Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)

Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

Davacı vekili tarafından Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi'ne vermiş olduğu 01/07/2020 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde özetle ; Müvekkilinin şirketin davalıdan araç satın aldığını, aracın 2 yıl garantisi olduğunu, aracı satın aldıktan 4 gün sonra (13/12/2019 tarihinde) aracın gösterge ekranının kapandığını, yetkili Adana ilindeki yetkili servise aracın götürüldüğünü, araçtaki sorunun giderildiği belirterek iade edildiğini, aracın 4 gün sonra yeniden hata verdiğini, 20/12/2019 tarihinde yetkili servis ...... Otomotiv'e götürüldüğünü, yine yazılım güncellemesi ile sorunun giderildiği bildirilerek iade edildiğini, son olarak 27/12/2019 tarihinde yeniden aynı hatayı verince ...... Otomotiv e götürüldüğünü, araçta ciddi bir hasar olduğunu ve parça değişmesi gerektiğini, parçanın şu an ellerinde bulunmadığını belirterek aracın arızalı olarak müvekkiline teslim edildiğini, aracın ayıplı olduğunun yetkili servis tarafından belgelendiğini, değişmesi gerekli parçanın aracın ana görevlerini yapan sistem olduğunu ve sorunun üretimden kaynaklı olduğunu servisten öğrendiklerini, aracın değişiminin davalıdan talep edildiğini, dönüş yapılmadığından davalıya 14/01/2020 tarihinde aracın ağır nitelikli ayıplı olduğunu ve değişimini talep ettiklerini noter ihtarıyla bildirmelerine rağmen dönüş yapılmadığını, arabulucuğun anlaşamama ile sonuçlandığını, tüm bu sebeplerle aracın değiştirilmesini, aksi halde ayıp oranında bedelde indirim yapılmasına, aracın kullanılmadığı döneme ilişkin 1.000,00 TL bedelin aracın satın alındığı tarihten itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekilinin 01/09/2020 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle ; Davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, yetkili mahkemenin Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, davacının ayıp ve ihbar yükümlülüklerine uymadığını, süresi içinde ayıp ihbarının noter marifetiyle yapılması gerektiğini, 2 ve 8 günlük sürelerin geçirildiğini, harcın ikmal edilmesi gerektiğini, davacı delillerinin taraflarına tebliğ edilmediğini, ilgili arızanın basit bir onarım ile giderilebileceği ancak davalının buna izin vermediğini, davacının onarım seçimlik hakkını kullanarak değiştirilme hakkının kullanamayacağını, mahkeme aksi kanaatte ise ücretsiz onarım veya bedelde indirime karar vermesi gerektiğini, dava konusu araca ilişkin tramer kayıtlarının istenmesi gerektiğini, davalının elde ettiği aracı kullanırken olan menfaatlerin hesapta tenzil edilmesi gerektiğini, araçtan yoksun kalma zararına ilişkin herhangi bir delil ortaya konulmadığını tüm bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Dava, ayıplı olduğu iddia edilen aracın misli ile değiştirilmesi istemine ilişkindir.
Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır.
Bilirkişiler Prof. Dr. ....., Prof. Dr. ..... ve Doç. Dr. ..... tarafından İstanbul ..... Asliye Ticaret Mahkemesine sunulan 04/04/2021 havale tarihli talimat bilirkişi raporunda özetle ;.Dava konusu araçta gizli ayıp olduğu, araçtan faydalanamama halinin süreklilik kazandığı, araçtaki gizli ayıbın onarım yoluyla giderilmesi için davalı şirkete fırsat verilmesi gerektiği, araçta yapılacak onarım işleminin araçta bir değer kaybına neden olmayacağı yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir.
Bilirkişiler Prof. Dr. ......, Prof. Dr. ..... ve Doç. Dr. ..... tarafından mahkememize sunulan 04/11/2021 havale tarihli bilirkişi ek raporunda özetle ; Dava konusu araçta gizli ayıp olduğu, araçtan faydalanamama halinin süreklilik kazandığı, araçtaki gizli ayıbın onarım yoluyla giderilmesi için davalı şirkete fırsat verilmesi gerektiği, araçta yapılacak onarım işleminin araçta bir değer kaybına neden olmayacağı, davacının davalıdan talep edebileceği araç mahrumiyet zararının 750,00 TL olduğu yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir.
Bilirkişiler Prof. Dr. ....., Prof. Dr. ..... ve Doç. Dr. ...... tarafından mahkememize sunulan 04/04/2022 havale tarihli bilirkişi ek raporunda özetle ; .Dava konusu araçtaki arızanın onarımı garanti kapsamında ücretsiz yapılacağından bir davacıdan talep edilecek bir masrafın söz konusu olmadığı yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir.
Bilirkişiler Prof. Dr. ....., Dr. ..... ve Doç. Dr. ...... tarafından mahkememize sunulan 28/04/2023 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle ; İnceleme kısmındaki görüşler doğrultusunda, davacının aracında meydana gelen ekran arızasının kötü kullanımdan kaynaklanmamış olduğu, fabrikasyondaki üretim hatasından kaynaklanmış olduğu, gizli ayıp niteliğinde olduğu, garanti süresi içinde iki defa meydana geldiği, ancak arızanın onarımına teşebbüs edilmediği dikkate alındığında, takdiri mahkemeye ait olmak üzere, henüz garanti yönetmeliğinin 9. Maddesindeki şartların oluşmamış olduğu, onarım denenmeden misli ile değişime gidilmenin orantısız güçlükler doğuracağı, teknik olarak bu arızanın onarılabileceği, orijinal yedek ile garanti kapsamında onarıldığı taktirde ise, aracın onarım bedelinin ve değer kaybının olmayacağı, aracın bu hali ile kullanımının teknik olarak mümkün olduğu, ancak ekran kararması durumlarında kullanımın oldukça zorlaşacağı yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir.
Bilirkişiler Prof. Dr. ...., Dr. .... ve Doç. Dr. ..... tarafından mahkememize sunulan 26/04/2024 havale tarihli bilirkişi ek raporunda özetle ; Araç mahrumiyet bedelinin arıza tarihi itibariyle toplam 1.500,00 TL, dava tarihi itibariyle 3.000,00 TL olduğu, bahse konu hayalet ekran göstergesinin, dava tarihi itibariyle 68.211,85. TL (KDV Dahil) parça, 10.000. TL (KDV Dahil) bedelinin piyasa rayiçlerinde makul ve mantıklı olduğu kadr-i maruf kabul edilebileceği yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir.
Somut olayda öncelikle ayıp kavramı üzerinde durmakta fayda bulunmaktadır.
En öz tanımı ile ifa, borçlanılmış olan edimin yerine getirilmesi suretiyle borcun sona erdirilmesidir (Alman Medeni Kanunu, m. 362/I, Tunçomağ, Kenan: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1976, s. 663; Türk Hukuk Lûgatı: Türk Hukuk Kurumu, Ankara 2021, s.
Ahde vefa ilkesi gereğince; birbirlerine karşı yükümlülükler üstlenerek borç ilişkisine giren tarafların, taahhüt ettikleri edimleri ifa etmesi gereklidir.
Borcun gereği gibi ifası, borçlanılan edimin, ifa tarz ve unsurlarına yani ifanın taraflarına, yer ve zamanına, miktar ve niteliğine uygun olarak eksiksiz bir şekilde yerine getirilmesidir. Bu şart ve unsurlara uygun olmayan bir ifa, ifa olarak tanımlanamayacağı için “borcun ifa edilmemesi” söz konusu olacaktır.
Borcun ifa edilmemesi hâlinde borçlunun sorumluluğunu düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 112. maddesine göre “Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.”.
Eksik ifa kavramı sözleşme ve eklerine göre yapılması kararlaştırıldığı hâlde tam yapılmayan iş veya dürüstlük kuralı gereği yapılması gereken işlerin bir kısmının hiç yapılmaması durumunu ifade eder.
Ayıp ise,bir malda sözleşme ve yasa hükümlerine göre normal olarak bulunması gereken niteliklerin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bozuklukların yer almasıdır. Bu çerçevede ayıp kavramının içeriği belirlenirken öncelikle; sözleşme hükümlerine bakılmalıdır. Sözleşme ele alınırken bakılacak ilk husus, taraflar arasında satılan malın hangi özellikleri içermesi konusunda açık bir anlaşmanın olup olmadığıdır. Üzerinde anlaşma olmayan durumda ise, sözleşmenin yorumundan hareketle tarafların zımnen bu konuda bir anlaşma yapıp yapmadıklarına bakılacaktır. Zımnî anlaşmanın dahi olmadığı durumlarda, sözleşmenin tümü dikkate alınacak ve dürüstlük kuralına göre malın taşıması gereken vasıflar belirlenecektir. Bu anlamda ayıp, malın sözleşmeye göre taşıması gereken nitelikleri taşımaması hâli veya bu hususta özel bir hüküm olmasa da, sözleşmenin niteliği ve içeriği dikkate alındığında, malda mevcut olması gereken vasıfların eksikliği şeklinde ortaya çıkacaktır.
Ayıbın varlığı hâlinde satıcıyı maldaki ayıptan sorumlu tutabilmek için TBK hükümlerine göre birtakım maddi koşulların (ayıp sayılan bir eksikliğin mevcudiyeti, ayıbın önemli olması, ayıbın malın yarar ve zararının alıcıya geçtiği anda var olması, alıcının ayıbın varlığını bilmeden malı satın almış olması) gerçekleşmesi ve bazı biçimsel koşulların da (ihbar ve TBK hükümlerinde muayene) alıcı tarafından sağlanması gerekir.
Satılan maldaki ayıp, açık veya gizli ayıp şeklinde olabilir. Açık ayıplar, ilk bakışta görülebilen veya basit bir muayene ile anlaşılabilen ayıplardır. Buna karşılık gizli ayıplar, ilk bakışta fark edilemeyen, sonradan yapılacak detaylı bir muayene ile anlaşılan ayıplardır. Bu tür ayıplar genelde malın yapısıyla ilgili olan ve kullanılmasıyla anlaşılan ayıplardır.
Alıcının seçimlik haklarına ilişkin olarak TBK’nın 227. maddesinde, malın ayıplı olması hâlinde alıcının satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmenin feshini ya da satılanı alıkoyup kıymetinin noksanı mukabilinde semenin tenzilini isteyebileceği düzenlenmiştir.
TBK’nın 227/3. maddesinde ise, ayıp hâlinde alıcının sözleşmenin feshi talebi üzerine hâkimin, hâl icabı sözleşmenin feshini haklı görmemesi üzerine semenin tenziline karar verebileceği belirtilmiştir.
Süresinde ayıp ihbarı yapılmadığı savunmasının bulunduğu durumlarda gizli ayıbın süresinde ihbar edilip edilmediğinin tespiti hususu bilhassa zaman içerisinde ortaya çıkan ayıplar yönünden farklı bir özellik arz eder. Bu gibi bir durumun varlığı hâlinde hâkim gizli ayıbın niteliği ve ortaya çıktığı zaman dilimini (malın kullanım şekli, mevsim koşulları, ısı değişiklikleri gibi etkenler yanında bir alıcının bu durumu ne zaman fark edebileceği ve taraf delilleri de dikkate alınarak) belirlemelidir. Teknik bir konu olan bu belirleme somut olayda ise bilirkişi incelemesi ile tespit olunabilecektir.
Alıcı seçimlik hakkını ayıp oranında bedel indirimi yönünde kullanırsa hükmolunacak tazminat miktarın hesabı eksik ifa hâlinde yapılan hesaplamadan farklı olacaktır. Ayıp nedeni ile bedelden indirim miktarının tesbitinde öğretide ve Yargıtay kararlarında kabul edilen nispi metota göre satım tarihi itibarıyla malın ayıpsız ve ayıplı değeri arasındaki orantı sözleşme bedeline uygulanır. Teknik bir hesaplama gerektiren bu hususun tespitinde bilirkişiler öncelikle davaya konu malın, tarafların kararlaştırdıkları satım bedeli gözetilmeksizin satım tarihi itibarıyla gerçek ayıpsız sürüm değeri ile, ayıplı hâldeki sürüm değerini ayrı ayrı saptamalı, bu iki değerin birbirine bölünmesi suretiyle elde edilecek oranı, bu defa taraflarca kararlaştırılan satım bedeline uygulamalı, böylece satış bedelinden indirilmesi gereken miktarı tesbit etmelidirler.
Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur (TBK.m.219).

Dava konusu somut olayda; davacı tarafından, “aracın alındığı tarihten sonra 2 kez aynı arıza için yetkili servise gittiği ancak arızanın giderilmemediği,3.kez servise gidildiğinde davacının tamire izin vermediği bu nedenle davacının, söz konusu arızanın gizli ayıp olduğunu iddia ederek ayıpsız misliyle değişiminin” talep edildiği görülmektedir.
Bahse konu olayda, davacıya ait araçta meydana gelen arızanın teknik olarak üretim kaynaklı olduğu, kullanıcı hatasından kaynaklanmadığı,söz konusu arızanın kusur/ayıp olarak nitelendirilmesi gerektiği, ortaya çıkış şekli itibariyle de basit bir kontrol ve gözlem ile tespit edilemeyeceği, belli bir kullanım sonrasında ortaya çıkmış olması aşikar olduğuna göre gizli ayıp niteliklerine sahip olduğu ve saklı kusur/gizli ayıp olarak nitelendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Somut ihtilafa ilişkin dosyaya sunulan belgelerden davalı şirketin, TBK m. 225/f.2 hükmünde belirtildiği üzere “satıcılığı meslek edinmiş kişiler” kapsamında olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle davalının satım sözleşmesine konu üründeki ayıpları bilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluktan kısmen de olsa kurtulması mümkün olmayacaktır (TBK m. 225/f.1). Huzurdaki dosyada davacının satılanı satın aldığı tarih dikkate alındığında davahnın öngörülen zamanaşımı süresi içerisinde başvuruda bulunduğu tespit edilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde;Davacı tarafından,davalıdan dava konusu aracı peşin olarak satın aldığı,aracın belli bir kullanımından sonra aracın arızalanması üzerine garanti kapsamında aracın hayalet gösterge diye tabir edilen ekranında kararmanın meydana gelmesi üzerine yetkili servis tarafından sorunun giderildiği,sonradan aynı arızanın meydana gelmesi üzerine arızanın 2.kez giderildiği,daha sonra 3.kez aynı arızanın meydana gelmesi üzerine davacının aracın tamirine izin vermediği ve huzurdaki davayı açtığı araç üzerinde ...... Laboratuvarında yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu araçtaki arızanın imalat hatasından kaynaklandığı ve ayıbın gizli ayıp niteliğinde olduğu,TBK.m. 225/f.2 hükmü uyarınca davalının ayıbın süresinde yapılmadığına ilişkin savunmasının yerinde olmadığı ve ayıp ihbarının zamanında olduğu ve davanın zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı,davacının, aracın TBK'nın 203.maddesi uyarınca misli ile değişimi yönündeki talebi ile talepte bulunmuş ise de, bazı durumlarda ise ayıba bağlı seçimlik haklar yönünden tercih hakkını kullananın tercihi, ayıbın şekli, malın değeri, ayıbın ileri sürülüş süreci gibi her somut olayda farklılık taşıyan kıstaslar çerçevesinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2/2. maddesindeki hakkın kötüye kullanılması hâli olarak dahi değerlendirilebilecek ve hâkimin dürüstlük kuralına uygun olmayan tercihe müdahalesi gündeme gelecektir.
Hâl böyle olunca 6098 sayılı Kanun’da bu yöne ilişkin açık hüküm bulunmamasına rağmen son dönemde alınan yargısal kararlarda (örneğin Hukuk Genel Kurulunun 07.06.2017 tarihli, 2017/13-653 E., 2017/1085 K.; 06.11.2015 tarih, 2015/13-2692 E., 2015/2487 K. sayılı kararları)tercih hakkını kullananın tercihi yönünde verilecek hükmün hak ve menfaatler dengesini aşırı ölçüde bozar mahiyette olmaması gerekliliğine değinilmiştir. Bu çerçevede somut olay değerlendirildiğinde,teknik rapora göre ekran göstergesinin tamamen değiştirilmesi ile sorunun giderilme imkânı varken aracın satın alındığı tarih,kullanım süresi vs.hususlar değerlendirildiğinde davacının aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesine yönelik talebinin hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesi gerektiği,davacının ikincil talebi hakkaniyete daha uygun olduğu,gösterge değişiminin araçta değer kaybı yaratmayacağı hususu dikkate alındığında değiştirilmesi gereken parça fiyatı kadar semenden indirim yapılarak 68.211,85.-TL'nin dava tarihinden itibaren değişen oranlarda işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,ayrıca ayıplı aracı kullanamamaktan kaynaklanan tazminat talebinin kabulüne, davacının aracın misli ile değiştirilmesi talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur.
HÜKÜM/Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Davacının asli talebi olan ayıplı aracın misli ile değiştirilmesi talebinin REDDİNE, ancak terditli talebi olan ayıp oranında bedelden indirim talebinin KABULÜ ile; 68.211,85.-TL'nin dava tarihinden itibaren değişen oranlarda işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE,

2-Davacının,ayıplı aracı kullanamamaktan kaynaklanan tazminat talebinin KABULÜ ile,talep ile bağlı kalınarak 1.000,00.-TL'nin dava tarihinden itibaren değişen oranlarda işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE,

3-Davacının aracı kullanamamaktan kaynaklanan fazlaya ilişkin hakkının SAKLI TUTULMASINA,

4-Alınması gerekli 4.727,86.-TL harçtan peşin alınan 8.542,56 TL'nin mahsubu ile fazla alınan 3.814,70 TL harcın talep halinde ve karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE,

5-Davacı tarafından yatırılan 54,40.-TL başvuru harcı ve 4.727,86 TL peşin harcın davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE,

6-Davacı tarafından yapılan 17 adet tebligat + posta ücreti 129,25 TL, iki bilirkişi inceleme ücreti 10.500,00 TL olmak üzere toplam 10.629,25 TL olan yargılama giderinin davanın kabul ve red oranına göre hesaplanan 1.470,68 TL'nin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, kalan kısmın davacı üzerinde BIRAKILMASINA,

7-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre kabul edilen miktar üzerinden hesap edilen 17.900,00 TL ücreti vekaletin davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE,

8-Davalının kendisini bir vekil ile temsil ettirdikleri anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/3.maddesi gözönüne alınarak 17.900,00 TL ücreti vekaletin davacıdan tahsili ile davalıya VERİLMESİNE,
9-6235 sayılı Hukuki Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 13 ncü fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve yargılama giderinden sayılan (Taraf başına 340,00 TL x 2 saat= 680,00 TL) X 2 = 1.360,00 TL arabuluculuk ücretinden davanın kabul ve red oranına göre hesap edilen 188,17 TL'sinin davalıdan, 1.171,83 TL'sinin ise davacıdan tahsili ile Hazineye İRAT KAYDINA,

10-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE,
5235 sayılı Kanunun geçici 2'nci maddesine göre,Bölge Adliye Mahkemeleri'nin kurulmasına ve 20 Temmuz 2016 tarihinde göreve başlamalarına dair kararların 07/11/2015 tarih ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği anlaşılmakla;6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere davacı vekil ile davalı vekilinin yüzlerine karşı, oybirliği ile verilen karar açıkça okunup,usulen anlatıldı. 30/05/2024