Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

Davacı vekili dava dilekçesinde: Müvekkili şirket kurulduğu günden bugüne kadar geçen yarım asra yakın zamandır dünyaca ünlü parfüm ve kozmetik markalarını ülkemizdeki milyonlarca tüketici ile buluşturan mağazalar zincirine sahip çok saygın bir ... ve kozmetik markası olduğunu, müvekkili şirket Türkiye'nin çeşitli ve seçkin noktalarında hali hazırda 47 mağazasıyla hizmet verdiğini, 47 mağazasının tamamında aynı yüksek kalitede hizmet sunan müvekkili şirket, dünya çapında bilinen ve kalitesini kanıtlamış markaların yanı sıra sadece ... mağazalarında bulunabilecek özel markalarla alanında fark yarattığını, global ölçekte kozmetik sektöründeki yenilikleri ve değişimleri sürekli takip eden müvekkili şirket, bu yenilik ve değişimleri Türkiye'ye taşıyarak ülkemiz adına öncülük misyonunu sürdüren Türkiye'nin en köklü şirketlerinden bir tanesi olduğunu, müvekkili şirket uzun yıllardır, ticari ağını genişletmek, istihdam yaratmak ve bu surette gerek ülke ekonomisine katkıda bulunmak gerekse de ticari faaliyetlerini ve kapasitesini büyüterek sektörünün en iyisi olabilmek amacıyla ... ve kozmetik sektöründe dünya çapında öncü olan, tüketicilerin güvenini ve beğenisini kazanmış, cilt bakımı, saç bakımı, makyaj, parfüm ve kişisel bakım ürünler üreten ... markaları Türk tüketicisiyle buluşturmakta ve bu kapsamda bu ... markalarla ticari ilişkiler içinde bulunduğunu, davalı şirket ise müvekkili şirketin, ürünlerini Türkiye'deki tüketicilerle buluşturduğu onlarca markadan yalnızca bir tanesi olduğunu, müvekkili şirketin ticari faaliyetleri çerçevesinde davalı tarafla, davalı tarafın ürünlerinin satışının yapıldığı müvekkili şirkete ait her mağaza için ayrı ayrı olmak üzere 40'tan fazla Yetkili Bayi Sözleşmesi ve eki niteliğinde çeşitli protokoller akdedildiğini, dava tarafları arasındaki hukuki ilişki, Türk Ticaret Kanunu'nun m. 102-123 arasında düzenlenen Acentelik hükümleri çerçevesinde kurulmuş sözleşmelerden olduğunu, taraflar arasında sorunsuz şekilde uzun yıllar süren ticari ilişkinin akabinde davalı tarafından keşide edilen .... Noterliğinin 31.01.2022 tarih ve ... yevmiye no.lu ihtarnamesi EK-2 ile hiçbir dayanağı bulunmayan tamamen kişisel kanaat ve artniyetli yorumlarla, müvekkilin marka ve ticari itibarına saldırı teşkil eden iftiralarda bulunulduğunu, müvekkili tarafından orijinal ... markalı ürünlerin paketlerinden çıkarıldığına, orijinal ürünlerle sahte ürünlerin değiştirildiğini, müvekkilinin bu suretle davalı tarafın markasını taşıyan sahte ürünleri müşterilerine sattığına, orijinal ürünlerin nerde olduğunun bilinmediğini, müvekkilinin olayın tüm detaylarının iletilmesi ve aynı olayların tekrar etmemesi konusunda ihtar edildiğine ancak benzer olayların önüne geçilemediğine yönelik tamamen asılsız iddialara dayanarak sözleşmelerin tek taraflı olarak feshedildiği müvekkili şirkete bildirildiğini, taraflarınca keşide edilen .... Noterliğinin 07/02/2022 tarih ve ... yevmiye numaralı cevabi ihtarnamesi EK-3 ile davalı yanın haksız ithamları ile gerçeği yansıtmayan iddialarını kabul etmediklerini, taraflar arasındaki ticari ilişkiden, gerçekleşen fesihten ve müvekkili nezdinde yaratılmaya çalışılan maddi ve manevi tüm zararlardan doğacak hakları ile tazminat haklarını saklı tuttuklarını, yasal yollara başvuracakları ihtar edildiğini, söz konusu feshin haklı gerekçelere dayanmaması ve müvekkili şirket nezdinde maddi ve manevi zarara yol açması sebebiyle huzurdaki davanın ikamesi zorunlu olduğunu, sözleşmenin, müvekkili şirkete yönelik haksız suç isnadı ile davalı tarafından feshedilmesi nedeniyle müvekkili şirketin ticari itibarı nezdinde yaratılan manevi kaybın tazmini taleplerinin olduğunu, davalı yan tarafından gerçekleştirilen haksız fesih ile müvekkili şirketin ticari itibarı zedelendiğini, müvekkili şirket manevi zarara uğradığını, fesih ihtarnamesi müvekkili şirkete tebliğ edilir edilmez içerisinde yer alan gerçeği yansıtmayan ifadeler incelendiğini, davalı şirketin bu fesih sebebiyle yıllardır ülkeye yayılmış milyonlarca müşterisi üzerinden davalı şirketin markasına tanınmışlık ve ticari itibar kazandıran müvekkili şirket lehine doğacak portföy tazminatı vb maddi tazmin yükümlülüklerinin ortadan kalkacağı kanisiyi a böyle bir itibar suikastına girişmiş olduğu tarafımızca anlaşıldığını, dünya devi olan davalı şirketin tazminattan kaçınmak için başka bir şirkete haksız ithamlarla saldırarak düştüğü durum şaşkınlık ve üzüntüyle karşılandığını, denkleştirme (portföy) tazminatı taleplerinin olduğunu, müvekkili şirketin mahrum kaldığı kar bakımından tazminat taleplerinin olduğunu, müvekkil şirketin mahrum kaldığı prim bakımından tazminat taleplerinin bulunduğunu, fazlaya ilişkin tüm dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla, davacı müvekkili şirketin haksız fesih sebebiyle uğradığı manevi zarar ile portföy tazminatı, mahrum kalınan kar ve mahrum kalınan prim de dahil olmak üzere maddi zararlarının bilirkişi incelemesiyle tespitini, 100.000 TL manevi tazminat, 50.000 TL portföy tazminatı, 50.000 TL mahrum kalınan kar, 50.000 TL mahrum kalınan prim için olmak üzere şimdilik toplam 150.000 TL maddi tazminat olmak üzere şimdilik 250.000 TL tazminat alacaklarının ilgili alacakların muacceliyet tarihinden itibaren işletilecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde: Müvekkili şirket 26.04.2007 tarihinde, TTK ve diğer ilgili mevzuat hükümleri dahilinde ve İstanbul, Türkiye merkezli olarak kurulduğunu, kozmetik, güzellik ürünleri, kadın ve erkek lüks giyim ürünleri, ayakkabı, çanta, moda aksesuarı, saat ve bijuteri ürünleri dahil olmak üzere, her türlü tüketim ürünlerinin satışını ..., ... ve ... Caddesi’nde bulunan mağazalarında gerçekleştiren bir şirket olduğunu, dünya çapında da tanınırlığı yüksek olan ... markalı kozmetik ve giyim ürünleri, 2 adet kozmetik mağazasında, 3 adet giyim mağazasında ve 5’ten fazla yetkili bayide olmak üzere toplamda 44 satış noktasında satıldığını, müvekkili şirket ve davacı arasında imzalanmış olan Yetkili Bayi Sözleşmesi bulunduğunu, davacı, 2014 yılından, müvekkil şirketin 31 Ocak 2022 tarihli ihtarnamesiyle yaptığı haklı feshine dek müvekkil şirket’in münhasır olmayan yetkili bayisi olduğunu, davacı’nın, orijinal olmayan ancak ... markası taşıyan sahte ürünleri mağazalarında/satış noktalarında müşterilerine sattığı müvekkili şirket tarafından öğrenildiğini, davacı tarafından iki taraf arasında yapılan görüşmeler sırasında doğrulandığını, müvekkili şirket tarafından davacı’ya noter kanalıyla ihtarname gönderildiğini, ihtar edildiğini, taraflar arasındaki sözleşmeleri ve ticari ilişkiyi feshedildiğini, arabuluculuk son tutanağında, huzurdaki davada talep edilen tazminat ve alacak kalemlerine yer verilmediğini, davanın, zorunluk arabuluculuk şartı yokluğu nedeniyle reddinin gerektiğini, dava belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, davanın usulden reddini, davacı’ya gönderdikleri ihtarnamelerde de müvekkil şirketin haksız fesih için gerekçe oluşturmaya ve davacı’nın itibarını kasten zedelemeye çalıştığı yönündeki iddialar kabul edilebilir olmadığını, müvekkili şirket, davacının mağazalarında ... markasını taşıyan sahte ürünlerin satılmış olması ve sonrasında da gerek müvekkili şirkete tatmin edici bilgi akışının sağlanmaması, gerekse de bu gibi durumların tekrarlanmaması için yeterli önlemlerin alınmaması nedeniyle, davacı ile olan ticari ilişkisini tek taraflı olarak haklı nedenle feshedildiğini, davacının kendisi tarafından da yazılı olarak kabul edilen bu eyleminin fesih için haklı gerekçe oluşturduğu şüphesiz olduğunu, müvekkili şirket son derece iyi niyetli davrandığını, fesih ve standların/rafların iadesi sürecinde doğabilecek tüm masraflar için de davacıya fazlaca ödeme yaptığını, davacının, Türk Ticaret Kanunu’nun 122. maddesi ile acente ve tek satıcılara tanınan portföy (denkleştirme) talebinde bulunması mümkün olmadığını, davacının yoksun kalınan kar ve yoksun kalınan prim taleplerinin reddedilmesinin gerektiğini, davacı’nın manevi tazminat talebi reddedilmesinin gerektiğini, müvekkili şirket, hiçbir ihtarnamesinde suç isnadı olarak nitelendirilebilecek iddialarda bulunmadığını, süreci gizlilik içerisinde yürüttüğünü, sahte ürünleri satışı yapıldığını, hatta bunlar orijinal ambalaj içine konulmuşken, asıl mağdurun müvekkili şirket olduğu açık olduğunu, müvekkili şirket, feshin de anlaşma ile yapılabilmesi için elinden geleni yaptığını, çabalarının sonuçsuz kaldığını, müvekkili şirket hakkında evvelki yıllarda yapılmış olan bazı asılsız gazete haberlerinin dava konusu uyuşmazlık ile hiçbir ilgisi bulunmadığını, huzurdaki davada öne sürülen talepler arabuluculuk sürecinde müzakere edilmediğini, tutanağa yazılmadığını, davanın usulden reddini, haksız ve dayanaksız olan davanın reddini, yargılama giderleri ile nisbi vekâlet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Dava, taraflar arasındaki uyuşmazlığın taraflar arasındaki yetkili bayilik sözleşmesinini davalı tarafından haksız feshedilip feshedilmediğinin tespiti ile davacının talep etmiş olduğu manevi tazminat, mahrum kalınan kar, mahrum kalınan prim ve portföy tazminatına hak kazanıp kazanmadığına ilişkin maddi ve manevi tazminat davasına ilişkindir.
Davacının dava şartı arabuluculuk koşulunu yerine getirdiği görülmüştür.
Mahkememizin ön inceleme duruşmasında dava şartları ve ilk itirazlar incelenmiş, tarafların sulh olma imkanının bulunmadığının tespiti ile uyuşmazlık noktaları belirlenerek tahkikat aşamasına geçilip, deliller toplanmıştır.

Duruşma ara kararı ile tarafların dava konusu iddia ve savunma kapsamında ticari defter ve kayıtları incelenerek davacının tazminat taleplerinde bulunup bulunamayacağı, davalı tarafından yapılan feshin haksız olup olmadığı ve dosya kapsamındaki iddia ve deliller doğrultusunda dosyanın bir mali müşavir bilirkişi, bir sektör (kozmetik) bilirkişisi ve bir de borçlar hukuku alanında uzman nitelikli hesaplamalar konusunda uzman bilirkişiden oluşan heyete tevdi edilmesine karar verilmiş, dosya bilirkişiye tevdi edilmiştir.
Bilirkişiler ... tarafından hazırlanan 08.08.2023 tarihli bilirkişi raporunda: "Her ne kadar davalı vekili tarafından maille inceleme evrakları heyetimize dönüş yapılsa da davacıya gönderilen mail içeriği belge ve bilgiler dava dosyasına ibraz edilmediğinden; Heyetimiz üyeleri ile yapılan müzakerede sadece davalının inceleme evrakları yönünden görüş bildirilmesi uygun görülmemiş olup, mahkemenin takdirinde olmak üzere iş bu rapor sonrasında davacıya gönderilen maille istenen belgelerin dava dosyasına ibraz edilmesi/bu eksikliğin giderilmesi ile mahkeme'nin denetimine ve hüküm kurmasına uygun rapor tanzim edilebileceği, hususları mütalaa edilmekle birlikte; bu hususların takdirinin delillerle doğrudan temas eden sayın Mahkeme'nize ait olduğu ve davalının savları yüce mahkemece benimsenirse, iş bu davada dermeyan ettiği istem nazara alınarak hüküm kurulmasının ancak yüce yargı makamının takdir sınırları içinde düşünülebileceği sonuç ve kanaatine ulaşılmakla birlikte; asli takdirin tamamen sayın yargı makamına ait olduğu tekrar zikredilmek suretiyle; Asli takdirin tamamen HMK 282. maddesi gereği, Sayın Yargı Makamı bilirkişi görüşü ile bağlı olmadığı tekrar zikredilmek suretiyle; Nihai takdir, mezkûr veçhile, tamamen delillerle doğrudan temas eden yüce mahkemeye ait olmak kaydıyla, görüşümüzü tetkike arz ederiz." şeklinde bilirkişi raporu sunulmuştur.
Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş, rapora yönelik beyan ve itiraz dilekçesi sunulmuştur.

Duruşma ara kararı ile dosyanın davacı ve davalı şirket merkezinde yerinde inceleme yapılmak suretiyle 24/01/2023 tarihli ara karar uyarınca rapor hazırlanması için dosyanın bilirkişi heyetine tevdi edilmesine karar verilmiş, dosya bilirkişilere tevdi edilmiştir.
Bilirkişiler ... tarafından hazırlanan 24/04/2024 tarihli bilirkişi ek raporunda: " Heyetimiz üyelerinden sektör bilirkişinin yurt dışında olması sebebi ile henüz nihai raporun tamamlanması mümkün olmadığını, açıklanan nedenlerle nihai rapor tanzimi için Sayın Hakimliğiniz tarafından verilen süreler yeterli gelmediğinden ve ilgili mevzuat gereği ikinci ek süre söz konusu olamadığından, heyet üyeleri yeni görevlendirme alamamaktayız. Titizlikle hazırlanarak, denetime ve hüküm kurmaya elverişli rapor tanzimi için iş bu davanın duruşmasınında 02.07.2024 tarihi olduğu görülmekle; dosya üzerindeki görevlendirilmelerimizin iş bu ön rapora istinaden üzerimizden düşülmesini, bu aşamada bilirkişi ödemesi yapılamamasını, ardından iş bu dosyada yeniden görevlendirme yapılması, sektör bilirkişinin de raporu inceleyip kendi bölümünü yazması ve sonra tüm heyet olarak raporu sunduğumuzda bilirkişi ücretlerinin ödenmesi hususunu Sayın Mahkemenizden Saygılarımızla arz ve talep ederiz." şeklinde bilirkişi ek raporu sunulmuştur.
Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş, rapora yönelik beyan ve itiraz dilekçesi sunulmuştur.

Bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan 15.01.2025 tarihli raporda: "Davacı tarafından dava dosyasına örnek olarak ve matbu olduğu beyanla sunulan 01.04.2014 tarihli, "... ..., ... AVM ... Mah. ... Cad. No.325/326 İstinye/İSTANBUL" adresine yönelik, 01.04.2014 imza tarihli "Yetkili Bayi Sözleşmesi Türkiye Tek Satış Noktası" sözleşmesi incelendiğinde; Taraflardan birinin sözleşmeyi iadeli taahhütlü posta ile 6 ay önceden ihbar etmesi ile fesih edebileceği kararlaştırılmıştır. Bu nedenle davalının davacı ile olan sözleşmesini haksız feshinin mahkemece kabulü halinde 6 aylık sürede kar kaybı/prim hesaplanması heyetimizce uygun görülmüştür. Mahkeme tarafından davacının çalıştırdığı personelin eyleminden dolayı kusursuz sorumlu olduğunun kabulü halinde davacının kusurlu olduğunun söylenebileceği, ancak davacının mağazasında çalışan art niyetli personelin yine davacı personeli ve dolayısıyla davacı yanca tespit edilmesi, gerekli işlem ve savcılığa davalıya bildirimde bulunması ve başkaca bir tespit olmadığı görülmekle; davacının manevi tazminat talebi hariç tazminat taleplerinin miktarı mali incelemede hesaplanmış olup, nihai takdiri ve hukuki değerlendirmesi delillerle doğrudan temas eden Mahkeme'ye aittir. Bu hususların takdirinin delillerle doğrudan temas eden sayın Mahkeme'nize ait olduğu ve davalının savları yüce Mahkemece benimsenirse, iş bu davada dermeyan ettiği istem nazara alınarak hüküm kurulmasının ancak yüce yargı makamının takdir sınırları içinde düşünülebileceği sonuç ve kanaatine ulaşılmakla birlikte; asli takdirin tamamen sayın yargı makamına ait olduğu tekrar zikredilmek suretiyle; Asli takdirin tamamen HMK 282. maddesi gereği, Sayın Yargı Makamı bilirkişi görüşü ile bağlı olmadığı tekrar zikredilmek suretiyle; Nihai takdir, mezkûr veçhile, tamamen delillerle doğrudan temas eden yüce Mahkemeye ait olmak kaydıyla, görüşümüzü tetkike arz ederiz." şeklinde bilirkişi ek raporu sunulmuştur.
Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş, rapora yönelik beyan ve itiraz dilekçesi sunulmuştur.

Duruşma ara kararı ile dosyanın önceki heyete tevdi ile taraf vekillerinin itirazları doğrultusunda ve davalı tarafından sunulan uzman görüşü de değerlendirilmek suretiyle ek rapor alınmasına dair ara karar kurulmuş, dosya bilirkişilere tevdi edilmiştir.
Bilirkişiler ... tarafından hazırlanan 22.01.2026 tarihli ek raporda:
"Tarafların önceki heyet rapora olan beyan ve itirazları okunmuş ve incelenmiş olup, kök raporda yer alan sair hususlardaki ayrıntılı inceleme ve değerlendirmelere de atıfta bulunarak; Nitelikli Hesaplamalar Yönünden İnceleme ve değerlendirmeler: Yukarıda sözleşme niteliği, sözleşme fesih nedeninin haklılığı, porfföy tazminatı yönünden genel değerlendirmelere yer verilmiş olup; hukuki değerlendirmeleri delillerle doğrudan tema eden Sayın Mahkeme'ye aittir.

2.Sektörel Yönden İnceleme ve değerlendirmeler: Kök raporda "ıı. sektörel değerlendirme" kısmındaki görüşümü bildirmiş bulunmaktayım. Özetle; Dolayısıyla bünyesinde çalışan art niyetli bir personel sebebiyle ve münferit bir olay olduğu değerlendirilmektedir. Ancak davalının davacı ile olan sözleşmeyi haklı fesih edip etmediği hususu hukuki değerlendirme gerektirmektedir. Ayrıca diğer bir sektörel görüş olarak dava konusu itibariyle sektörde genel olarak kar marjının genel olarak ve % 30-% 50 karlılık oranlarında olduğu ve her ikisinin ortalamasının ise % 40 olduğu mütalaa edilmekle birlikte hukuki değerlendirmesi Sayın Mahkeme'ye aittir.

3.Mali Hesaplamalar Yönünden İnceleme ve değerlendirmeler: Davacının alacak iddiasının kabul edilip edilmemesi hususunda hukuki değerlendirme Sayın Mahkeme'ye ait olmak üzere, şayet davacının alacaklı olduğunun Sayın Mahkeme tarafından benimsenmesi halinde aşağıdaki inceleme ve değerlendirme yapılması gerekmiş olup, takdiri Sayın Mahkeme'ye ait olmak üzere;
15.01.2025 tarihli raporda ayrıntılı hesaplamalar yapılmış olup,

a-TTK 122. maddesine göre olası denkleştirme tazminatı (portföy) yönünden hesaplamalar neticesinde (443.959,03 TL): Teamül gereği portföy tazminatı yönünden göre davacı ve davalı arasında çalışılan son faaliyet yılı 2021 yılı olduğundan davacı ile davalı arasındaki ürünler yönünden ve TTK 122 maddesi anlamında yapılan hesaplama ile; Buna göre yukarıda tablo-1'de görüldüğü üzere davacının portföy kaybının, (iş bu dava açısından üst sınırı olan 12.598.328,88 TL'nin* altında ve=) 443.959,03 TL olduğu tespit edilmiştir. Yıllar yılı yapılan hesaplama tarzı yukarıdaki gibi olup; enflasyon artışı ve zaman içerisinde oluşan paranın değer kaybını da göz önünde bulundurulması portföy tazminatında hesaplamalarda kullanılmamakta olup, nihai takdiri Sayın Mahkeme'ye aittir. * 2017-2021 satışlarının ortalamasıdır.

b-Davacının olası mahrum kaldığı kar kaybı yönünden (581.674,38 TL): 01.04.2014 imza tarihli "Yetkili Bayi Sözleşmesi Türkiye Tek Satış Noktası" sözleşmesi incelendiğinde; IV. Süre maddesinde "Taraflardan birinin sözleşmeyi iadeli taahhütlü posta ile 6 ay önceden ihbar etmesi ile fesih edebileceği" kararlaştırılmıştır. Davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin 01.02.2022 fesih tarihinden önce ve 2020-2021 yıllarında tam yıl olarak çalışılmıştır. Davacının fesih öncesi davalı ile olan tam yıl çalışılan 2020-2021 yılları mali verileri ile tarafların dava konusu ürün satışları ve sektör bilirkişi görüşü de dikkate alınması ile;Davalının muhasebe kayıtlarında davacıya olan 2020 ve 2021 yıllarındaki ürün satış tutarlarının sektör bilirkişisinin % 40 kar marjı görüşü doğrultusunda değerlenmesi ile davacının ortalama 10.767.840,35 TL net satış elde ettiği ve % 10,98 dönem net kar oranı ile oranlanması ile (1 yıl=365 günde) 1.179.506,37 TL kar kaybı olduğu ve sözleşmede sözleşmenin olağan fesih süresi olan 180 gün (altı ay) süreye göre x 3.231,52 TL (gün karı) ise davacının 581.674,38 TL olası kar mahrumiyeti olabileceği hesaplanmakla birlikte nihai takdiri mahkeme'ye aittir.

c- Davacının mahrum kaldığı olası prim bakımından tazminat talebi (527.571,63 TL): Davacı ile davalı arasında ciro primi yönünden çalışılan tam yılların 2019 ve 2020 yıllarında olduğu görülmüştür. Taraflardan birinin sözleşmeyi iadeli taahhütlü posta ile 6 ay önceden ihbar etmesi ile fesih edebileceği kararlaştırılmıştır. Bu nedenle davalının davacı ile olan sözleşmesini haksız feshinin Sayın Mahkeme'ce kabulü halinde 6 aylık sürede ciro pirim kaybı hesaplanması heyetimizce uygun görülmüş olup; 6 ay süreye göre ise davacının olası 527.571,63 TL ciro prim alacağının olabileceği hesaplanmakla birlikte nihai takdiri Sayın Mahkemeye aittir. Açıklanan sebeplerle mali anlamda yapılan hesaplamalar ve görüşler muhafaza edilmiş olup, hukuki değerlendirmeleri mahkeme'ye aittir.

d-Manevi Tazminat, Davacı tarafından haklı bir sebep olmaksızın davalının sözleşmeyi fesih ettiği, ticari itibarlarının kasti olarak davalıca sarsıldığı ve manevi olarak ta zarara düçar oldukları beyanla sembolik olarak 100.000,00 TL manevi tazminat talep edildiği, İş bu husus hukuki değerlendirme gerektirdiğinden talep edilen tutarın takdiri Mahkeme'ye ait olduğu,
Sayın Mahkeme Tarafından Davacının Alacaklı Olduğunun Kabulü Halinde Faiz konusunun irdelenmesi: Dosya içeriğinde davalının dava tarihinden önce temerrüde düşürüldüğüne ilişkin bir noter ihtarı ve/veya benzeri bir temerrüt ihtarı görülememiştir. Bu halde TCMB verilerinden 16.09.2022 dava tarihi itibariyle avans faizi oranının %15,75 olduğu görüldüğünden, davacının belirlenen (443.959,03 TL olası portföy tazminatı + 581.674,38 TL olası kar kaybı + 527.571,63 TL mahrum kalınan prim=) 1.553.205,04 TL alacaklarına dava tarihinden itibaren % 15,75 ve değişen oranlarda kademeli olarak avans faizi yürütülebileceği,
Faizin infaz aşamasında hesaplanması gerektiği, Hususları mütalaa edilmekle birlikte; Bu hususların takdirinin delillerle doğrudan temas eden sayın Mahkeme'nize ait olduğu ve davalının savları yüce Mahkemece benimsenirse, iş bu davada dermeyan ettiği istem nazara alınarak hüküm kurulmasının ancak yüce yargı makamının takdir sınırları içinde düşünülebileceği sonuç ve kanaatine ulaşılmakla birlikte; asli takdirin tamamen sayın yargı makamına ait olduğu tekrar zikredilmek suretiyle;
Yukarıda yapmış bulunduğumuz açıklamalar sonucunda, tüm bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi ve 6100 sayılı HMK 'nın 266/c.2 hükmü uyarınca bilcümle hukuki takdir ve tavsif sadece Mahkemeye ait olmak üzere, kanaatimizi arz ederiz." şeklinde bilirkişi ek raporu sunulmuştur.
Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş, rapora yönelik beyan ve itiraz dilekçesi sunulmuştur.
Davacı vekili tarafından sunulan 29.04.2026 tarihli ıslah dilekçesinde: Dava açılışında 50.000 TL olarak talep edilen portföy tazminatı bedelinin, 393.959,03 TL yükseltilerek toplam 443.959,03 TL'nin muacceliyet tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalı yandan alınarak müvekkiline verilmesine, dava açılışında 50.000 TL olarak talep edilen mahrum kalınan kar kaybı bedelinin, 531.674,38 TL yükseltilerek toplam 581.674,38 TL'nin muacceliyet tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalı yandan alınarak davacı müvekkiline verilmesini, dava açılışında 50.000 TL olarak talep edilen mahrum kalınan prim bedelinin, 477.571,03 TL yükseltilerek toplam 527.571,03 TL'nin muacceliyet tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalı yandan alınarak müvekkiline verilmesine, dava açılışında 100.000 TL olarak talep edilen manevi tazminat bedelinin muacceliyet tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalı yandan alınarak müvekkiline verilmesine, yargılama giderleri ile karşı vekalet ücretinin karşı yandan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Islah dilekçesi davalı vekiline tebliğ edilmiş, davalı vekilince ıslaha yönelik beyanlarına ilişkin dilekçesini sunmuştur.
Somut olayda, davacı ile davalı arasında davacının münhasıran Türkiye’de yetkili bayi olması hususunda davacıya ait her satış noktası için olmak üzere 2014 yılından beri bayilik sözleşmeleri imza edildiği ve davalı tarafından davacı ile olan sözleşmenin “davacının sahte ... marka ürün satışı yapması nedeni” ile .... Noterliğinin 31.01.2022 tarih ve ... yev. no.lu ihtarname ile fesih tarihi olan 01.02.2022 tarihinde fesih edildiği anlaşılmıştır. 10 Mart 2021 tarihinde davacı şirkete ait .../... AVM’deki mağazasına gelen bir müşterinin davalı markasına ait parfümün sahte olduğunu iddia ederek iade etmek istediği; distribütör firma uzmanının parfüm üzerinde/mağazada var olan aynı ürün ile karşılaştırması ile ürünün sahte olduğunun tespit edildiği, ürünün hareketleri incelendiğinde, ... ... Mağazası’ndan sevkiyat çıkışlarının yapıldığı ve ... AVM Mağazası’na geldiği, tespit edilen şüpheli çalışanın davacının orijinal olarak temin ettiği ürünü, mağazada satışa sunulurken çeşitli hileli davranışlarla sahtesi ile değiştirdiği, davacıyı ve davacı müşterisini aldatıp sattığı, kendi yararına haksız kazanç elde ettiği görülmektedir. Bu hususta davacı yanca ... C.Başsavcılığı nezdinde başlayan 2021/... sayılı soruşturma dosyasında şikayette bulunulduğu anlaşılmaktadır. Durumun davalı tarafından öğrenilmesi üzerine Davalı ... tarafından davacı ...’e gönderilen .... Noterliğinin 26.03.2021 tarih ve ... yev. no.lu ihtarnamesi ile hukuka aykırılığın derhal sonlandırılması ve bir daha tekrarlanmaması için de gerekli önlemlerin alınması gerektiği, bu konuda Müvekkil Şirket’in detaylıca bilgilendirilmesi gerektiği, aksi halde Müvekkil Şirket’in söz konusu aykırılık nedeniyle cezai aksiyon alacağı hususları davacıya ihtar edilmiştir. Yine Davalı ... vekili tarafından davacı ...’e gönderilen .... Noterliği 03.05.2021 tarih, ... yev. no.lu “davacının ... yev. ihtarnamesine cevap” konulu ihtarname ile Muhatap tarafından satılan ... markası taşıyan sahte ürünlerin güncel listesinin taraflarına iletilmesi, sahte ürün satın alan müşterilerin sağlığını ve güvenliğini koruyabilmek için, bu müşterilerin bilgilendirilmesini, müşterilere ürünleri iade edebilecekleri konusunda bilgi verilmesini, bu konuda alınan/alınacak aksiyonlara dair taraflarına bilgi verilmesini, ... markasını taşıyan sahte ürünlerle ilgili müşterilerle veya üçüncü kişilerle iletişim kurmadan önce Müvekkil’in yazılı onayını almasını, ... markası/ürünleri ile Muhatap tarafından satılan sahte ürünler arasında karışıklık/iltibas yaratılmamasını, Türk sağlık kuruluşları ve kamu kuruluşları nezdinde alınan aksiyonlar hakkında bilgi verilmesi hususu ihtar edilmiştir.
Somut olayda davacının yanında çalıştırdığı personelden kaynaklı adam çalıştıranın sorumluluğu bulunmaktadır. Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenen kusursuz sorumluluk hallerinden biridir. Kusursuz sorumluluktan kasıt adam çalıştıranın bir kusuru olmasa bile çalıştırdığı kişinin üçüncü kişilere verdiği zararlardan sorumlu olmasını ifade eder. Bu husus TBK 66’da şu şekilde ifade edilmiştir; Adam çalıştıran, çalışanın kendisine verilen işin yapılması sırasında başkasına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür. Adam çalıştıranın kim olduğunu ise Yargıtay; Adam kullanan kimse, kendisine iş gördürülenle kendi arasında emir alma durumu bulunan kimsedir. O halde bir kişinin adam kullanan kimse sayılabilmesi için iş hayatında hakim olan görüşe göre onun emretme, talimat verme veyahut denetleme kudretini haiz olması gerekir.” Şekline ifade etmektedir. (Yargıtay 3. HD. 3.12.1962) TBK 66/2’ye göre; Adam çalıştıran, çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken, zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse, sorumlu olmaz, şeklinde düzenlenmiştir. Dava konusu edilen sahtecilik olayının tespiti yine davacı şirketin bir başka çalışanı tarafından yapılmış, gerekli aksiyonlar alınarak olayın kaynağı saptanarak ilgili personelin iş akdi sonlandırılmış, hakkında adli süreçler işletilerek kendisiyle ilgili suç duyurusunda bulunulmuşsa da davalının sözleşmeyi hemen sonlandırmadığı gerekli ihtarları yaparak davacıya süre verdiği anlaşılmaktadır. Kaldı ki davacının TBK m. 66'ya göre sorumluluğu bulunup, sorumluluktan kurtulma hallerinden herhangi biri somut olayda gerçekleşmemiştir. Her ne kadar taraflar arasındaki ticari ilişki uzun süredir devam etse ve daha evvel böyle bir durumla karşılaşılmamış olsa da davacının, çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken, zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni göstermesi gerekmektedir. Davaya konu olayda parfümün orijinal olmadığının müşteri tarafından tespit edildiği, tespitten önce de bu durumunun gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde olayın münferit olay şeklinde değerlendirilemeyeceği, bu durumun davalının itibarını zedeleyecek düzeyde olduğu ve sözleşmenin devamına zorlanamayacağı, davacının çalışanını seçmede ve denetlemede gerekli önlemleri almadığı, davalı tarafından yapılan feshin haksız olmadığı anlaşılmış, davacının dava dilekçesinde talep ettiği tüm taleplerin, davalı tarafından haklı fesih yapılmış olması sebebiyle reddine karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.

1-Davanın reddine,

2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gerekli 732,00 TL'den davacı tarafça peşin olarak yatırılan 4.269,38 TL peşin harç ve 26.524,85 TL ıslah harcı olmak üzere toplam 30.794,23 TL harçtan mahsubu ile bakiye 30.062,23 TL harcın karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine,

3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

4-Davalı tarafından yapılan bir yargılama gideri olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,

5-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden reddedilen maddi tazminatlar bakımından karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T'deki esaslara göre belirlenen 235.448,62 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

6-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden reddedilen manevi tazminat bakımından karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T'deki esaslara göre belirlenen 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

7-Arabuluculuk Ücret Tarifesi uyarınca hazine tarafından karşılanan 1.560,00 TL arabuluculuk ücretinin davacı taraftan tahsili ile hazine adına irad kaydına,

8-Karar kesinleşene kadar yapılacak yargılama giderlerinin davacı gider avansından karşılanmasına, karar kesinleştikten sonra bakiye gider avansının istek halinde yatıran tarafa iadesine,

Dair, HMK 345 maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğ edildiği tarihten başlayarak iki hafta içinde HMK 342 maddesi gereğince düzenlenmiş dilekçe ile HMK 343 maddesi uyarınca mahkememize veya başka bir mahkemeye yapılacak başvuru ile HMK 341/1 maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olarak davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 16/06/2026