İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 53.HUKUK DAİRESİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;
Davacı vekili, müvekkili şirket aleyhine Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2018/59 D.İş sayılı kararıyla ihtiyati haciz kararı verildiğini ve bu kararın .... İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyası üzerinden infaza konulduğunu, söz konusu takibe ve hacze itiraz edildiğini, ayrıca 04.01.2018 tarihli sevk irsaliyesindeki imzanın sahte olduğu iddiasıyla suç duyurusunda bulunulduğunu, taraflar arasındaki ticari ilişkide son faturaların 27.11.2017 ve 30.11.2017 tarihli olup toplam 225.711,87 TL olduğunu, buna karşılık 12.12.2017 keşide tarihli 70.000 Euro bedelli çekin verildiğini ve ödendiğini, bu tarihten sonra ticari ilişkinin sona erdiğini, müvekkili tarafından karşı tarafa toplamda 255.867,32 Euro (1.189.002,52 TL) ödeme yapıldığını, buna karşılık davalı tarafın düzenlediği faturaların toplamının 1.425.531,60 TL olduğunu, ayrıca müvekkilinin karşı tarafa düzenlediği 183.267,78 TL tutarındaki faturaların da mahsup edilmesi gerektiğini, bakiye görünen 53.261,30 TL’nin ise ayıplı mal ve gecikmelerden kaynaklanan zarar ve indirim hakları nedeniyle gerçekte borç teşkil etmediğini, nitekim karşı tarafın da e-posta ile indirim talebini kabul ettiğini, ihtiyati hacze konu edilen faturalar ile ileri sürülen 400.000 TL’lik faturaya dayalı bir alacak bulunmadığını, sahte irsaliyelere dayanıldığını ve bazı faturaların süresinde iade edildiğini, ayıplı ve geç teslim edilen mallar nedeniyle müvekkilinin kazanç ve itibar kaybına uğradığını ileri sürerek müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine ve davalının kötü niyetli olması nedeniyle tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, taraflar arasında 26.04.2016 tarihli “İhracat Kayıtlı İmalat Sözleşmesi” bulunduğunu, bu sözleşme kapsamında davacının siparişlerine uygun fason üretim yapıldığını, verilen siparişler ve sonradan düzenlenen protokol ve mutabakatlar ile teslim tarihleri ve indirim oranlarının yeniden belirlendiğini, bazı siparişlerin süresinde ve ayıpsız şekilde teslim edilmesine rağmen davacının anlaşmaya aykırı olarak indirimlerden yararlanıp ürünleri normal sezonda sattığını, bu nedenle uygulanan indirimlerin iptal edilerek fatura düzenlendiğini, bir kısım siparişlerin ise davacı tarafından haksız şekilde iptal edildiğini ve teslim alınmadığını, buna rağmen bedellerin ödenmediğini, ürünlerin kalite kontrolünden geçtiğini ve ayıplı olmadığını, davacı tarafından gümrük çıkış belgelerinin verilmemesi nedeniyle KDV iadesi alınamadığını, davacının hem çekle ödeme yapıldığını ileri sürüp hem de borç ödediğini kabul ederek çelişkili davrandığını, taraflar arasındaki cari hesap ilişkisine göre yapılan ödemelerin genel borçtan mahsup edildiğini, dava konusu faturalar dahil olmak üzere bakiye alacağın devam ettiğini belirterek davanın reddine, aksine müvekkilinin alacaklı olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre yapılan yargılama sonucunda, davanın, taraflar arasındaki fason imalata dayalı ticari ilişki ve icra takibi kapsamında davacının davalıya borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkin olduğu, taraflar arasında ihraç kayıtlı satış sözleşmesi bulunduğu ve davalı tarafından fason imalat yapıldığı hususunda uyuşmazlık bulunmadığı, ihtilafın sevk irsaliyelerine konu malların teslim edilip edilmediği, ürünlerin ayıplı olup olmadığı, tarafların sözleşme şartlarına uygun davranıp davranmadığı, yapılan ödemeler ile kur farkı hesaplamalarının yerinde olup olmadığı noktalarında toplandığı, dosya kapsamında yapılan teknik ve mali incelemeler neticesinde; ... numaralı ve 04/01/2018 tarihli sevk irsaliyesine konu... order numaralı ürünlerin davalı şirket bünyesinde bulunduğunun yerinde inceleme ile tespit edildiği, bu nedenle irsaliyedeki imzanın aidiyetine ilişkin inceleme yapılmasına gerek görülmediği, tarafların üç ayrı order numaralı ürün bakımından teslim hususunda anlaşmış oldukları, hükme esas alınan teknik bilirkişi raporunda ...order numaralı ürünlerin davacı tarafından kabul edildiği ve bu ürünler yönünden ileri sürülen ayıp iddiasının ispatlanamadığı, ... order numaralı ürünlerin kumaş içeriği bakımından ayıplı olduğu ve tarafların bu ürünlerde %40 oranında tenzilat konusunda mutabık kaldıkları, 55549 order numaralı 9.679 adet ürünün ise kabul limitlerinin üzerinde ayıplı olduğundan davacı tarafından kabul edilmemesinde haklı olunduğu, taraf ticari defterleri üzerinde yapılan incelemede, davacı kayıtlarında yer alıp davalı kayıtlarında bulunmayan 138.000,00 TL tutarındaki farkın dört adet çek ve ....İcra Dairesine yapılan 53.261,10 TL ödeme kaynaklı olduğu, icra dosyasına yapılan ödemenin mahsup edilmesi gerektiği, kalan farkın ise çeklerden doğan kur farklarına ilişkin olduğu ve bu hesaplamaların yerinde bulunduğu, davalının davacı adına düzenlediği toplam KDV dahil 408.367,27 TL bedelli beş adet faturadan; ... order numaralı ürünlere ilişkin 41.180,23 TL bedelli faturanın ürünlerin ayıplı olması nedeniyle, 55549 order numaralı ürünlere ilişkin 308.756,76 TL bedelli faturanın teknik inceleme sonucu ayıplı olduğunun belirlenmesi nedeniyle, 25/01/2018 tarihli 38.348,60 TL tutarlı iade faturası niteliğindeki faturanın TTK’nın 21/2. maddesi kapsamında süresinde itiraz edilmemesi nedeniyle ve 2.333,20 TL bedelli faturanın dayanağının ispatlanamaması nedeniyle hesaplama dışı bırakılması gerektiği, yalnızca ...order numaralı ürünlere ilişkin 17.848,48 TL bedelli faturanın geçerli alacak niteliğinde bulunduğu gerekçeleriyle davanın kısmen kabulü ile davacının .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ve taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında dava tarihi itibarıyla yalnızca 17.848,48 TL yönünden davalıya borçlu olduğunun, bakiye kısım yönünden ise borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
Davacı vekili istinafında; dosya kapsamındaki ihtarnameler, e-posta yazışmaları ve ayıp tespitine ilişkin delillerin birlikte değerlendirildiğinde davalının sözleşmeye aykırı ve kötü niyetli davrandığının açık olduğu, davalının siparişleri süresinde ve sözleşmeye uygun şekilde teslim etmediği gibi ayıplı ürünleri kabul etmesine rağmen bu ürünlere ilişkin fatura düzenleyerek müvekkili aleyhine haksız kazanç elde etmeye çalıştığı, müvekkili tarafından ayıp ihbarlarının gerek ihtarname gerek elektronik iletişim yoluyla süresinde yapıldığı, taraflar arasında akdedilen ihracat kayıtlı imalat sözleşmesi, protokol ve mutabakat formlarıyla ayıp ve indirimlerin kabul edildiğinin sabit olduğu, buna rağmen davalının bu hususları inkâr etmesinin ahde vefa ve dürüstlük kuralına aykırı olduğu, özellikle ...sipariş numaralı ürüne ilişkin 04.01.2018 tarihli faturanın ayıplı ürüne ilişkin olduğu, bu ayıbın davalı tarafından da kabul edildiği ve faturaya süresinde itiraz edilmemesi nedeniyle TTK m.21/2 uyarınca içeriğin kabul edilmiş sayılması gerektiği, buna rağmen mahkemece bu hususun göz ardı edildiği, söz konusu faturanın şekil şartlarına uygun olmadığı, bakiye alacak adı altında düzenlenmesinin hukuken geçerli olmadığı, müvekkil tarafından bu ürüne ilişkin ödemenin yapıldığı ve davalının teslimi ispatlayamadığı, bu nedenle faturanın hesaplamaya dahil edilmemesi gerektiği, taraflar arasındaki ilişkinin ihracat kayıtlı olması nedeniyle KDV içeren fatura düzenlenemeyeceği, buna rağmen davalı tarafından KDV dahil hesaplama yapılmasının hukuka aykırı olduğu ve bu tutarların düşülmesi gerektiği, müvekkilinin davalıya herhangi bir borcunun bulunmadığı ileri sürülerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı vekili istinafında; yerel mahkemece ..... nolu fatura kapsamında bulunan ... sipariş numaralı ürünlerin ayıplı olduğunun müvekkil tarafından kabul edildiği gerekçesiyle hesaplama dışı bırakılmasının hatalı olduğu, zira taraflar arasında düzenlenen protokol ve mutabakat formunda müvekkilin açık bir ayıp kabulünün bulunmadığı, yalnızca davacının ayıp ihbarında bulunduğunun belirtildiği, müvekkilin ise ticari ilişkinin devamı amacıyla ve ürünlerin outlet olarak indirimli satılması şartına bağlı olarak %40 indirim uygulamasını kabul ettiği, buna karşın davacının ürünleri indirimli değil normal piyasa fiyatı üzerinden ve sezon ürünü olarak sattığı, bu suretle dürüstlük kuralına aykırı şekilde haksız kazanç elde etmeye çalıştığı, yerel mahkemenin ürünlerin hangi koşullarda satıldığını araştırmadığı, sözleşmede gecikme halinde %40 indirim öngörülmediği, mutabakat metninin davacı tarafından tek taraflı hazırlandığı, bilirkişinin hukuki değerlendirme yaparak ayıp ikrarı bulunduğu sonucuna ulaşmasının yetki aşımı olduğu ve raporun eksik ve hatalı olduğu, davacının eksik teslim iddialarının soyut olduğu, süresinde ayıp ihbarında bulunulmadığı, bu nedenle bu iddiaların dikkate alınamayacağı, ayrıca... sipariş numaralı ürünler bakımından da ayıp iddiasının kabul edilmediği, ürünlerin süresinden önce hazır edildiği ve davacının teslim almaktan kaçınarak temerrüde düştüğü, buna rağmen mahkemece bu savunmanın incelenmediği, uluslararası denetim kuruluşu İntertek tarafından düzenlenen raporda ürünlerde ayıp bulunmadığının tespit edildiği, bu raporun tam olarak dosyaya sunulmasına rağmen mahkemece dikkate alınmadığı, bilirkişi raporunun ise ölçüm ve inceleme bakımından yetersiz olduğu, teknik olarak daha kapsamlı olan İntertek raporuna üstünlük tanınması gerektiği, ayıp ihbarının süresinde yapılmaması nedeniyle davacının ayıba bağlı haklarını kaybettiği belirtilerek, eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeye dayanan yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı iş sahibi, davalı yüklenicidir.
Davacı iş sahibi, taraflar arasındaki fason imalata dayalı ticari ilişki kapsamında davalı tarafından başlatılan icra takibine konu alacağın gerçekte mevcut olmadığını, bazı faturaların ayıplı ve geç teslim edilen mallara ilişkin bulunduğunu, yapılan ödemeler ve mahsuplar dikkate alındığında müvekkilinin borçlu olmadığını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunmuş, davalı yüklenici ise, taraflar arasında ihraç kayıtlı fason üretim sözleşmesi bulunduğunu, siparişlerin üretildiğini, teslim edildiğini, davacının haksız indirim ve iptal taleplerinde bulunduğunu, ayıp iddialarının yerinde olmadığını ve bakiye cari hesap alacağının devam ettiğini savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, bazı ürünlerin ayıplı olduğu, bazı ürünler yönünden ise ayıp iddiasının ispatlanamadığı, bir kısım faturaların hesaplama dışı bırakılması gerektiği, yapılan ödemelerin ve icra dosyasına yatırılan bedellerin mahsup edilmesi gerektiği tespit edilerek, davacının yalnızca 17.848,48 TL yönünden davalıya borçlu olduğu, bakiye kısım yönünden ise borçlu bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.Eser sözleşmelerinde iş sahibinin muayene ve ihbar yükümlülüğü ile ayıbı ispat yükümlülüğü birlikte değerlendirildiğinde, ayıp iddiasına konu edilen ürünlerin tamamı üzerinde inceleme yapılarak hangi ürünlerin ayıplı olduğunun somut ve teknik şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Nitekim Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi’nin 24/09/2018 tarih, 2017/2037 Esas ve 2018/3366 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, ayıplı olduğu ileri sürülen ürünlerin tamamı üzerinde inceleme yapılmadan hüküm kurulması isabetli değildir.Somut olayda ise, taraflarca bilirkişi raporuna karşı ileri sürülen teknik itirazların yeterince karşılanmadığı, uyuşmazlığa konu... nolu ürünlerin tamamı incelenmeden ve ayıpların niteliği kesin şekilde belirlenmeden rapor düzenlendiği anlaşılmaktadır. Bu haliyle hükme esas alınan bilirkişi raporunun denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğu söylenemez.Ayrıca taraflar arasındaki sözleşmenin ihracat kayıtlı imalat sözleşmesi olduğu ve bu nedenle KDV muafiyetine ilişkin iddia ve itirazların mevcut olduğu, ancak mahkemece bu hususta herhangi bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle tarafların KDV muafiyetine ilişkin iddia ve savunmalarının da incelenip değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş; öncelikle sözleşme konusu tüm ürünlerin temin edilerek yeniden oluşturulacak konusunda uzman bilirkişi heyeti tarafından incelenmesinin sağlanması, tarafların bilirkişi raporuna yönelik teknik itirazlarını da karşılayacak şekilde denetime ve hüküm kurmaya elverişli rapor alınması, ayıpların niteliğinin açık ya da gizli ayıp olarak belirlenmesi ve niteliğine göre ayıp ihbarının süresinde yapılıp yapılmadığının değerlendirilmesi, ayıp ihbarının makul sürede yapıldığı kabul edilen ürünler yönünden ise ayıbın varlığı ve bedelinin tespit edilmesi, hesaplanacak miktardan davalı tarafından yapılan ödemelerin mahsup edilmesi ve ayrıca ihracat kayıtlı üretim nedeniyle KDV muafiyetine ilişkin iddia ve itirazların değerlendirilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesidir.Mahkemece bu yönlerde yeterli teknik inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın eksik ve yetersiz bilirkişi incelemesine dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olmuş, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılması gerekmiştir.Açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin istinaf taleplerinin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine, sair istinafların şu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.
1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının KABULÜNE,
2-BAKIRKÖY ... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin ..../09/2021 tarih, 2018/.. Esas, 2021/.... Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-Taraflar tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine İADESİNE,
5-Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA,
6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 07/05/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.