İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
İSTİNAF KARARI
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... 'ın davalı ...’nin ortaklarından olduğunu, müvekkiline ait nominal hisse değeri 10.000,00 TL olan hisselerin kendisinden satın alınmasını şirket ortaklığından ayrılmak istediğini bildirmiş olduğunu, ancak belirtilen tarihte ve sonrasında hisseler alınmadığı gibi müvekkilinin hisselerinin bedeli veya kar payının kendisine hiç bir zaman ödenmediğini, şirketi tamamen kendi ailelerinin kontrolünde tutarak müvekkilini kamu borçları altına soktuklarını, müvekkilinin yıllardır şirketin dışında tutulduğunu, faaliyetlerde bulunmadığı gibi gıyabında yapılan işlerden dolayı da rahatsızlık duyduğunu, müvekkili ile yapılan işlemlere ilişkin bilgi alma hakkının TTK 614. madde " Her ortak, müdürlerden, şirketin bütün işleri ve hesapları hakkında bilgi vermelerini isteyebilir ve belirli konularda inceleme yapabilir." denilmek suretiyle düzenlenildiğini, müvekkilinin bilgi alma hakkının engellenemesinin başlı başına ortaklıktan çıkmak için haklı sebep teşkil ettiğini, şirkette bu güne kadar 6 adet genel kurul yapıldığını ve hiçbir genel kurula müvekkilinin davet edilmediğini, 09.11.2016 tarihli ticaret sicil gazetesinde ilan edilen İstanbul ... Noterliği'nin ... yevmiye numaralı işlemi ile diğer ortak ...'a ait hisselerin ... tarafından 22.07.2016 tarihinde devir alındığının görüldüğünü, ... ve ...' un şirketin %81 payla büyük ortağı olduğunu, 01.11.2016 tarihli Genel Kurul kararıyla da şirketi temsile yetkili müdür olarak faaliyeti yürüttüğünü, şirketin faaliyet alanının özel ders ve dersanecilik olup kayıt dışı faaliyet göstererek şirket gelirleri resmileştirilmeksizin şirket gelir elde etmiyormuş gibi kayden zarar ettirilmekte olduğunu ve hakim ortakların hiçbir şekilde diğer hissedarlara hesap vermediği gibi faaliyetin dışında tutulduğunu, ... ve ...' un davalı şirkete ait birçok ödemelerin ortaklar tarafından davalı şirket banka hesabına yatırılması ve şirket hesaplarından ilgili ödemelerin yapılması gerekirken bu işlemlerin banka aracılığı olmadan gerçekleştirdiğini, sözde davalı şirketin sürekli zarar etmesine rağmen faaliyetini ...a ve ...'a borçlanarak sürdüyor gibi gözüktüğünü, bu durumun Ticari, teamüllere aykırı olduğunu, davalıların müvekkilinin hissesini satın almaları- şirketteki payının bedelini ödemeleri gerektiğini, aksi halde 636(3) "Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir." hükümleri gereğince sermaye azaltılarak ve müvekkilinin hisse bedeli ödenerek, bu da olmadığı takdirde şirket tasfiye edilerek müvekkilinin haklı sebeplerle şirket ortaklığından çıkarılmasına karar verilmesi için mahkemeye başvurmak zorunluluğu doğduğunu, bu konuda arabuluculuk toplantısı yapılmış ise de karşı tarafın toplantıya katılmadığından anlaşma sağlanamadığını, daha önce Şirket ortaklarından ...'ın, yukarıda anlatılan sebeplerden ve yargılama safhasında yapılan tespitler dolayısıyla İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/335 Esas 2019/566 Karar sayılı ilamı ile haklı olarak şirket ortaklığından çıktığını iddia ederek, müvekkilinin davalı şirketten haklı sebeplerle çıkmasına, müvekkilinin esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesinin faizi ile birlikte hüküm altına alınmasına, aksi halde şirketin tasfiyesine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili 22.06.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile; müvekkilinin 123.092,37 TL ayrılma akçesinin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline veya sermaye azaltılarak şirket ortaklığından çıkarılmasına, aksi hâlde şirketin tasfiyesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili savunmasında özetle; davacı her ne kadar şirketten ayrılmak istediğini beyan etmekte ise de bu yasal bir hak olup, buna itirazlarının söz konusu olmadığını, davacının şirketin mali durumunu bildiğini, payı oranında sorumlu olduğu halde şirket borcundan kurtulmak amacıyla bu davayı açtığı kanaatinde olduklarını, daha fazla miktarda para karşılığında hissesini devretmek için dava dilekçesindeki iddialarda bulunduğunu ve şirketi fesh etme hakkını kötüye kullandığının anlaşıldığını, hisse bedelinin mahkemece belirlenmesine, hisse bedelinin belirlenmesinde şirketin yapılandırılmış borçlarının da dikkate alınması suretiyle şirket ortaklığından ayrılmasına, bunun dışındaki tüm taleplerin reddi ile davanın reddini talep etmek zarureti hasıl olduğunu savunarak, davacının şirket ortaklığından çıkma isteği yasal bir talep olduğundan mahkemenin takdirine, hisse bedelinin belirlenmesinde şirketin yapılandırılmış borçlarının da dikkate alınmasına ve hisse bedelinin mahkemece belirlenmesine ve diğer tüm taleplerin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... açılan davanın davalı şirketten haklı sebeplerle çıkarılmasına, aksi halde şirketin tasfiyesi taleplerine ilişkin olduğu, davacı ...'ın davalı şirketin 100.000,00 TL Sermaye içindeki payı 10.000,00 TL olup hissesi % 10 oranında olduğu, TTK638/2 madde ve fıkrası uyarınca, her ortağın, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabileceği, davacının kamu borçlarından sorumlu tutulmaya çalışıldığına ilişkin iddiası bakımından; şirketin kamu borçlarından, öncelikle şirketin ve yasal koşullarının oluşması halinde davacı dışında şirket müdürlerinin sorumlu olacağı, diğer ortaklarla birlikte hissesi oranında davacının da sorumlu olacağı, davacının sorumluluğu tüm ortaklar için geçerli olan bir sorumluluktur. Bu sebeple bu iddia açısından şirketten çıkma talebi haklı sebep oluşturacak nitelikte değildir. Davacının TTK.m.614 gereğince bilgi alma ve inceleme hakkını kullanamadığına ve dava tarihi itibariyle son 6 genel kurula davet edilmediğine dair iddiaları yönünden, yapılan incelemede dosya kapsamında davacıya bilgi ve hesap verildiğine ve genel kurul toplantılarına davet edildiğine dair herhangi bir delil yoktur.Mahkememizce atanan mali müşavir bilirkişi tespitlerine göre, davalı şirketin 2019 yılı Kurumlar Vergisi Beyannamesi eki bilançosunda önceki dönem (2018 yılı) verilerine göre Öz Sermaye hesaplaması yapıldığında, Net Aktif toplamının (1.282.830,08 + 152.730,50): 1.349.762,15 TL, net pasif toplamının -1.572.155,72 TL; fark / öz sermaye: -375.124,07 TL olduğu, yani 2018 yılında öz sermayenin (-) eksi bakiyede olduğu; şirketin öz sermayesinin kayıp edildiği, davalı şirketin 2019 yılı Kurumlar Vergisi Beyannamesi eki Bilançosunda cari dönem ( 2019 yılı) verilerine göre öz sermaye hesaplaması yapıldığında; net aktif toplamının (1.291.417,51 + 80.536,02): 1.358.39,58 TL; net pasif toplamının; -1.674.362,74 TL; fark / öz sermaye; - 396.549,18 TL olduğu, 2019 yılında da öz sermayenin (-) eksi bakiyede olduğu; yani şirketin öz sermayesinin kayıp edildiği, Ayrıntılı Alt Hesaplar Mizanı üzerinde yapılan incelemeler sonucunda; şirket özvarlığının -513.489,93 TL olduğu ve şirket sermayesinin tamamen kaybedildiği, davalı şirket aktifinde öz varlık hesabını etkileyecek sabit kıymetinin mevcut olmadığı, ancak 10.08.2020 tarihli mizanında görülen 43 ana hesap adının diğer borçlar, 431 hesap adının ortaklara borçlar olduğu ve ... adına açılmış olduğu, ... alt hesabının muavin defteri üzerinden yapılan incelemeler sonucunda, söz konusu hesap muavin defterine göre; 10.08.2020 tarihli 1.744.413,66 TL bakiyenin, 1.648.939,65 TL tutarında kısmının 2019 yılından devir bakiyesi olduğu, ... hesabına 2018,2019 ve 2020 yıllarında ...Bankasının ekstresi işlenmiş olduğu, 431.01.001 -... hesabına (01.01.2020-10.08.2020 tarihleri arasında) 96.777,50 TL nakit girişi olduğu, 192.251,51 TL nakit çıkışı olduğu, 7 adet nakit çıkışının açıklamasının ... olduğu ve bu 7 adet nakit çıkışı işleminin toplamda 30.300,00 TL tutarın ... 'dan para çıkışı olduğu, ...' un şirketten alacaklı duruma getirildiği, bu nedenle, şirketin incelemeye konu 10.08.2020 tarihli mizanında, Pasif Toplamı de 431 Ortaklara Borçlar hesabı tutarı 1.744.413,66 TL'yi dikkate almadan Öz varlık hesaplaması yapıldığında, net aktif toplamının 1.324.810,59; Net Pasif toplamı; -1.838.300,52-(-1.744.413,66)= -93.886,86; Fark/Öz varlık; 1.230.923,73 olduğu tespit edilmiştir. Yukarıdaki tespitlere bağlı kalınarak mahkememizde bilirkişi heyeti raporu doğrultusunda oluşan kanaate göre, davacının bilgi alma ve inceleme haklarını kullanabildiğine ve dava tarihine kadar son 6 genel kurul toplantısına davet edildiğine dair herhangi bir bilgi ve belge sunulmadığı, şirketin sürekli zarar etmesine rağmen mevcut yönetici ortak ...'un sürekli şirkete borç finansman katkısı sağlayarak ve şirketi kendisine borçlandırarak faaliyet yürütülmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, yönetici ortak ...'un şirkete borç finansman katkısı sağladığı kaynağın şirket faaliyetleriyle fatura düzenlemeden açıktan yapılan tahsilatlar olabileceğinin bilirkişi heyetince bildirildiği, böylece davacı ile diğer şirket ortakları arasında güven ilişkisinin kalmadığı ve şirket ortaklığının sürdürülmesinin davacıdan beklenemeyeceği kanaatine varılarak davacının davasının kabulü ile; Davacı ...'ın İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... sırasında kayıtlı .... Şti'ndeki 10.000 TL nominal bedelli toplam sermaye içindeki 10.000/100.000 payı yönünden TTK md. 638. Uyarınca davalı şirketten çıkmasına izin verilmesine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. Davacının ayrılma akçesinin hesabında; TTK.m.641/1'e göre çıkan ortağın esas sermaye payının gerçek değeri esas alınacağından, davalı şirketin 10.08.2020 tarihli mizanında, Pasif Toplamı içinde dahil olan “431.01.001-...” hesabı tutarı 1.744.413,66 TL dikkate alınmadan öz varlık hesabı yapıldığında, davalı şirketin öz sermayesinin 1.230.923,73 TL olduğu, davacının şirketteki %10 hissesi dikkate alınarak, ayrılma akçesinin dava tarihi itibariyle 123.092,37 TL olduğu kanaatine varılarak 123.092,37 TL ayrılma akçesinin karar tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir.
Bilirkişi raporu doğrultusunda TTK.m.642/1/a hükmü gereğince, şirket öz sermayesinin artı olarak kabulü halinde, davalı şirketin kullanılabilir öz kaynağının mevcut olduğu saptandığından davacının ayrılma akçesinin, sermaye azaltma veya devir koşulları aranmaksızın ödenebilir olduğu kanaatine varılmıştır.
Her ne kadar davalı vekilince, İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi' nin 2021/212 Esas sayılı dosyası ve İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/206 Esas sayılı dosyası sonuçlarının beklenilmesi talep olunmuş ise de; ilgili dosyaların derdest olduğu, davacının dosyalara taraf olmadığı, davacının talebinin haklı sebeple çıkma olduğu, diğer ortak ...' ın da İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2017/335 esas, 2019/566 karar sayılı kararı ile şirketten çıkmasına izin verilmesi yolunda karar verildiği ve kararın kesinleştiği göz önüne alınarak ilgili dosyaların sonucunun beklenilmesi davayı uzatacağı göz önüne alınarak..." gerekçesiyle, davanın kabulü ile davacı ...'ın İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün ...... sırasında kayıtlı .... Şti'ndeki 10.000 TL nominal bedelli toplam sermaye içindeki 10.000/100.000 payı yönünden TTK'nın 638. maddesi uyarınca davalı şirketten çıkmasına izin verilmesine, 123.092,37 TL ayrılma akçesinin karar tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, karar verilmiştir.
Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkeme gerekçesinde davacı yanın bilgi alma ve inceleme hakkını kullanamadığını, davacının genel kurullara davet edilemediğini, bu sebeplerin şirketten ayrılmak için haklı sebep oluşturacak nitelikte olduğu ve bilirkişi raporuna göre şirketin -513.489,93 TL borca batık olduğu, şirket öz sermayesinin tamamen kaybedildiği, şirketin incelemeye konu 10.08.2020 tarihli nizamında pasif toplantı içinde ortaklara borçlar hesabı tutarının 1.744.413,66 TL dikkate almadan öz varlık hesaplaması yapıldığı takdirde şirket öz sermayesinin mevcudiyetini koruduğu, TTK 641/1.maddesine göre çıkan ortağın esas sermaye payının gerçek değeri esas alınacağından davalı şirket öz sermayesinin 1.230.923,73 TL olduğunun tespit edildiğini, mahkeme tarafından bilirkişi raporu ile bağlı kalınarak davacının %10 hissesi dikkate alınıp ayrılma akçesinin hüküm altına alındığını, öncelikle davacı tarafın ortaklıktan ayrılmasına bir diyeceklerinin olmadığını ancak dava tarihi itibariyle ayrılma akçesinin 123.092,37 TL olarak hesaplanması ve kabul edilmesinin yasalarca kabul edilebilir nitelikte olmadığını, müvekkili şirketin alınan bilirkişi raporunda da sabit olduğu üzere borca batık durumda olduğunu, öz sermayesini kaybettiğini, taraflar arasında bir nizanın bulunmadığını ancak bilirkişi raporunun eksik ve hatalı inceleme sonucunda tanzim edildiğini, müvekkili şirket ile ilgili olarak İstanbul 18 ATM'nin 2021/206 Esas sayılı dosyasında düzenlenen 23.03.2022 tarihli kayyım raporuna göre müvekkili şirketin 31.12.2021 tarihi itibariyle -1.067.268,07 TL borca batık durumda bulunduğunu, bu raporun kayyım tarafından sunulduğunu, dosyada alınan bilirkişi raporunun yanlış hesaplama yapmış olduğunu, borca batık durumda olan şirketin ne şeklide bir hesaplama ile öz sermayesini 1.230.923,73 TL olduğu hesaplaması yapılmasında taraflarınca sağlamasının yapılamadığını, bilirkişi raporunun açıkça çelişkili olduğunu, hüküm kurmaya elverişli olmadığını, bu sebeple davacının ayrılma akçesinin 123.092,37 TL olduğu tespitinin hem ticari teamüllere hem de hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, 11.04.2022 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısına davacı vekilinin katıldığını, bu genel kurul toplantısında müvekkili şirketin 31.12.2021 tarihi itibariyle 1.067.268,07 TL borca batık olduğu, bu haliyle şirketin ya tasfiyesi ya da sermaye artırımına gitmesi gerektiğinin görüşüldüğünü, sermaye artırımına gidilmesi durumunda davacı yanın hissesinin küçüleceğini ve ayrılma akçesinin düşeceğini, mahkemenin bu hususları dikkate almaksızın karar vermesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, TTK'nın 638/2. maddesi gereğince limited şirket ortaklığından çıkma ve aynı Kanun'un 641. maddesi gereğince ayrılma akçesinin tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, davacının davalı şirketin ortaklarından olduğu, şirketle ilgili olarak birden fazla uyuşmazlığın bulunduğu ayrıca şirket yetkilisi ... hakkında dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik iddiası ile ilgili kamu davasının açılmış olduğu konularında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, davalı şirketin borca batık olup olmadığı, davacının ayrılma akçesine ilişkin olarak düzenlenen bilirkişi raporunun ve mahkeme kararının usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığına ilişkindir. Dosya kapsamından, davalı şirketin 08.03.2010 tarihinde ticaret sicile tescil edildiği, şirket ortaklarının ..., ..., ..., ... olduğu ayrıca ... ve ...un şirketin münferiden temsil etmeye yetkili oldukları, dava dışı şirket ortaklarından ... tarafından davalı şirket hakkında 06.04.2017 tarihinde İstanbul 10. ATM'nin 2017/335 Esas sayılı dosyasında şirket ortaklığından çıkma ve ayrılma akçesinin tahsili istemli dava açıldığı, mahkemenin 03.07.2019 tarihli kararı ile davacının davasının kabulü ile davalı şirketten TTK 638.maddesi uyarınca çıkmasına izin verilmesine ve ayrılma akçesi olarak 68.520,53 TL'nin çıkma payı olarak ödenmesine karar verildiği, söz konusu kararın istinaf edilmeksizin 10.10.2019 tarihinde kesinleşmiş olduğu, davacı vekili 10.08.2020 tarihli dava dilekçesi ile İstanbul 10. ATM'nin 2017/335 Esas, 2019/566 Karar sayılı ilamını da emsal olarak göstermek suretiyle iş bu davayı açmış olduğu, dava dışı davacılar ........, ........ ve ....... tarafından dava dışı şirket ortağı ve yetkilisi ... ile şirket aleyhine İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/206 Esas sayılı dosyasında şirketi temsil ve yönetim kayyımı atanma talebinde bulunulduğunu, söz konusu mahkemeye hitaben 27.12.2021 tarihli düzenlenen kayyım raporunda, şirket faaliyetinin devam ettiği, personel ücretlerini zamanında ödendiği, şirketin 30.09.2021 tarihi itibariyle öz varlığının -957.714,10 TL olduğu, borca batık durumda olduğu, şirketin münfesih durumdan çıkması için ortakların uyarıldığının belirtildiği, şirketin dava tarihinden sonra gerçekleştirilen 11.04.2022 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısına davacı ortağın vekili vasıtasıyla katıldığı, söz konusu toplantıda şirketin 31.12.2021 tarihi itibariyle -1.067.268,07 TL borca batık durumda olduğu, bu haliyle şirket tasfiyesinin veya sermaye artırımının yapılması gerektiğinin tespit edildiğine dair gündemin 2.maddesinde karar alındığı, genel kurulda ortaklardan davacı vekilinin söz aldığı ve şirketin sermaye artırımı kararına müvekkili adına katılmalarının mümkün olmadığını, gerekirse diğer ortak tarafından karşılanmasına bir diyeceklerinin olmadığını, ortaklardan ... vekilinin söz aldığı ve yönetim kayyımı tarafından yapılacak inceleme ve hesaplamalar sonrasında sermaye artırımı yapmayı kabul ve taahhüt ettiklerini beyan ettiği, gündemin 3.maddesinde; yönetim kayyımı ... tarafından şirket kayıtları tetkik ettirilerek borca batıklık durumunun ve sermaye artırımı kapsamında ortaklar tarafından şirket hesabına ödenmesi/mahsubu gereken sermaye miktarının tespit edilerek ortaklara bildirmek hususunda kayyımın tam bir yetki ile donatılmasına, gerek görüldüğünde başkaca ehlivukuf görevlendirmek üzere yetki verilmesine dair karar alındığı, söz konusu genel kurul kararının mahkeme kararından daha önce alınmış olduğu, dosya içerisinde genel kurul kararına dair dava açıldığına dair herhangi bir bilgi ve belgenin olmadığı, dava dışı ortaklardan ...tarafından 19.03.2021 havale tarihli dilekçe ile dava dışı şirket yetkililerinden ... hakkında resmi evrakta sahtecilik, dolandırıcılık vb iddialar nedeniyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında şikayette bulunulduğu, şikayet dilekçesinde; babası olan ...un 24.02.2021 tarihinde vefat ettiği kendisi dahil mirasçıları bıraktığı, şüpheli ...'un kardeşi ve mirasçılardan biri olduğunu, murisin eğitim, dershane vb alanlarda tanınan eski bir eğitimci ve işletmeci olduğunu, murisin iki markaya sahip bulunduğunu, ... ile ... olduğunu ayrıca şirketin hissedarı ve müdürü olduğunu, şüphelinin her iki markanın şirket hisselerinin babanın ölümünden çok kısa bir süre önce kendi adına geçirdiği ve tescil edildiğinin saptandığını, sahte imza ile işlem yapıldığını, murisin yıllardır hasta olduğunu, devir tarihinde 82 yaşında olduğunu,,beyninde ur olup pek çok defa beyin havalesi geçirdiğini, uzun süre hastanede yatırıldığı iddialarına bulunarak şikayetçi olduğu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2021/60769 Soruşturma nolu dosyasında 26.04.2021 tarihli iddianame düzenlendiği, iddianamede suçun, kamu kurum ve kuruluşları vb tüzel kişiliklerin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik iddialarına dayandığı anlaşılmıştır. Mahkemece, tarafların delillerini dosyaya ibraz etmeleri ve ilgili delillerin dosya içerisine celbi sonrasında bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.12.04.2020 tarihli bilirkişi heyet raporu alınmış, bu bilirkişi rapor sonucuna göre ayrılma akçesi yönünden dava değerini ıslah ile artırmıştır. Davalı vekili ara karar gereğince yazılı beyanında, müvekkili şirket aleyhine eski ortaklardan muris ...un hisse devir işleminin iptali istemi için açılan İstanbul 18. ATM'nin 2021/206 Esas sayılı dosyasında şirket müdürü ...'un tüm müdürlük yetkilerinin kaldırılarak şirkete temsil kayyımı atanmasına karar verildiğini ayrıca İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 2021/212 Esas sayılı dosyasında şirketin eski ortaklarından ...un sahibi olduğu %19 hissesini devir işleminin ve fiilen şirketin kullanımında olan markaların devir işleminin nitelikli dolandırıcılık kapsamında kaldığı iddiasıyla şirketin çoğunluk hisse sahibi ... hakkında iddianame düzenlendiğini,bu sebeplerle hisse devir sürecinin tarafların menfaat dengesi gözetilerek sonuçlandırılmasının mümkün olmayacağını, bahsedilen davaların sonuçlarının şirketin temsili, şirketin akıbeti ve değerini önemli ölçüde etkileyeceğini belirterek, dava açısından bekletici mesele yapılmasını talep etmiştir. Mahkemece, bilirkişi raporu ve İstanbul 10. ATM'nin 2017/335 Esas sayılı dosyasının kesinleşmiş olması da dikkate alınarak, davalının belirtmiş olduğu dava dosyalarının sonucunun beklenilmesinin davayı uzatacağı gerekçesiyle davanın kabulüne dair hüküm tesis edilmiştir. Karar tarihinden itibaren avans faizi işletilmiştir. Limited şirkette ortaklıktan çıkma, TTK'nın 638. madde düzenlenmiş olup, haklı sebeplerin varlığı hâlinde her ortak, şirketten çıkmasına karar verilmesini talep edebilir. TTK'nın 641. maddesinde, ortağın şirketten ayrılması hâlinde esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesini isteme hakkına haiz olduğu düzenlenmiş olup Kanun'un gerekçesinde, gerçek değerin en azından bilanço değerini ifade ettiği belirtilmiştir. Çıkma payı bir nevi tasfiye payıdır. Yani çıkan ortak için tasfiye payının yerine geçmektedir. Bu nedenle bu hak, farazi tasfiye payı olarak ifade edilmektedir. Çıkma ile ortaklık, sadece çıkan ortak için sona erdiğinden, ona düşen payın verilmesi amaçlanmaktadır. Zira diğer ortaklar için ortaklık ilişkisi devam etmektedir. Bu bağlamda ayrılma payını, ortaklıktan ayrılan ortağa esas sermaye payını ve bu payın ona sağladığı ortak sıfatını kaybetmesine karşılık kendisine ödenmesi gereken gerçek değer olarak kabul etmek gerekir. Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarına göre ortaklıktan çıkarılmasına karar verilen ortağın ayrılma payının, karar tarihine en yakın tarihteki şirket mal varlığının gerçek değeri esas alınarak karara bağlanması gerekir. Ayrılma payı hesaplanırken payın gerçek değeri esas alınır (6102 sayılı TTK’nın 636/3 ve 641/1. Maddeleri). Ayrıca ayrılma akçesi, karar tarihine en yakın rayiç değer verilerine göre şirketin reel özvarlığı hesaplanarak tespit edilmelidir (Yargıtay 11. HD'nin 19.06.2015 gün, 2014/18653 Esas-2015/8544 Karar ve 09.11.2015 tarih, 2015/4748 Esas-2015/11693 Karar sayılı ilamları). Hukukun genel ilkeleri ayrılma akçesinin ayrılma ile muaccel olmasını gerekli kılar ancak bu kural şirketin kullanabilir öz sermayesi varsa uygulanır. Çünkü ayrılan ortağa ödenecek ayrılma akçesi esas sermaye payının gerçek değerine göre belirlenecek olup payın gerçek değeri belirlenirken şirketin en azından bilanço değerinin bulunması gerekir.Somut davada, bilirkişi raporunda esasen davalı şirketin borca batık olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, karar tarihinden önce düzenlenen İstanbul 18. ATM'nin 2021/206 Esas sayılı dosyasına ilişkin 27.12.2021 tarihli kayyım raporunda da şirketin 30.09.2021 tarihi itibariyle öz varlığının -957.714,10 TL olarak borca batık olduğu tespit edilmiştir. Bu durum hüküm tarihinden önce gerçekleştirilen ve davacının vekili vasıtasıyla katılmış olduğu 11.04.2022 tarihli genel kurul toplantısında da ele alınmış ve tespit edilmiştir. Mahkemece, davalı vekilinin açıklayıcı dilekçesinde dile getirmiş olduğu İstanbul 18. ATM'nin 2021/206 Esas sayılı dosyası ile 11.04.2022 tarihli şirket genel kurul toplantı tutanakları ile birlikte bilirkişi raporundaki şirketin borca batık olduğuna dair açıklamalar ve taraf itirazları da dikkate alınarak ilgili dosya örnekleri ve özellikle raporların dosya içerisine celbi neticesinde şirketin borca batık olup olmadığına dair tereddüte sebep olmayacak bilirkişi raporu alınarak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekir iken mevcut bilgi ve belgelere göre borca batık olduğu tespit edilen şirketten davacının ayrılma akçesinin tahsiline karar verilmiş olması isabetli görülmemiştir. Her ne kadar dava dışı şirket ortağı ...'ın şirketten ayrılması ve ayrılma akçesine karar verilmesine dair İstanbul 10. ATM'nin 2017/333 Esas, 2019/566 Karar sayılı kararı gerekçede yer verilmiş ise de söz konusu davanın açılış tarihi ile karar tarihi ve kesinleşme tarihi dikkate alındığında şirket sermayesi yönünden emsal alınması mümkün olmayacaktır.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yukarıdaki açıklamalar ışığında yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına,
2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
3-Davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davalıya iadesine,
4-Kaldırılan ilk derece mahkemesi kararının icrasıyla ilgili olarak İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine,
5-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair;
HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 02.04.2026