İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/862 Esas, 2019/188 karar sayılı kararı dosyasında verilen karar istinaf incelemesi için dairemize tevzi edilmekle Dairemiz yukarıda belirtilen esas sırasına kaydı yapıldı.
Dosya incelendi.
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davacı ile davalı arasında 11/11/2012 tarihinde İstanbul İli, Bayrampaşa İlçesi, ... Mah.(... Mah.) ...pafta, 46 ada, 1 parselde bulunan arsa üzerinde inşa edilecek ... binasında mesken olarak kullanıma tahsisli devre mülk sözleşmesi yapıldığını, projenin yapılmadığını ve beklemeye alındığını, sözleşmeye ilişkin ise davacının, davalıya 86.332,00 TL ödeme yaptığını, satış nedeniyle davalı da bulunan 26 adet 1.568,91 TL bedelli senet bulunduğunu, ayrıca sözleşmeye bağlı olarak davalının müvekkiline 2.352,09 TL bedelli bir hediye kart (...) verildiğini, müvekkili ile yapılan sözleşmede binanın bitiş tarihinin 30/12/2013 olarak belirlendiğini, ancak inşaatın bitmediğini, inşaat alanında sadece güvenlik olduğunu, haricen yaptıkları araştırmada şirketin kapanma aşamasına geldiğini, müvekkili gibi birçok kişinin de aynı mağduriyeti yaşadığını, her gün ulusal medyada bu konuda haberler çıktığını, ... Gayrimenkulun Türkiye çapında ulusal medyada bir güven terkin ederek kamuoyunda bir güvenirlik kazandığını, ayrıca tüm ulusal medyada reklamlarının devam ettiğini, ancak şuan da şirketin faal olmadığını, ödemelerin de .... Ltd. Şti.'ne yapılmasının istendiğini, müvekkilinin bu şirketi tanımadığını, sözleşmeyi bu şirketle yapmadığını, kötüniyetli olarak bu şirkete yönlendirildiğini düşündüklerine, müvekkiline ait ödenmiş ancak teslim edilmemiş üç adet senet bulunduğunu, bu senetleri istedikleri halde şirkette bu konuda muhatap bulamadıklarını, müvekkiline tüm senetlerin ... Bankası Adana Şubesinde olduğuna ilişkin mesaj gönderildiğini, ancak senetleri almaya gittiğinde davalı şirket tarafından söz konusu senetlerin bankadan geri çekildiğinin söylendiğini, davacının sözleşme gereği tüm taahhüt ve sorumluluklarını yerine getirmesine rağmen, satıcı davalı şirket tarafından taahhüt edilen işlerin zamanında tamamlanmadığını, hiçbir muhatap bulunmadığından, davalı şirkete Adana 11. Noterliğinin 14/10/2014 tarihli ... no ile sözleşmenin fesih edildiğini davacının ödediği bedellerin taraflarına ödenmesine ilişkin ihtarname yapıldığını, alınan bedeller standart sözleşmelerden istifade edilerek ve dürüstlük kurallarına ve ahde vefa ilkesine aykırı olduğunu, dolayısıyla bu yazılmamış sayılan kalemlerin davalı şirketçe alınmış olması genel işlem şartına açıkça aykırı kabul edilerek iadesi gerektiğini, sözleşmenin feshi ile davalı şirket tarafından toplamda alınan 86.332,00 TL'nin davalıdan alınarak iadesine, satış nedeniyle davalıda bulunan 26 adet 1.568,91 TL bedelli senetlerin iadesine, davacının mağduriyeti nedeniyle 10.000,00 TL manevi tazminatın taraflarına hükmedilmesine, davalının mal kaçırma ihtimali olduğundan tüm mal varlığına acilen tedbir konulmasına, davacıya verilen 2.532,09 TL bedelli hediye kart (...) bedelinin iadesine, yapılan yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın yetkisiz ve görevsiz mahkemede açıldığını, dava konusu ihtilafın genel görevli Asliye Ticaret Mahkemeleri tarafından bakılması gerektiğini, davacının tüketici sıfatının bulunmadığını, Tüketici Mahkemelerinin görevli olmadığını, müvekkili davalının şirket olması sebebiyle Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olduğunu, HMK'nun 119. maddesinde dava dilekçesinde bulunması gereken zorunlu unsurların belirtildiğini, somut olayda dava dilekçesinin bu unsurları taşımadığını, davacı tarafın dava dilekçesinde hangi iddiasını hangi delil ile ispatlayacağını açıklayamadığını, dava dilekçesinin usulden reddine karar verilmesini, ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının iddiaları ve talebinin açıkça kötü niyetli olduğu gibi dürüstlük kuralına da aykırı olduğunu, bu nedenle haksız ve hukuka aykırı mesnetsiz ve sebepsiz zenginleşme amaçlı davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi 08/03/2019 tarih, 2018/862 Esas, 2019/188 Karar sayılı "Davanın KISMEN KABULÜ İLE KISMEN REDDİNE, 73.585,80 TL alacağın davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine, Davalı yedinde bulunan 26 adet 1.568,91 TL bedelli senetler nedeniyle davacı tarafın borçlu olmadığının tespitine, Davacı tarafın manevi tazminat ve hediye kart bedeli iadesi talebinin reddine" kararı davalı tarafından istinaf edilmiştir.
Davalı, davacının senetleri zamanında ödemediği için müflis şirketin inşaatı zamanında tamamlayamadığını, davacı tarafından yapılan ödemelerin sözleşme gereği aldığı hizmet karşılığı olduğu dikkate alınmaksızın iadesinin hatalı olduğunu, şirketin iflasının ilamdan sonra olduğunu, ilamın icra ve iflasının istenmediğini bekletilerek iflastan sonra yapıldığını ileri sürerek ileri sürerek istinaf talebinde bulunmuştur.
Dava, devremülk sözleşmesinin feshi nedeniyle bedel ve senet iadesi, manevi tazminat istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince, tarafların sunmuş oldukları deliller dosya arasına alınarak tarafların iddia ve savunmaları kapsamında bilirkişi incelemesi yaptırıldığı anlaşılmıştır.
İlk derece mahkemesi yapılan yargılama sonucunda ''...Tüm dosya kapsamı ve toplanılan delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda; Taraflar arasında akdedilen sözlşemenin konusunun; İstanbul İli, Bayrampaşa İlçesi, ... Mah.(... Mah.) ...pafta, 46 ada, 1 parsel üzerinde kurulacak "... " devre mülk inşaatı ve tapu devri olduğu; 11/11/2012 tarihli ... nolu satış sözleşmesinin satıcısının davalı (.... Ltd. Şti.) işletmeci (.... Ltd. Şti.) olduğu, alıcısının davacı ... olduğu, tarafların kurulu sözleşmeye itirazlarının bulunmadığı, davacı tarafça; davalı kurum ile devre mülk satış vaadi sözleşmesi imzaladıkları, imzalanan bu sözleşme nedeni ile davalıya olan borç yükünün tamamlandığı, buna rağmen 30/12/2013 tarihinde inşaatın bitirilerek kullanıma tapu ile devrilmesi gerektiği halde inşaatın faaliyetini durdurduğu, devir ve kullanım zamanının sözleşme dışına çıkması yanında ne zaman inşaatın bitirileceği hususunun bilinmemesi yanında muhatabın bulunmadığı, bu nedenle sözleşmenin iptali ila yapılan ödemelerin iadesinin talep edildiği anlaşılmıştır. Davalı yan ise; davacının süresinde cayma hakkını kullanmadığı, sözleşmenin geçerli olduğu, dava dilekçesinde öne sürülen iddiaların yersiz olduğu bu şekli ile davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Dosya kapsamına alınan ve hüküm kurmaya elverişli bulunan 30.07.2015 tarihli bilirkişi raporunda da belirlendiği üzere; Taraflar arasında yapılan sözleşmede belirtilen devre mülk kullanım hakkının 30/12/2013 tarihinde fiilen kullanıma sunulmaması; kullanım süresinin uzaması sebebinin davacıya bildirilmemesi, davacının belirtilen üniteyi 24 Haziran - 08 Temmuz dönemlerinde kullanma hakkının olmasına rağmen ortada kullanılacak bir tesisin bulunmaması, sözleşmeye konu tesisin yapı kullanma izin belgesi ve işletme ruhsatının olmaması nedenleriyle 11/11/2012 tarihli devre mülk sözleşmesinin davacı yan tarafından feshinin hukuken yerinde olduğu anlaşılmıştır. Davacı ile davalı arasında 11/11/2012 tarihinde imzalanan sözleşmeye göre; davacının toplamda 196.050,00 TL borç yükünün olduğu, sözleşmenin hükümsüz kalması sebebi ile sözleşmenin kurulu bulunduğu tarih itibari ile ve dosyada bulunan bilgi ve belge incelemesi sonucunda; 11/12/2012 ila 11/06/2014, (19 tane 3.921 TL=74.499 TL) ve 11/07/2014, 11/08/2014,11/10/2014 ve 11/11/2014 tarihli 1.568,91 TL'lik dört tane (4x1.568,91=6.275,64 TL), olmak üzere toplamda (74.499 TL+6.275,64 TL=) 80.774,64 TL davacı tarafından davalıya ödemede bulunduğu, sözleşmenin feshi sebebi ile davacının kira bedeli adı altında almış olduğu 7.188,84 TL'nin tenzilinden sonra davalının davacıya (80.774,64 TL-7.188,84 TL=) 73.585,8 TL borç yükünün bulunduğu; sözleşme kapsamında ve de dosyaya sunulan belgeler karşısında, sözleşmenin feshine bağlı olarak davacının iadeye konu olabilecek alacak miktarının 73.585,80 TL olduğunun tespit edildiği, sözleşmeye bağlı kılınan ancak fesih sebebi ile dayanaksız kalan ancak davalıya ödenen 73.585,80 TL'nin davacıya iadesi gerektiği, yine davalı elinde bulunan senetler nedeniyle de davacının davalı yana borçlu olmadığının tespiti gerektiği anlaşılmıştır. ... Somut olayda; davacının mal varlığında meydana gelen azalma manevi tazminata hak kazandırmayacağından davacı tarafın manevi tazminat talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. Yukarıda anlatılan nedenlerle; davanın kısmen kabulü ile kısmen reddi ile; davacının 73.585,80 TL alacağının davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine, yine davalı yedinde bulunan 26 adet 1.568,91 TL bedelli senetler nedeniyle davacı tarafın borçlu olmadığının tespitine karar vermek gerekmiş, davacı tarafın ispatlanamayan hediye kart bedeli iadesi ile manevi tazminat talebinin reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur...'' gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verildiği görülmüştür.
Yargılama aşamasında davalı şirket hakkında, İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/687 E. sayılı dosyası ile yapılan yargılama neticesinde 26/12/2019 tarihinde iflas kararı verildiği,İflas kararının 12/05/2022 tarihinde kesinleştiği, 19/01/2023 tarihinde 2.alacaklılar toplantısı yapıldığı ve 2.alacaklılar toplantısının kesinleştiği ve iflas işlemlerinin İstanbul 2. İflas Müdürlüğünün ... Esas sayılı iflas dosyasının yürütüldüğü anlaşılmaktadır.
İİK'nın 191. maddesi gereğince, kural olarak borçlunun iflas açıldıktan sonra masaya ait mallar üzerinde her türlü tasarrufu alacaklılara karşı hükümsüzdür. Müflisin masa malları üzerindeki tasarruf yetkisi iflas ile kısıtlandığından, masanın kanuni mümessili İİK'nın 226. maddesi uyarınca iflas idaresidir. Yani iflasın açılmasıyla dava takip yetkisi ve taraf sıfatı artık müflise değil, iflas idaresine ait olup, adi tasfiyede iflas masasını temsil yetkisi iflas idare memurlarına, basit tasfiyede İİK'nın 218 usulü benimsenmişse, bu temsil yetkisi İflas Müdürlüğüne (İflas Dairesine) aittir.
Müflisin tasarruf yetkisinin kısıtlanmış olması (İİK'nın m.191), müflisin iflas masasına giren mal ve haklarına ilişkin davaları takip etme yetkisini de etkiler. Müflis, nasıl iflasın açılması ile hak ehliyetini kaybetmiyorsa, dava ehliyetini de kaybetmez. Ancak müflisin masa malları üzerindeki tasarruf yetkisi kısıtlandığından, masa ile ilgili davalar hakkındaki dava takip yetkisi (ve taraf sıfatı), artık müflise değil, iflas idaresine aittir. İflas idaresinin bu dava takip yetkisini kullanıp kullanmayacağını (yani davalara devam edip etmeyeceğini) tespit edebilmek için, ilk önce iflas organlarının oluşması ve her dava hakkında esaslı bilgi sahibi olunması gerekir. İşte bu nedenle, Kanun, müflisin taraf bulunduğu hukuk davalarının, iflasın açılması ile belli bir süre için durmasını kabul etmiştir. (md. 194). İflastan önce açılmış olup da devam eden, müflisin (davacı veya davalı olarak) taraf bulunduğu hukuk davaları, (maddede yazılı istisnalar dışında) iflasın açılması ile durur. Bu durma, ikinci alacaklılar toplantısından (md. 237) on gün sonraya kadar devam eder; ancak bundan sonra, duran hukuk davalarına devam edilebilir. (md. 194/1) (Mahmut Coşkun, Hacizde ve İflasta Sıra Cetveli, 2.Baskı, s: 1221).
İİK'nın "Hukuk davalarının tatili" kenar başlıklı 194. maddesinde; "Acele haller müstesna olmak üzere müflisin davacı ve davalı olduğu hukuk davaları durur ve ancak alacaklıların ikinci toplanmasından on gün sonra devam olunabilir. Bu hüküm şeref ve haysiyete tecavüzden, vücut üzerinde ika olunan zararlardan doğan tazminat davaları ile evlenme, ahvali şahsiye veya nafaka işlerine müteallik ihtilaflara, rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takiplerle ilgili olarak açılmış olan hukuk davalarına tatbik olunmaz." hükmü yer almaktadır.
İflasın açılması ile duracak olan davalar, iflastan önce açılmış olup da halen derdest bulunan (görülmekte olan) ve iflas masasına giren mal, alacak ve haklara ilişkin hukuk davalarıdır. Bunlar, (davacı olarak) müflisin açmış olduğu davalar ile müflise karşı (davalı olarak) açılmış olan davalardır. Mesela alacak, taşınır mal veya taşınmaz mal davaları gibi. (Mahmut Coşkun, s: 1221). Davaların durduğu bu süre içinde, iflas idaresi, duran davalar hakkında araştırma yapar ve bu davaların geleceği hakkında karar verir. Burada, müflisin davacı veya davalı olmasına göre, bir ayrım yapmak gerekir:
Müflisin davacı olduğu davalarda, iflas idaresi bir davanın başarı şansı olduğu kanısına varırsa, masanın bu davayı takip etmesine karar verir; bu karar ikinci alacaklılar toplantısının uygun bulması ile kesinleşir ve ikinci alacaklılar toplantısından sonraki on günlük süre geçince, bundan böyle davaya, davacı olarak iflas idaresi tarafından devam edilir. İflas idaresi ve ikinci alacaklılar toplantısı, davanın başarı şansı olmadığı kanısına varırlarsa, masanın davayı takip etmemesine karar verirler. Bu halde, o davayı takip yetkisi, isteyen alacaklıya devredilir (md. 245). Hiçbir alacaklı, davayı takip etmek istemezse, o zaman, müflisin dava takip yetkisi yeniden doğar ve müflis iflasın kapanmasını beklemeden, davayı kendi adına devam ettirebilir.
Müflisin davalı olduğu davalara gelince: iflas idaresi, alacakları tahkik ederken, (md. 230 vd) müflise karşı dava açan alacaklının alacağının mevcut olup olmadığı hakkında bir karar vermez; sadece, bu alacağı davalı (çekişmeli) alacak olarak sıra cetveline geçirir. Bu alacağın, dolayısıyla davanın kabul edilip edilmeyeceği hakkındaki kararı, ikinci alacaklılar toplanması verir. İkinci alacaklılar toplanması davaya devam edilmesine karar verirse, iflas idaresi, ikinci alacaklılar toplantısından on gün sonra (müflis yerine) davayı takip eder veya tayin edeceği bir avukat vasıtasıyla davayı takip ettirir. (Mahmut Coşkun, s: 1222)
Bir hukuk davasının kayıt-kabul davasına dönüşmesi için davalının iflas etmesi, iflas idaresinin de dava konusu alacağı iflas masasına kabul etmemesi gerekir. Davalı tarafı dava sırasında iflas eden aleyhine iflastan önce açılan ve İİK'nın 194. madde hükmünde sayılan istisnalardan olmayan bir davaya bakan Mahkemece asıl dava konusu alacağın, ikinci alacaklılar toplanmasında, iflas masasına kaydedilip, alacağın masaca kesin olarak kabul edilip edilmediğinin araştırılması ve şayet kesin suretle kayıt ve kabul edilmiş ise, konusu kalmayan davada hüküm tesisine yer olmadığına kararı verilmesi; masaya kayıt edilmesi istenip de alacak kısmen veya tamamen reddedilmiş ise ve kayıt-kabul davası ayrıca açılmamışsa, davaya alacağın iflas masasına kayıt ve kabulü davası olarak devam edilerek, varılacak sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekir. (Mahmut Coşkun, s: 1222)
Ayrıca şirket hakkında verilen iflas kararının kesinleşmesi tüzel kişiliği kendiliğinden sona erdirmez. 2004 sayılı Kanun'un 194. maddesine göre, acele haller müstesna olmak üzere müflisin davacı ve davalı olduğu hukuk davaları durur ve ancak alacaklıların ikinci toplanmasından on gün sonra devam olunabilir. Buna göre, şirketin iflasına karar verildikten sonra 2004 sayılı Kanun'un 194. maddesi uyarınca ikinci alacaklılar toplantısında seçilen iflas idare memurları müflis şirketi temsile yetkili hale gelir.
Bu durumda, mahkemece öncelikle yukarıda bilgileri verilen iflas kararının bir örneği dosya içine alınarak, iflas usulü tespit edildikten sonra duruma göre iflas idare memurlarının veya iflas idaresinin taraf olarak eklenip taraf teşkili sağlanması, dava dilekçesinin duruma göre iflas idare memurları/ iflas idaresine tebliğinin sağlanması akabinde yukarıdaki yapılan açıklamalar uyarınca, davalı şirketin iflasının ardından davacı tarafça iflas masasına alacak kaydı için başvuru yapılıp yapılmadığının tespit edilmesi ve başvuru yapılmış ve istem kabul edilmiş ise bu halde dava konusuz kalacağından, bu yönde hüküm tesis edilmesi, alacak hakkında kesinleşmiş yargı kararı ibraz edilip, yargılamanın sonucunda verilecek karar uyarınca işlem yapılması kaydıyla nizalı olarak kaydedilmesi durumda davanın konusuz kaldığından söz edilemeyecek ve dava kayıt kabul davasına dönüşmesi gerekmektedir.
Bu itibarla davalı vekilinin istinaf talebi bu aşamada incelenmeksizin kamu düzeni gereğince kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK 353/1-a-3-4.maddeleri gereğince kaldırılmasına, yukarıdaki açıklamalar muvacehesinde değerlendirme yapılıp sonucuna göre karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine oybirliğiyle varılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davalının istinaf talebi bu aşamda incelenmeksizin,
İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi 08/03/2019 tarih, 2018/862 Esas, 2019/188 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
Dosyanın, gerekçede belirtilen hususlar çerçevesinde yeniden yargılama yapılmak üzere ilk derece mahkemesine İADESİNE,

İstinaf kanun yoluna başvuran davalı tarafından harcın talep halinde ilk derece mahkemesince davalıya iadesine,

İstinaf kanun yoluna başvuru için yapılan yargılama giderlerinin esas karar ile birlikte ilk derece mahkemesince değerlendirilmesine,
Davanın ve dosya üzerinde yapılan yargılamanın niteliği ve avukatlık asgari ücret tarifesi göz önünde bulundurularak istinaf kanun yoluna başvuran lehine vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
Dair; dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile KESİN olarak karar verildi. 20/04/2026