Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

Davacı vekili dava dilekçesi ile müvekkili ile davalı arasında 15.06.2020 tarihli belirsiz iş sözleşmesi imzalandığını, müvekkili şirket uhdesinde faaliyet gösteren Elektrik Elektronik Sistemler Müdürlüğünde Yazılım Tasarım Mühendisi olarak görev aldığını, davalının 14.09.2021 tarihi itibariyle istifa ettiğini, davalının istifası neticesinde TBK ve taraflar arasında akdedilmiş iş sözleşmesi hükümlerine aykırı davranış sebebiyle işbu davayı açtıklarını, davalının görevi ve pozisyonu itibariyle şirket uhdesinde önemli bir konumda bulunduğunu ve şirketin önemli bilgilerine erişebildiğini, davalının müvekkilinden ayrıldıktan sonra benzer nitelikte işler yapan .... isimli firmada çalışmaya başladığını, davalının haksız ve kötü niyetli olarak rekabet hükmünü ihlal ettiğini, davanın kabulüne, şimdilik 1.000,00 TL cezai şart bedelinin davalının rekabet yasağını ve sözleşmesini ihlal ettiği tarihten itibaren ticari avans faizi ile birlikte tahsiline, müvekkilinin uğradığı zararın tespiti ile tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesi ile işçi ve işveren, rekabet yasağı anlaşmasına bir ceza koşulu koyabileceğini, ancak, bu ceza koşulunun geçerliliğinin TBK'nın 420/1 maddesinde düzenlenen ''Hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir.'' hükmüne bağlı olduğunu, davacı şirketin ekonomik alanda önemli ölçüde zarara uğrama ihtimalinin varlığını somut delillerle ispatlaması gerektiğini, müvekkilinin çalıştığı dönemde şirkette makine mühendisi olarak görev yaptığını, en düşük rütbede mühendis olup üretim sırlarına haiz olacak derecede çalışmadığını, şirketin ticari sırlarına ve müşteri çevresine erişimi olmadığını, Davacı şirketin önemli bir zararına yol açabilecek herhangi bir haksız rekabet durumunun, müvekkilinin davacı şirkette çalıştığı zaman ki konumu ve çalıştığı pozisyon göz önüne alındığında mümkün olmadığını, herkes tarafından bilinen şeylerin sır teşkil etmediğini, davacı şirketin, işe alım sürecinde çalışanlarına matbu şekilde hem iş sözleşmesi içinde haksız rekabet hükmü koyarak hem de ayrıca rekabet yasağı sözleşmesi imzalatarak karşı edim göstermeksizin hukuka aykırı şekilde cezai şart dayatmasında bulunduğunu, davanın reddi ile yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLER VE GEREKÇE: Taraflara usulüne uygun tebligat yapılmıştır.
İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü ve Sarıyer Sosyal Güvenlik Merkezi müzekkere cevapları dosyamız arasına alınmıştır.
Dosyada mevcut 20/03/2024 tarihli Bilirkişiler ...,... ve .... tarafından sunulan raporda; Davacının 15.06.2020 tarihinde .... San. A.Ş’de işe girdiğinin, 04.04.2021 tarihinde bu işyerinden çıkışı yapıldığının, 05.04.2021 tarihinde davacı şirkette işe girişi yapıldığının, 30.09.2021 tarihinde davacı şirketten çıkışı yapıldığının görüldüğü; Davacının en son aldığı brüt ücretin 13.705,10 TL olduğu; Davalının 11.10.2021 tarihinde dava dışı .... Ltd. Şti.’de işe başlamış gözüktüğü, Davacı şirketin; 2020 yılında 835.087.568,62 TL net satışa karşılık 85.130.538,55 TL vergi öncesi kâr elde ettiğinin, 2021 yılında 1.112.671.595,75 TL net satışa karşılık 111.555.726,97 TL vergi öncesi kâr elde ettiğinin, 2022 yılında ise 3.724.602.875,64 TL net satışa karşılık vergi öncesi 637.349.024,86 TL kâr elde ettiğinin anlaşıldığı, yani davalının işten ayrılmasından sonra davacı şirketin satış ve kârlılıklarında azalma olmadığı gibi çok yüksek bir oradan artış olduğu, Davacı tarafından, davalının işten ayrılması ile uğradığını iddia ettiği zarar yönünden somut bir beyan ve delil sunulmadığından, davalının işten ayrılması ile davacı şirketin uğradığını iddia ettiği zarar yönünden bir değerlendirme yapılamadığı, Rekabet yasağı sözleşmesinin yazılı olarak yapılması gerektiği, nitekim dosyaya mübrez sözleşmeden anlaşıldığı üzere, taraflar arasında akdedilen “Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi”nin bu geçerlilik şartını taşıdığı, Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerliliği için aranan ikinci şartın, işçinin fiil ehliyetine sahip olmasına ilişkin olduğu; dosyaya mübrez belgelerden davalının, sözleşme kurulduğu sırada ayırt etme gücüne sahip olmadığına ve hakkında herhangi bir kısıtlılık kararı bulunduğuna ilişkin bir iddiaya rastlanmadığı, akdedilen “Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi”nin davalı için 15.06.2020 tarihi itibariyle fiil ehliyetine ilişkin aksi husus gündeme gelmedikçe geçerlilik koşulunu taşıyacağı, Rekabet yasağı sözleşmesinin diğer bir geçerlilik şartının rekabet yasağına ilişkin sözleşmenin kurulmasında işverenin korunmaya değer haklı bir menfaatinin olmasına bağlandığı; bunun söz konusu olabilmesi içinse, işçinin işverenin üretim sırları, yaptığı işler ve müşteri çevresi hakkında bilgi edinme olanağının bulunması ve bunun sonucunda işvereni önemli bir zarara uğratma ihtimalinin olmasının gerektiği, Şayet Mahkeme davalının, davacı şirketin iş sırrını ve/veya müşteri portföyünü bilmesi, bu bilgilere vakıf olması hususunda arz edilen Bölge Adliye Mahkemesi kararları ile aynı görüşte ise bu yönü ile davalının rekabet yasağına ilişkin hükme aykırı eylemde bulunduğu, ancak Muhterem Mahkeme tarafından davalının önceki işyerinde edindiği bilgileri yeni işyerinde kullanmadığı ve davacıya önemli zarar verebilme ihtimalini taşımadığı kanaatinde olunması halinde ise davalının rekabet yasağına aykırı davranmadığı, TBK m. 445 uyarınca rekabet yasağı sözleşmesinde işçinin ne kadar süre ile hangi türden işleri ve nerede veya nerelerde yapamayacağı konuları düzenlenmiş olması gerektiği; dosyaya sunulan “Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi”nde rekabet yasağı, süre bakımından “2 yıl” coğrafi olarak Marmara Bölgesi ve Ankara, İzmir, Sakarya ve Adana illerinde ve nihayet konu olarak ise, “iş tanımına uyan işlerde ve Motor geliştirme alanlarındaki tüm işlerde hiçbir şirket yahut şahıs işletmesinde faaliyet gösteremez, çalışamaz, danışmanlık vb. çalışmalar yapamaz ve bu şirketlere ortak olamaz, işverenin rekabet ilişkisi içerisinde olduğu şirketler ile menfaat ilişkisine giremez.” ile sınırlandırılmıştır. Taraflar arasındaki “Rekabet Yasağı ve Sır Saklama Yükümü Sözleşmesi”nde ise süre bakımından “2 yıl” coğrafi olarak Marmara Bölgesinde ve nihayet konu olarak ise, “iş tanımına uyan işlerde ve Motor geliştirme alanlarındaki tüm işlerde hiçbir şirket yahut şahıs işletmesinde faaliyet gösteremez” şeklinde sınırlamalar içerdiği, Taraflar arasındaki sözleşme hükmünün süre yönünden TBK m. 445 hükmüne bir aykırı olmadığı, ancak ilgili sözleşme hükmünün yer bakımından uygun olmayan sınırlamalar içerip içermediği hususunun da irdelenmesi gerektiği; zira ilgili hüküm uyarınca davalının “Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi”nde rekabet yasağı, coğrafi olarak Marmara Bölgesi ve Ankara, İzmir, Sakarya ve Adana olduğu, “Rekabet Yasağı ve Sır Saklama Sözleşmesi”nde ise Marmara Bölgesi olduğu, Şayet Muhterem Mahkemece taraflar arasında akdedilen protokoldeki yer sınırlamasının “(…) davalı tarafın imzaladığı hizmet sözleşmesinin rekabet yasağına ilişkin maddesinde yer alan coğrafi alan sınırlaması, işçinin iktisaden mahvına sebep olacak düzeyde geniş bir alanı kapsadığı (…)” yönündeki Yargıtay ilamı nazara alınmak suretiyle kanun hükmüne aykırı olduğu kanaatinde olunması halinde davalının rekabet yasağı sözleşmesi kapsamında sorumlu olamayacağı ve bu kapsamda kendisinden herhangi bir cezai şartın talep edilemeyeceği, Şayet Muhterem Mahkemenizce taraflar arasında akdedilen protokoldeki yer sınırlamasının “(…) Sözleşmede; yasağın uygulanacağı yer bakımından bir sınırlama bulunmadığı anlaşılmakta ise de davalının istifadan sonra çalışmaya başladığı işletmenin faaliyet adresi gözetilerek, TBK 445/2 uyarınca hakkaniyete uygun bir müdahale yapılmak suretiyle sözleşmenin rekabet yasağına ilişkin bölümünün geçerli hale getirilmesi mümkündür. İlk derece mahkemesince, tarafların sözleşme yapma iradesine uygun olarak, makul bir coğrafi alan yönünden davacının faaliyet alanı olarak İstanbul İli ile sınırlandırılarak geçerli sayılması gerektiği, davalının yasak sürede aynı iş kolunda, işe başlaması nedeniyle, sözleşmedeki rekabet yasağı kuralının ihlal edildiği, davacının davalı işçinin pozisyonu nedeniyle önceki işverene önemli zarar verebilme ihtimalinin varlığı mevcut olduğu (…)” yönündeki İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nin 13.10.2020 tarihli ilamında ulaşılan sonuçla aynı kanaatte olunması halinde davalının rekabet yasağı sözleşmesi kapsamında sorumlu olacağı ve bu kapsamda cezai şartın talep edilebileceği, Mahkemece TBK m. 445 uyarınca sözleşmenin yer yönünden sınırlama hükmünün daraltılarak davacının çalışma bölgeleri ile sınırlı olduğu kanaatinde olunması halinde sözleşme hükmü geçerli olarak kabul edileceğinden sözleşmede öngörülen cezai şartı talep edilebilmesinin mümkün olabileceği, Taraflar arasındaki sözleşmeye istinaden davalının en son aldığı 1 brüt aylık ücreti 13.705.10 TL olduğu; buna göre davacı davalıdan 1 aylık ücret = 13.705,10 TL x 12 ay = 164.461,12 TL tutarında cezai şart miktarı talep edebileceği, Davalının mesleki alanda edindiği tecrübe ve portföy bilgilerini; davacı şirketin bünyesinden çalıştığı süreçte edindikleri ve bu bilgilerin istifa sonrasında da davalı şirket faaliyetlerinde kullanıldığının dosyaya mübrez belgeler ile tesvik olunmadığı; hâl böyle olunca davalının TTK m. 55/d uyarınca haksız rekabete sebebiyet verdiğine ilişkin bir bilgi ya da belgeye dosya kapsamında rastlanılmadığı; Her ne kadar ceza koşulunun miktarını belirlemede taraflar özgürseler de, güçlünün ekonomik olarak zayıfa ağır bir ceza koşulu kabul ettirmesi mümkün olduğu; bu nedenle TBK m.182/2’de hakimin aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirme imkanı tanındığı; somut uyuşmazlık bakımından davalının bir ticari işletme işlettiği, dolayısıyla tacir sıfatını haiz olduğu yönünde de herhangi bir bilgi ve/veya belgeye rastlanılmadığı; bu kapsamda şayet Mahkemece cezai şartın talep edilebileceği sonucuna varılırsa cezanın indirilmesi hususunda TBK md.182/2 hükmü işletilebileceği; indirim takdiri ve tutarı hususlarındaki nihai takdirin Yüce Mahkemeye ait olduğu yönünde rapor tanzim etmişlerdir.
Dava, işçinin rekabet yasağına aykırı davrandığı iddiasına dayalı zararın tazmini istemine ilişkindir.
Uyuşmazlığın çözümü için ispatın hukukî niteliği üzerinde de durmakta fayda bulunmaktadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “ispat yükü” başlıklı 6. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü tutulmuştur.
İspat yükünü düzenleyen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir” şeklindedir.
6098 sayılı TBK’nın 445. maddesi “(1)Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz. (2)Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir.” hükmünü haiz olup, anılan madde hükmü ile 6098 sayılı Kanun 818 sayılı Kanun'dan farklı olarak, rekabet yasağı ile ilgili doğrudan mutlak bir geçersizliğin öngörülmediği, Anayasa ve diğer mevzuat hükümleri ile somut olgu nazara alınarak rekabet yasağının aşırı nitelikte olması halinde, yasağın kapsamı bakımından hakime uyarlama yetkisi tanındığı anlaşılmaktadır. Hakime tanınan bu yetkinin gerek müstakil açılan bir uyarlama davasında ve gerekse de ihlal halinde açılacak bir tazminat davasında kullanılabileceği kuşkusuzdur. Ayrıca aynı Kanun'un 444/2. maddesi “Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir.”
"... davalının imzaladığı hizmet sözleşmesinin rekabet yasağına ilişkin maddesinde yer
alan coğrafi alan sınırlaması, işçinin iktisaden mahvına sebep olacak düzeyde geniş bir
alanı kapsadığından yukarıda açıklanan çalışma özgürlüğüne, akit serbestisine ilişkin yasal
düzenlemelere aykırı olup (…)”
Yargıtay .... Hukuk Dairesi, ... Esas, ... Karar, 08.06.2015 Tarih.
“… Anılan maddede, İstanbul, İzmir ve Bursa illerinde rekabet yasağı öngörüldükten
sonra bu illerin civarındaki şirket ve acenteleri denilmek suretiyle coğrafi alan bakımından
bir belirsizliğe yol açıldığı gibi esasen ülkemizde taşıma faaliyetinin yoğunlaştığı bölgeler
de gözetildiğinde, bu derece geniş bir alanda rekabet yasağı öngörülmesinin yukarıda
değinilen Anayasa ve mülga BK hükümlerine uygun olduğu da kabul edilemez. Bu itibarla
mahkemece, davalının imzaladığı taahhütnamenin rekabet yasağına dair maddesinde yer
alan coğrafi alan sınırlamasının, yukarıda açıklanan çalışma özgürlüğüne ve emredici

yasal düzenlemelere aykırı olması sebebiyle batıl bulunduğunun kabulüyle bu yönden

davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle reddi doğru olmamış ise de

davanın reddine dair olarak verilen karar sonucu itibariyle doğru olduğundan 1086 sayılı
HUMK’un 438. maddesinin son fıkrası uyarınca kararın gerekçesi düzeltilmek suretiyle

onanmasına karar vermek gerekmiştir.”
Yargıtay .... Hukuk Dairesi, ...Esas,... Karar, 08.12.2015 tarih.: Yargıtay .... Hukuk Dairesi, ... Esas, .... Karar, 02/10/2019 Tarih.
Dosya tüm deliller ile birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasındaki uyuşmazlık rekabet yasağına ve sır saklama yükümlülüğüne ihlal nedeni ile uğranılan zararın tespiti ve tahsili istemine dayanmakta olup, ispat yükü davacı üzerindedir. Davacı, davalının sır saklama yükümlülüğüne aykırı davranıldığını ve rekabet yasağına aykırı davranıldığını ve bu nedenle de oluşan zararını ispat yükü altındadır. TBK m. 444’teki “yazılı olarak üstlenebilir” ifadesinden rekabet yasağı sözleşmesinin adi yazılı şekilde düzenlenebileceğine şüphe yoktur. Taraflar arasındaki belirsiz süreli iş sözleşmesinde “Rekabet Yasağı ve Sır Saklama Sözleşmesi”nin 2. Maddesi
“İşçin kendi isteği ile ayrılması halinde, 2 yıl süre ile, Marmara Bölgesinde iş tanımına
uyan işlerde ve Motor geliştirme alanlarındaki tüm işlerde hiçbir şirket yahut şahıs
işletmesinde faaliyet gösteremez, çalışamayacağını aksi takdirde son brüt maaşının 12
aylık tutarı kadar tazminat ödemeyi kabul ettiğini…” şeklinde olup süre yönünden TBK m. 445 hükmüne bir aykırılık
mevcut değidir. Davalının
davacı şirket bünyesinde işten ayrıldığı tarih 14.09.2021 olup, dava dışı üçüncü kişi
şirkette 1.10.2021 tarihinde çalışmaya başlamıştır. Bu hali ile davalı gerçek kişinin
taraflar arasınaki sözleşmede öngörülen 2 yıllık süre dolmadan, davacı şirket ile aynı iş
kolunda faaliyet yürüten bir şirkette çalışmaya başlaması bu yönü ile üstlendiği taahhüde aykırı davranmıştır. Ancak “Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi”nde rekabet
yasağı, coğrafi olarak “Marmara Bölgesi ve Ankara, İzmir, Sakarya ve Adana” şeklinde
“Rekabet yasağı ve sır saklama sözleşmesinde ise "Marmara Bölgesi” ile sınırlandırılmıştır. TMK 27. maddesinde kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu
düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmelerin kesin olarak
hükümsüz olacağı; TMK m. 23/f.2 hükmünde ise kimsenin özgürlüklerinden vazgeçemeyeceği
veya onları hukuka yahut ahlaka aykırı olarak sınırlamayacağı düzenlenmiştir. İlgili kanun
hükümleri nazara alındIğında tarafların sözleşme içeriğinde, Anayasa ile güvence altına alınan
“Çalışma Hürriyeti” ilkesine aykırı olarak ve bu özgürlüğün ihlâli anlamına gelecek herhangi
bir düzenleme yapmalarının mümkün olmadığı ifade edilmelidir. Bu yasal düzenlemeler dikkate alındığında, taraflar arasındaki
rekabet yasağı hükmünün yer ve konu bakımından davalının iktisadi geleceğini tehlikeye

düşürecek niteliktedir olup gerek yasal bu düzenlemeler gerek yukarıda bahsi geçen Yargıtay kararları ve bilirkişi raporundaki taraflar arasında akdedilen protokoldeki yer
sınırlamasının davalı tarafın imzaladığı hizmet sözleşmesinin rekabet yasağına ilişkin
maddesinde yer alan coğrafi alan sınırlaması, işçinin iktisaden mahvına sebep olacak
düzeyde geniş bir alanı kapsadığı yönündeki tespit dikkate alındığında çalışma özgürlüğüne ve emredici

yasal düzenlemelere aykırı olması sebebiyle batıl bulunduğunun kabulüyle bu yönden açılan davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle;
AÇILAN DAVANIN REDDİNE,

1-Harçlar Kanunu gereğince hesaplanan 427,60 TL karar ve ilam harcının peşin alınan 179,90 TL harçtan mahsubu ile bakiye 247,70 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,

2-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,

3-Davalının kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 26.313,79 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
4-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13.maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Bakırköy Arabuluculuk bürosunun ... numaralı arabuluculuk dosyasında Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 2.353,22 TL arabuluculuk ücretinin davanın reddi nedeniyle davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,

5-Kullanılmayan gider avansının HMK 333. maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,

6-HMK'nın uygulanmasına dair yönetmeliğin 58/1 maddesi gereğince taraflardan birinin talebi halinde gerekçeli kararın taraflara tebliğine,
Dair taraf vekillerinin yüzüne karşı HMK 394/5 ve 341/1 maddesi gereğince tebliğden itibaren 2 hafta içerisinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 12/06/2024

nununun 5. Madde Uyarınca Güvenli Elektronik İmza İle İmzalanmış Olup, 22. Madde Uyarınca Da Islak İmza İle İmzalanmayacaktır."