur. Kanun'un 6/3. maddesinde "belirlenen posta ücretinin on katı" ifadesi yer almakta olup, ... kurye hizmeti kanunda ayrıca düzenlenmemiş, özel talebe bağlı nitelikli bir hizmet türüdür. Kanun metninde nitelikli bir gönderi türüne ait ücret cetveline hesaplama aracı olarak yer verilmemiştir. Bu gerekçelerle tazminat hesaplamasında yurtiçi mektup gönderi tarifesinin esas alınması gerektiği, davacının ... kurye tarifesi üzerinden hesaplama yapılması talebinin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
4. ek bilirkişi raporunda davalının tarih aralığı ve tarife ücretlerine ilişkin itirazları dikkate alınarak ...'nin sunduğu posta ücret tarifesi listelerine göre 5 ayrı dönem belirlenmiş ve her dönem için ilgili tarihlerde geçerli olan yurtiçi mektup gönderi birim ücretleri uygulanmıştır. Buna göre; 27.01.2014 ile 04.05.2014 tarihleri arasında toplam 1.437.471 adet gönderi için birim ücret 1,10 TL üzerinden 1.581.218,10 TL, 05.05.2014 ile 02.08.2015 tarihleri arasında toplam 6.016.639 adet gönderi için birim ücret 1,25 TL üzerinden 7.520.798,75 TL, 03.08.2015 ile 19.06.2016 tarihleri arasında toplam 3.428.871 adet gönderi için birim ücret 1,40 TL üzerinden 4.800.419,40 TL, 20.06.2016 ile 30.06.2016 tarihleri arasında toplam 183.659 adet gönderi için birim ücret 1,40 TL üzerinden 257.122,60 TL ve 01.07.2016 ile 27.01.2017 tarihleri arasında toplam 2.449.237 adet gönderi için birim ücret 1,60 TL üzerinden 3.918.779,20 TL olmak üzere toplam posta ücreti 18.078.337,45 TL olarak hesaplanmıştır. 6475 sayılı Kanun'un 6/3. maddesi uyarınca bu tutarın on katı olan 180.783.374,50 TL tazminat alacağının doğduğu tespit edilmiştir. Mahkememiz, 4. ek bilirkişi raporundaki mektup tarifesine göre yapılmış hesaplamayı dosya kapsamına, usul ve yasaya uygun bulmuş ve hükme esas almıştır.
Posta tekelinin ihlalinden kaynaklanan tazminat alacağı haksız fiil niteliğinde olup, her dönem sonunda gerçekleşen ihlale ilişkin tazminat o dönemin bitim tarihinden itibaren muaccel hale gelmektedir. Her iki taraf da tacir sıfatını haiz olduğundan 3095 sayılı Kanun'un 2/2. maddesi uyarınca ticari avans faizi uygulanmıştır. Buna göre 15.812.181,00 TL için 04.05.2014 tarihinden, 75.207.987,50 TL için 02.08.2015 tarihinden, 48.004.194,00 TL için 19.06.2016 tarihinden, 2.571.226,00 TL için 30.06.2016 tarihinden ve 39.187.792,00 TL için 27.01.2017 tarihinden itibaren ticari avans faizi işletilmiştir.
Davalının posta tekelini ihlal eden eylemleri haksız rekabet niteliğinde olduğundan TTK m.56/1-a ve b uyarınca haksız rekabetin tespitine, haksız rekabetin önlenmesi amacıyla muarazanın menine ve müdahalenin önlenmesine karar verilmiştir. Davalı bankanın banka ve kredi kartı gönderilerini posta tekeli kapsamında olmasına rağmen ... dışındaki firma ve kuruluşlara taşıtması haksız rekabet oluşturmakta olup bu ihlalin devamının önlenmesi gerekmektedir.
Davacının ... kurye gönderi ücret tarifesi üzerinden hesaplama yapılması ve buna göre daha yüksek tutarda tazminata hükmedilmesi talebi yukarıda tarife kategorisine ilişkin bölümde açıklanan gerekçelerle reddedilmiştir. Tazminat hesaplamasında yurtiçi mektup gönderi tarifesinin esas alınması gerektiği sonucuna varıldığından, mektup tarifesini aşan kısma ilişkin fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Tüm bu nedenlerler sonuçta aşağıdaki şekilde hüküm tahsis edilmiştir.
Gerekçesi yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere;
1-Davanın KISMEN KABULÜNE;
Davalı ....'nin banka ve kredi kartı gönderilerini ... yerine üçüncü kargo/kurye şirketleri aracılığıyla taşıtmak suretiyle 6475 sayılı Posta Hizmetleri Kanunu'nun 6. maddesi kapsamındaki posta tekeli ihlali sebebine dayalı olarak haksız rekabetin önlenerek muarazanın men'ine ve müdahalenin önlenmesine,
Davalının bu ihlal kapsamındaki eylemleri nedeniyle 6475 sayılı Kanun'un 6/3. maddesi uyarınca, 180.783.374,50 TL tazminatın;
— 15.812.181,00 TL'si için 04.05.2014 tarihinden,
— 75.207.987,50 TL'si için 02.08.2015 tarihinden,
— 48.004.194,00 TL'si için 19.06.2016 tarihinden,
— 2.571.226,00 TL'si için 30.06.2016 tarihinden,
— 39.187.792,00 TL'si için 27.01.2017 tarihinden itibaren
işleyecek ticari avans faiziyle birlikte, davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,
Fazlaya ilişkin istemin reddine
2-Hüküm altına alınan miktar üzerinden hesaplanan 12.349.312,31 TL ilam harcından peşin alınan 3.110.796,50 TL ıslah harcının mahsubu ile bakiye 9.238.515,81 TL ilam harcının ve dava tarihi itibariyle alınması gerekli 31,40 TL başvuru harcı olmak üzere toplam 3.110.827,90 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
(Dava ana dosyadan tefrik edilerek mahkememize gelmekle başvuru ve peşin harç bulunmadığı görülmekle mahsup yapılmamıştır.)
3-Davacı tarafından yatırılan 3.110.796,50 TL ıslah harcının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
4-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. göre hesaplanan 2.863.833,75 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
5-Davalı, kendisini vekille temsil ettirmiş olmakla, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. göre hesaplanan 210.392,27 TL ücreti vekaletin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
6-Davacı tarafından yapılan 75.923,00 TL yargılama giderinin red ve kabul durumuna göre takdiren oranlayarak 75.350,22 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine; arda kalan bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,
7-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen taraflara iadesine,
Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere miktar açısından oy çokluğu ile verilen karar alenen okunup usulen anlatıldı.12/03/2026
(Muhalif)
Üye ... (e-imzalı)
Üye ... (e-imzalı)
Katip ... (e-imzalı)
MUHALEFET ŞERHİ
Başkan ... (e-imzalı)
Sayın çoğunluğun görüşünden ayrıldığım tek husus, tazminat hesaplamasında esas alınacak tarife kategorisidir. Çoğunluk yurtiçi mektup gönderi tarifesini esas almış ise de aşağıda açıklayacağım gerekçelerle tazminat hesaplamasında ... kurye gönderi tarifesinin uygulanması gerektiği kanaatindeyim.
Tazminatın hukuki dayanağını oluşturan 6475 sayılı Kanun'un 6. maddesinin 3. fıkrasında "posta tekelini ihlal edenler, bu ihlal kapsamındaki gönderiler için evrensel posta hizmet yükümlüsünce belirlenen posta ücretinin on katı tutarında meblağı evrensel posta hizmet yükümlüsüne tazminat olarak ödemekle yükümlüdür" hükmü yer almaktadır. Kanun koyucu bu hükümde "mektup tarifesi", "yurtiçi mektup gönderi ücreti" veya belirli bir tarife kategorisine atıf yapmamış, bunun yerine "evrensel posta hizmet yükümlüsünce belirlenen posta ücreti" ifadesini kullanmıştır. Bu ifade, gönderinin hukuki sınıflandırmasına göre soyut bir tarife cetvelinden çıkarılacak bir bedele değil, ...'nin ilgili gönderi türü için fiilen belirlediği ve uyguladığı ücrete atıf yapmaktadır. Kanun metninin lafzı açık olup, hesaplamada esas alınacak ücret ...'nin söz konusu gönderiler için belirlediği ücrettir.
Banka ve kredi kartı gönderileri her ne kadar hukuken mektup niteliğinde haberleşme gönderisi olarak nitelendirilmiş ise de, bu gönderiler muhteviyatları itibarıyla normal bir mektuptan önemli ölçüde farklılaşmaktadır. Gönderinin içeriğinde banka veya kredi kartı gibi finansal açıdan hassas bir araç, kartla birlikte kart sözleşmesi, şartname ve bilgilendirme belgeleri yer almakta olup bu gönderilerin taşınması ve teslimi sırasında güvenli kabul ve sevk, alıcıya kimlik tespiti yapılarak imza karşılığı teslim gibi normal mektup gönderisinde bulunmayan ek operasyonel gereklilikler söz konusudur. Bu operasyonel farklılık, gönderinin hukuki niteliğini değiştirmemektedir; gönderi hukuken mektup olmaya ve posta tekeli kapsamında kalmaya devam etmektedir. Ancak gönderinin muhteviyatından kaynaklanan bu özel nitelik, ...'nin söz konusu gönderileri normal mektup tarifesinden değil ... kurye gönderi tarifesinden ücretlendirmesinin nedenidir. Nitekim posta uygulamasında kimlik kartı, pasaport, elektronik imza zarfı gibi hukuken mektup vasfında olan diğer özel nitelikli gönderiler de aynı şekilde ... kurye tarifesinden ücretlendirilmektedir.
Sayın çoğunluk, tazminat hesaplamasında yurtiçi mektup gönderi tarifesini esas alırken, hukuki nitelendirmede mektup olarak kabul edilen bir gönderinin tazminat hesaplamasında farklı bir tarife kategorisine tabi tutulmasının hukuki tutarlılığa aykırı düşeceğini gerekçe göstermiştir. Ancak kanaatimce hukuki nitelendirme ile ücretlendirme birbirinden farklı düzlemlere ilişkindir. Gönderinin hukuki niteliği, onun posta tekeli kapsamında olup olmadığını belirleyen bir hukuki sınıflandırmadır. Tarife ise evrensel posta hizmet yükümlüsünün söz konusu gönderi türü için belirlediği fiili ücrettir. Bir gönderinin hukuken mektup niteliğinde olması, ...'nin o gönderiyi mutlaka en düşük mektup tarifesinden ücretlendirmesini zorunlu kılmamaktadır. Hukuki nitelendirmenin tazminat tarifesini otomatik olarak yurtiçi mektup gönderi tarifesine bağlaması kanunun lafzından çıkarılabilecek bir sonuç değildir; kanun açıkça "belirlenen posta ücreti" demektedir.
Çoğunluk ayrıca davacının yargılamanın her aşamasında gönderilerin mektup niteliğinde olduğunu savunup, ücret hesaplamasında ... kurye tarifesi talep etmesini çelişkili bulmuştur. Kanaatimce burada bir çelişki bulunmamaktadır. Davacı, gönderinin hukuki niteliğinin mektup olduğunu savunmakla posta tekelinin kapsamını belirlemekte, ücret hesaplamasında ise bu mektup türü için ... tarafından fiilen belirlenen ve uygulanan ... kurye tarifesinin esas alınmasını talep etmektedir. Hukuki nitelendirme ile operasyonel ücretlendirme farklı kavramlar olup, davacının her iki düzlemde tutarlı bir pozisyon aldığı görülmektedir.
Son olarak çoğunluk, ... kurye hizmetinin kanunda ayrıca düzenlenmemiş olduğunu ve özel talebe bağlı nitelikli bir hizmet türü olduğunu belirtmiştir. Ancak ...'nin kanunda ayrıca düzenlenmemiş olması, ...'nin bu hizmeti sunmadığı veya banka kartı gönderileri için bu tarifeyi belirlemediği anlamına gelmemektedir. ..., kanunun verdiği yetkiye dayanarak farklı gönderi türleri için farklı tarifeler belirlemektedir. Kanun'un 6/3. maddesi tazminat hesaplamasını gönderinin hukuki sınıflandırmasına değil, ...'nin "belirlediği" ücrete bağlamıştır.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle, gönderinin mektup niteliğinde olması tekel kapsamında kalmasını sağlamakla birlikte, 6475 sayılı Kanun'un 6/3. maddesi uyarınca tazminat hesaplamasında esas alınması gereken ücret ...'nin banka ve kredi kartı gönderileri için fiilen belirlediği ... kurye gönderi ücretidir. 4. ek bilirkişi raporunda ... kurye gönderi tarifesine göre yapılan hesaplamaya göre; 27.01.2014 ile 04.05.2014 tarihleri arasında 1.437.471 adet gönderi için birim ücret 4,50 TL üzerinden 6.468.619,50 TL, 05.05.2014 ile 02.08.2015 tarihleri arasında 6.016.639 adet gönderi için birim ücret 5,00 TL üzerinden 30.083.195,00 TL, 03.08.2015 ile 19.06.2016 tarihleri arasında 3.428.871 adet gönderi için birim ücret 5,60 TL üzerinden 19.201.677,60 TL, 20.06.2016 ile 30.06.2016 tarihleri arasında 183.659 adet gönderi için birim ücret 6,50 TL üzerinden 1.193.783,50 TL ve 01.07.2016 ile 27.01.2017 tarihleri arasında 2.449.237 adet gönderi için birim ücret 6,50 TL üzerinden 15.920.040,50 TL olmak üzere toplam posta ücreti 72.867.316,10 TL olarak hesaplanmış olup, 6475 sayılı Kanun'un 6/3. maddesi uyarınca bu tutarın on katı olan 728.673.161,00 TL tazminata hükmedilmesi gerektiği kanaatiyle sayın çoğunluğun tarife kategorisine ilişkin görüşüne muhalifim.