BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Ticari Şirket (Fesih İstemli)
Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
Davacı vekili Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi'ne vermiş olduğu 21/02/2023 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde ; Tayfun .... ile müvekkilinin 24.06.2020 tarihinde ...ni kurduklarını, aksi kararlaştırılıncaya kadar .... ’in münferiden temsil yetkisiyle müdür seçildiğini, şirketin kuruluşundan sonra ...’in müvekkiline şirket ile ilgili şirketin gelir ve giderleri, hesap bilançoları, kar- zarar durumu hakkında iyi ya da kötü hiç bir bilgilendirmede bulunmadığını, Müvekkilinin kendisine ait ve takipçi sayısı fazlaca olan .... hesabını şirketin kullanması için şirkete verdiğini, Şirketin marka adını müvekkilinin bulduğunu, aynı zamanda sosyal medya uzmanı olduğu için şirket hesabının takipçi sayısını 200.000 takipçiye ulaştırdığını, şirketin marka değerinin müvekkili sayesinde oluştuğunu, Müvekkili adına alındığını, devamında ......’in gidip şirketin marka tescilini kendi üzerine yaptırdığını, marka tescilini şirket üzerine devredeceğini belirtmiş olmasına rağmen devri gerçekleştirmediğini, şirketin kullanımı için ... marka ve ..... plakalı ... marka araçlar alındığını, Ancak davalının, .... marka aracı sattığını, satarken müvekkiline danışmadığını, sattıktan sonrada müvekkilinin payını ödemediğini, alınan bedeli şirket kayıtlarına girmediğini, ... marka aracın akıbetini konusunda da bilgileri olmadığını, şirketin ve müvekkilinin SGK, vergi ve sair borçları diğer ortağın sorumluluğunda olmasına rağmen ödenmediğini, ......’in her ay elinde bulundurduğu ve müvekkiline vermediği banka kartlarıyla şirket hesabından 4.000-5000 TL ve daha fazla nakit para çektiğini, ancak müvekkiline kardan elde edilen paralardan hiç bir ödeme yapılmadığını, şirketin kazancından nakit para çekmek haricinde kendi hesabına da havaleler yaptığını, ......’in müvekkilinin şirketten para almaması için satıştan elde edilen paraları eşi .....' i şirkette çalışan olarak göstererek maaş adı altında eşinin hesabına yatırmaya başladığını, yine şirket hesabına gelen kar paylarını Hesaptan yüklü miktarlarda aile efradına gönderdiğini ve açıklama kısmına "elden alınan paranın iadesi" yazarak güya bu paraların borç iadesi için yapıldığını göstermeye çalıştığını, şirket hesabından çıkan bu paraların -kabul etmemekle birlikte- borç olduğu bile varsayılsa müvekkilinin bu borç alımlarından da haberdar edilmediğini, müvekkilinin şirket hesabından para çekememesi için e-ticaret satışından sonra parayı şirket hesabına aktaran ... Ödeme hizmetlerine ... bankasına aktarılan paraların artık .... bank .... hesabına yatırılması talimatını verdiğini ve satıştan elde edilen paraların ... tarafından yeni açılan .... bank hesabına yatırılmaya başlandığını, diğer ortağın şirket hesabı değişikliğini de müvekkiline haber vermediğini, diğer ortağın müvekkilini baskıyla şirketten uzaklaştırdığını, şirkete girişini engellediğini, müvekkilini şirketten uzaklaştırdıktan sonra şirket işlerini idare edemediğini ve markaya ve şirkete olan güveni sarsmaya başladığını, taraflar şirkette yarı yarıya hissedar olup, yetkili-ortak .....’in iş ve işleyişle ilgili bilgi vermediğini, genel kurul daveti yapmadığını, kar dağıtımı yapmadığını, Vergi ve SGK ödemelerini yapmayarak şirketi borca batık hale getirdiğini, şirketin demişbaş ve girdi çıktı kayıtları ile stoklarının tespiti ile hesaplama yapılarak, Müvekkil adına olan kısmın ödenmesini talep ettiklerini, müvekkilinin ortaklıktan ayrılması halinde ayrılma akçesinin yanında kar payı kendisine ödenmediyse kar payının tahsilini de isteyebileceğini, neticede; tensiple birlikte şirketin satışlarından kazandığı paranın ödendiğini düşündükleri, tüm bankalara müzekkere yazılmasından sonra gelen cevabi yazıya göre davalı şirket adına ve diğer yönetici ..... adına açılan hesaplara bloke konulmasını,eğer başka bankalarda hesapları var ve oradan da ödemeler gerçekleşiyor ise ilgili hesaplara da bloke konulmasını, Şirkete ait araçların satışını ve devrini önlemek için İhtiyati Tedbir konulmasını, şirketin deposunda, ticari defter kayıtlarında ve stoklarında satılmamış mallar bulunduğunu, buu malların kayıt dışı olarak başka kişilere devri ve satımının önlenmesi amacıyla iş bu mallar üzerine de İhtiyati Tedbir konulmasını, davanın kabulüne karar verilmesini, Ortaklar arasındaki güven ilişkisi sarsıldığından ve şirketin bu şartlar altında devamı mümkün olmadığı için yukarıda izah ettikleri haklı sebeplerden dolayı ...' nin feshine, mahkeme aksi kanaatte ise müvekkilinin ortaklıktan çıkarılmasına, çıkarılmasının akabinde ayrılma akçesinin, marka değerinin, şirketin demişbaş ve girdi çıktı kayıtları ile stoklarının tespiti ile hesaplama yapılarak, müvekkili adına olan kısmın ödenmesini ve ödenmeyen kar paylarının tespiti ile müvekkile ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili mahkememize sunmuş olduğu 06/04/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle ; Huzurdaki davanın daha önce davacı tarafından Bakırköy ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nde .... Esas numarası ile açılmış olup davacının duruşmaya gelmemesi ve davayı takipsiz bırakması nedeni ile açılmamış sayıldığını, müvekkili ...’nin dava dışı ...... ile davacı ... tarafından kurulduğunu, davacı ...’nın şirketin kuruluşunda münferiden temsile yetkili müdür olarak seçildiğini, 23.06.2020 tarihinde Bakırköy .... Noterliği'nin ... yevmiye numaralı vekaletnamesi ile davacı ...’nın şirket adına muhasebe işlemlerini yürütmesi için .... 'i vekil tayin ettiğini, eşit paylara sahip olan davacı ... ile ......’in şirketin faaliyet planlarını birlikte gerçekleştirmiş olup davacının şirket dışında tutulmaya çalışıldığı; mali tabloları, gelir ve giderleri, hiçbir harcamayı kendisinin takip edebilmesine dahi olanak tanımadığına ilişkin beyanının gerçeği yansıtmadığını, şirkette gerçekleşen eylemlerin tümünden davacının haberi olmakla birlikte birçok işlemde kendi imzası ve onayı bulunduğunu, şirketin ürün satışlarını büyük oranda internet ortamından sürdürdüğünü, dava dışı ......’in Bakırköy .... Noterliği'nin 01.06.2021 tarih, ... yevmiye numaralı tasdikli imza sirküleri ile şirketin 24.05.2021 tarihinden itibaren münferiden temsile yetkili müdürü olarak seçildiğini, Müvekkili şirket kuruluşundan hemen sonraki 2020 yılında 902.455,77 TL brüt satış gerçekleştirdiğini, bu satıştan 77.049,72 TL kar ettiğini, kar dolayısıyla şirkete 16.950,94 TL vergi tahakkuk ettirildiğini, 2021 yılında ise şirket 2.323.637,81 TL brüt satış gerçekleştirdiğini, bu satış dolayısıyla 386.594,48 TL kar etmiş elde ettiği ve kar sonucunda da şirkete yıllık 96.648,62 TL vergi tahakkuk ettiğini, davacının dava dilekçesinde "Davalı ortak, şirketin karını kendi hesabına havale yaparak yolsuzluk ve usulsüzlük yapmaktadır.", "Davalı, müvekkilin şirketten para almaması için satıştan elde edilen paraları eşi .....' i şirkette çalışan olarak göstermiş ve maaş adı altında eşinin hesabına yatırmaya başlamıştır.", "Davalı, müvekkilin şirket hesabından para çekememesi için...", "Davalı, şirket hesabı değişikliğini de müvekkile haber vermemiş", " ... bank Bankasına müzekkere yazılarak davalı şahıs ve davalı şirket adına açılan hesapların ve hesap hareketlerinin celbini talep ederiz.", "Davalı, müvekkili baskıyla şirketten uzaklaştırmış, şirkete girişini engellemiştir." gibi pek çok ifade kullanıldığını, ancak dava dilekçesinde tek bir davalı olarak müvekkili şirket bulunduğunu, davacı dava dışı diğer şirket yetkilisi ......'i kast ederek pek çok ithamda bulunmuşsa da, davacının feshini istediği şirketin vekili olarak ......'e yöneltilmiş iddialara cevap veremeyeceklerini, davalı şirketin en değerli varlığı ve kazancının en önemli unsuru olan ohana.com.tr domain adresinin ......'e ait olduğunu, Yine .... markasının da ...... tarafından 26.08.2020 tarihinde Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından kendi adına tescillendiğini, dava dilekçesinde her ne kadar ..., bu tescilin şirkete devredileceğinin vadedildiğini fakat gerçekleşmediğini iddia etmişse de bu iddianın doğru olmadığını, ......’in sahibi olduğu domain adresini ve .... markasını ortağı olduğu şirketin kazançlarının artması için şirketten herhangi bir karşılık beklemeksizin kullandırttığını, davacının, şirketin marka değerinin kendisi sayesinde oluştuğu iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davacı her ne kadar araç alım satımında ......'in davacıya danışmadan hareket ettiğini belirtmiş ise de şirket adına alınan ve satışı yapılan tüm araçlardan davacının haberdar olduğunu, şirket adına alınan ve satılan araçlarda davacı ...'nın imzaları olduğunu, 04.11.2020 tarihinde şirket yetkilisi ...’nın şirket adına .... plakalı 2017 model ... marka aracı 100.000 TL bedel ile Bakırköy .... Noterliği'nin ..... yevmiye numaralı satış işlemi ile satın aldığını, ... aracın alınması için şirketin yeterli bütçesi olmadığı ve bankalar nezdinde kredi sicili yeterince olumlu olmadığı için davalılardan ......’in kendi şahsı adına ihtiyaç kredisi kullanarak bu aracın satın alınmasını finanse ettiğini, ... Bankasında ... kredi hesap numarası ile 50.000 TL olarak çekilen kredinin geri ödeme tutarının 60.769,50 TL olduğunu, kullanılan kredinin ödemeleri 19.08.2020 tarihinde başlamış, 20.01.2023 tarihinde sona ereceğini, Aylık 2.025,74 TL olarak ...... tarafından ödenmeye devam eden kredinin 23.02.2022 itibariyle kalan borcunun 20.656,01 TL olduğunu, 18.01.2021 tarihinde şirket yetkilisi ...’nın şirket adına kayıtlı .... plakalı 2011 model ... marka aracı 51.000 TL bedel ile Çatalca .... Noterliği'nin .... yevmiye numaralı satış işlemi ile .... isimli vatandaşa sattığını, 20.05.2021 tarihinde şirket yetkilisi olan ...’nın şirket adına ..... plakalı 2012 model ... marka aracı 112.000 TL bedel ile Bakırköy .... Noterliği'nin ... yevmiye numaralı satış işlemi ile satın aldığını, bu işlemlerin hepsinde ...'nın adı ve imzası olduğunu, davacının dava dilekçesinde "Davalı, müvekkilin şirketten para almaması için satıştan elde edilen paraları eşi .....' şirkette çalışan olarak göstermiş ve maaş adı altında eşinin hesabına yatırmaya başlamıştır." Dediğini,. .....'i işe alanın bizzat ...'nın kendisi olduğunu, .....’in işe giriş tarihi: 01/04/2021, ......'in şirkete müdür olarak atandığı tarihin ise 31.05.2021 olduğunu, .....’in işe giriş yaptığı tarihte ......'in eşi dahi olmadığını, .....’in şirket işlerinde bifiil çalıştığını, davacının dava dilekçesinde şirkete ait banka kartının ve mobil bankacılık uygulamasının ......'in kullanımında olduğunu iddia ettiğini, .... bank ve .... Bankası’na müzekkere yazıldığında ...’nın banka şubelerinden şirket adına farklı tarihlerde para çektiğinin görülebileceğini, Şirkete ait banka kartı birçok zaman davacı ...'da durmakta olup kendisinin paraları çektiğini, 14.02.2022’de ... bank’dan 4.954,46 TL, 07.03.2022 tarihinde ... bank’dan 6.000 TL çektiğini, 11.10.2021 tarihinde ...... BANKASI’ndan 5.000 TL, 29.09.2021 tarihinde ...... Bankası’nda 2.017 TL, 21.09.2021 tarihinde ...... Bankası’ndan 7.034 TL, 21.12.2021 tarihinde ...... BANKASI’ndan 5.000 TL, 16.11.2021 tarihinde ...... Bankası’ndan 6.034 TL davacı tarafından çekildiğini, şirketin diğer yetkilisi ...... bu paraların çekildiğinden internet bankacılığı aracılığı ile haberdar olmuşsa da davacının bu kontrolsüz para çekmelerini engelleyemediğini, davacı ...’nın uzun zamandan bu yana dava dışı ......'i tüm iletişim kanallarından engellediğini, müvekkili şirkette muhasebesel işlemleri takip etmek için ... isimli bir arayüz kullanıldığını, ... uygulaması ohana.com.tr web sitesinden alışveriş yapıldığında otomatik fatura kesilmesini ve otomatik muhasebe entegrasyonunun kullanımını sağlayan bir uygulama olduğunu, bu uygulamaya firma adına ....com kullanıcı hesabı ile davacı ... kullanımında olan ... numaralı hat üzerinden erişim sağlanabildiğini, hali hazırda bu hesaba erişimin yalnızca davacı ...'nın bilgileri ile sağlandığını, şirket muhasebecisinin dahi davacı ...'nın onayı olmadan sisteme erişemediğini, davacı ...’nın, diğer şirket yetkilisi ......’in haberi ve bilgisi olmadan 09.10.2021 tarihinde şirket kullanımındaki instagram hesabında şifre değişikliği yaptığını, ......’in satışların yapıldığı instagram hesabına girmek istediğinde davacı ...’ya onay SMS için gelen şifreyi ...... ile paylaşmadığını, davacı sms için gelen şifreyi vermediğinden ......’in instagram hesabına giremediğini, bu olayın yaşandığı ekim 2021 sonrasında davacı ...’nın dava dışı şirket ortağı ......'i her türlü sosyal medyadan ve iletişim kanalından engelleyerek görüşmeyi reddettiğini, davacı şifre değişikliği yapıp mevcut şifreyi ...... ile paylaşmadığı için 28.09.2021 tarihinden bu yana yaklaşık 19 aydır sayfada hiçbir paylaşım yapılamadığını, sayfanın takipçi sayısının 224 binlerden 127 binlere düştüğünü, bu nedenle de müvekkili şirketin ciddi bir gelir kaybı yaşadığını, davacının, dava dışı ......'in baskısıyla şirketten uzaklaştırıldığı iddiasının doğru olmadığını, Aksine davacının şirket kurucusu olan ......'i şirket yönetiminden uzaklaştırmaya çalıştığını ve şirketin gelir imkanlarını kaybetmesine kendi kusurlu eylemleri neticesinde sebep olduğunu, müvekkil şirket ... adına davacı ... hakkında şirketin yegane gelir kaynağı olan https://www....com/....com.tr/ sitesinin şifresini değiştirmesinin ardından diğer şirket yetkilisi ...... ile paylaşmadığı gibi kendisi de sitenin satış yaparak gelir elde etmemesi adına şifreleri değiştirdiğini, bu hareketin aynı zamanda TCK 244. maddesi "Bilişim Sistemindeki Verileri Bozma, Yok Etme, Değiştirme ve Erişilmez Kılma Suçu" nun maddi unsurlarını oluşturduğunu, Davacının kuzenleri olan ... ve ... un da olduğu .... isminde bir e-ticaret sitesini 20.10.2021 tarihinde faaliyete geçirdiğini, ...enin ürün sattığı https://www....com/ sitesi müvekkil şirketin ürün sattığı https://www...com.tr/ sitesinin bire bir taklidi olduğunu, davacının kendi şirketinin aleyhine olacak şekilde iş yaptığını, Üstelik davacı tarafından kuzenleri ile beraber kurulan ...com isimli sitede kullanılan bazı ürün görsellerinin müvekkili şirket tarafından ajanslardan temin edilen mankenler kullanılarak üretilen görseller olduğunu, davacının kasti bir şekilde şirketin ürünlerinin bire bir taklitlerini satarak ortaklığın gerektirdiği gerekli özen yükümlülüklerine aykırı hareket ettiğini, kendi kusurlu eylemleri neticesinde müvekkili ile birlikte kurdukları şirketin kar marjında bu sebebe bağlı olarak düşüş yaşandığını, davacının aynı ürünleri satan kendi internet sitelerine birebir benzeyen ürünlerin satışının yapıldığı bir site kurmasının şirket nezdinde kendisine düşen yükümlükleri karşılamadığını ve belirttiğinin aksine gerekli çalışma ve çabayı göstermediğini kanıtladığını, davacının sonradan kurduğu şirket ile müvekkili şirket üzerinden edindiği bilgi ve tecrübeleri kullanarak tek başına ve daha çok para kazanmak istediğini, Limited şirketin sona ermesi Türk Ticaret Kanunu, Sona Erme Sebepleri Ve Sona Ermenin Sonuçları başlıklı 636. maddesinde ‘'(3) Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebileceğini, Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir.’’ şeklinde düzenlendiğini, Fakat TTK şirketlerin devamlılığını sağlama amaçlı olarak Haklı Sebeplerle Fesih başlıklı TTK m. 531 ‘’… Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir.’’ hükmünü düzenlediğini, mahkemece şirketin feshine son çare olarak karar verilmesi gerektiğini, müvekkili şirketin şu an için tek probleminin davacının kusurlu hareketleri olduğunu, davacının kusurlu hareketleri ile yol açtığı aksamaları kendi lehine hak tesis edilerek şirketin feshedilmesine karar verilmesine yol açmaması gerektiğini, neticede; davacının davayı açmakta hukuki menfaati bulunmaması, öne sürdüğü vakıaların maddi gerçekler ile örtüşmemesi, dayandığı sebeplerin haklı olduğunu ispat etmekte yeterli olmaması ve diğer nedenlerden ötürü davanın reddi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yan üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, davalı şirketin fesih-tasfiyesi istemine ilişkindir.
Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır.
Bilirkişiler Prof. Dr. .... tarafından sunulan 16/04/2024 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle ; Davacının haklı sebep olarak ileri sürdüğü eylemlerin bazılarının (araç satışı, dava dışı ortağın eşinin işe alınması) kendi kusurundan kaynaklandığı, davalı şirketin sosyal medya hesabını kontrol altında tutan davacının iddialarını ispatlayamadığı, şirket satışlarının 2023 yılında olağanüstü azaldığı, davacının aynı işi başka bir şirket üzerinden yapmaya devam ettiği, bu durumda kimsenin kendi kusuruna dayalı olarak hak talep edemeyeceği de dikkate alındığında haklı sebeple fesih talebinde bulunamayacağı, bununla birlikte mahkemenin aksi görüşte olması ve haklı sebeplerin varlığına kanaat getirmesi halinde şirketteki pay dağılımı dikkate alındığında TTK md. 612 de yer alan kendi payını iktisap yasağına ilişkin emredici düzenleme nedeniyle payların şirket tarafından alınması yönünde karar verilemeyeceği, alternatif çözümler bağlamında diğer ortak tarafından paylar iktisap edilecek ise çıkma payı olarak davalı şirketin 31.12.2023 tarihi itibariyle rayiç değerli özkaynakları (+) 931.852,76 TL hesaplandığı, Davacının davalı şirkette 9650 hissedar olması dolayısıyla 931.852,76 TL x %50 = 465.926,38 TL ayrılma payı hesaplandığı, davacının davalı şirkete 182.950,00 TL borcu bulunmakta olup, hesaplanan ayrılma payından mahsup edilip edilmeyeceğinin mahkemeninin takdirlerinde olduğu yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir.
Limited şirketin infisah sebeplerinin nelerden ibaret olduğu TTK.m.636 da sayılmış bulunmaktadır. Bu maddenin birinci bendine göre, ana sözleşme ile şirketin infisah sebeplerini önceden kararlaştırmak mümkündür. Ortaklar, kanunda gösterilen sebepler dışında diğer infisah sebeplerini serbest iradeleriyle tespit edip bunları şirket sözleşmesine dercededebilirler.
Örneğin, ortaklardan birinin ölümü veya iflâsı yahut şirket müddetinin sona ermesi gibi sebepleri infisah sebebi olarak kabul edebilirler.
Bunun yanı sıra TTK.m.636/3 de “Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir” hükmü getirilmiştir.
Haklı sebebe sonuç bağlanan hallerden bir tanesi de ortaklık sözleşmelerinde ortaklığın feshi ve yine buna bağlı olarak ortaklıktan çıkma-çıkarma halleridir.TTK'nın 636/3'ncü maddesinde düzenlenen fesih davasının tamel şartı,haklı sebebin olmasıdır. Genel olarak söylenebilir ki, ilgili hükümlerde, haklı sebeple feshin yanında ortaklığın sona erme sebepleri şahsında doğan yahut feshi talep eden ortağın ortaklıktan çıkarılması kabul edildiği gibi (çıkarma), ortağın haklı sebeplerin mevcudiyeti halinde şirketten çıkmasına da (çıkma) müsaade edildiği görülmektedir (Kollektif şirket için TK. 245,255/1,257, anonim şirket için TK. 531, limited şirket için TK. 636/3, 638/2,639/2 b, 640/3; ayrıntılı bilgi için bkz. Nuri ERDEM, Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi, İstanbul 2012, s. 5 vd). TTK.' da limited ortaklığın, ortaklardan birinin talebi üzerine ve haklı sebeplerden dolayı mahkeme kararıyla sona erebileceği düzenlenmiştir. Keza, haklı sebeplerin varlığı halinde ortak, Mahkeme kararı ile limited ortaklıktan çıkma hakkına sahiptir.
TTK'nın 636/3'ncü maddesinde haklı sebepten bahsedilmesine rağmen,bu kavram tanımlanmamıştır.Bu nedenle belirsiz bir hukuki kavramla karşı karşıya bulunduğumuz söylenebilir.Her ne kadar limited ortaklığın feshi bakımından haklı sebep kavramı tanımlanmamışsa da,kollektif ortaklığın haklı sebeple feshini düzenleyen TTK'nın 245'nci maddesisinde hem haklı sebep kavramı tanımlanmış hem de örnekseme yoluyla hangi hallerin haklı sebep teşkil edeceği ifade edilmiştir.Bu düzenlemeye göre haklı sebep;ortaklığın kuruluşuna yol açan fiili ve kişisel sebeplerin ortaklığın işletme konusunu elde edilmesini imkânsız kılacak veya güçleştirecek şekilde ortadan kalkmasıdır.Ancak doktrinde,TTK'da ve ETT'da yer alan bu tanımın başarılı olmadığı ve yanlış yorumlamalara neden olabileceği ifade edilmektedir.Doktrinde birbirine benzer şekilde haklı sebep kavramı tanımlanmaktadır.Bu yazarlardan ... 'na göre haklı sebep;hukuki ilişkinin sürdürülmesini çekilmez hale getiren ve bozucu yenilik doğuran bir bildirim veya dava ile hukuki ilişkiyi sona erdirmek ve değiştirmek yetkisinin kullanılmasını adil gösteren hukuki olgudur.
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde genel olarak denilebilir ki,ortaklığın devam etmesi,doğruluk ve güven kurallarına göre dava açan ortaktan beklenemiyorsa,haklı sebep gerçekleşmiştir.Elbette bu değerlendirmede davacı ortağın ortaklık ilişkisinin ortadan kaldırılması veya değiştirilmesi hususundaki menfaatiyle ortaklık ilişkisinin aynen devam ettirilmesinde çıkarı olan kimselerin menfaatleri karşılaştırılmalı ve somut olayda hangi menfaat daha üstün geliyorsa ona göre karar verilmelidir.(Ydr....Dr.Ali Haydar Yıldırım,Limited Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi,Bursa 2013,s.126-127)
Esasen haklı sebep, en geniş tarifiyle, sürekli bir borç ilişkisine devam etmeyi, dürüstlük kuralı gereği çekilmez hale getirdiği kabul edilebilecek hukuki olgudur.Haklı sebebin, genel manada, sürekli bir borç ilişkisine devam etmeyi dürüstlük kuralı gereği çekilmez hale getirdiği kabul edilebilen hukuki olgular olarak ifade edildiği göz önünde bulundurulacak olursa; ortaklıklar hukukunda haklı sebep tanımı yapılırken "çekilmezlik" olgusunun, yukarıda da belirtildiği gibi, "paydaşları ortak olmaya yönelten nedenlerin ortaklık maksadının gerçekleşmesini imkânsız yahut aşırı miktarda güçleştirecek biçimde ortadan kalkması" olarak somutlaştırıldığı söylenebilir. (ERDEM, s. 23 vd.).
Kanunda, sözü geçen maddede, haklı sebep örneklerine de yer verilmiştir. Bir ortağın "şirketin yönetim işlerinde veya hesaplarının çıkarılmasında şirkete ihanet etmiş olması, kendisine düşen asli görevleri ve borçları yerine getirmemesi, kişisel menfaatleri uğruna şirketin ticaret unvanını veya mallarını kötüye kullanması, uğradığı sürekli bir hastalık veya diğer bir sebepten dolayı, üstüne aldığı şirketin işlerini yapmak için gerekli olan yeteneği ve ehliyetini kaybetmesi" gibi haller maddede sayılan haklı sebep örnekleridir. Fakat bu sayılan haller, haklı sebep kavramının niteliği göz önünde bulundurulursa doğaldır ki sınırlayıcı değildir. Bu bakımdan somut uyuşmazlık kapsamındaki olguların yasada sayılanlara birebir ayniyetini aramamak gerekir. Genel anlamda ortakların davranışları limited ortaklığın faaliyetlerini önleyecek, zarara uğratacak yahut karşılıklı güveni sarsmış ve ortaklar artık bir arada olamayacaklar ve ortaklık faaliyetlerini sağlıklı şekilde yürütemeyecekler ise haklı sebeplerin varlığını kabul gerekir (Baştuğ, s. 47).Yine, ortaklık anlayışını ortadan kaldıran, bireysel çıkarlara yönelen, ortaklar arasında kişisel ve grupsal çıkarların ön plana çıktığı ve ortaklık amacının gerçekleşmesinin olanağının kalmaması gibi hallerde haklı nedenlerin oluştuğunun kabulü gerekir.(Yüksek Yargıtay 11'nci Hukuk Dairesi'nin 07/12/2015 gün ve 2014/15623 esas,2015/11122 karar sayılı ilamı) Özellikle somut uyuşmazlıktaki gibi az ortaklı limited şirketlerde kişisel bağların ve birlikte çalışma niyeti afectio societatis' in sıkılığı göz önünde bulundurulursa kişisel sebeplerin de kimi zaman birer haklı sebep teşkil edebileceği anlaşılacaktır.
Nitekim Yüksek Mahkemenin uygulamasında da pek çok çeşitli ve hatta kişisel sayılabilecek olgunun limited ortaklığın feshinde haklı sebep olarak yorumlandığı görülecektir. Örnek olarak, şirket mükellefiyetlerinin yerine getirilmemesi, rekabet yasağının ihlali, sadakat borcuna aykırı hareketler, şirket defterlerinin düzgün tutulmaması gibi ortaklığa ilişkin sebepler yanında diğer ortaklar ve yakınlarına rencide edici sözler söylemek, haksız fiilde bulunmak (Yüksek Yargıtay 11'nci Hukuk Dairesi'nin, E. 1997/9084; K. 1997/8442, T. 21/11/1997) tutuklanma gibi sebeplerle ortaklık işlerinden uzak kalma ve boşanma (Yüksek Yargıtay 11'nci Hukuk Dairesi'nin E. 2003/3080, K. 2003/9839, T. 27/10/2003) gibi kişisel sebeplerin de uygulamada haklı sebep olarak nitelendirildiği görülmüştür.
Kişisel sebeplerin yanı sıra elbette nesnel sayılabilecek olgular da şirketin feshine yol açabilirler. Söz gelimi şirketin kar elde edemez hale gelmesi, uzun süredir gayrı faal olması da şirketin feshine sebebiyet verebilir.
Limited ortaklık sürekli bir borç ilişkisidir. Ortağın ortaklıkla arasındaki hukuki bağ, sahip olduğu hak ve borçlar birlikte değerlendirildiğinde, sözleşmede çıkma hakkı tanınmadıkça ahde vefa ilkesi gereğince ortağın sebepsiz yere ortaklıktan ayrılması düşünülemez.Ancak sürekli borç ilişkisi doğuran sözleşmelerde tarafl arın MK m. 2’deki dürüstlük kuralı gereğince, devamı kendisi için çekilmez hâle gelen bir ilişkiyi sürdürmesi beklenemeyeceğinden, haklı sebeplerin varlığı hâlinde bu ilişkiyi sona erdirmesi mümkündür. Limited ortaklıklarda, haklı bir sebebin gerçekleştiğini düşünen her ortak TTK m. 638/2 hükmüyle verilen imkândan yararlanarak haklı sebeple çıkma davası açabilir. Kanuni çıkma hakkı olarak da anılan haklı sebeple çıkma hakkı, sözleşmeyle çıkma hakkı tanınmış olsa dahi bâkidir. Nitekim haklı sebeple çıkma hakkı vazgeçilmez, mutlak bir haktır.
Haklı sebep uygulamada bahsi çok geçen temel bir kavramdır. Özel hukukun birçok alanında ve özellikle ticaret hukukunda yaygın kullanımı olduğu söylenebilir. Ortaklıklar hukuku anlamında bazı tanımlara göz atıldığında, örneğin ... haklı sebebi, ortaklık ilişkisini çekilmez hale getiren ve dürüstlük kurallarına göre ortak açısından bu ilişkinin sürdürülmesinin kendisinden istenemeyeceği nedenler şeklinde ifade etmektedir. Limited ortağın çıkma gerekçeleri bağlamında bazı durumlara topluca işaret etmesi bakımından ifade edilecek olursa haklı sebep, ortak açısından ilişkinin objektif imkânsızlığına neden olan, ilişkinin sürdürülmesi imkânını ortadan kaldıran hâller şeklinde tanımlanabilir. Şirketler hukuku açısından Kanunda haklı sebebin tanımı genel hükümlerde veya limited şirketlere ilişkin hükümlerde yer almamaktadır. Sadece kollektif şirketlerin sona ermesi bölümünde TTK m.245’de haklı sebebin tanımı yapılarak numerus clausus olmayan haklı sebep hâlleri sayılmıştır. Bu maddeye göre haklı sebep: "şirketin kuruluşuna yol açan fiili veya kişisel sebeplerin şirketin işletme konusunun elde edilmesini imkansız kılacak veya güçleştirecek şekilde ortadan kalkmış olması" şeklinde tanımlanmış, bir ortağın yönetimde, hesaplarda şirkete ihanet etmesi, kendisine düşen asli görev ve borçları yerine getirmemesi, şirket unvanını veya mallarını şahsi çıkarları için kötüye kullanması, şirket işlerini yapamayacak duruma gelmesi gibi hâlleri haklı sebebe örnek olarak dört bent halinde sıralamıştır. Bu örneklerden de açıkça anlaşılacağı üzere haklı sebep herhangi bir ortakla ilgili olabileceği gibi ortaklar arasındaki münasebetlerde de kendisini gösterebilir.
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde genel olarak denilebilir ki,ortaklığın devam etmesi,doğruluk ve güven kurallarına göre dava açan ortaktan beklenemiyorsa,haklı sebep gerçekleşmiştir.Elbette bu değerlendirmede davacı ortağın ortaklık ilişkisinin ortadan kaldırılması veya değiştirilmesi hususundaki menfaatiyle ortaklık ilişkisinin aynen devam ettirilmesinde çıkarı olan kimselerin menfaatleri karşılaştırılmalı ve somut olayda hangi menfaat daha üstün geliyorsa ona göre karar verilmelidir.(Ydr....Dr.Ali Haydar Yıldırım,Limited Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi,Bursa 2013,s.126-127)
Esasen haklı sebep, en geniş tarifiyle, sürekli bir borç ilişkisine devam etmeyi, dürüstlük kuralı gereği çekilmez hale getirdiği kabul edilebilecek hukuki olgudur.Haklı sebebin, genel manada, sürekli bir borç ilişkisine devam etmeyi dürüstlük kuralı gereği çekilmez hale getirdiği kabul edilebilen hukuki olgular olarak ifade edildiği göz önünde bulundurulacak olursa; ortaklıklar hukukunda haklı sebep tanımı yapılırken "çekilmezlik" olgusunun, yukarıda da belirtildiği gibi, "paydaşları ortak olmaya yönelten nedenlerin ortaklık maksadının gerçekleşmesini imkânsız yahut aşırı miktarda güçleştirecek biçimde ortadan kalkması" olarak somutlaştırıldığı söylenebilir. (ERDEM, s. 23 vd.).
Genel anlamda ortakların davranışları limited ortaklığın faaliyetlerini önleyecek, zarara uğratacak yahut karşılıklı güveni sarsmış ve ortaklar artık bir arada olamayacaklar ve ortaklık faaliyetlerini sağlıklı şekilde yürütemeyecekler ise haklı sebeplerin varlığını kabul gerekir (Baştuğ, s. 47).Yine, ortaklık anlayışını ortadan kaldıran, bireysel çıkarlara yönelen, ortaklar arasında kişisel ve grupsal çıkarların ön plana çıktığı ve ortaklık amacının gerçekleşmesinin olanağının kalmaması gibi hallerde haklı nedenlerin oluştuğunun kabulü gerekir.(Yüksek Yargıtay 11'nci Hukuk Dairesi'nin 07/12/2015 gün ve 2014/15623 esas,2015/11122 karar sayılı ilamı) Özellikle somut uyuşmazlıktaki gibi az ortaklı limited şirketlerde kişisel bağların ve birlikte çalışma niyeti afectio societatis' in sıkılığı göz önünde bulundurulursa kişisel sebeplerin de kimi zaman birer haklı sebep teşkil edebileceği anlaşılacaktır.
Nitekim Yüksek Mahkemenin uygulamasında da pek çok çeşitli ve hatta kişisel sayılabilecek olgunun limited ortaklığın feshinde haklı sebep olarak yorumlandığı görülecektir. Örnek olarak, şirket mükellefiyetlerinin yerine getirilmemesi, rekabet yasağının ihlali, sadakat borcuna aykırı hareketler, şirket defterlerinin düzgün tutulmaması gibi ortaklığa ilişkin sebepler yanında diğer ortaklar ve yakınlarına rencide edici sözler söylemek, haksız fiilde bulunmak (Yüksek Yargıtay 11'nci Hukuk Dairesi'nin, E. 1997/9084; K. 1997/8442, T. 21/11/1997) tutuklanma gibi sebeplerle ortaklık işlerinden uzak kalma ve boşanma (Yüksek Yargıtay 11'nci Hukuk Dairesi'nin E. 2003/3080, K. 2003/9839, T. 27/10/2003) gibi kişisel sebeplerin de uygulamada haklı sebep olarak nitelendirildiği görülmüştür.
Haklı sebebin gerçekleşip gerçekleşmediğini takdir yetkisi ise hâkime aittir. Şüphesiz hâkim söz konusu sebebin haklı olup olmadığını takdir ederken ilgili limited şirketin yapısını da göz önünde bulunduracaktır. Şöyle ki limited şirketler TTK m. 124 hükmünde açıkça sermaye şirketleri arasında sayılmış olmakla birlikte, anonim şirketlere kıyasla şahıs ortaklığı özellikleri gösteren nitelikleri de mevcuttur. Pay devrinin imzaları noter onaylı sözleşme mecburiyetiyle zorlaştırılmış olması, yan edim yükümlülükleri getirme imkânı,çıkma ve çıkarılma kurumlarının düzenlenmiş olması gibi hükümler limited şirketin bu yönünü göstermektedir. Dolayısıyla çok ortaklı, tüm ortakların şirket işleriyle bizzat ilgilenmeyip daha ziyade anonim şirketlerde olduğu gibi kişiliklerinin ön plana çıkmadığı, yaptığı yatırımın değerlenmesine önem verdiği “kapitalist karakterli” limited şirketlerde, ortakların şahıslarında meydana gelen sebepler her zaman haklı sebep sayılamayabilir. Bu hâlde ortaklar, ortaklık ilişkilerinden kaynaklanan, yani objektif nedenlerden dolayı haklı sebebe dayanarak çıkma haklarını kullanabileceklerdir. Ortaklığın sürekli zarar etmesi, uzun yıllar boyunca kâr dağıtılmaması, şirketin atıl durumda olması, ortakların birbirlerine duydukları güven ortamının kaybolması,amacın gerçekleşmesinde hukuki veya ekonomik imkânsızlıkların doğması şeklinde doktrinde birçok husus örnek olarak sayılmıştır.(Yrd....Dr.Bünyamin Gürpınar,Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XX, Y. 2016, Sa. 2,http://webftp.gazi.edu.tr/hukuk/dergi/20_2_4.pdf,Erişim Tarihi: 25/11/2017)
Kişisel sebepler, pay sahiplerinin maddi haklarının ihlâl edilmesinden bağımsız olarak ortaklığın haklı sebeple feshine gerekçe teşkil edecek ise, bu sebeplerin, ortaklığın devamına ve pay sahiplerinin bundan sonra birlikte çalışmasına engel teşkil edecek ağırlıkta olmalarını aramak gerekir. Bu da ancak pay sahiplerinin kişiliklerinin önemli olduğu şahıs şirketi benzeri aile şirketlerinde yahut az ortaklı küçük limiteti ortaklıklarda söz konusu olabilir (Erdem, s. 154-155).
Yukarıda yapılan genel açıklamalardan sonra davacının haklı sebep olarak ileri sürdüğü hususuların tartışılması gerekmektedir.
Şirkette yaklaşık 9650 paya sahip davacı ortak haklı sebep olarak “şirket faaliyetlerinden, hesaplarından, işleyişinden haberdar edilmediğini, şirkete ait araçların kendisinden habersiz satıldığını, şirketten uzaklaştırıldığını, genel kurul daveti yapmadığını, kar dağıtımı yapmadığını, Vergi ve SGK ödemelerini yapmayarak şirketi borca batık hale getirdiğini, dava dışı müdürün eşini şirkette sigortalı olarak işe aldığını, şirketle ilgili işlerde kendisine danışılmadığını” ileri sürmektedir.
Dosya kapsamında yapılan incelemede davacının şirketten uzaklaştırıldığı ve işleyişinden haberdar edilmediği yönündeki iddialarını destekler bir delile rastlanmadığı gibi araç satışlarıyla ilgili olarak aracın kendi imzası ile satıldığı, dava dışı şirket müdürünün eşinin yine davacının müdür olduğu dönemde işe alındığı, şirketin internet sitesi hesabının davacının kontrolünde olduğu, anlaşılmaktadır. Şirketin genel kurulunun toplanmaması veya kar dağıtmaması uzun süreli olduğu takdirde haklı sebep kabul edilebilir. Ancak somut olayda Davacının 2021 yılına kadar şirkette müdür olduğu ve kendi döneminde de GKnın toplanmadığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki bir şirkette iki yıl genel kurul yapılmamış ve kar dağıtılmamış olması haklı sebep olarak kabul edilebilecek uzun bir süre olarak kabul edilemez. Öte yandan Davacının Bakırköy ... Asl. Tic. Mahkemesinde 2022 yılında açtığı bir dava ile şirketin haklı sebeple feshini talep ettiği ancak davanın takip edilmemesi sonucu düştüğü, Davacının haklı sebep olarak ileri sürdüğü eylemlerin bazılarının (araç satışı, dava dışı ortağın eşinin işe alınması) kendi kusurundan kaynaklandığı, davalı şirketin sosyal medya hesabını kontrol altında tutan davacının iddialarını ispatlayamadığı, şirket satışlarının 2023 yılında olağanüstü azaldığı, davacının aynı işi başka bir şirket üzerinden yapmaya devam ettiği, bu durumda kimsenin kendi kusuruna dayalı olarak hak talep edemeyeceği de dikkate alındığında haklı sebeple fesih talebinde bulunamayacağı sonucuna varılmıştır.. Davalı şirketin iki ortaklı olması ve payların eşit biçimde dağılması pat durumuna yani şirketin kilitlenmesine yol açabilecek bir faktör olmakla birlikte hali hazırda şirketin kilitlendiğine, organsız kaldığına dair de bir veriye rastlanmadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davanın REDDİNE,
2-Alınması gerekli 427,60 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 247,70 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye İRAT KAYDINA
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA,
4-Davalı tarafından yapılan 5 adet tebligat gideri olan 475,00 TL'nin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
5-Davalının kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 17.900,00 TL ücreti vekaletin davacıdan tahsili ile davalıya VERİLMESİNE,
6-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan 710,00 TL yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde davacılara İADESİNE,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere davacı vekili ile davalı vekilinin yüzlerine karşı oybirliği ile verilen karar açıkça okunup,usulen anlatıldı. 13/06/2024
☪e-imzalıdır.☪
Üye ...
☪e-imzalıdır.☪
Üye ...
☪e-imzalıdır.☪
Katip ...
☪e-imzalıdır.☪