İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (İtrazın İptali)
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava dışı şirket ile müvekkili arasında bankacılık hizmetleri sözleşmesi ve genel kredi sözleşmesinin imzalanmış olduğunu, söz konusu sözleşmeye davalının müşterek ve müteselsil kefil olarak imza atmış olduğunu, kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcun ödenmemesi nedeniyle borçlulara kat ihtarnamesinin gönderildiğini ve ödeme yapılma ması sebebiyle icra takibi başlatıldığını, davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini beyanla itirazın iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine takip tutarının %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dayanılan bankacılık hizmetleri sözleşmesi ile genel kredi sözleşmesindeki imzaların müvekkiline ait olmadığını, müvekkilinin davacıya herhangi bir borcunun bulunmadığını beyanla davanın reddine, davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece; davanın, İİK.m.67 hükmünde kaynaklanan itirazın iptali davası olduğu, davadaki uyuşmazlık konusu dikkate alınarak gerekli mukayese imzalara ilişkin belge asılları celbedilerek bilirkişi kurulundan rapor alındığı, alınan raporda davaya dayanak olan 11/01/2016 tarihli genel kredi sözleşme aslı ile sözleşme öncesi bilgi formu asıllarında davalı adına atılan imzaların davalının eli ürünü olmadığının tespit edildiği, akabinde mevcut itirazlar üzerine imza incelemesi yapılmak üzere mukayese belgeler, inceleme konusu belgeler dahil olmak üzere ATK'dan rapor alındığı ve ATK'nın 20/12/2021 tarihli raporunda yapmış olduğu teknik incelemede imzanın davalıya ait olmadığını tespit ettiği, itirazla ve verilen ara karar üzerinde ATK'dan ek rapor alındığı ve ATK tarafından hazırlanan 23/06/2022 tarihli raporda uygulanan teknik yöntemler, laboratuvarda bulunan cihazlar ve optik aletler ile yapılan incelemeler sonucunda tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız, baskı derecesi açısından mevcut mukayese imzalara kıyasla dayanak belgelerdeki imzaların davalıya ait olmadığının tespit edildiği, bu raporda davalının medarı tatbik imzalarının incelenmemiş olması sebebiyle ATK'dan bir kez daha ek rapor alındığı, gerek birinci bilirkişi kurulu raporu gerekse ikinci bilirkişi raporu içeriklerinin davacı aleyhine oluştuğu, kaldı ki bu rapor içerikleri birbirlerini tamamlayıcı olup bu raporlara itibar etmeye engel bir hal olmadığı, anılan bilirkişi raporlarının gerekçe ve sonuç kısımları bir bütün olarak dikkate alındığında dava konusu belgelerdeki imzaların davalının eli ürünü olmadığının açıkça belirlendiği, yapılan bilirkişi incelemelerinin laboratuvar ortamında, gerekli teknik aletlerle grafolojik ve kaligrafik yöntemler kullanılmak suretiyle tamam landığı, davaya esas olan genel kredi sözleşmesinin imzalandığı tarihte yürürlükte olan 6098 sayılı TBK'nın m.583 hükmü uyarınca kefalet sözleşmesinin geçerli olması için yazılı şekilde yapılması ve kefilin sorumlu olduğu kefalet limiti olarak belirli bir miktarın gösterilmesinin zorunlu olduğu, dayanak sözleşme altındaki imza davalının eli ürünü olmadığından bu sözleşmeye dayalı takip konusu borçtan sorumlu tutulamayacağı, davacının iddiasını ispatlamak açısından, dava dilekçesinde belirtilen yemin teklif etme hakkı olduğunun hatırlatıldığı, davacı bu hakkını kullanmayacağını açıkça bildirdiği, davacı bankanın imzanın huzurda atılmasını sağlamakla yükümlü olduğu, bu nedenle imzanın davalının eli ürünü olmadığını davacının bildiğinin ve davacı bankanın takipte kötü niyetli olduğunun kabulü gerektiği, öte yandan HUAK hükümlerine tabi olan davada arabuluculuk son tutanağında davalının hazır olmadığı, ayrıca herhangi bir mazeretin mevcut bulunmadığı, taraflardan sadece davacı vekilinin hazır olduğunun belirtildiği, davet mektubu kendisine teslim edilen ve ayrıca kendisine telefon ile ulaşılamadığı açıklanan, bu suretle arabuluculuk görüşmelerine mazeretsiz olarak katılmadığı anlaşılan davalı lehine yargılama giderine hükmedilmesinin mümkün olmadığı ve davalının yargılama giderinden sorumlu tutulması gerektiği, ayrıca davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin de mümkün olmadığı ve arabuluculuk toplantısına mazeretsiz olarak katılmayan ve yargılama giderlerine katlanmak zorunda kalan davalının arabuluculuk ücretini dahi ödemek durumunda olduğu gerekçesi ile davanın reddine, davalı lehine kötü niyet tazminatına ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
DAVACI VEKİLİNCE İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ; davalı tarafın dava konusu kredi borcuna kefil olduğunu ikrar ettiği, kendisine gönderilen kat ihtarnamesinden sonra davacı bankaya gönderdiği 17/10/2018 tarihli istifaname ile dava dışı asıl borçlu şirkete kefil olduğunu, şimdi ise genel kredi sözleşmesi ile bilumum kefilliklerinden istifa ettiğini beyan ettiği, bu beyanların ikrar niteliğinde olduğu, davalının dava dışı asıl borçlu şirketin kurucu ortağı olduğu, davalının kefil olduğunu kabul etmesine rağmen imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürmesinin çelişkili davranış yasağına aykırı olduğu, kefaletini teyit eden kimsenin daha sonra bu kefaletin geçersiz olduğunu ileri süremeyeceği, davalının hesap kat ihtarnamesine itiraz etmediği ve kat ihtarnamesinin içeriğinin kesinleştiği, Mahkemece, sağlıklı, doğru ve emsal içtihatlara uygun bir inceleme yapılmadığı, kredi evraklarında yer alan davalının yazılarına ilişkin bir inceleme yaptırılmadığı, imza incelemesinde kredi sözleşmesinin imzalanmasından önceki tarihe aile belgelerin mukayese alındığı, oysa kredi sözleşmesi tarihine en yakın tarihteki mukayese imzalara göre inceleme yapılması gerektiği, fotokopi belgeler esas alınarak inceleme yapıldığı, ATK raporunun aydınlatıcı, ayrıntılı ve denetime elverişli olmadığı, itiraza uğrayan raporun hükme esas alınamayacağı, kararın gerekçesinde davalının istifaya ilişkin beyanının hangi gerekçe ile kabul edilmediğinin açıklan madığı, kararın gerekçesiz olduğu, diğer kefilin sözleşmedeki imzasına itiraz etmediği, bu nedenle davalının da imzasının geçerli kabul edilmesi aksi halde ise diğer kefilin imzasının da incelenmesi gerektiği, davacı bankanın imzanın davalıya ait olup olmadığını ancak yargılama neticesinde bilebileceği, Mahkemece bu hususta raporlar alındığı ve davacının takibi başlatmakta kötü niyetli kabul edilemeyeceği, davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesi ve bu sebeplerle kararın kaldırılması gerektiğine ilişkindir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, genel kredi sözleşmesinden doğan alacağın tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ve icra inkar tazminatı taleplerine ilişkindir.Mahkemece, yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine ve davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Dosya kapsamından; davalının cevap dilekçesi ile dava konusu alacağın dayanağı olarak gösterilen 17/01/2016 tarihli genel kredi sözleşmesinde kendisi adına kefil sıfatı ile atılı imzanın sahte olduğunu iddia ettiği, davacı banka tarafından yargılama aşamasında sunulan beyan dilekçelerinde davalıya kat ihtarnamesinin gönderilmesinden sonra davalının bankaya gönderdiği istifaname ile dava dışı asıl borçlu şirkete olan kefilliklerinden istifa ettiğini beyan ettiği ve bu hali ile davalının kefaletini ikrar ettiğinin beyan edildiği, uyuşmazlığın davalı adına atılan imzanın sahte olup olmadığı ve davalının göndermiş olduğu istifanamedeki beyanın ikrar olarak kabul edilip edilemeyeceği noktasında toplandığı anlaşılmıştır.Yargılama aşamasında Mahkemece HMK'nın 211. maddesi uyarınca imzanın aidiyeti hususunda davalının beyanı alındıktan sonra, genel kredi sözleşmesinin tarihine yakın tarihli ve ıslak imzalarını içerir belgeler celp edilmiş ve huzurda davalının imzaları da alınarak ATK'dan imzanın sıhhati konusunda raporlar alınmıştır. Alınan ATK raporlarında 17/01/2016 tarihli genel kredi sözleşmesi ile aynı tarihli bilgilendirme formunda davalı adına atılan imzaların davalının eli ürünü olmadığı tespit edilmiştir. Her ne kadar davacı vekilince incelemelerin fotokopi belge üzerinden yapıldığı, Yargıtay içtihatları ve usulüne uygun bir inceleme yapılmadığı iddia edilmiş ise de; alınan raporlarda sıralanan mukayese belgelerin asıl belgeler olduğu, gerek sözleşmeden önceki, gerekse sözleşmeden sonraki tarihlere ait oldukları, ATK raporunda hangi inceleme metotlarının ve hangi cihazların kullanıldığının, incelemenin ne şekilde yapıldığının açıklandığı, bu hali ile raporların denetime açık ve hüküm kurmaya elverişli olduğu ve dava konusu sözleşmedeki imzanın davalıya ait olmadığının sabit, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebeplerinin ise haksız olduğu anlaşılmıştır.İncelenen dava dışı asıl borçlu ...Limitet Şirketi'nin sicil kayıtlarından, davalının 10/03/2007 ila 07/01/2014 tarihleri arasında şirket yetkilisi olduğu, genel kredi sözleşmesinin imzalandığı 17/01/2016 tarihinde şirket yetkilisi olmadığı, davacı banka tarafından davalıya 03/10/2018 tarihinde kat ihtarnamesi gönderildiği, davalının 17/10/2018 tarihli istifanamesi ile dava dışı şirket için daha önce kefil olduğunu, genel kredi sözleşmesi ve bilumum kefilliklerinden istifa ettiğini beyan ettiği, istifa belgesinde açık bir şekilde hangi genel kredi sözleşmesinden istifa ettiğini belirtmediği, davacı banka tarafından kat ihtarnamesi ile davalıya, kefil sıfatı ile sorumlu olduğu borçlar bildirilmekle birlikte kat ihtarnamesinin ekinde genel kredi sözleşmesi ve bilgilendirme formunun gönderilmediği, davalının ancak icra takip dosyasına sunulan genel kredi sözleşmesini inceleyerek imzanın kendisine ait olup olmadığını tespit edebileceği, icra takip dosyasına sunduğu itiraz dilekçesi ve cevap dilekçesinde açıkça imzasına itiraz ettiği ve bu savunmasını duruşmada da tekrar ettiği, bilindiği üzere HMK'nın 188. maddesi uyarınca mahkeme önünde yapılacak ikrarın tarafları bağladığı ve hangi hususların ikrar edildiğinin açık olması gerektiği, bu itibarla davalının adına atılı imzanın kendisine ait olmadığı tespit edilen kredi sözleşmesi uyarınca kefaletini kabul ettiğinden bahsedilemeyeceği, kredi sözleşmesinde müteselsil kefil olarak imzası bulunan diğer kişilerin imzalarına itiraz etmemiş olmamalarının davalının itirazı ile hiçbir ilgisinin olmadığı, her bir kefilin imzasının kendisini sorumluluk atına soktuğu, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebeplerinin haksız olduğu, yine davacı banka tarafından genel kredi sözleşmesine atılan imzanın kim tarafından atıldığının dava ve takip öncesinde bilindiğinin/bilinmesi gerektiğinin kabulünün zorunlu olduğu, zira imzanın banka personelince huzurda alınması ve buna göre işlem yapılması gerektiği, bu minvalde Mahkemece davacı banka tarafından başlatılan icra takibinin kötü niyetli olduğunun kabulü ile kötü niyet tazminatına hükmedilmesinde de bir isabetsizlik olmadığı, davacı vekilinin istinaf başvurusunun tümü ile haksız olduğu anlaşılmıştır. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,
5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 02/04/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.