İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
İSTİNAF KARARI
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin ... İli, ... İlçesi, ...Sokağı, ... Mevkii’nde kain, ...Pafta, ... parselde kayıtlı taşınmazın maliki iken ... ile “14.06.2006 tarihli ... A.Ş. İşleticilik Anlaşmasını” bu anlaşmanın ayrılmaz parçası olan “Protokolü” ve “09.02.2007 tarihli Ek Protokolü” imzaladığını, müvekkili şirket ile ... arasında tanzim edilen anlaşma ve protokollerin konusunun; "müvekkilinin o dönem malik olduğu...Sokağı, ... Mevkii’nde kain, ...Pafta, ... parselde kayıtlı taşınmaz üzerinde ... A.Ş. lehine intifa hakkı (hukuksal tasarruf hakkı) tesis edilmesi, ...ise işbu taşınmazda mevcut akaryakıt satış ve servis istasyonunun işleticiliğini müvekkili şirkete vermesi, müvekkili şirketin ...’den ve ... tarafından gösterilen yerlerden temin edeceği akaryakıt, yağ, petrol ürününü satması" hususunda olduğunu, işbu dilekçe ekinde sunulan protokolün Özel Şartlar maddesi incelendiğinde ...’nin İşletici olan müvekkili şirkete 190.000 USD satış destek ödemesi, 150.000 USD Finansal Destek ödemesi ve 150.000 USD satış destek ödemesi yapılacağı konusunda anlaştıklarını, müvekkili ile davalı şirket arasındaki ilişkide ödemelerin Dolar para birimi üzerinden yapılmasının kararlaştırıldığının görüleceğini, müvekkili şirketin tapuda malik olduğu yukarıda bilgileri yazılı taşınmazı 29.05.2010 tarihinde 2.675.000,00 TL bedelle .... Ltd. Şti.’ye sattığını, ilgili taşınmazın satış bedelinin ... tarafından müvekkili şirkete çeşitli tarihlerde nakit ve çek olarak ödeneceğinin kararlaştırılmış olduğunu, müvekkilinin ... A.Ş.’ye intifa hakkından kaynaklı
bir borcu bulunmamasına rağmen ... tarafından müvekkiline ödemesi gereken satış bedelinden mahsupla, müvekkilinin ... A.Ş.’ye olan borcuna istinaden borcun bir kısmının “... İntifa bedeli” açıklaması ile 28.10.2010 tarihinde ... A.Ş. hesabına gönderildiğini, müvekkilinin ... A.Ş.’ye intifa hakkından kaynaklı herhangi bir borcu bulunmadığını, müvekkili şirketin davalı ... A.Ş.’ye cari hesap ilişkisinden kaynaklı bir miktar borcu bulunmasına rağmen cari hesaptan kaynaklı bu borcun 570.000,00 TL’den mahsup edildiğinde 182.980,72 TL karşılığı 127.000 ABD Dolarının müvekkili şirkete Türk Borçlar Kanunu Sebepsiz
Zenginleşme hükümleri uyarınca iade edilmesi gerektiğini, (Kur Yaklaşık olarak 1$=1.43 TL) müvekkili ile ... arasında intifa bedelinin iadesi veya geri ödeneceğine dair herhangi bir anlaşma bulunmadığını, müvekkili şirket tarafından ... A.Ş.’den 127.000 ABD Dolar’ın iadesi talep edilmişse de davalının ilgili meblağı müvekkile iade etmediğini, davalı şirketin ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılacak bilirkişi incelemesi sonucu müvekkili şirketin ... A.Ş.’ye herhangi bir borcu olmadığı ve davalının sebepsiz zenginleştiği 127.000 ABD Dolar’ı müvekkiline iade etmesi gerektiğinin ortaya çıkacağını iddia ederek, Türk Borçlar Kanunu Sebepsiz Zenginleşme hükümleri uyarınca iade etmesi gereken 127.000 USD’nin (dava tarihi itibariyle TCMB 1$ = 7.93 TL Olup TL karşılığı 1.007.110 TL) dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili savunmasında özetle; Kesinlikle alacağı kabul anlamına gelmemekle birlikte, davaya konu alacağın zamanaşımına uğradığını, davacı tarafın dava konusu bedeli USD cinsinden talep etmesinin usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, bir an için davacının iddiası kabul edilse bile davacının ödendiğini iddia ettiği bedelin TL cinsinden olduğunu, bu bedelin USD cinsine göre belirlenip iş bu davada USD cinsinden talep edilmesinde hukuka uygunluk bulunmadığını, davacının müvekkilinden davaya konu edildiği şekilde bir alacağının bulunmadığını, davacı şirketin dava konusu taşınmazın maliki de olmadığını, bu nedenle
intifanın süresinden önce terkini nedeniyle dava dışı şirket tarafından ödendiği iddia edilen bedelin davacı tarafından talep edilmesinin de mümkün olmadığını, davacı taraf adına keşide edilen ... .... Noterliği'nin 10.05.2018 tarih ve ...yevmiye nolu ihtarından ...tarafından ödendiği iddia edilen bedelin bizzat davacı tarafın muvafakati doğrultusunda, davacının tahsil ettiği satış destek ödemesi karşılığında yapıldığının açıkça ikrar edildiğini, davacının bu ikrarı karşısında iddia edilen bedelin iadesini talep hakkının bulunmadığını savunarak, öncelikle davanın husumet yokluğu ve zamanaşımı nedeniyle usulden reddine, neticede davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Davacı tarafça sebepsiz zenginleşme iddiasıyla 127.000 USD'nin tahsilinin talep olunduğu, bu kapsamda davalı ile aralarındaki ticari ilişkiden kaynaklı davalı tarafa borçlarının bulunduğu ancak bu borcun dava dışı Koçaslan şirketince, davacı şirketin, davalı şirkete olan borcun ifası için gönderilen para miktarı kadar olmadığı, fazla gönderilen tutar kadar davalı şirketin sebepsiz zenginleştiği ileri sürülmekle, davacı şirketin davalı şirkete sözleşme ilişkisi kapsamında olan borcunun ne tutarda olduğu, buna bağlı olarak davacıya ödenmesi gereken satış bedelinden mahsupla gönderilen tutarın varsa ne kadarının, sebepsiz zenginleşmeye yol açtığı hususunda davacı taraf ispat külfeti altndadır. Bu çerçevede davacı taraf ticari kayıtlarını ibraz edememiş, davalı tarafça düzenlenen ve bilirkişi incelemesinde yer alan faturalara itiraz edildiği hususu delillerle ortaya konanamış, aşamalardaki beyanlarında davalı tarafa borçlarının bulunduğu belirtilmekle fazla ödeme iddiasına ilişkin ispat külfeti usulünce yerine getirilememiştir. İspat yüküne ilişkin bu durum karşısında Mahkememizce davacı vekiline, yemin deliline dayanmış olmaları itibariyle keyfiyet sorulmuş, yemin teklif edilmesi üzerine davalı şirket yetkililerinin yemini eda ettirilmiş, taraf şirketlerin aralarındaki bayilik ilişkisinden kaynaklı davalı şirketin davacı şirkete iadesi gereken 127.000 USD karşılığı 182.980,72 TL borcu bulunmadığı ifade edilmekle, davacının sebepsiz zenginleşme ve tutarına ilişkin iddiasını ispat edemediği kanaatiyle davanın reddine dair karar vermek gerekmiştir.Bundan başka davalı tarafça süresi içinde zaman aşımı defi ileri sürüldüğü belirlenmekle, TBK'nun 82. maddesi hükümleri gereği inceleme yapmak gerekmiştir. Davacı tarafça davalıya borcu olduğu, ancak borca mahsuben havale ile gönderilen tutar kadar olmadığı, bu nedenle davalının sebepsiz zenginleştiği belirtilmekle, davacının satım bedelini dava dışı şirketten tahsil ettiği tarih itibariyle aralarındaki sözleşmesel ilişki kapsamında davalıya ne kadar borçlu olduğunu bildiği/bilmesi gerektiği için davalının da varsa sebepsiz zenginleşmesini bildiği/bilmesi gerektiği, bu kapsamda en geç 28/10/2010 (dava dışı şirketin davalı şirkete banka havalesi) tarihi itibariyle, satım bedelini eksik almış olacağı için, keyfiyete vakıf olduğu Mahkememizce değerlendirilmiş, buna göre 2 yıllık zaman aşımı süresinin dolmuş olduğu belirlenmiştir. Davacı tarafça iddia edildiği gibi, fazla miktarda para aktarımının 10/05/2018 tarihinde (ihtar tarihi) öğrenilmiş olduğu düşünülse dahi, bu tarihten arabulucuya başvuru tarihi olan 25/11/2019 tarihine kadar 1 yıl 6 ay 15 gün geçtiği, arabuluculuk son tutanağının ise 30/12/2019 tarihli olup zaman aşımın tekrar işlemeye başladığı ve dava tarihi olan 26/10/2020 tarihine kadar 10 ay 26 günün daha geçtiği, buna göre 10/05/2018 tarihinden sonra dahi 2 yıllık zaman aşımı süresinin de dolmuş olduğundan..." gerekçesiyle, açılan davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile davalı arasında 09.02.2007 tarihli ek protokol düzenlendiğini, protokolün 14.06.2006 tarihli işleticilik anlaşmasını ayrılmaz bir parçası olduğunu, özel şartlar bölümü incelendiğinde müvekkili şirkete 190.000,00 USD destek ödemesi, 150.000,00 USD finansal destek, 150.000,00 USD satış destek ödemesi yapılacağı konusunda anlaşmaya varıldığını, ödemelerin Dolar para birimi üzerinden yapılacağının kararlaştırıldığını, müvekkili şirketin tapuda malik olduğu, ... ili ... ilçesindeki ... parselde kayıtlı taşınmazı 29.05.2010 tarihinde 2.675.000,00 TL bedelle ...Ltd Şirketine sattığını, satış bedelinin şirket tarafından müvekkili şirkete nakit ve çek ödeneceğinin kararlaştırıldığını, müvekkilinin davalıya intifa hakkından kaynaklı borcu bulunmamasına rağmen ... tarafından müvekkiline ödenmesi gereken satış bedelinden mahsupla müvekkilinin davalı şirkete olan borcuna istinaden borcun bir kısmının "... bakiye ödemesi" açıklaması ile davalı hesabına gönderildiğini, ödeme yapıldığı zaman intifa hakkından kaynaklı müvekkilinin herhangi bir borcunun bulunmadığını, davalının borcun fazlası için başka isimlerle fatura kestiğini, satış geliştirme teşvik pirimi, iade bedeli olarak 144.296,71 TL tutarında fatura kestiğini, faturanın intifa bedeli olduğunu, ayrıca öğrendiklerine göre vade farkı ve teşhir ünitesi bedeli altında faturaların düzenlendiğini, davalının ...'den ödeme alacağı zamanlarda fazladan almış olduğu 182.980,00 TL'yi çeşitli isimler altında faturalandırarak böldüğünü, kendi alacakları kadar etmesinin tesadüften öte hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalının müvekkilı hesabı kapatıldıktan yedi ay sonra cari hesabı "0"göstermek için intifa bedeli olarak 144.296,71 TL fatura kesip cari hesabı sıfırladığını, dikkat edilmesi gereken noktanın davalının ticari ilişkisine Koçarslan Şirketi ile devam ediyor olması olduğunu, davalının müvekkili ile ticari ilişkinin bitmesinden aylar sonra fatura kestiğini, bu hususun bilirkişiler tarafından dikkate alınmadığını, yetersiz inceleme yapıldığını, ayrıca hatalı kararla zamanaşımının dolduğunun belirlendiğini, bununda isabetsiz olduğunu, borcun kaynağının sözleşme olduğunu, zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğunu, ödemenin 28.10.2010 tarihinde yapıldığını, zamanaşımının süresinin 28.10.2020 tarihinde dolacağını, davanın ise 26.10.2020'de açıldığını, 10 yılın dolmadığının aşikar olduğunu iddia ederek, kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince alacağın tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekili yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, işleticilik anlaşması, protokol ve ek protokolün varlığı hususunda herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, davacı taşınmazını satın alan dava dışı ... ...... AŞ şirketi tarafından 28.10.2010 tarihinde davalı hesabına yapılan ... bakiye ödemesi adı altındaki ödemeden dolayı sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince davacının aktif husumet ehliyetinin olup olmadığı, davanın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı ile kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığına ilişkindir.
Dosya kapsamından, taraflar arasında 14.06.2006 tarihinde İşleticilik Anlaşmasının imzalandığı, sözleşmede davacı şirketin işletici olarak yer aldığı, satış yerinin ...'nin veya ... ortaklarının müştereken ve münferiden intifa hakkına sahip bulunduğu ... ili ... ilçesindeki ... nolu parselde kayıtlı bulunan akaryakıt satış yeri ve müştemilatı olduğu ve protokol düzenlenmiş olduğu, ek protokol tarihinin 09.02.2007 olduğu, davacı şirket tarafından mülkiyeti kendisine ait olan ... parseldeki taşınmazı 29.05.2010 tarihinde dava dışı ...... Ltd Şirketine sattığı, adi yazılı şekilde düzenlenen satış sözleşmesinde davalının taraflar arasında yer almadığı veya davalıya yapılacak ödemeye ilişkin herhangi bir açıklamanın bulunmadığı, dava dışı .... Ltd Şirketi tarafından davalı şirket hesabına 570.000,00 TL tutarındaki meblağın 28.10.2010 tarihinde havale edildiği, açıklamada; davalı hesabına yapılan EFT'nin (Çelpe bakiye ödemesi) olarak açıklandığı, davacı şirket tarafından davalı şirkete ... .... Noterliğinde düzenlenen 10.05.2018 tarihli ihtarnamenin keşide edildiği, söz konusu ihtarnamede; 14.06.2006 tarihli protokol gereğince davacı adına kayıtlı taşınmazda sözleşme hükümlerine uygun olarak ticari faaliyet üzerine anlaşmaya varıldığı, anlaşmanın özel şartlarında şirkete fatura karşılığında 190.000,00 Dolar + KDV ve 150.000,00 Dolar + KDV peşin satış destek ödemesi yapacağı şeklinde olduğu, şirkete ödemelerin yapıldığı, müvekkili şirketin ... Ltd isimli şirket ile 29.05.2010 tarihinde akaryakıt istasyon satış sözleşmesi yaparak iş yerlerini bu şirkete sattığı, satın alan şirketin taraflarına ödemeleri yaparken müvekkili şirketin muvafakatları doğrultusunda davalı ile yapılan anlaşma gereği taraflarına satış destek ödemesi olarak yapılan bedelin satın alan şirket tarafından 28.10.2010 tarihinde intifa bedeli olarak 180.000,00 TL'nin yatırıldığını, Danıştay kararı gereğince intifa bedellerinin 18.09.2010 tarihinde yürürlüğü girmiş olması nedeniyle ... tarafından gönderilen intifa bedelinin herhangi bir yükümlülüğü kalmadığı belirtilerek 28.10.2010 tarihindeki intifa bedeli adı altında yatırılan bedelin 7 gün içinde hesabı ödenmesinin talep edildiği ve iş bu davanın açılmış olduğu anlaşılmıştır. Davalı vekili tarafından husumetle birlikte zamanaşımı definde bulunulmuştur. Tarafların delillerini ibraz etmeleri ile birlikte ilgili delillerin celbi sonrasında bilirkişi incelemesi gerçekleştirilmiştir. 11.01.2022 tarihli bilirkişi raporunda; taraflar arasındaki uyuşmazlık, bir miktar paranın haksız olarak davalıya ödendiği iddiasına dayalı olarak, bu ödemenin sebepsiz zenginleşme teşkil edip etmediği ve bu kapsamda iadesinin gerekip gerekmediği hususu olduğu, sebepsiz zenginleşmeden dolayı bir iade borcunun oluşabilmesi için dört şartın varlığının gerekli olduğu, iade borçlusunun malvarlığında bir zenginleşme meydana gelmesi; söz konusu zenginleşmenin bir başkasının malvarlığı veya emeğinden kaynaklanması; illiyet (nedensellik) bağı ve zenginleşmenin haklı bir sebebe dayanmaması TBK m. 78'de, sebepsiz zenginleşmenin özel bir çeşidi olan borçlanılmamış edimin ifası düzenlendiği, buna göre, borçlanmadığı edimi kendi isteğiyle yerine getiren kimse, bunu ancak, kendisini borçlu sanarak yerine getirdiğini ispat ederse geri isteyebileceği, borçlanılmamış edimin ifası, zenginleşmenin geçerli olmayan bir sebebe dayanmamasına ilişkin diğer sebeplerden farklı olarak fakirleşenin kendisini borçlu sanarak yerine getirdiğini ispat etmesine bağlı olduğu, sebepsiz zenginleşmenin bu kapsamda değerlendirilebilmesi için öncelikle ifa amacıyla yapılan kazandırmanın dayanağı olan borcun var olmaması gerektiği, ifa amacıyla yapılmamışsa TBK m. 78 kapsamında değerlendirilemeyeceği, borcun mevcut olmaması bir borç ilişkisinin geçersizliğinden veya bir borç ilişkisinin bulunmamasından kaynaklanabileceği, mevcut borç ilişkisinin kapsamını aşan ödemenin yanılarak yapılması halinde, fazla kısım TBK m.78 kapsamında değerlendirilebileceği, borçlanılmamış edimin ifasında özellik arz eden hususun, iade talebinin sadece yanılarak yapılan kazandırmalar olduğu, zenginleşmenin iade talebinde bulunan, borcu ifa ederken yanılgıya düştüğünü ispat etmek zorunda olduğu, diğer bir deyişle, borçlanılmamış edimin ifasında, fakirleşenin kendisini borçlu sanarak ifada bulunması gerektiği, somut olaya gelindiğinde, davacı taraça fazla ödemenin intifa bedeline yönelik olduğunun belirtildiği, fakat davacı ile davalı şirket arasında yapılan “Protokol, Sözleşme ve Ek Protokoller”in incelenmesi neticesinde tarafların “intifa bedeli”ne ilişkin bir düzenlemeye yer vermediklerinin görüldüğü, ayrıca yukarıda inceleme konusu yapılan Vakıfbank ödeme ekstresinde, dava dışı ...'in, ... AŞ'ye 570.000 TL ödeme açıklamasında “... Bakiye Ödeme” ibaresinin yer aldığı, bu durumda yapılan” ödemenin “intifa bedeli” olduğunu gösterir bir delile rastlanılamadığı, dolayısıyla fazla yapılan ödeme ile intifa bedeli arasında bir ilişki kurulamadığı, davacının iddiasının, ...'in ... AŞ'ye yaptığı ödemenin 182.980,72 TL'lik kısmının fazla ödeme olduğu, davacının, yapılan bu fazla ödemenin dayanaktan yoksun olduğunu, bu nedenle davalı lehine bir sebepsiz zenginleşme teşkil ettiği yönünde beyanlarda bulunduğu, davacı cevaba cevap dilekçesinde ise 144.296,71 TL, 6.784,48 TL, 7.168,54 ve 24.730,99 TL bedelli dört adet faturanın ihtilaflı olduğuna işaret ettiği, dolayısıyla davacının talebini oluşturan miktarın sebepsiz zenginleşme olarak düşünülebilmesi, bu dört adet fatura yönünden değerlendirilmesine bağlı olduğu, defterlerin usulüne uygun tutulup tutulmadığı yönünden: verilen yetki ile davalı şirketin ticari defterleri incelenmiş olup, 2010 ve 2011 yılına ilişkin ticari defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerinin zamanında yapıldığı, TTK ve VUK hükümlerine göre usulüne uygun tutulduğu, davacı alacağı yönünden: davacının sebepsiz zenginleşmeye dayalı olarak talep ettiği dava konusu miktarın intifa bedeli olduğuna ilişkin dosya kapsamında bir bilgi veya belge bulunmadığı gibi yapılan ödemenin bakiye ödemesi açıklaması ile yapıldığı, somut olayda yapılan ödemenin bir kısmının sebepsiz zenginleşme teşkil edebilmesi için olmayan bir borcun yanılarak ifa edilmiş olması gerektiği, halbuki davalı tarafından düzenlenmiş faturalarda yapılan ödemelere dayanak teşkil eden bir alacağın bulunduğu ve davalı defterlerinin de bunu teyit ettiği nazara alındığında, sebepsiz bir ifanın gerçekleşmediği, bu kapsamda iadesi gereken bir alacağın da bulunmadığı belirtilmiştir.
Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçelere istinaden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Davacı dava dilekçesinde; sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanarak alacak talebinde bulunmuştur. Borcun kaynaklarından biri olarak öngörülen sebepsiz zenginleşme, olay tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 61 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Benzer hükümler 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 77 ve devamı maddelerinde de yer almaktadır. BK’nın 61. maddesi; “Haklı bir sebep olmaksızın aharın zararına mal iktisabeden kimse, onu iadeye mecburdur. Hususiyle muteber olmayan veya tahakkuk etmemiş bulunan bir sebebe yahut vücudu nihayet bulmuş olan bir sebebe müsteniden ahzolunan şeyin, iadesi lazımdır” hükmünü haizdir. Haklı bir neden olmaksızın başkasının mal varlığından ya da emeğinden zenginleşen kimse bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür (TBK 77). Bu yükümlülük özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan ya da gerçekleşmemiş veya sona ermiş bir nedene dayanması durumunda doğmuş olur. Zamanaşımına uğramış bir borcun ifasından veya ahlakî bir ödevin yerine getirilmiş olmasından kaynaklanan zenginleşmeler geri istenemez. Hukuka ya da ahlaka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi amacıyla verilen şey geri istenemez (Türk Hukuk Lûgatı, s. 962).
Buna göre borcun kaynağı olarak öngörülen sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için; bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik (illiyet) bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli haklı bir sebebe dayalı olmaması gerekmektedir.
Sebepsiz zenginleşmeden bahsedilebilmesi için diğer şartların yanında en önemlisi zenginleşenin mal varlığında meydana gelen artışın haklı bir sebebe dayanmamasıdır. Zira zenginleşmeyi doğuran sebep, kazandırma veya zenginleşenin müdahalesi ya da umulmayan bir olay olabilir. Nitekim BK’nın 61. maddesinde özellikle “haklı bir sebep olmaksızın” ifadesine yer verilmiş ve haklı olmayan sebep teşkil edecek hususlar örnek olarak sayılmıştır. Bu durumda kazandırmaya (edime) dayanan sebepsiz zenginleşme; “geçerli olmayan sebebe” veya “gerçekleşmemiş sebebe” veyahut “sona ermiş sebebe” dayalı olarak gerçekleşebilir. Sebepsiz zenginleşme hâlinde zenginleşen ve fakirleşen arasında kanun gereği bir borç ilişkisi doğmakta olup, bu borcun konusu mal varlığında meydana gelen fazlalığın geri verilmesidir. Sebepsiz zenginleşmede sadece mal varlığındaki eksilmenin giderilmesinin talep edilmesi söz konusudur. Diğer taraftan somut olayın özelliği dikkate alındığında taraf sıfatı (husumet) değerlendirilmesi gerekecektir. Taraf sıfatı, bir başka ifadeyle husumet ehliyeti, dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Sıfat, maddî hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi anlamına gelir. Davacı sıfatı, dava konusu hakkın sahibini; davalı sıfatı ise dava konusu hakkın yükümlüsünü belirler. Uygulamada davacı sıfatı, aktif husumeti; davalı sıfatı da pasif husumeti karşılayacak şekilde değerlendirilmektedir. Dava konusu şey üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise, davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukukî koruma isteniyorsa o kişi veya kişilere davanın yöneltilmesi gerekir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının belirlenmesinde olduğu gibi maddî hukuka göre tespit edilir. Sıfat dava şartı değil, itirazdır. Zira bir kimsenin hak sahibi veya borçlu olup olmadığı ancak davanın esası incelendikten sonra tespit edilebilir ve bu durumda dava ret veya kabul ile sonuçlanır. Diğer bir ifadeyle bir davada taraflardan birinin, aktif ya da pasif husumet ehliyetinin (davacı veya davalı sıfatının) olmadığı belirlenirse, artık uyuşmazlığın esastan çözülmesine geçilmeden, davanın sıfat yokluğundan reddi gerekir. Sıfat, ileri sürülme zamanı yasa ile kabul edilen ilk itiraz ya da davalı tarafından ortaya konulması gereken def’i niteliğinde olmadığından, davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece re’sen nazara alınması gerekli hukukî bir durumdur. Emsal Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2013/1715 Esas, 2013/2939 Karar ve 25.02.2013 tarihli ilamı ile; "...Dava; sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak istemine ilişkindir. Sebepsiz zenginleşme davası kişisel nitelikte bir davadır. Sebepsiz zenginleşme ilişkisinin borçlusu, malvarlığı haklı bir sebep olmaksızın başkası aleyhine artan, zenginleşen kimsedir. Sözkonusu borç ilişkisinde zenginleşenin mal varlığının kendisi aleyhine artmış olan kimseye de alacaklı, hak sahibi veya davacı adı verilir.... mahkemece; ödemeyi davacının oğlu ...'ın yaptığı, bu sebeple alacaklı sıfatının davacının oğlu ...'a ait olduğu ve davayı ...'ın açabileceği göz önüne alınarak, davacının davacı sıfatına sahip olmadığı gerekçesi ile (sıfat yokluğundan, husumetten) davayı reddi gerekirken, yazılı ve yanılgılı gerekçelerle davanın kabulü cihetine gidilmiş olması usul ve yasaya aykırı görülmüş, bu husus bozmayı gerektirmiştir..." Emsal 11. Hukuk Dairesinin 2015/11628 Esas, 2016/1940 Karar ve 09.02.2016 tarihli bozma ilamında da benzer gerekçelere yer verilmiştir.
Zamanaşımı bir defidir. Mahkemece resen dikkate alınamaz TBK'ya göre zamanaşımı; maddi hukuktan kaynaklanan bir defi niteliğindedir. Borçlu tarafın alacağın zamanaşımına uğradığını, süresinde ve usulüne uygun olarak ileri sürmesi gerekir. Ancak yukarıda yer verildiği üzere sıfat, ileri sürülme zamanı yasa ile kabul edilen ilk itiraz ya da davalı tarafından ortaya konulması gereken def’i niteliğinde olmadığından, davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece re’sen nazara alınması gerekli hukukî bir durumdur. Bu nedenle mahkemece davanın aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddi gerekir iken işin esası incelenerek ve değerlendirilerek ve zamanaşımına da yer verilerek red kararı verilmiş olması isabetli görülmemiştir. Ancak söz konusu hatanın düzeltilmesi için yeniden yargılama yapılmasına gerek olmayacağı kanaatine varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1.b.2 ve 355.maddeleri gereğince işin esası incelenmeksizin kabulü ile ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasına, gerekçenin değiştirilerek, davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddi şeklinde hükmün düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiğinden aşağıdaki hüküm verilmiştir.
Yukarıda izah edildiği üzere;
Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda;
1-Davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine,
2-Alınması gerekli 732,00 TL harçtan davacı tarafından peşin olarak yatırılan 17.198,93 TL harcın mahsubu ile kalan bakiye 16.466,93 TL'nin davacıya iadesine,
3-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT göre davalı için takdir olunan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
5-Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.320,00 TL zorunlu arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
6-Davalı tarafından herhangi bir masraf yapılmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
7-Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatırana iadesine,
8-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden:
a-Davacı tarafından yatırılan 220,70 TL istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,
b-Davacı tarafından harcanan 220,70 TL istinaf başvuru harcı gideri ve 79,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 299,70 TL kanun yolu giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
9-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;
HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 30.04.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.