İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
İSTİNAF KARARI
Taraflar arasındaki haksız rekabet davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... ve davalılardan ...'ın .... Şti.’nin %50’şer pay ile şirket ortakları iken aralarında 21/01/2013 tarihli ‘Limited Şirket Hisse Devri Sözleşmesi’ imzalandığını, işbu sözleşme ile davalılardan ...'ın şirket ortağı olarak %50 hissesini davacılardan şirket yetkilisi ...’ya 700.000,00 TL karşılığı sözleşmede belirtilen şartlarda ve oranlarda devir ve temlik ettiğini, işbu sözleşmeye istinaden 700.000,00 TL bedelin 60 aylık bir sürede ve ilk taksit ödemesi 12.650,00 TL, diğer 59 aylık taksit ödemeleri ise 11.650,00 TL olacak şekilde ödeneceğinin kararlaştırıldığını; müvekkili ...'nın 60 adet senedi davalılardan ...’a teslim ettiğini ve her ay düzenli olarak ödemelerini gerçekleştirmeye devam ettiğini, müvekkilininin 700.000,00 TL bedelle davalılardan ...’a ait hisseleri belirtilen şartlarda satın alması sonucu sözleşmenin 4. maddesinde davalılardan ...’ın 7.5 yıl süre ile madde metninde belirtilen ürünleri kendisinin ve 1. derece yakınlarının satmayacağı, üretmeyeceği ve distribütörlüğünü yapmayacağının kararlaştırıldığını, İşbu rekabet yasağı ile 700.000,00 TL gibi yüksek bir bedelle %50 hisse satın alan müvekkilinin ticari faaliyeti ve ticaret hayatının korunmasının amaçlandığını ancak davalılardan ... tarafından madde metni hiçe sayılarak, aykırı davranışlarda bulunulduğunu ve müvekkilin zararına sebebiyet verildiğini, davalılardan ...'ın ticaret sicil bilgileri sunulan ...Limited Şirketi ortağı sıfatı ile haksız rekabet teşkil eden eylemlerde bulunduğunu, .... Şti.’nin kuruluş tarihi 18/06/2012 tarihi olup, işbu tarihin müvekkili ile davalı ...’ın ortaklıklarına son vererek, hisse devir sözleşmesi yaptığı 21/01/2013 tarihinden önce olduğunu, davalı ...'ın, .... ..... Şti. ile müvekkili ve müvekkili şirket ile aynı iş merkezinde sözleşmeye aykırı bir şekilde belirtilen ürünlerin üretimini yaptığını, satış işlemini gerçekleştirdiğini, distribütörlüğünü yaptığını, müvekkilinin çalıştığı firmalar ile ticaret yaptığını, teklifler götürdüğünü, fiyat kırma yöntemi ile müvekkilini telafisi güç zararlara uğratığını, davalı ...'ın müvekkile ait ... Şti.’ye ait ... markalı ürünler ile aynı ürünlerin (......) üretim, satış ve distribütörlüğünü yaptığını, davalının ürünlerin yalnızca isimlerini değiştirmek sureti ile aynı ürünlerin üretim ve satışını yapmakla sözleşmeye aykırı davrandığını, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 54-63 uyarınca, aldatıcı hareket veya dürüstlük kurallarına aykırı diğer şekillerde ekonomik rekabetin kötüye kullanılmak suretiyle haksız rekabet eylemi içinde olduğunu, müvekkili tarafından davalıya verilen 60 adet sıralı senede istinaden yapılan aylık 11.650,00 TL tutarındaki ödemelerin ihtiyati tedbir yolu ile durdurulmasını veya belirlenen tevdi makamına ödenmesini ve sözleşme kapsamında yasağa tabi ve davalının üretimini, satışını ve distribütörlüğünü yapmakta olduğu ve haksız rekabet teşkil eden ‘...’ ve tespit edilecek diğer markalı ürünlerin üretim, satış ve distribütörlüğünün durdurulmasını talep ettiklerini belirterek, fazlaya dair tüm haklarımız saklı kalmak kaydı ile şimdilik, müvekkili ve müvekkili şirkete karşı sözleşmeye aykırılığın ve ve haksız rekabetin tespiti, men’i ve refi, haksız rekabetin önlenmesi ve gerekli diğer tüm tedbirlerin alınmasını, kararın masrafının davalıdan alınarak tirajı en yüksek beş gazeteden birinde ilan edilmesini, manevi tazminat talepleri ve fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkili şirkete ait haksız rekabet eylemleri nedeniyle bilirkişi incelemesi sonucunda ıslah edilmek üzere şimdilik 5.000 TL cezai şart alacağı ile şimdilik 10.000,00 TL maddi tazminatın ve yoksun kalınan karın, belirsiz alacak olarak ve ileride bilirkişi vasıtası ile tespit edilen miktar üzerinden eksik harç ikmal edilmek üzere, işleyecek reeskont faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacılar vekili 20.01.2016 tarihli dilekçede; dava dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle davalının haksız rekabet eden eylemleri neticesinde müvekkilinin ticari itibarının zedelendiğini, müşteri kaybına uğradığını, müvekkilinin maddi zarar gördüğünü ve kar kaybı yaşadığını belirterek, manevi tazminat talepleri ve şimdilik 5.000,00 TL cezai şart alacağı ile birlikte 8.000,00 TL maddi tazminat ve 2.000,00 TL yoksun kalınan kar olmak üzere belirsiz alacak davası açmış olduklarını açıklamıştır. Davacılar vekili 23.11.2021 tarihli dilekçe ile; HMK 107.maddesi gereğince taleplerini artırarak, yoksun kalınan kar kaybı talebinin toplam 619.659,94 TL, cezai şart bedeli taleplerinin ise toplam 1.239.319,88 TL olarak temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili savunmasında özetle; davaya ilişkin taleplerin zamanaşımına uğradığını, haksız rekabetin davacı yanca öğrenildiği tarihin davalı ... Makine'nin kurulduğu tarih olduğunu, bu tarihin 18/02/2016 tarihi olduğunu, tarafların hisse devir sözleşmesi ile birbirlerini önceki rekabet yasağına dair hükümlerden ibra ettiğini, bu bakımdan haksız rekabetin öğrenildiği tarihin 21.01.2013 tarihi olarak da belirlenebileceğini, zamanaşımı süresinin en geç 2014 tarihinde sona erdiğinin kabulünün gerekli olduğunu, herhalde en geç Ocak 2016 dönemi itibariyle dolduğunun kabulü gerekeceğini, davalı şirketin 26.02.2013 tarihinde “...” ibareli markanın tescili için başvuruda bulunduğunu ancak yayın aşamasında işbu başvuruya ... tarafından 14.11.2013 tarihinde itiraz edildiğini, zamanaşımı süresinin bu şekilde de dolmuş olduğunun kabulü gerektiğini, davacıların sektördeki başarısına engel olmak için .... Noterliği'nin 20.09.2016 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnameyi de keşide ederek davada ileri sürdükleri talepleri tekrarladıklarını, bu ihtarhame ye cevabı ihtarnamede bulunduklarını ve ihtarname içeriğini reddettiklerini, bunun üzerine işbu davanın ikame edildiğini, davalı ... tarafından sözleşmenin ihlalini teşkil edilebilecek herhangi bir faaliyette bulunulmadığını, davalı şirket nezdinde üretilen bağlantı elemanlarından sadece sabit hatlardan döner ya da hareket eden hatlara/sistemlere petrol, benzin, lpg, doğalgaz vs. iletmek için kullanıldığını, bu ekipmanların rekabet yasağının istisnasını teşkil ettiğini, salt benzerlikten yola çıkarak rekabet yasağının ihlal edildiğini ileri sürmenin ticari hayâtın gerçekleriyle bağdaşmadığını, taklit olduğu ileri sürülen ürünün bu şekilde üretilmesinin teknik zorunluluktan kaynaklandığını, sözleşmenin 6. maddesi uyarınca uğranılan zararın 2 katı tutarındaki cezai şartın tahsili talebinde bulunulduğunu, cezai koşul düzenlemesinin, miktarının belirsiz olması ve dolayısıyla davalının mahvına sebebiyet verecek düzeyde rakamlara ulaşmasının ihtimali bakımından geçersiz olduğunu, öte yandan davacıların uğranılan zararın ne olduğuna ilişkin en ufak bir açıklama dahi yapılmadığını, ortada cezai şart alacağının muaccel olmasını gerektirecek bir ihlalin söz konusu olmadığını, hisse devir sözleşmesindeki rekabet yasağı düzenlemesinin Anayasa ile güvence altına alınan çalışma özgürlüğünün ihlalini teşkil ettiğini, bu bakımdan mutlak butlanla batıl olduğunu, TTK 55 maddesine göre belirtilen hususlarını gerçeklemediğini dolayısıyla müvekkillerinin eylemlerinin haksız fiil teşkil etmediğini, ayrıca davacının montaj şefi ...'ın davacı nezdinde hangi pozisyonda çalıştığı,hangi ticari sırlarını bildiği ve bunları ne şekilde davalıya taşındığına dair hiçbir bilgi verilmeksizin salt bu kişinin şirketten ayrılması ile haksız rekabet meydana geldiğinin ıspatlanamayacağını, söz edilen kişinin uzman mühendis vs olmadığını, yevmiye usulü montaj işlerinde çalışan bir teknisyen olduğunu, eğitim durumu vs.muhasebe verisini, üretim tekniklerini bilemeyeceğini, davanın haksız ve kötüniyetli olduğunu savunarak, zamanaşımı ve esastan reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Davacılar vekili, davalılardan ...'ın, 1. derece yakını tarafından kurmuş olduğu ve kendileri ile aynı alanda faaliyet gösteren davalı şirkete karşı açmış oldukları davada, davalı ... ile imzalanmış olan hisse devir sözleşmesiride yer alan rekabet yasağı maddesine aykırı eylemlerde bulunulduğunu ve bu hususun haksız rekabet teşkil ettiği iddiasında bulunmuş olup, taraflar arasında rekabet oluşturacak bir yükümlülük üstlenildiğine dair anlaşma olduğu, davacı ile davalı arasındaki iş ilişkisinin sona erdiği zamanın hisse devir sözleşmesinin imzalandığı 21.01.2013 tarihi olduğu, sözleşmede belirlenen sınırlamaların, davacının eski şirket yetkilisi ve eski şirket ortağı olanı davalı ...'ın ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içermediği, aynı faaliyet afanında bir takım ekipmanların üretilmesi ve pazarlanması hususunda istisnaya yer verdiği görülmekle; davalının şirket yetkilisi ve şirket ortağı sıfatından doğan ve iş ilişkisinin sona ermesinden sonra haksız rekabete meydan vermeyeceğine ilişkin özel bir üstlenme beyanı olduğu anlaşılmış, davacı şirketin 2015 senesinden bu yana karlı durumda olduğu, davalının ortaklık hissesini devretmesini takiben, davacı şirketin gelirlerinin önceki senelere göre düşüşe geçtiği, davacının hisse devir bedelinin eski şirket ortağına ödenmesine dair yükümlülük üstlenen davacının, rekabet yasağını karşı edim olarak yükümlenilmesini istemesinde ticari menfaati olduğu, dolayısıyla davalının sözleşmede istisna kapsamında kalan hususlar dışında davacı ile aynı alanda faaliyet göstermemesi gerek kanuni gerekse sözleşmesel bir yükümlülük olduğu kanaatine varılmış olup bilirkişi raporlarında da bu hususlara yer verilmiştir.
Makina yüksek mühendisi tarafından sunulan raporda her iki firmanın katalogları karşılaştırılmış ve sonuç olarak her iki firmanın da ürünlerinin aynı sektörlere hizmet ettiği, ürünlerin birebir karşılaştırmasında benzer nitelikle ve birbirlerine muadil olabilecek teknik özelliklerde olduğu tespit edilmiştir.
Hesaplamaya esas kriter dava konusu ve iddianın kabulü halinde; davalının ilgili dönem tüm satışlarının davalının yerine davacının satışı olsa idi, davalının ilave satışlarından davacının ne kadar faaliyet karı elde edebileceği, davacının kendi mali dönemi oranı dikkate alınarak yapılan hesaplamada, davalı şirketin net satışları üzerine davacının karlılık oranı dikkate alınarak ilave faaliyet karı hesaplanmış olup, bu tutar olası dava konusu olan yoksun kalınan kar kaybı olarak kabul edilecek olup bu tutar 619.659,94 TL olarak hesaplanmış olup, bu miktarın talep olunan mahrum kalınan kar kaybına yönelik maddi tazminat kalemi olarak dikkate alınması ile, bu talep yönüden kısmen kabul kararı verilmiştir.Sunulan son ek raporda 11. Sayfada mali inceleme kısmında"Gerek davalı gerekse davacı ticari defter kayıtlarındaki Gelir Hesapları ürün bazında ayrıntılı olarak kayıt edilmediğinden ve Genel ifadeler ile Yurt İçi-Yurt Dışı Satışlar gibi ayırımlar olduğundan başka bir seçenek olmadığından davalının tüm satışları hesaplamaya dahil edilmiştir. Burada bir kısım ürünlerin davalı tarafından rekabet yasağına girilmediği belirtmişse de bunun ayrımını ticari defterlerden yapmak olanaklı değildir. Bu husus her iki şirketin mali müşavirleri ile de yerinde incelemelerde görüşülmüş, araştırılmış, sorulmuş ve hatta şirket yetkilileri de bulunmakla beraber çözüm olmadığı anlaşılmıştır." ifadeleri karşısında ürün bazlı satış verileri dikkate alınarak hesaplama yapılamayacağı anlaşılmıştır.Bilirkişilerce davacı şirketin 2020 yılı ara dönemde kendi bilançosunda göre zarar durumunda olduğundan karlılık oranı bulunmadığı, ancak 2020 davalı gelirinin davacının olabileceği kabulü ihtimalinde davacının 2019 yılı % 2 karlılık oranı kabul edilerek bu oran üzerinden 2020 yılı olası faaliyet karı hesaplanarak, sözleşmenin 6. Maddesinde yukarıda 4. Maddeye göre tespit edilen zararın iki katı tutarında cezai şartın kabul edildiği görülmekte olduğundan talep edilebilen cezai şart tutarı 619.659,94 TL x 2=1.239.319,88 TL olacağı yönünde görüş bildirmişler ise de, tarafları tacir olan sözleşymeler gereği kararlaştırılan cezai şarttan indirim istenilemez ise de, cezai şartın diğer tarafın ekonomik mahfına sebep olabileceği durumlarda hakimin cezai şarttan indirime yönelik takdir hakkı bulunmakta olup, incelemelerde tespit edilen mali veriler, davalı şirketin 2020 yılındaki kar oranındaki düşüş, bilirkişilerce hesaplanan cezai şart miktarı ve davacının toplam satış gelir miktarları gibi hususlar ve ürün bazlı satışlar esas alınamadığından bütün satışlara göre değerlendirme yapıldığı da dikkate alınarak belirlenen 1.239.319,88 TL miktarındaki cezai şartın takdiren % 50 oranında tenkisat yapılarak, mahkememizce belirlenen 619.659,94 TL lik cezai şartın davalının ekonomik mahfına sebep olmayacağı kanaati ile bu miktar üzerinden cezai şart alacağı kısmen kabul edilmiştir.Davacı tarafın her ne kadar manevi tazminat talebi de var ise de, hakkında değer belirlenmeyip harçta yatırılmadığından..." gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile davalılar tarafından davacılar aleyhine dava konusu haksız rekabetin varlığının tespiti ile bu haksız rekabet eyleminin men'ine, maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 619.659,94 TL mahrum kalınan kâr payı bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacılara verilmesine, cezai şart talebinin kısmen kabulü ile 619.659,94 TL cezai şart bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Davacılar vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Mahkemenin müvekkilleri lehine haksız rekabetin varlığının tespiti ile haksız rekabetin menine dair gerekçelerine katılmakla birlikte cezai şarttan indirimin haksız olması sebebiyle kararı istinaf ettiklerini, mahkeme tarafından cezai şart alacağından %50 oranında indirim yapıldığını, indirimin fahiş olduğunu, talepleri ve ıslah dilekçeleri doğrultusunda karar verilmesi gerektiğini, belirlenen cezai şart miktarının davalıların mahvına sebep olabilecek nitelikte olmadığını, davaya konu 21.01.2013 tarihli limited şirket hisse devir sözleşmesi gereğince davalılardan ...'ın 7.5 yıl süre ile madde metninde belirtilen ürünleri kendisinin veya birinci derece yakınlarının satmayacağı, üretmeyeceği ve distribitörlüğünü yapmayacağının kararlaştırılmasına rağmen haksız rekabet eden eylemleri nedeniyle haksız rekabetin tespiti, meni, refi, cezai şart alacağı ve maddi tazminat alacağının tahsilinin talep edildiğini, cezai şart miktarının paranın alım gücü ve diğer hususlar gözetildiğinde fahiş olduğunun düşünülemeyeceğini, mahkeme tarafından her iki tarafın basiretli tacir olduğu göz önünde bulundurularak sözleşme maddeleri kapsamında cezai şart alacağına indirim gerekçelerinin uygulanmayacağının tespit edilmesini talep ettiklerini, müvekkili şirketin karlılık oranları veya ürün bazlı değerlendirme yapılmamış olmasının cezai şarttan indirim sebebi olmayacağını, taraflar arasındaki sözleşme hüküm ve şartların çok net olduğunu, sözleşmenin 6.maddesinde; satıcının 4.maddede belirtilen yasakları ihlali halinde şirketin uğradığı zararın iki katı tutarında cezai şartı ödemeyi kabul, beyan ve taahhüt eder denildiğini belirterek, kararın kaldırılmasını ve talep ve ıslah dilekçeleri doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemenin ısrarlarına rağmen sözleşmeyi okumadığını, sözleşmenin 4.maddesinin açık olduğunu, davanın haksız rekabet ile bir ilgisinin olmadığını, haksız rekabet ile rekabet yasağı kavramlarının karıştırıldığını, sözleşmedeki maddenin TTK 54-55 maddelerinde düzenlenen haksız rekabet ile alakası olmadığı anlaşıldıktan sonra akdi rekabet yasağının çok hemde çok sınırlı bir alan için düzenlendiğini, düzenlenen rekabet yasağının ihlal edildiğine dair dosyada tespit bulunmadan ihlali ve cezai şartın tahsiline karar verilemeyeceğini, mahkeme tarafından müvekkillerinin aynı sektörde faaliyet göstermelerinin gerekçe gösterilerek haksız rekabet içinde bulunduklarına karar verildiğini, ticari işletmenin aynı sektörde faaliyet göstermesinin haksız rekabet olmadığını, aksi takdirde bir çok firmanın başka sektörlerde faaliyet gösteremeyeceğini, karar içeriğinde tarafların bağımsız markaları olduğunun açıkça belirtildiğini, her iki tarafında kendi markası ile ticaret yaptığının tartışmasız olduğunu, satılan ürünlerin benzerliğinden yola çıkılarak asla haksız rekabet olgusuna ulaşılamayacağını, karar içeriğinde bilirkişi raporlarına atıf yapılarak müvekkillerinin TBK 547 ile TTK 55/a-1,2,3,4 hükümleri kapsamında haksız rekabet eylemi içinde oldukları gibi bir tespitin alıntılandığının görüldüğünü, bilirkişilerin bu kanıya iki firmanın kataloglarının karşılaştırılması ve sonuç olarak iki firmanında ürünlerinin aynı sektöre hizmet ettiği ürünlerin birbir karşılaştırılmasında benzer nitelikle ve birbirlerine muadil olabilecek teknik özelliklerde olduğunun tespit edildiği, müvekkillerinin kesinlikle haksız rekabet sayılabilecek bir davranışının olmadığını, sözleşmenin ihlali iddiasına gelindiğinde sözleşmenin 4.maddesinin yeniden okunmasının gerektiğini, görüldüğü gibi sözleşmede oldukça dar kapsamlı ve şartlı bir rekabet yasağı düzenlemesi getirildiğini, dar kapsamlı rekabet yasağına geniş bir istisna getirildiğini, tarafların sözleşmedeki iradelerinin önüne geçilerek rekabet yasağı gibi bir konuda genişletici yorum yapılamayacağını, cezai şartın istisnai bir durum olduğunu, istisnaların yorumlanamayacağını, tarafların istemesi halinde cezai şart düzenlenmesinde marka zikretmeyeceklerini, burada tarafların açıkça rekabet yasağını "..." markaları ürünlerle sınırlandırmışken benzer nitelikle ve birbirlerine muadil oldukları gerekçesiyle "..." markalı ürünleri de rekabet yasağı genişletilmeyeceği, hüküm içeriğinde de kopyalanan bilirkişi raporundaki ifadelere yer verildiğini, müvekkilinin ticaretini yaptığı ürünlerin istisnanın içinde kalan ürünler olduğunu dolayısıyla müvekkillerinin ticaretini yaptığı ürünlerin bu istisnanın içinde kalmadığı tespit edilmeden hiçbir şekilde cezai şart talep edilemeyeceğini, tarafların bu cümleyi bu istisnayı sözleşmeye koymalarının bir anlamı olduğunu, tarafların kasten koyduğu bu istisnanın görmezden gelinerek değerlendirme yapılamayacağını, gerekçeli karardan anlaşıldığı kadarıyla mahkemenin müvekkillerinin akdi rekabet yasağını ihlal ettiğine yönelik bir tespitinin olmadığını, olsa olsa şüphesi tahmini ve ihtimali olduğunu, özellikle davacı şirketin 2020 yılındaki kar oranındaki düşüşü hükme esas teşkil eden noktalardan biri olmasının inanılacak bir durum olmadığını, her davanın açıldığı duruma göre karar verileceğini, dava açıldıktan sonra ve 4 yıl geçtikten sonra davacının karındaki düşüşün ve kazancındaki artışın davanın konusu ile ilgisi olmayacağını, davada davalı müvekkilinin 2020 yılı karının davacıya ait olacağı düşüncesi ile bir kararın mahkemelerce nasıl verilebileceğini, bunu anlamanın mümkün olmadığını, rekabet yasağının müvekkilince ihlal edildiği ihtimalinde bile müvekkili kazancının davacıya ait olması gibi bir kavramın asla kabul edilemeyeceğini, sözleşmede açıkça davacı alıcı zararının karşılanması gerektiğinin düzenlendiğini, müvekkilinin bin bir emekle çeşitli işlerden elde ettiği kazançtan davacı zararının ne ilgisi olabileceğini, sonunda vicdanın rahatlatılması için %50 tenkis yapılmasının aslında özensizliğin dışa vurumu olduğunu ancak mahkemenin 2016 yılındaki tarafların durumuna göre karar verilebileceği, bilirkişi raporlarına göre davacının 2014/2015 yıllarında kar kaybı yaşamasına göre kanaat bildirildikten sonradan 2020 yılı hesaplarının dikkate alındığını, bir de bu tutara 2016 yılından itibaren faiz işletildiğini, davacının bilançosundaki 7 sene sonraki bozulmanın müvekkili ile bir ilgisinin olmadığını, arada illiyet bağının olamayacağını, özellikle 2020 yılında oluştuğu iddia edilen zarar için 2016 yılından bu yana faiz işletilemeyeceğini, diğer taraftan cezai şartın doğması için yasaklanan eylemin hiçbir şüpheye mahal vermeksizin müvekkilince işlendiğinin ispatı gerektiğini, ancak gerekçeli kararda açıkça bunun tespit edilemediğinin yazıldığını, bilirkişi raporlarında da görüleceği üzere müvekkilinin satışlarının davacının satışlarından asgari 7 kat daha düşük olduğunu, ancak 2020 yılında davacının finansalları bozulunca bir anda 2020 rakamlarının dikkate alınarak hesap yapıldığını, tarafların ticari olarak birbirlerine rakip dahi olmadıklarını, davacının işletme büyüklüğü ve satışları ile müvekkilinin büyüklüğü arasında 2013 yılında 85 kat fark varken ortada hiçbir illiyet bağından söz edilemeyeceğini, davacı satışlarının 2013 yılında %20 arttığını, reddedilen cezai şart miktarı yönünden vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini iddia ederek, kararın kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini, mahkemenin eksik incelemeye karar vermesi halinde kararın kaldırılarak dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, aksi halde fahiş cezai şartın tenkisine karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, sözleşmeye aykırılığın ve TTK'nın 54 vd maddeler gereğince haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, cezai şart, maddi tazminat ve yoksun kalınan kârın tahsili istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, her iki taraf vekillerince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, davacılardan ... ile davalılardan ... arasında 21.01.2013 tarihinde limited şirket hisse devri sözleşmesinin imzalandığı, hisseyi devir edenin davalı, devir alanın ..., hissesi devredilen şirketin ise ... Şirketi olduğu konularında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, sözleşmenin ihlali ile TTK kapsamında haksız rekabete neden eylemlerinin gerçekleşip gerçekleşme diği, davalıların sözleşmeyi ihlali edip etmediği, davacı talebi yönünden talebin aşılıp aşılmadığı, davalının kazancının davalının kaybı olarak kabul edilerek hüküm tesis edilip edilmediği, kayıp ve kazanç arasında davalının ticari işletmesi kazancının davacının kaybı yönünden illiyet bağının olup olmadığı, sözleşme kapsamında davacı tarafın iddialarını ispat edip edemediği, cezai şart alacağının ve alacaktan yapılan %50 oranındaki indirim sonucu reddedilen cezai şart alacağı miktarı ile indirilen miktar üzerinden davalı yararına vekalet ücretine karar verilmemesinin usul ve yasaya uygun olup olmadığına ilişkindir. Dosya kapsamından, davacı ... ile davalı ... arasında 21.01.2013 tarihinde ....... Noterliğinde düzenlenen limited şirket hisse devri sözleşmesinin gerçekleştirildiği, sözleşmede devir edenin davalı, devir alanın davacı olduğu, devredilen hissenin 2.500,00 TL, devir bedelinin ise 700.000,00 TL olarak belirlendiği, taraflar arasında .......... Ltd Şirketinin hissesinin devri ile ilgili sözleşmenin gerçekleştirildiği, davalı satıcı tarafından şirketteki paylarının %50'sine tekabül eden sermaye payının 700.000,00 TL bedelle davacı alıcıya sözleşmede belirtilen şart ve oranlarda satışı konusunda sözleşmenin akdedildiği, sözleşmede devir bedelinin ödeme şekli ve vadesinin belirlendiği ve tarafların her birinin şirket hisse devir sözleşmesini devralan adına ortaklar pay defterine yazdırmaya yetkili olduğu hususlarına yer verildiği, sözleşmenin 1.maddesinde; "Tarafların anlaşması İle,;ŞATICI ŞİRKET'deki tüm SATICI hisseleri (ki kayden %50 oranında ve 2.500.TL hisse kadardır.) 700.000,00 TL badel ile ALICI'ya satıp devretmeyi ALICI da SATICI'ya ait 450 ŞİRKET hissesini işbu sözleşmede yazılı şartlar ve vadeler İla 700.000,00 TL bedel ile satin almayı taahhüt etmektedir." ifadelerine yer verilmiştir. Sözleşmenin 4.maddesinde; "satıcı; İşbu sözleşmenin imzalanmasından itibaren 7.5 yıl süre ile alıcı'nın yazılı onayı olmaksızın Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde ve dışarısında kendisinin ve 1. derece yakınlarının ŞİRKET'in imalatını, satışını yapmış olduğu ... markalı döner bağlantı elemanı (rotary joint, rotary unlon), eklem bağlantı elemanı (...), döner mafsallar “ve yükleme kolu ürünlerini satmayacağıni ve üretmeyeceğini ve bu Ürünler ile ilgili yerli ve/veya yabancı başka markaların distribütörlüğünü yapmayacağını taahhüt etmektedir. İşbu yasak içinden sıvı ve/veya gaz olarak petrol, petrol türevleri, hidrokarbonlar, motorin, benzin, LPG, doğalgaz, ve. gibi yanıcı, yakıcı ve patlayıcı akışkanların geçtiği ya da bu akışkanların içinde çalıştığı ürünler için geçerli değildir." "5.SATICI, yukarıda 4. maddede düzenlenen hükmün ihlal edilmesi sonucunda ALICI'nın veya ALICI'nın hissedarı olduğu ŞİRKET'in uğradığı her türlü maddi zararı tazmin etmeyi kabul, beyan ve taahhüt eder." "6.SATICI; 4. maddede belirtilen yasakların ihlali halinde ŞİRKET'in uğradığı zararın İki katı tutarında cezal şartı ödemeyi kabul, beyan ve taahhüt eder.""7-4. maddede düzenlenen rekabet etmemeye ilişkin yükümlülük dışında pay devrinden Önceki dönemlere ilişkin rekabet yasağı hususunda taraflar birbirlerini gayrikabili rücu ibra etmişlerdir" düzenlemelerine yer verildiği, hissesi devredilen dava dışı ... Ltd Şirketinin davacı ... ve davalı ... tarafından kurucu ortak olarak 13.02.2001 tarihinde tescil ile kurulmuş olduğu, şirketin yeni unvanının davacı ... ... Ltd Şirketi olduğu, davalı ... ... Ltd Şirketinin ise 18.06.2012 tarihinde tescil edildiği, tescil tarihinin limited şirket hisse devir tarihinden önce olduğu, şirket kurucusunun ... ile dava dışı ... olduğu, şirket amaç ve konusunun şirket esas sözleşmesinin üçüncü maddesinde belirtildiği ve her türlü sanayi ve iş makineleri cihazları ile bunlara ait yedek parçalar vb aksesuarların alım satımı, imalatı, kiraya verilmesi, ithalatı vb olarak belirtildiği, davacı ... ve davacı şirket tarafından davalının Patent Enstitüsüne yapmış olduğu markaya itiraz ettiği, 14.11.2013 tarihli itirazında, başvurusu yapılan "..." adlı markanın 25.05.2005 tarihinde tescili sağlanan "..." adlı markanın çizimi ile benzer hususları taşıdığı aynı mal ve hizmet alanında başvurunun yapıldığının belirtildiği, davacılar tarafından davalı ... ile dava dışı ... hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına TTK'ya muhalefet iddiası ile şikayette bulunulduğu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı nın 2017/90161 Soruşturma nolu dosyasında 18.10.2017 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, davacı şirket tarafından davalılara .... Noterliğinde düzenlenen 20.09.2016 tarihli ihtarnamenin keşide edildiği, söz konusu ihtarnamede, sözleşmeye yer verilerek 4.maddesi kapsamında aykırı hareket edildiği, kötü niyetli şekilde zarar verildiğinin belirtilmek suretiyle cezai şart alacağı ile birlikte mahrum kalınan karın tahsilinin talep edildiği, davalılar tarafından Kadıköy ... Noterliğinde düzenlenen 30.09.2016 tarihli cevabı ihtarname ile iddiaların kabul edilmediği, iddiaların gerçeği yansıtmadığı, sözleşmenin ihlali ve haksız rekabet teşkil edecek herhangi bir faaliyetin bulunmadığı, yıllardır sektör içerisinde faaliyette bulunan bir kişi olduğu hususlarının belirtildiği, davacıların ise 30.11.2016 tarihinde iş bu davayı açmış olduğu anlaşılmıştır. Tarafların delillerini dosyaya ibraz ve ilgili delillerin dosya içerisine celbi sonrasında tanıklar dinlenilerek bilirkişi rapor ve ek raporları alınmıştır. Mahkemece, yukarıda yer verilen gerekçelere ve bilirkişi raporuna göre cezai şart olarak belirlenen miktardan %50 oranında indirim yapılarak hüküm tesis edilmiştir. Davacılar, dava dilekçesinde; sözleşmeye aykırılıkla birlikte TTK'nın 54 vd maddelerinde düzenlenen haksız rekabet hükümlerine dayanarak iş bu davayı açmıştır. Dava konusu talepler sözleşme ile TTK'da yer alan haksız rekabet hükümlerine dayandırılmıştır. Dava dilekçesinde ve talep artırımına ilişkin dilekçede, davalılarla ilgili herhangi bir ayrım yapılmaksızın talepte bulunulmuştur. Ancak tarafların da kabulünde olduğu üzere, dava konusu edilen 21.01.2013 tarihli sözleşmenin tarafları, davacı ... ile davalı ...'dır. Sözleşmenin tarafları arasında şirketler yoktur. Sözleşme konusunun şirket hissesinin devri olması ve şirketin uğrayacağı zararın tazmini, şirketi sözleşmenin tarafı haline getirmeyecektir.İlk derece mahkemesince "sözleşmenin nispiliği ilkesi" de dikkate alınarak ve HMK'nın 31. maddesi gereğince, davacılar vekiline hangi davalıya hangi ilişki veya yasal düzenleme kapsamında ve hangi miktarda tazminat talebinde bulunulduğuna dair açıklama yaptırılması ve daha sonra sözleşme ile TTK'da ki haksız rekabet hükümlerinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu konu göz ardı edilerek işin esasına girilip inceleme yapılması ve hüküm tesis edilmesi isabetli görülmemiştir. Yukarıda yer verildiği ve dosya kapsamından anlaşıldığı üzere davacılar iddialarını sözleşmeye aykırılıkla birlikte TTK'da düzenlenen haksız rekabet hükümlerine dayandırmışlardır. Her iki iddianın her iki taraf yönünden ayrı ayrı değerlendirilmesi, sözleşme ihlali ile ve özellikle sözleşmenin 4. maddesi üzerinde durularak değerlendirme yapılması ve sözleşmenin ilgili maddelerinin bir bütün hâlinde ele alınması gerekir. Diğer taraftan, TTK'nın 54 vd. maddelerde yer alan haksız rekabet iddialarının subuta erip ermediği, şartların oluşup oluşmadığı değerlendirilip tartışılmadan karar verilmesi isabetli olmadığı gibi, dosya kapsamına uygun, yeterli ve gerekçeli olduğu kabul edilemeyecek raporun hükme esas alınması da isabetsiz bulunmuştur. Gerekçenin ağırlıklı şekilde, bilirkişi raporlarının ve ek raporun kopyalanması suretiyle aynen alıntılanarak oluşturulması da Anayasa'nın 141/3. Maddesine ve HMK'nun 297.maddesine aykırı olmuştur.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, esasa dair istinaf nedenleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yukarıdaki açıklamalar ışığında yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesi gerektiğinden aşağıdaki karar verilmiştir.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına,
2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
3-Taraflarca yatırılan istinaf peşin karar harçlarının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince iadesine,
4-Kaldırılan kararın icrasıyla ilgili olarak İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine,
5-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, yeniden verilecek hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,
6-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine dair;
HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 02.04.2026