Tazminat (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)

K.YAZIM TARİHİ: 08/07/2024

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı ... ile müvekkil şirket arasında 21.12.2020 tarihinde akdedilen İş Sözleşmesi ile birlikte davalı ... müvekkil şirketin İhracat departmanın operasyon ve satış bölümlerinde “İhracat Satış ve Operasyonları Uzmanı” unvanıyla 01.11.2022 tarihine kadar çalıştığını, taraflarca akdedilen Gizlilik ve Rekabet Sözleşmesi olup hem İş Sözleşmesi'nin 5. Maddesinin b bendi hem de sözleşme hükümlerinden davalının iş akdinin sonlandığı tarihten itibaren iki yıl süresince müvekkil şirketin alanında aynı işi yapan bir firmada çalışmamayı kabul ettiğini, davalının kendi isteğiyle iş akdini feshederek 01.12.2022 tarihinde sonlandırdığını, akabinde davalı ... müvekkil şirket ile iş akdini sonlandırmasının sonrasında .... Group bünyesinde laminat ve orman ürünleri satımı yapan şirketlerinin birisinde çalışmaya başladığını, davalının müvekkil şirketten ayrılması akabinde rekabet yasağını ihlal ederek çalışmaya başladığı .... Group'a bağlı şirketlerden .... Parke'nin sektörde müvekkil şirket kadar büyük ihracat hacmi geniş bir şirket olmasa da İstanbul'da müvekkil şirket ile rekabet halinde olan sayılı şirketlerden biri olduğunu, .... Parke nin internet sitesinde ürünler sekmesinde laminat ürettiği yazılı olup .... Group bünyesinde de açıkça laminat üretiminin yapıldığı yazdığını, davalıya ait SGK kaydından da müvekkil şirket ve davalının çalıştığı şirketin iş yaptığı sektörlerin aynı olup olmadığı anlaşılacağını, davalı ... tüm çalışma süresi boyunca müvekkilinin ticari sır niteliğindeki müşteriler ile olan anlaşmalarına ve fiyatlara ulaşım sağladığını, müvekkil şirket tarafından davalı ... şirket bünyesinde sınırlı kişiye verilen fiyat ve maliyet erişim tablolarına erişim yetkisi verildiğini, davalı ... işyerinde çalışma süresi boyunca iş tanımı gereği müvekkil şirketin ticari sır ve müşteri çevresine çok rahatça erişim sağladığını, davalı ... rekabet yasağını ihlal etmesinin yanında işten ayrıldığı ve rakip firmada çalıştığı günden bu ... müvekkil şirketin müşterilerini arayarak çalıştığı şirketin daha avantajlı olduğunu iddia ederek müvekkil şirketin müşterilerini çalıştığı şirketin müşterisi olmaya ikna etmeye çalıştığını, iş etiğine uymayan tavrına devam ettiğini, davalının müvekkil şirketin müşterilerine ulaşarak kendilerine daha avantajlı fiyatlar verebileceğini söyleyerek bu zararın koşulunu da gerçekleştirdiği ortada olduğunu, davalı ... imzaladığı iş sözleşmesi ile rekabet yasağına aykırı hareket etmesi halinde cezai şart ödeyeceğini kabul etmiş olup bu halde zarar şartını ispat yükümlülüğünün kalmadığı da Yargıtay içtihatları ile ortaya koyulduğunu, rekabet sözleşmesi ve rekabet klozunda bir yer sınırlaması bulunmuyor olup bu hususun sözleşmenin geçersizliği anlamına gelmediğini beyan ederek müvekkil şirket eski çalışanı davalının taraflar arasında akdedilmiş 21.12.2020 tarihli iş sözleşmesinin 5. Maddesinin b bendi ve 21.12.2020 tarihli Gizlilik ve Rekabet Sözleşmesi hükümlerinde yer alan rekabet etmeme yasağını ihlal etmesinden dolayı müvekkil şirketin hükümlerinde yer alan rekabet etmeme yasağını ihlal etmesinden dolayı müvekkil şirketin zararlarını karşılamak üzere kararlaştırılan davalının işten çıktığı tarihteki brüt bir yıllık maaş tutarı 139.024,92 TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faiziyle birlikte davalının ihlalinin müvekkil şirkete verebileceği zararlar bakımından fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Yapılan usulüne uygun tebligata rağmen davalı tarafından davaya cevap verilmemiştir.

DELLİLER VE GEREKÇE:
Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır.
Mahkememizin 14/11/2023 tarihli celsesinde beyanı alınan tanık ... beyanında: "davacı şirkette 2017 yılından beri iş geliştirme ve operasyon müdürü olarak çalışmaktayım, davalı ... ile birlikte çalışmaktaydım, davalı benden sonra davacı şirkette operasyon sorumlusu olarak çalışmaya başladı, daha sonra talebi üzerine satış ve operasyon departmanına geçti, ... satış sorumlusu olarak çalıştığı için kendisine bağlı bölgelerde maliyetleri bilmekteydi, bu maliyetler doğrultusunda müşteri fiyatlarının belirlenmesinde bizzat çalışıyordu, kendisine bağlı bulunmayan bölgeleri fiyatlandırmasından da haberdar oluyordu, çalıştığım şirkette maliyet bilgileri gizlidir, ...'ninde içinde bulunduğu 3,4 kişi tarafından maliyet hesabı ve fiyatlandırmalar yapıldığı için ... bu bilgilere sahipti, ... kendi isteğiyle işten ayrılarak başka bir firmada çalışmaya başladı, ... farklı bir yerde işe başladıktan sonra ... firmasının bir kısım müşterileri tarafından ...'ye mailler gelmeye başladı, maillerde ...'nin kendileriyle irtibata geçerek, yeni bir firmada çalışmaya başladığını, ürünleri kendilerine bu firma aracılığıyla satabileceği yönünde bilgiler gelmiş, Yunanistan'daki çalıştığım firmanın acente çalışanı ...'nin satış temsilcisini arayarak ...'nin o bölgedeki müşterisine satış yapabileceğini söylediğini duydum, benzer duyumlarda süreç içerisinde yaşandı, ...'nin ...'nin müşterilerini aradığına yönelik müşteriler tarafından doğrudan bana bir bilgi gelmedi dedi." şeklinde beyanda bulunmuştur.
Mahkememizin 05/12/2023 tarihli celsesinde beyanı alınan tanık ....beyanında: "ben 2009 yılından beri davacı şirkette ihracat müdürü olarak çalışmaktayım, davalı ... ile birlikte çalıştığım için tanıyorum, davalı operasyon sorumlusu olarak davacı şirkette işe başladı, davalının talebi üzerine davalı daha sonra satış departmanında çalışmaya başladı, bu süreçte hem operasyon sorumlusu olarak hem de satış sorumlusu olarak çalıştı, satış sorumlusu olduğu dönemde bütün müşteri bilgilerine, müşterilere sunduğumuz fiyat tekliflerine ulaşabiliyordu, kendi sorumlusu olduğu bölgelerde müşterilerle doğrudan iletişime geçebilmekteydi daha sonra davalı kendi isteğiyle davacı şirketten ayrıldı, şirketten ayrıldıktan sonra davacının müşterisi olan 2 firma yetkilisi davalının kendileriyle iletişime geçtiğini ve yeni çalıştığı firmanın ürünlerini pazarladığını bizzat bana söyledi, bu 2 firma davacı şirketin hacim olarak çok iş yaptığı, uzun zamandır çalıştığı firmalardır." şeklinde beyanda bulunmuştur.
Dosyaya sunulan 30/04/2024 tarihli bilirkişiler ..., ... ve ... tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda;" Bilişim alanı yönünden yapılan incelemelere ilişkin değerlendirmelerde; Dava dışı ... Fabrikası A.Ş.&... Group isimli şirketlerin sosyal medya hesabındaki ve kurumsal internet sitesindeki içeriklerden laminat ve orman ürünleri imalatı alım/satımı alanlarında faaliyet gösterdiği bilgisine ulaşıldığı, davacı şirketin bilgisayar sistemlerinde yapılan incelemelerde ise davalının, kullanımında olan ....@....com uzantılı kurumsal e-posta hesabı ile davacı şirketin müşteriler ile olan anlaşmalarına ve fiyatlarına ulaşım sağlayabildiği kurumsal e-mail yazışmaları ile sabit olduğu, işbu yazışmaların e-mail LOG kayıtları ile de desteklendiği tespitine varıldığı, Dosyaya sunulan sözleşmede rekabet yasağı, süre bakımından “2 yıl”; coğrafi olarak bir sınırlandırmanın bulunmadığı ve konu olarak ise, “İşveren'in ticari faaliyetlerinin yoğun olduğu çalışma alanlarında” ile sınırlandırıldığı, ” Somut ihtilafta akdedilen sözleşmelerde bulunan hükümler uyarınca davalı gerçek kişinin rekabet yasağı sözleşmesi kapsamında herhangi bir bölgenin belirtilmediği, anılan emredici nitelikteki yasal düzenlemeler nazara alındığında, taraflar arasındaki rekabet yasağı hükümleri yer bakımından davalının iktisadi geleceğini tehlikeye düşürecek nitelikte olduğunun ifade edilebileceği; Tüm bu açıklamalardan sonuçla: Şayet Muhterem Mahkemenizce taraflar arasında akdedilen protokoldeki yer sınırlamasının “(...) davalı tarafın imzaladığı hizmet sözleşmesinin rekabet yasağına ilişkin maddesinde yer alan coğrafi alan sınırlaması, işçinin iktisaden mahvına sebep olacak düzeyde geniş bir alanı kapsadığı (...) yönündeki Yargıtay ilamları nazara alınmak suretiyle yer bakımından batıl olması hasebiyle taraflar arasındaki sözleşmede yer alan rekabet yasağı klozunun somut ihtilaf özelinde uygulanmasının mümkün olmadığı kanaatinde olunması ihtimalinde bu kapsamda kendisinden herhangi bir cezai şartın talep edilemeyeceği, Şayet Muhterem Mahkemenizce taraflar arasında akdedilen protokoldeki yer sınırlamasının “(...) Sözleşmede; yasağın uygulanacağı yer bakımından bir sınırlama bulunmadığı anlaşılmakta ise de davalının istifadan sonra çalışmaya başladığı işletmenin faaliyet adresi gözetilerek, TBK 445/2 uyarınca hakkaniyete uygun bir müdahale yapılmak suretiyle sözleşmenin rekabet yasağına ilişkin bölümünün geçerli hale getirilmesi mümkündür. İlk derece mahkemesince, tarafların sözleşme yapma iradesine uygun olarak, makul bir coğrafi alan yönünden davacının faaliyet alanı olarak İstanbul İli ile sınırlandırılarak geçerli sayılması gerektiği, davalının yasak sürede aynı iş kolunda, işe başlaması nedeniyle, sözleşmedeki rekabet yasağı kuralının ihlal edildiği, davacının davalı işçinin pozisyonu nedeniyle önceki işverene önemli zarar verebilme ihtimalinin varlığının mevcut olduğu (...)” yönünde bir kanaatte olunması halinde davalı gerçek kişinin rekabet yasağı sözleşmesi kapsamında sorumlu olacağı ve bu kapsamda kendisinden cezai şartın talep edilebileceğinin, ifade edilebileceği,“ Muhterem Mahkemece davalı gerçek kişinin rekabet yasağı sözleşmesi kapsamında sorumlu olacağı ve bu kapsamda cezai şartın talep edilebileceği kanaatinde olunması ihtimalinde davacının, davalının bir yıllık brüt ücretini cezai şart olarak talep edebileceği," hususları tespit edilmiştir.
Dava, işçinin rekabet yasağına aykırılığı iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir.
Türk Borçlar Kanunu'nun 444. maddesi çerçevesinde rekabet yasağı sözleşmesi, işçinin iş sözleşmesinden sonra işveren ile
rekabet etmeme taahhüdü altına girdiği bir sözleşmedir. Söz konusu maddeye göre, yazılı
şekil ve işverenin haklı bir menfaatinin bulunması rekabet yasağı sözleşmesinin geçerlilik
koşullarıdır. İşverenin haklı menfaatinin bulunması ile kastedilen ise (i) işçinin, işverenin
müşteri çevresine veya iş/üretim sırlarına erişim imkânına sahip olması ve (ii) bu bilgilerin
işçi tarafından kullanılması halinde işverenin önemli bir zarara uğrama tehlikesinin
varlığıdır. İşverenin önemli bir zarara uğrama tehlikesi yeterli olup, zararın doğmuş olması
gerekli değildir. Bunların yanında TBK'nın 445/1. maddesi hükmü de rekabet yasağı sözleşmesinin
geçerliliği için bazı ek şartlar getirmektedir. Söz konusu madde uyarınca rekabet yasağı sözleşmesinde
sınırlamanın yeri, süresi ve konusu işçinin ekonomik geleceğini tehlikeye düşürmeyecek bir

biçimde belirlenmeli ve süre kural olarak 2 yılı geçmemelidir.

TBK'nın 444. ve 445. hükümleri, işçinin menfaatlerinin korunması bakımından emredici düzenlemelerdir. Dolayısıyla, TTK'nın 444. maddesinde aranan şartları taşımayan rekabet yasağı sözleşmeleri TBK'nın 27. maddesi uyarınca kesin hükümsüzlük yaptırımına tabidir. Buna karşılık rekabet yasağı sözleşmesinin TTK'nın 445/1. maddesi hükmünde aranan şartları taşımaması halinde özel

hüküm niteliğinde olan TBK'nın 445/2. maddesi uygulama alanı bulmaktadır. TBK'nın 445/2. maddesi, kapsam ve süre
bakımından aşırı nitelikteki rekabet yasağı sözleşmeleri bakımından hakime müdahale
etme yetkisi tanıyarak, kesin hükümsüzlük yaptırımı yerine bu sözleşmeleri ayakta
tutmaktadır. Bunun yanında öğretideki baskın görüş, hakimin müdahalesi için işçinin
talebini de aramaktadır.

TBK'nın 445/2. maddesi, öğreti ve içtihat arasında görüş ayrılıklarına yol açmıştır. Eş deyişle,
kapsamı veya süresi bakımından TBK'nın 445/1. maddesine aykırı rekabet yasağı sözleşmelerinin durumu
tartışmalıdır.

Şöyle ki 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 349. maddesi, hakime rekabet yasağı sözleşmesine müdahale
yetkisi tanımamaktaydı. Buna rağmen öğretideki baskın görüş belirli şartların varlığı
halinde hâkimin müdahale edebileceğini savunmaktaydı. Yargıtay’ın 818 sayılı BK
dönemindeki yerleşik içtihadı ise yer, zaman veya konu bakımından BK'nın 349. maddesinin
aradığı şartları taşımayan rekabet yasağı sözleşmelerini kesin hükümsüzlüğe tabi
tutmakta idi.

TBK'nın 445/2. maddesine ilişkin öğretideki baskın görüş ise tıpkı Yargıtay’ın eski uygulaması gibi yer, süre ve konu bakımından herhangi bir sınırlama içermeyen veya bu üç
sınırlamadan bazıları eksik olan rekabet yasağı sözleşmelerini kesin hükümsüz
saymakta; bu sözleşmelerin hâkimin müdahalesi ile ayakta tutulamayacağını öne
sürmektedir. Çünkü TBK'nın 445/2. maddesinde açıkça aşırı geniş sınırlama halinden söz edilmektedir.

Bunların yanında rekabet yasağı sözleşmelerine cezai şart da eklenebilmektedir. İşten
ayrıldıktan sonraki döneme ilişkin rekabet yasağı sözleşmelerinde işçi aleyhine tek taraflı
olarak cezai şart getirilmesi mümkündür. Ancak fahiş cezai şart miktarının TBK'nın 182/3. maddesi
uyarınca hâkim tarafından resen indirilmesi gerekir.

Dosya ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; davacı ve davalı şirket arasında 21/12/2020 tarihli belirsiz süreli iş sözleşmesi ile gizlilik ve rekabet yasağı sözleşmesinin imzalandığı; sözleşme uyarınca davalının davacı şirkette İhracat Operasyonu Uzmanı olarak çalışmaya başladığı; iş sözleşmesi ile gizlilik ve rekabet sözleşmesi kapsamında personelin sözleşmenin sona ermesini takip eden 2 yıl içinde işverenle aynı iştigal konusuna sahip bir yerde çalışmamayı; aksi davranışın gerçekleşmesi durumunda personelin bir yıllık brüt ücret tutarında cezai şart ödeyeceği düzenlenmiştir. Dosyamız arasına celp edilen davalının SGK kayıtlarına göre davalının 01/11/2022 tarihinde davacı ile iş ilişkisinin sona erdiği; davalının 26/12/2022 tarihinde .... Fabrikası A.Ş. ünvanlı iş yerinde çalışmaya başladığı anlaşılmaktadır. Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olması için öncelikle TBK'nın 444. maddesinde düzenlenen şartların bir arada gerçekleşmiş olması gerekir. Söz konusu maddeye rekabet sözleşmesinin geçerli olması için işçinin, işverenin
müşteri çevresine veya iş/üretim sırlarına erişim imkânına sahip olması ve bu bilgilerin
işçi tarafından kullanılması halinde işverenin önemli bir zarara uğrama tehlikesinin varlığı mevcut olmalıdır. Mahkememiz huzurunda dinlenilen davacı tanık beyanları ve yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda; davalının çalıştığı pozisyon itibariyle davacı şirketin müşterileri olan anlaşmalarına ve fiyatlarına ulaşım sağlayabildiği; davalının davacı firmanın faaliyet konusuyla aynı farklı bir firmada çalışmaya başlamış olması nedeniyle bu bilgilerin davalı tarafından kullanılması halinde davacının zarara uğrama tehlikesinin varlığı olduğundan taraflar arasında imzalanan sözleşmenin TBK'nın 444. maddesinde düzenlenen şartları taşıdığı mahkememizce kabul edilmiştir.
TTK'nın 445. maddesi uyarınca bir rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için rekabet yasağının yer, konu ve süre (en fazla 2 yıl olmak üzere) bakımından sınırlandırılmış olması gerekmesine karşın taraflar arasındaki rekabet yasağının yer bakımından herhangi bir sınırlandırılma içermediği görülmektedir. Taraf iradelerinin rekabet yasağı konusunda birleştiği anlaşıldığından somut olayda yer bakımından sınırlama içermeyen rekabet yasağı sözleşmesinin kesin hükümsüz olduğunun kabulü mümkün değildir. TBK'nın 445/2. maddesi uyarınca söz konusu aykırılık hakim müdahalesi ile giderilebilecek niteliktedir. Davalının, davacı firma ile aynı faaliyet konusunda iştigal eden ve aynı ilde bulunan bir firmada çalışmaya başladığı anlaşıldığından artık söz konusu rekabet sözleşmesinin yer bakımından sınırlandırma içermediği iddiasının Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesine ayrılık teşkil edeceği açıktır. Açıklanan nedenlerle taraflar arasında imzalanan rekabet yasağı sözleşmesinin TBK'nın 444. Ve 445. maddesinde düzenlenen şartları taşıdığı ve söz konusu sözleşmenin geçerli olduğu mahkememizce kabul edilmiştir.
Sözleşme kapsamında davalı tarafından bir yıllık brüt ücret tutarında cezai şart ödeyeceği taahhüt edilmiştir. Davalının son bir aylık brüt maaşı 11.585,41 TL olup davalının sözleşme gereği ödemesi gereken cezai şart tutarı 11.585,41 TL*12 ay=139.024,92 TL'dir. TBK'nın 182/3. maddesine göre hakim, fahiş gördüğü cezai şarttan re'sen indirim yapabilir. Cezai şartın fahiş olup olmadığı belirlenirken, tarafların ekonomik durumu, borçlunun ödeme kabiliyeti ile beraber borcunu yerine getirmemiş olması nedeniyle sağladığı menfaat, kusur derecesi ve borca aykırı davranışının ağırlığı ölçü alınarak tayin edilmeli ve hüküm altına alınacak ceza miktarını belirlerken hak, adalet ve nesafet kuralları dikkate alınmalıdır. Buna göre mahkememizce hesaplanan 139.024,92 TL tutarındaki cezai şart isteği fahiş olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle kararlaştırılan cezai şarttan takdiri olarak %60 oranında indirim yapılması somut olaya uygun görülmüş olup cezai şart tutarı, 139.024,92 TL'nin %40'u olan 55.609,96 TL olarak hesaplanmıştır. Diğer ... sözleşmede öngörülen cezai şarttan mahkemece TBK'nın 182/3. maddesi ile indirim yapılması hakimin takdirine bağlandığından indirim nedeniyle reddedilen kısım bakımından dava kabul edilmiş gibi yargılama giderine hükmedilmesi gerektiğinden aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-AÇILAN DAVANIN KISMEN KABULÜ ile 55.609,96 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

2-Davacının fazlaya ilişkin talebinin REDDİNE,

3-Harçlar kanunu gereğince kabul edilen değer üzerinden alınması gereken toplam 3.798,72 TL harçtan daha önceden ödenen toplam 2.374,20 TL harç düşüldükten sonra eksik kalan 1.424,52 TL harcın davalıdan alınarak hazineye irad kaydına,

4-Davacı tarafından sarf olunan 9.000,00 TL bilirkişi masrafı + 394,75 TL posta ücreti tebligat, müzekkere ve talimat masrafından ibaret toplam 9.394,75 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

5-Davacı tarafından yatırılan 25,60 TL vekalet harcı, 179,90 TL başvurma harcı ve 2.374,20 TL peşin harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

6-Sarf olunmayan delil/gider avanslarının karar kesinleştiğinde ilgili tarafa iadesine,

7-Kendisini vekil ile temsil ettiren davacı taraf lehine yürürlükte bulunan Avukatlık Kanunu ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13/1. maddesi gereğince kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan 17.900,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

8-Mahkememzce takdiri indirim nedeniyle reddedilen cezai şart alacağı yönünden davalı yararına yargılama gideri ve vekalet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına,
9-6235 sayılı Hukuki Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 13. fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve yargılama giderinden sayılan Arabuluculuk ücreti olan 3.120,00 TL'nin davalıdan tahsili ile Hazineye İRAT KAYDINA,
Dair; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341. ile 360. madde hükümleri uyarınca mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 11/06/2024