Taraflar arasındaki menfi tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacının ortağı ve kurucusu bulunduğu dava dışı ... Şti.'ndeki hisselerini 2012 yılında devrettiğini, davacının şirketi devralan yeni ortağın kullanmış olduğu kredi nedeni ile borçlandırılmaya çalışıldığını, davalı tarafından İstanbul 4.Asliye Ticaret Mahkemesinin 28.07.2016 tarihli, 2016/1086, .... Değişik İş sayılı ihtiyati haciz kararı ile davacı aleyhine ....İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takibinin başlatıldığını, ancak ihtiyati haciz kararında davacının genel kredi sözleşmesinde kefil olmadığından ihtiyati haciz talebinin reddine karar verildiğini, bu ret kararına rağmen davacı hakkında icra dosyasında diğer borçlulara uygulandığı gibi davacı hakkında da ihtiyati haciz uygulandığını, davacının aracına ve banka hesaplarındaki paralarına haciz konulduğunu, davacının borca süresinde itiraz edemediğini, dosyada alacağa dayanak olarak gösterilen iki adet sözleşme olduğunu, bu sözleşmelerden 100.000 TL bedelli 21.06.2011 tarihli genel kredi sözleşmesini davacının kefil sıfatıyla imzaladığını gördüklerini, ancak davacının bu sözleşmeden haberi olmadığını, sözleşmedeki imza ve el yazılarının davacıya ait olmadığını, icra takibine bu sözleşme dayanak olarak gösteriliyorsa davacının zaten böyle bir borcu bulunmadığını, dayanak olarak gösterilen ikinci sözleşmenin 450.000 TL bedelli 08.02.2013 tarihli olduğunu, ancak bu genel kredi sözleşmesinde davacının zaten taraf olmadığını, takipte asıl alacağı oluşturan kredilerin tarihlerinin 2016 yılına ait olduğunun görüleceğini, kefaletin geçerliliğinin eşin rızasına bağlı kılındığını, takibe konu kredi 2016 yılında kullanılmış olmakla kredinin kullanıldığı yıl yeni TBK hükümleri geçerli olacağından eşin rızası bulunmayan sözleşmenin geçersiz olduğunu, 2011 tarihli sözleşmede limit 100.000 TL olarak belirlenmiş olmasına rağmen takibin tamamı müvekkiline de şamil olacak şekilde yürütüldüğünü, bunun da davalının 2011 tarihli değil, 2013 tarihli GKS ye göre kredi kullandırdığını ortaya koyduğunu ileri sürerek, davacının ....İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasındaki alacağın tamamına ilişkin borçlu olmadığının tespitine, haksız ve kötü niyetli davalının %20'den az olmamak kaydıyla tazminat ödemesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı temlik eden banka vekili, savunmasında özetle; dava dışı ...Limited Şirketi'ne genel kredi sözleşmelerine istinaden çek taahhüt kredisi, nakti krediler, şirket kredi kartı, ticari kredili mevduat kredileri kullandırıldığını, davacı ile dava dışı ...'in ise genel kredi sözleşmelerini müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, kredi borçlarının ödenmemesi üzerine hesaplar kat edilerek davacı/borçlu ile dava dışı kredi borçlusu ve diğer dava dışı kefile .......Noterliğinin 11.07.2016 tarihli, ... yevmiye numaralı ihtamameleri ile borçlarının ödenmesinin ihtar edildiğini, ihtara rağmen borcun ödenmemesi üzerine, davalı tarafından muaccel olan alacağının tahsili amacıyla .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile genel haciz yolu ile takip başlatıldığını, davacı tarafından işbu takibe yasal süresinde itiraz edilmediğini, takibin kesinleştiğini, davalının 21.06.2011 tarihli genel kredi sözleşmesindeki imzasını inkar ettiğini, imza incelemesi ile itirazın haksız olduğunun ortaya çıkacağını, dava konusu icra takibine dayanak yapılan iki adet genel kredi sözleşmesi bulunduğunu, 21.08.2011 tarihli, 100.000 TL limitli genel kredi sözleşmesinde davalının kefalet imzası bulunduğunu, 08.02.2013 tarihli, 450.000 TL tutarlı genel kredi sözleşmesinde dava dışı ...'in kefalet imzası bulunduğunu, davacı/borçlunun inkar ettiği kefalet imzalarının kendisine ait olup olmadığı hususunda bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğini, yapılacak bilirkişi incelemesi ile imza itirazlarının kötü niyetli olduğunun ortaya çıkacağını, davacının imza itirazına ilişkin olarak bilirkişi incelemesi yapılmasını talep ettiklerini, 2011 tarihinde imzalanan sözleşmeye ilişkin eş rızası aranmadığını, eş rızasının yeni kanun ile arandığını, şirket ortaklığından ayrılmanın kefalet sorumluluğunu ortadan kaldırmadığını, sözleşme hükümleri gereğince müteselsil kefilin, limit dâhilinde olan geçmiş ve gelecek tüm borçlardan sorumlu olacağını, davalının takipte kötü niyetli olmadığını, davacının, 21.06.2011 tarihli, 100.000 TL tutarlı genel kredi sözleşmesindeki kefalet imzası sebebiyle borçtan müşterek borçlu müteselsil kefil olarak sorumlu olduğunu, kefaletten istifa ettiğine dair herhangi bir beyanda da bulunmadığını, alacak miktarına ilişkin bilirkişi incelemesi yapılması halinde, müvekkil Bankanın defter ve kayıtları üzerinde yapılacak bilirkişi incelemesi ile alacağın mevcudiyetinin sabit olacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; her ne kadar davacı tarafça genel kredi sözleşmesinden kaynaklı olarak ....İcra Müdürlüğü’nün ... E. Sayılı dosyası ile aleyhine başlatılmış olan icra takibi nedeniyle menfi tespit talepli iş bu dava açılmışsa da, Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Başkanlığı'nın 29/04/2021 tarihli raporuna göre 21.06.2011 tarihli 100.000 TL limitli Genel Kredi Sözleşmesindeki imzanın davacıya ait olduğu ve davacının sözleşmeyi kefil sıfatıyla imzaladığı, sözleşmenin imzalandığı tarih itibariyle kefalet için eş muvaffakatının alınmasının zorunlu olmadığı ve davacının sözleşme tarihi itibariyle de asıl borçlu ... Şti'nin ortağı olması nedeniyle de eş muvaffakatının alınmasının gerekmediği, bu sebeple de kefalete ilişkin koşulların gerçekleşmiş olduğu, 14/12/2021 tarihli bilirkişi raporunda yapılan hesaplamada ....İcra Müdürlüğü’nün ... E. Sayılı dosyasında takip tarihi itibariyle bankanın ... nolu Tüzel Kredili Mevduat Hesabı,....-... nolu Spot Kredi, ... nolu Spot Kredi, ... nolu Şirket Kredi Kartı, ve gayri nakdi kredilerin risk tutarları sebebi ile 02.08.2016 icra takip tarihine kadar işlemiş faizleri ile birlikte toplam alacağının 145.522,41 TL olduğu, davacının ise kefalet limiti doğrultusunda bu alacağın 100.000,00 TL'lik kısmından sorumlu olduğu anlaşılmakla, davacının menfi tespit talebinin reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacının 2012 yılında dava dışı şirketteki hisselerini devrettiğini, devir tarihinde ne kendisinin, ne de mezkur şirketin davalı bankaya borcu bulunmadığını, alacağa dayanak olarak gösterilen 2 adet sözleşmeden 21.06.2011 tarihli olanını davacının kefil sıfatıyla imzaladığını, diğerinde ise imzası bulunmadığını, takipte asıl alacağı oluşturan kredilerin tarihlerinin 2016 yılı olduğunu, kefilin, sadece kendi temerrüdünün hukuki sonuçları ve kefalet limiti ile sorumlu olduğunu, takibe dayanak ihtiyati haciz kararında talebin davacı yönünden reddedildiğini, takibin 2013 tarihli olan ve davacının imzası bulunmayan sözleşmeye dayandığını, kefaletin geçerli olmadığını, eş rızası bulunmadığını, sözleşmede limit 100.000 TL olarak belirlenmiş olmasına rağmen takibin tamamının davacıya şamil olacak şekilde yürütüldüğünü, bunun da davalının 2011 tarihli değil, 2013 tarihli sözleşmeye göre kredi kullandırdığını ortaya koyduğunu, Yargıtay kararları de sabit olduğu üzere kefilin, sadece imzaladığı sözleşmelerden sorumlu olacağını, alınan ATK raporunda ve beyanda bulunulan 14/12/2021 tarihli raporda 2011 tarihli genel kredi sözleşmesinin altındaki imzanın kuvvetle muhtemel davacının eli ürünü olduğunun belirtildiğini, davacının zaten bu sözleşmedeki imzasından tereddüt ettiğini, rapor ile tereddüt ortadan kalkmamış olmakla beraber davanın dayandığı sair gerekçelerle kabul edilmesi gerekirken reddinin hatalı olduğunu, mahkemenin gerekçesinde kendi içinde çelişkili olduğunu, müvekkili açısından takip miktarının 2011 tarihli sözleşmedeki limitin çok üstünde olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydı ile müvekkilinin 2011 tarihli sözleşmeden kefil sıfatı ile sorumlu olacaksa bu limit dahilinde yani 100.000 TL ile sınırlı olması gerektiğini, bu nedenlerle, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.

Dava, davacı müteselsil kefilin genel kredi sözleşmesindeki imzanın kendisine ait olmadığı ve borcu bulunmadığı iddiasına dayalı olarak İİK'nın 72. maddesi gereğince icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasıdır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Mahkemece, alınan Adli Tıp Kurumu raporu ve bankacı bilirkişi raporuna göre davanın reddine karar verilmiş ise de eksik inceleme ile karar verildiği anlaşılmaktadır. Şöyle ki: Davacı vekili, 21.06.2011 tarihli genel kredi sözleşmesindeki imzanın davacıya ait olmadığını, 08.02.0213 tarihli genel kredi sözleşmesinde ise herhangi bir imzasının bulunmadığını, icra takibinin bu sözleşme lere dayalı başlatıldığını, davacının borcu bulunmadığını ileri sürerek, davacının .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiş; davalı vekili ise icra takibinin 21.06.2011 ve 08.02.2013 tarihli genel kredi sözleşmelerine dayalı başlatıldığını, imza incelemesi ile davacının haksızlığının ortaya çıkacağını, eş rızası aranmayacağını, ortaklığın devrinin borcu sona erdirmeyeceğini savunmuş, Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin 29.04.2021 tarihli raporunda, 21.06.2011 tarihli genel kredi sözleşmesinde davacıya atfen atılı bulunan imzaların, mukayese imzalar ile arasında uygunluk ve benzerlik saptanması sebebiyle sözleşmedeki imzaların kuvvetle muhtemel davacının eli ürünü olduğu belirtilmiştir. Bu bilgilere göre davalı temlik eden bankanın davalı, dava dışı ... Şti. ile ... aleyhine başlattığı .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra takibinde, takip talebi ekinde 100.000 TL limitli, 21.06.2011 tarihli genel kredi sözleşmesi ve 08.02.2013 tarihli, 450.000 TL limitli iki genel kredi sözleşmesine dayandığı, davacının 21.06.2011 tarihli genel kredi sözleşmesini müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı, 05.02.2013 tarihli sözleşmede ise ne müteselsil kefil ne de asıl borçlu olarak herhangi bir imzasının bulunmadığı, ancak hükme esas alınan 14.12.2021 tarihli bankacı bilirkişi raporunda icra takibine dayanak borcun hangi kredi sözleşmesinden kaynaklanığı hususunda bir tespitte bulunulmadığı, bu haliyle raporun hüküm kurmaya elverişli olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece, davalı temlik eden banka tarafından başlatılan icra takibine konu borcun 21.06.2011 tarihli genel kredi sözleşmesinden mi yoksa 08.02.2013 tarihli genel kredi sözleşmesinden mi kaynaklandığı hususunun araştırılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş, kararın bu sebeple esasa ilişkin istinaf sebepleri incelenmeksizin kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yukarıdaki açıklamalar ışığında yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.

Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

1-HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına,

2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,

3-Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,

4-Kaldırılan ilk derece mahkemesi kararının icrasıyla ilgili olarak İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine,

5-Yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,

6-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine dair;
HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.09.04.2026