İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ
İSTİNAF KARARI
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi ;
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesi ile; davalı şirket ile aralarında akdedilen sözleşmedeki cezai şartın tahsili için İstanbul 18. İcra Dairesi'nde ... sayılı dosyası ile icra takibine başladığını, davalının haksız ve yersiz olarak itirazda bulunarak takibi durdurduğunu, arabuluculuk oturumlarında davalı şirket ile anlaşmaya varılamadığını, müvekkili şirketin sözleşmeden doğan yükümlülüklerini gerekli özen ve dikkati göstererek sözleşmenin feshedildiği tarihe kadar yerine getirdiğini, davalı şirket birden çok defa ödemelerinde geciktiğini, sözleşmeden doğan borçlarını zamanında yerine getirmediğini, gerekli özen, ilgi ve alakayı göstermediğini, bunlara rağmen müvekkili şirketin sözleşmede belirlenen tüm görevlerini zamanında, özenle yerine getirdiğini, davalı şirketin daha önce de sözleşmeden doğan yükümlülüklerini gereğince yerine getirmemesi sebebiyle taraflarınca icra takip işlemi yapıldığını, söz konusu icra işleminin davalı şirketin toplamda 293.556,76 TL tutarlı 3 adet faturayı ödememesinden kaynaklandığını ve fatura tutarlarının ödenmesi için 13.02.2019 tarihinde İstanbul 18. İcra Müdürlüğü'nde ... numaralı takip dosyası ile takip işlemleri başlatıldığını, davalı şirketin sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemekle beraber gerekli özen ve dikkati de göstermeyerek müvekkili şirketin gerekli ticari faaliyetlerinde zorluklar çıkmasına da sebep olduğunu, kendilerine verilen 15 günlük süre içinde aykırılığın giderilmemesi sebebiyle müvekkili şirket tarafından süre sonunda sözleşmenin feshedildiğini, beyan ederek, itirazın iptali ile icra takibinin devamını, davalının takip miktarının %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini, ücreti vekalet ve yargılama giderlerinin davalı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesi ile; davacı tarafın, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin 9.maddesindeki tek taraflı fesih halini dayanak olarak göstermiş olmakla birlikte, taraflar arasında mutabakat altına alınan tek taraflı feshin ve cezai şartın usulüne uymadığını, öncelikle müvekkili şirketin davacı tarafa sözleşmeden kaynaklanan herhangi bir borcunun bulunmadığını, sözleşme kapsamında belirlenen ödeme ifasının eksiksiz olarak yerine getirildiğini, müvekkili şirketin, İstanbul 18. İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı icra dosyasına bu sebeple itiraz ettiğini, cezai şart koşullarının oluştuğunu kabul anlamına gelmemekle ve müvekkilinin davacı tarafa herhangi bir borcunun bulunmadığını yinelemekle birlikte; taraflar arasında akdedilen sözleşmenin bildirim usullerine uymayan ve iyi niyetten yoksun cezai şart talep eden davacı taraf taleplerinin hukuki dayanaktan yoksun ve haksız olduğunu, müvekkili şirket tarafından yükümlülüklerin tamamı yerine getirildiğini, davacının herhangi bir alacağının bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, " Davacı şirket ile davalı şirket arasında 24.08.2017 tarihli sözleşme akdedildiği, sözleşme uyarınca davacı şirketin sözleşmede öngörülen iş ve hizmetleri yapma, davalı şirketin ise bir miktar para ödeme yükümlülüğü altına girdiği, davacı şirketin sözleşme hükümlerine uyulmadığından bahisle Beyoğlu ... Noterliğinin ... yevmiye numaralı 13.02.2019 tarihli ihtarnamesiyle 31.03.2019 tarihi itibariyle sözleşmeyi feshettiğini bildirdiği ve cezai şartın ödenmesini talep ettiği, davalı şirketin de Beyoğlu .... Noterliğinin ... yevmiye numaralı 14.02.2019 tarihli ihtarnamesi ile itirazda bulunduğu, davacı şirket tarafından 13.02.2019 tarihinde İstanbul 18. İcra Dairesinin ... sayılı dosyası ile davalıya karşı 293.556,76 TL tutarlı icra takibi başlatıldığı, davalının ise 25.02.2019 tarihinde dosya borcunu tamamen ödediği ve dosyanın işlemden kaldırıldığı, davacı şirket tarafından 08.07.2019 tarihinde İstanbul 18. İcra Dairesinin ... sayılı dosyası ile taraflar arasındaki sözleşmede öngörülen 40.000 USD cezai şartın tahsili amacıyla davalı şirkete karşı takip başlattığı, süresinde yapılan itiraz üzerine duran takibin devamı noktasında eldeki davanın açıldığı, bu bağlamda eldeki davadaki uyuşmazlığın da taraflar arsındaki sözleşmenin 9. maddesi ile öngörülen cezai şart istem koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplandığı anlaşılmıştır. Sözleşmenin feshini düzenleyen 9. maddenin 1. fıkrasında aynen; "Sözleşme içinde belirtilen fesih haller saklı kalmak kaydı ile; taraflardan herhangi biri işbu sözleşme ile üstlenmiş olduğu yükümlülüklerini haklı bir sebep olmaksızın yerine getirmediği takdirde; sözleşmeye uyan taraf, diğer tarafa, 15 gün içinde sözleşmeye uyması için yazılı bildirimde bulunur. Sözleşmeye aykırı hareket eden taraf 15 gün içinde aykırılığı gidermez ise: sözleşmeye uyan taraf her türlü zarar ve ziyan talebi saklı kalmak şartı ile sözleşmeyi feshedebilir. Bu şekilde fesih halinde; sözleşmenin feshine neden olan taraf sözleşmeye uyan tarafa 40.000$ (Kırkbin Amerikan Doları) cezai şart ödeyecektir. ..." düzenlemesine yer verilmiştir. Davalı şirket tarafından bir kısım ödemeler yönüyle yükümlülüğünün aksatıldığı, aleyhine takip başlatılmasına sebebiyet verildiği, ödemelerin geciktirildiğinin bildirilmesi noktasında davalı şirkete bir kısım mailler gönderildiği dosya kapsamındaki delillerden anlaşılmaktaysa da sözleşmenin 9. maddesinin ilk fıkrası uyarınca feshedilmesi ve buna bağlı olarak 40.000$ (Kırkbin Amerikan Doları) cezai şart ödeme yükümlülüğünün doğması için sözleşmeye aykırı davranan tarafa aykırılığın giderilmesi için yazılı bir bildirim ile 15 günlük süre verilmesi ve verilen sürede aykırılığın giderilmemiş olması gerekmektedir. Davacı şirket tarafından sözleşmeye aykırı davranışlarını gidermesi noktasında davalı şirkete yazılı bir bildirim ile 15 günlük süre verildiğinin ve verilen 15 günlük sürede bu aykırılığın giderilmediğinin ispat edilememiş olması nedeniyle davalı şirketin cezai şart ödeme yükümlülüğünün oluşmadığı sonucuna ulaşılmış" olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde; Davalının 24.08.2017 tarihli sözleşmeden doğan edimlerini süresi içerisinde yerine getirmemesi nedeni ile müvekkil şirket tarafından davalı şirket yetkililerine ve çalışanlarına muhtelif tarihlerde elektronik posta ile birçok kez yazılı bildirim yapıldığını ve ilgili ödemelerin yapılması istendiğini, işbu ödemelerin yapılacağına ilişkin davalı şirket yetkilileri ve/veya çalışanlarından işbu maillere cevap verildiğini, nitekim buna rağmen davalı sözleşmenin kendisine yüklemiş olduğu edimleri süresinde yerine getirmemeye devam ettiğini, bu nedenle taraflar arasındaki sözleşme 13.02.2019 tarihinde müvekkil şirket tarafından tek taraflı ve haklı nedenle feshedildiğini ileri sünmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE: HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, taraflar arasındaki hizmet ilişkisinden kaynaklanan cezai şart alacağına istinaden başlatılan takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.İstanbul 18. İcra Müdürlüğü ... sayılı dosyası incelendiğinde; davacının sözleşme ilişkisinden kaynaklı cezai şart alacağına istinaden 40.000,00 USD asıl alacağın tahsili için takip başlattığı, takip talebinde 1 USD'nin TL karşılığı ve harca esas değeri gösterilmek suretiyle takibin usulüne uygun olduğu, davalının yasal süresinde ödeme emrine itiraz ettiği, davanın yasal 1 yıllık süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır.Mahkemece, tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş olup, mali müşavir bilirkişisinin sunmuş olduğu 09/08/2021 tarihli raporda ; "Davacı şirketin 2019 yılına ait defterlerinin açılış ve yevmiye defteri kapanış onaylarının yasal sürelerinde yaptırıldığı, davalı şirketin 2019 yılına ait yevmiye ve kebir defter beratlarının süresinde alındığı, envanter defteri açılış onayının da yasal süresinde yaptırıldığı, dolayısıyla, her iki şirkete ait defterlerin usulüne uygun olduğu, sahibi lehine delil olma niteliği taşıdığı, davacı kayıtlarına göre davalı şirketin 20.04.2019 tarihi itibariyle 31.923,31 TL borçlu olduğu, bu tarihten sonra davalı cari hesabında başka işlem bulunmadığı, davalı kayıtlarına göre ise davacı şirketin 15.04.2019 tarihi itibariyle bakiyesi bulunmadığı, davacı vekilince 13.02.2019 tarihinde başlatılan ilamsız takipte; 31.01.2019 tarihli, 17.564,62 TL, 12.057,87 TL ve 263.934,27 TL tutarlı 3 adet fatura nedeniyle toplam 293.556,76 TL tutarındaki asıl alacağın tahsili talep edilmiş olup, davalı şirket tarafından 25.02.2019 tarihinde İcra Müdürlüğü hesabına faiz ve ferileriyle birlikte 326.079,53 TL yatırılarak dosya borcu kapatıldığı, ödenen asıl alacak miktarı 293.556,76 TL olduğundan, davalı kayıtlarında davacı cari hesabına anılan tutarın borç kaydedildiği, davacı kayıtlarında ise; 26.02.2019,27.02.2019 ve 01.03.2019 tarihlerinde toplam 260.000,- TL alacak kaydedilmiş olduğundan, icra dosyasına yapılan ödeme nedeniyle 33.556,76 TL davalı aleyhine fark ortaya çıktığı, davalı kayıtlarında 13.02.2019 tarihinde “Hizmet Bedeli” olarak davacı şirkete 3.133,45 TL alacak, davacıda ise 28.02.2019 tarihinde “... Şti.” açıklaması ile davalı şirkete 1.500,- TL borç kaydedildiğinden, bu işlemler nedeniyle davacı lehine 1.633,45 TL fark ortaya çıktığından, toplam farkın (33.556,76-1.633,45) 31.923,31 TL olduğu, işbu davada; cari hesap bakiyesi ile ilgili talep bulunmadığından, taraflardan bu hususlara yönelik belge ve bilgi talep edilmediği, davalı şirketin 297.932.422,66 TL olan sermayesini yitirdiği, VUK hükümlerine göre hazırlanan bilançoya göre aktiflerin mevcut borçları karşılayamaması nedeniyle şirketin borca batık durumda olduğu, davacının sözleşmeden doğan alacaklarının ifası için davalıya 15 günlük süre verdiğine ilişkin sözleşmeye uygun bir bildirimine dosya kapsamında rastlanılmadığı" şeklinde tespit ve görüşe yer verilmiştir.Somut olayda; davacı şirketin, davalının sözleşmeden doğan edimlerini (ödeme yükümlülüğü) yerine getirmediğinden bahisle Beyoğlu .... Noterliğinin ... yevmiye numaralı 13.02.2019 tarihli ihtarnamesiyle 31.03.2019 tarihi itibariyle sözleşmeyi tek taraflı feshettiğini bildirerek haklı fesih sonucunda sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın ödenmesini talep etmiştir.Taraflar arasındaki sözleşme hükümleri incelendiğinde; "Sözleşmenin Feshi" başlıklı 9/1 maddesi ; " Sözleşme içinde belirtilen fesih haller saklı kalmak kaydı ile; taraflardan herhangi biri işbu sözleşme ile üstlenmiş olduğu yükümlülüklerini haklı bir sebep olmaksızın yerine getirmediği takdirde; sözleşmeye uyan taraf, diğer tarafa, 15 gün içinde sözleşmeye uyması için yazılı bildirimde bulunur. Sözleşmeye aykırı hareket eden taraf 15 gün içinde aykırılığı gidermez ise: sözleşmeye uyan taraf her türlü zarar ve ziyan talebi saklı kalmak şartı ile sözleşmeyi feshedebilir. Bu şekilde fesih halinde; sözleşmenin feshine neden olan taraf sözleşmeye uyan tarafa 40.000$ (Kırkbin Amerikan Doları) cezai şart ödeyecektir. ..." "Tebligat Adresleri ve Yazışma" başlıklı sözleşmenin 11. Maddesi; " İşbu sözleşme ve uygulaması ile ilgili olarak yapılacak her türlü tebligat için taraflar yukarıda yazılı adreslerinin kanuni tebligat adresleri olduğunu, bu adreslerde meydana gelebilecek değişiklikleri karşı tarafa yazılı olarak bildirmedikleri müddetçe, bu adreslere yapılacak tebligatların geçerli tebligatın tüm hukuki sonuçlarını doğuracağını şimdiden beyan kabul ve taahhüt ederler. Ancak, her türlü ihtar ve bildirim noter aracılığı ile yapılması halinde geçerli olacaktır " şeklinde düzenlenmiştir.6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun “Ceza Koşulu” başlığı altında üç çeşit ceza koşulu düzenlenmiştir. Bunlar öğretide ortaya atılan kavramlara göre seçimlik ceza koşulu (TBK. md. 179/I), ifaya eklenen ceza koşulu (TBK md. 179/II) ve ifayı engelleyen ceza koşulu (dönme cezası) (TBK md. 179/III) dur.Seçimlik cezai şart; 6098 s. TBK. m. 179 f. I (818 s. BK. m. 158 f. I) hükmüne göre; “Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir”. Bu hükme göre, taraflar, sözleşmede borçlunun ya borcunu sözleşmeye uygun olarak ifa etmesi ya da ceza koşulunun ödenmesini kararlaştırmış olabilirler. Bu durumda, borçlu borca uygun hareketle yükümlüdür. Ancak, borçlu borca uygun hareket etmediği takdirde, kendisini bir yaptırım beklemektedir. Bu yaptırım, sözleşmede kararlaştırılan ceza koşulunun ödenmesidir. Bu hüküm, borçluya borca aykırı davranarak ve böylece ifası gereken edim yerine kararlaştırılan ceza koşulunu ödeyerek borçtan kurtulma olanağını vermemektedir. Borçlu borca aykırı davrandığı takdirde, sözleşmede ceza koşulu kararlaştırılmasına rağmen, alacaklı borçludan aynen ifayı talep edebilir. Bu nedenle, 6098 s. TBK. m. 179 f. I (818 s. BK. m. 158 f I)’de borçlu ya borca aykırı davranarak bunun yerine ceza koşulu ödeyip borçtan kurtulma yetkisini değil, buna karar verme yetkisini alacaklıya vermiştir. Alacaklı, borçlunun borca aykırı davranışı halinde, aynen ifayı talep edebileceği gibi, bundan vazgeçerek ceza koşulunun ödenmesini talep edebilir. Burada, alacaklıya tanınmış bir seçimlik hak söz konusudur. Alacaklı aynen ifadan vazgeçip, ceza koşulunun ifasını talep ederse, borçlu artık ifada bulunamaz; bunun yerine, ceza koşulunu ifayla yükümlüdür. Şayet alacaklı, seçimini borçlunun aynen ifada bulunması yönünde kullandığında, artık ceza koşulunu talep edemez. Bu nedenledir ki, ceza koşulunun bu türüne “seçimlik ceza koşulu” (seçimlik cezai şart) adı verilmektedir.İfaya eklenen cezai şart; 6098 s. TBK. m. 179 f. II (818 s. BK. m. 158 f. II) “Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir”. Bu hükme göre, borçlunun borca aykırı davranışı halinde, alacaklı hem aynen ifayı, hem de kararlaştırılan cezanın ödenmesini talep edebilecektir. Bu nedenle, burada ceza koşulunun aynen ifaya ilave olarak (kümülatif) talep edilebilmesi olanaklıdır. Seçimlik ceza koşulundan farklı olarak, alacaklı ya aynen ifayı ya da cezayı talep etmek zorunda bırakılmamıştır. Alacaklı burada her ikisini de talep yetkisine sahiptir. Borçlunun borca aykırı davranışı halinde alacaklının ifaya ek olarak talep ettiği alacak bir ceza koşulu alacağı ise, zarar koşulunu gerektirmez. Alacaklı borca aykırılık nedeniyle bir zarara uğramasa bile ifaya ek olarak ceza koşulu talep edebilir. İfaya eklenen ceza koşulu zarar koşulunu gerektirmez. Alacaklı borçlunun borca aykırı davranışı nedeniyle zarara uğramasa dahi kararlaştırılan ceza koşulunu talep edebilir. TBK m. 179 f. II, ifaya eklenen ceza koşulu, borca aykırılığın iki haliyle sınırlı olarak öngörmüştür. Bunlar, borcun zamanında ve yerinde ifa edilmemiş olmasıdır. Yasa koyucu, borcun zamanında ve yerinde ifa edilmemesini borca aykırılığın yaygın bir türü olduğu düşüncesinden hareketle böyle bir sınırlamaya gitmiştir.İfa yerine cezai şart (dönme cezası); 6098 s. TBK. m. l79 f. III (818 s. BK. m. 158 f. III) hükmüne göre “Borçlunun, kararlaştırılan cezayı ifa ederek sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili olduğunu ispat etme hakkı saklıdır”. Yukarıda açıklamış olduğumuz gibi, ceza koşulunun amacı, borçlunun borca uygun hareket etmesini temindir. Halbuki, burada borçlu, borcu ifa yerine bizzat ceza koşulu ödemek suretiyle borçtan kurtulma olanağına sahiptir. Bir başka ifadeyle, burada borçlu borca aykırı davranmamakta, borcu ifa yerine ceza koşulunu ödeyerek sözleşmeden dönebilmektedir. Bu nedenle, ceza koşulu ifanın yerini almaktadır (Ahmet M. KILIÇOĞLU, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 23. Bası, Ankara 2019, s. 984-990) Somut olaydaki cezai şart,TBK. m. 179 f. I. bendinde düzenlenen seçimlik cezai şart olup, davacı alacaklı, borcunu gereği gibi ifa etmeyen davalıdan, sözleşmeyi fesederek cezai şartı talep etmiştir. Ancak davacı alacaklının sözleşmede kararlaştırılan cezai şartı talep edebilmesi için sözleşmenin 9/1 fıkrası uyarınca sözleşmenin haklı nedenle feshi, diğer bir ifade ile sözleşmeye aykırı hareket eden davalının sözleşmeye uyması ve 15 gün içinde aykırılığı gidermesi için yazılı bildirimde bulunması akabinde ihtardan itibaren 15 gün içinde aykırılığın giderilmemesi halinde sözleşmenin tek taraflı feshi gerekmektedir. Öte yandan taraflar tacir olup 6102 sayılı TTK'nın 18/3. maddesi uyarınca, tacirler arasında diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarların noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılacağının öngörülmekle birlikte taraflar arasında imzalanan sözleşmede her türlü ihtar ve bildirim noter aracılığı ile yapılması halinde geçerli olacağı kararlaştırılmıştır. Davacı vekili her ne kadar davalı şirket çalışanları ile yetkililerine ödeme yapılması hususunda muhtelif tarihlerde e-posta ile yazılı bildirim bulunulduğunu iddia etmiş ise de ihtarın, sözleşme hükümlerine ve ilgili yasa hükümlerine uygun yapılmadığı gibi söz konusu yazışmalarda davalıya ifa için verilmiş bir mehil süresi de (sözleşmede kararlaştırılan 15 günlük süre) bulunmamaktadır. Bu itibarla usulüne uygun yapılmış bir fesih bildirimi bulunmadığı, dolayısıyla sözleşmenin 9/1 fıkrasında düzenlenen cezai şart koşulları gerçekleştiği ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan gerekçelerle; incelenen mahkeme kararının istinaf sebepleri ve kamu düzeni ile sınırlı yapılan inceleme itibariyle usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davacı tarafın istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK m. 353/1-b.1 gereğince esastan reddine karar verilmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1.Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının hazineye gelir kaydına, alınması gerekli olan 732,00 TL istinaf harcından, davacı tarafından yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye kalan 651,30 TL harcının davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
3-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 361/1 ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 20/2 maddesi uyarınca HMK'nın ek 1.maddesindeki değişiklik dikkate alınarak kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.15/04/2026