Alacak (Taşınmaz Satışından Kaynaklı)

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin, .... İli, ... İlçesi, .... ada, .... parselde bulunan ...... .../Blok, ... Kat,.... numaralı ..... niteliğindeki bağımsız bölümü, davalı şirkete KDV dahil 228.260,00 TL'ye satmış olduğunu, satılan bağımsız bölümün tapu devrini 2016 yılında davalı şirkete yapmış olduğunu, müvekkili şirketin, söz konusu projeyi bitirip teslimden sonra, söz konusu bağımsız bölümün faturasını keserek davalı şirkete göndermiş olduğunu, davalı şirketin kendisine tapu devri yapılmasına ve taşınmaz teslim edilmesine rağmen, arada geçen süreçte kendisine yapılan tüm şifahi uyarılara rağmen, söz konusu faturadan kaynaklı cari hesap borcunu bugüne kadar ödememiş olduğunu, en son olarak davalı şirkete 23 Haziran 2022 tarihinde, noter kanalıyla ihtarname gönderilmiş olduğunu, gönderilen ihtarnamenin 24.06.2022 tarihinde davalı şirkete tebliğ edilmiş olduğunu, davalı şirketin kendisine gönderilen ödeme ihtarnamesine rağmen faturaya dayalı cari hesap borcunu ödememiş olduğunu, davalı şirketin, müvekkili şirkete 30 Haziran 2022 tarihinde...... Noterliğinin ... yevmiye numarası ile gönderdiği cevabi ihtarname ile, borca itiraz ettiğini ve borcu kabul etmediğini beyan etmiş olduğunu, arabuluculuğa başvuru yapıldığını, ancak anlaşma sağlanamamış olduğunu, davalı şirketin, adına kayıtlı bulunan taşınmazları 3. kişilere devredilmesi olasılığı yüksek olduğunu, davalı şirketin adına kayıtlı taşınmazları 3. kişilere devretmesi halinde, müvekkili şirket açılan işbu davada haklı çıksa dahi bu alacağını tahsil edememe riski ile karşı karşıya kalacak ve büyük zarara uğrayacak olduğunu, bu nedenle, müvekkili şirketin sonradan mağdur olmaması açısında tensip kararı ile birlikte teminatsız olarak ihtiyati haciz niteliğinde ihtiyati tedbir kararı verilmesini, bunun mümkün olmaması halinde ise tensip kararı ile birlikte mahkememizin uygun göreceği bir teminat karşılığında ihtiyati haciz kararı verilmesini talep ettiklerini beyanla; öncelikle müvekkili şirket adına telafisi güç ve imkansız zararlar vuku bulmaması ve davalı şirketin mal kaçırma olasılığının yüksek olması, müvekkili şirketin sonradan mağdur olmaması açısında: tensip kararı ile birlikte teminatsız olarak ihtiyati haciz niteliğinde ihtiyati tedbir kararı verilmesine, bunun mümkün olmaması halinde ise tensip kararı ile birlikte mahkememizin uygun göreceği bir teminat karşılığında ihtiyati haciz kararı verilmesine karar verilmesini, davanın kabulü ile 228.260,00 TL cari hesap alacağının 01.07.2022 tarihinden itibaren hesaplanacak ticari reeskont faizi ile birlikte davalı şirketten tahsili ile müvekkili şirkete verilmesine, (faiz başlangıç tarihi, davalıya gönderilen ....... Noterliği'nin 23 Haziran 2022 tarih ve ...yevmiye numaralı ödeme ihtarnamesinin davalı şirkete tebliği tarihi olan 24/06/2022 tarihine ödeme için eklenen 7 günlük sürenin eklenmesi ile tespit edilmiştir) yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı yana tahmiline kara verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı yanın, müvekkili şirkete İstanbul İli, ... İlçesi, .... ada, .... parselde kayıtlı bulunan ......./Blok ...... Kat .... numaralı .. bağımsız bölümü KDV dahil 228.260,00 TL ile satmış ve 2016 yılında tapuda devir ve temlik etmiş ve bedelini de teslim almış olduğunu, davacı yanın anılan işlemden yıllar sonra tamamen kötü niyetli olarak 2019 yılında anılan taşınmaza fatura keserek bedelini almamış gibi müvekkili şirketten 2022 yılında talepte bulunmuş ve iş bu davayı açmış olduğunu, davacı şirkete ait olan ve 2016 yılında müvekkiline satılan taşınmazın satış bedelinden kaynaklı cari hesap borcunun ödenmediği iddiası ile iş bu dava açılmış olduğunu, davalı müvekkili ile davacı arasında 2016 yılından önce ve 2018 yılı içerisinde taşınmaz alım satımına yönelik ticari ilişkinin devam etmiş olduğunu, davacı yanın yine 2016 yılında müvekkili şirkete satmış olduğu davaya konu taşınmaz için 2019 yılında fatura kesmiş ve yine her ne hikmetse aradan 6 yıl gibi bir zaman geçtikten sonra iş bu davayla birlikte aynı iddia ile ihtarname çekmiş ve bu kez de 2018 yılında sattığı taşınmazların bedelini almadığı iddiası ile Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2022/744 E sayılı dosyası ile dava açmış olduğunu, müvekkili ve davacının aynı sektörde hizmet veren ve bir dönem adi ortaklık yapmış iki firma olduğunu, başlarda ticaretleri güvenilir şekilde ilerlese de daha sonraları davacı firmanın yetkilileri ve ortaklarının şahsi saiklerle ticarete ket vurmaya çalışmış olduklarını, müvekkili firmanın, davacı firma ile davaya konu taşınmazın satışının öncesinde ve sonrasında ticari ilişki içerisine girmiş olduğunu, taraflar tacir olduğu ve ticaretlerinin finansmanını satılan taşınmazlardan karşıladığı için, taşınmazların satım anında bedelini de alınmakta olduklarını, fakat davacı tarafın muhasebe hileleri yapabilmek ve vergiden kaçırmak adına hep ödemeleri elden almakta olduğunu, bunun en net göstergesinin ise Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2022/744 E sayılı dosyada da 2018 yılında müvekkiline satılan taşınmazlar için 2022 tarihinde fatura keşide edilmesi olduğunu, davacının iddiasının aksine taşınmazın yapımının 2016 yılında tamamlanmış, müvekkilinin kendisi ile ticaret yapmaya ara vermesini hazmedemeyen davalının şahsi hırsları için bedelini elden aldığı taşınmaz için her iki davaya konu faturaları keşide etmiş olduğunu, taşınmazın devir tarihi ile fatura tarihi arasındaki üç yıllık zaman dilimi ve 3 yıl sonra da yani toplamda satıştan 6 yıl sonra bedel talep edilmesi dikkate alındığında, davacının vergisel yükümlülüklerden kaçınmak için fatura düzenlememek adına bedeli elden aldığı ve fakat sonrasında şahsi saiklerle müvekkiline fatura düzenlediğinin açıkça ortada olduğunu, müvekkilinin borcu olduğunu iddia etmekteyken yeni borç doğuran bir işlemin yapılmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bu hususun dahi müvekkilinin davaya konu taşınmazdan kaynaklı davacıya her hangi bir borcunun olmadığının en net göstergesi olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte davacı tarafın varlığını iddia ettiği alacak zamanaşımına uğramış olduğundan iş bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığını, dava şartlarından olan hukuki yarar eksikliği nedeni ile davanın usulden reddi gerektiğini, müvekkilinin davacıdan aldığı taşınmazın bedelini tapu devri ile birlikte elden ödemiş olduğunu, müvekkili ile davalının ilk ticaretinin bu olmayıp 2016 yılı öncesinde ve 2018 yılına değin tarafların ticarete devam etmiş olduklarını, fakat daha sonra davacı firma ile müvekkili firmanın ortaklarının arası açılmış ve davacının kötü niyetli olarak elden yapılan ödemeleri inkar ederek iş bu davayı açmış olduğunu, fakat tüm resmi kayıtlardan ve davaya konu taşınmaz devrinden anlaşılacağı üzere müvekkili tarafından taşınmazın bedelinin ödenmiş olduğunu, müvekkilinin ve davalı aynı sektörde yer alan ve bir zamanlar ortaklık dahi yapmış iki firma olduğunu, müvekkilinin davacıdan gayrimenkul alıp satmakta olduğunu, davacıdan davaya konu taşınmaz ve sonrasında pek çok taşınmaz satın alınmış olduğunu, bilindiği üzere taşınmaz alım satımının resmi şekilde yapılmakta olduğunu, aksine yazılı bir anlaşma olmadığı sürece taşınmazın bedelinin tapu devri anında ödenmekte olduğunu, kaldı ki davacı tacir olup tapu devri anında bedeli almadığı, yahut ilerde ödeneceğine ilişkin sözleşme yapmadığı iddialarının "basiretli tacir gibi davranma yükümü" karşısında dinlenme imkanı bulunmadığını, taraflar tacir olduğu ve ticaretlerinin finansmanını satılan taşınmazlardan karşıladığı için, taşınmazların satım anında bedelinin de alınmakta olduğunu, fakat davacı tarafın muhasebe hileleri yapabilmek ve vergiden kaçırmak adına hep ödemeleri elden almakta olduğunu, müvekkilinin de gerek dava konusu taşınmazın gerekse de 2018 yılında davacıdan aldığı ... projesinde yer alan kat irtifaklı ...numaralı taşınmazların bedelini bu taşınmaz gibi ödemiş olduğunu, hatta öyle ki müvekkili firmanın 17/03/2020 tarihinde geçirdiği vergi incelemesi sırasında da vergi müfettişi tarafından davacıdan alınan ... projesinde yer alan kat irtifaklı ...numaralı taşınmazların bedelinin ne şekilde ödendiği sorulmuş ve müvekkili firma temsilcisinin de ödemelerin elden yapıldığını söylemiş olduğunu, aynı inceleme sırasında davacı firmaya da müvekkilininin kendisine ne şekilde ödeme yaptığı sorulmuş ve davacı firma yetkilisinin de tapu devri sırasında ödemenin elden yapıldığını beyan etmesi üzerine inceleme dosyasının yaptırım uygulanmaksızın kapanmış olduğunu, İstanbul Küçük ve Orta Ölçekli Mükellefler Grup Başkanlığı'na müzekkere yazılarak müvekkili firmanın 17/03/2020 tarihindeki incelemeler esnasında davacı firmanın temsilcisi tarafından imzalanan inceleme tutanağının dosya arasına alınmasını talep ediyor olduklarını, söz konusu belgelere bakıldığı vakit davacılara yapılan ödememelerin mutad olduğu üzere elden yapıldığı salt bu belge ile dahi anlaşılmakta olduğunu, kaldı ki taşınmazın resmi satışının yapıldığı dikkate alındığında bedelinin en geç devir anında ödendiğinin kabulü zorunlu olup aksinin davacı tarafından yazılı bir belge ile ispatlanması gerektiğini, zira karşılıklı edimler arasında öncelikli edim borçlusunun borcunu ifa ettikten sonra karşı edim borçlusunun da kendi borcunu ifa edecek olduğunu, taraflar arasında gerçekleşen işleme bakıldığı vakit para borcu ödemekle yükümlü olan müvekkilinin öncelikli edim borçlusu olup ancak müvekkilinin ifasının akabinde davacının tapu devrini vermek yükümünü yerine getirecek olduğunu, tapuda taşınmazın müvekkiline devri yapıldığı dikkate alındığı vakit taşınmazın bedelinin ödendiğine bunun ardından devrin gerçekleştiğine hiç şüphe bulunmadığını, uygulamada da bilindiği üzere tapu devri anında da zaten bedelin ödenip ödenmediğinin sorulmakta ödenmişse işlem tesis edilmekte olduğunu, kaldı ki davaya konu taşınmazın tapu akit tablosunda da ödemelerin alındığının beyan edilmiş olduğunu, o halde hukuken de hayatın olağan akışı çerçevesinde de ödemelerin elden ve tapu devir anında yapıldığının kabulünün zorunlu olduğunu, davacı tarafından geçerli bir hukuki sebebe ve yazılı delile dayanılarak tapu devir anında ödemelerin yapılmaması sebebi ile iş bu davaya konu faturaların keşide edildiğinin ispatlanması aksi halde davasının reddi gerektiğini, yani davacının umduğu gibi faturalar alacağını ispatlayan bir delil olmayıp; davacının resmi evraklarda yazan elden ödeme yapıldığı gerçeğinin aksini aynı nitelikteki resmi bir belge ile ispatlayıp, akabinde alacağı mevcutsa faturaya dayalı olarak talep edilebilmesi gerektiğini, iş bu davaya konu uyuşmazlık faturada yazan borcun ödendiğine yani artık mevcut olmadığına ilişkin olduğu dikkate alındığında faturaların delil mahiyeti bulunmadığını, hem vergi incelemesi sırasında davacı firmanın yetkilisi tarafından da imzalanan tutanak hem de taşınmaz akit tablosu ödemelerin elden yapıldığını açıkça vurgulamakta olup ; söz konusu belgeler resmi belge niteliğinde olduğundan davacının tapu devri anında elden ödeme alınmadığı için müvekkilinin kendisine borçlu olduğunu aynı mahiyette resmi belgelerle ispatlamakla mükellef olduğunu, fakat yine beyan ettikleri üzere müvekkili borcunu elden ödediği için davacının her hangi bir alacağı olmadığından davasının reddinin muhakkak olduğunu, kaldı ki davacının faturaların tebliğ edildiği ve müvekkili tarafından itiraz edilmediği iddialarının da asılsız olduğunu, çünkü müvekkili şirketin adresine değil kendilerinin kontrolünde olan iş merkezinde başkaca bir adrese faturaların tebliğ edilmiş ve kesinlikle şirket yetkilisi ya da çalışanı tarafından böyle bir faturanın teslim alınmamış olduğunu, davacı yanın bu iddiasında da kötü niyetli ve hile ile hareket etmiş ve usulsüz tebliğ yaptırmış olduğunu, müvekkilinin adresine kesinlikle fatura tebliğ yapılmamış olduğunu, davacı taraf her ne kadar müvekkili ile arasında cari hesap sözleşmesi olduğunu ve davaya konu alacağın bundan kaynaklandığını beyan etse de bu hususun gerçeği yansıtmadığını, davacı taraf zamanaşımına takılmamak adına taraflar arasında cari hesap sözleşmesi olduğunu beyan etse de böyle bir sözleşme mevcut olmadığını, o halde uyuşmazlığa sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanması gerektiğini, kaldı ki, kabul anlamına gelmemekle birlikte taraflar arasında geçerli bir cari hesap sözleşmesi olsa dahi yine alacağın zamanaşımına uğrayacağının muhakkak olduğunu, taraflar arasında cari hesap sözleşmesi olmadığından sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde yargılamanın yürütülmesi gerekmekte olup, bu kapsamda, kabul anlamına gelmemekle birlikte, alacağın zamanaşımına uğramış olduğunu, iş bu sebeplerle davanın reddi gerektiğini, davacının taraflar arasında cari hesap olduğunu ileri sürerek alacağın bu zamana kadar tahsil edilmemesinin elden ödemenin bir diğer delili olmasını engellemeye çalışmak istemiş olduğunu, zira cari hesaplarda hesap kapatılınca ödeme yükümü doğacak olduğunu, fakat davacı tarafından bir hususun göz ardı edilmemekte olduğunu, cari hesapta sırasıyla borçlar ve alacaklar kaydedildiğini, borçlu bir ödeme yaptığı vakit bunu ilk borcuna yapmış sayılacağını, önceki borcun ne zaman ödeneceğine ilişkin bir anlaşma yoksa, sonra gelen borcun ödenmesi önce gelen borcun ödendiğinin ispatı olduğunu, nitekim kabul anlamına gelmemekle birlikte taraflar arasında 2016 ve 2018 yılında alım satım yapılmış olduğunu, müvekkilinin davacıdan 2018 yılında aldığı üç adet taşınmaza ilişkin her hangi bir ihtilaf bulunmamakla birlikte davacının yetkilisi tarafından da vergi incelemesi sırasında ödemelerin elden alındığının açıkça vurgulanmış olduğunu, yani sonra gelen 2018 yılındaki taşınmazların bedeli ödendiğine göre önce gelen 2016 yılında doğmuş borcun ödendiğinin de muhakkak olduğunu, görüleceği üzere davacı cari hesaba dayansa dahi aralarındaki ticarete bakıldığı vakit her türlü olgunun davaya konu taşınmazın bedelinin ödendiğini işaret etmekte olduğunu, yapılan tüm açıklamalardan, hukuki vakıalardan anlaşılacağı üzere davacının davaya konu taşınmazın bedelinin elden ödenmesini fırsata çevirerek, mükerrer tahsilat yaparak sebepsiz zenginleşmeye çalışmakta olduğunu, fakat davacı tarafından davaya konu taşınmazın tarafına devrinin yapıldığı dikkate alındığında karine ve hayatın olağan akışı ve de resmi kayıtlarla bedeli aldığının sabit olduğunu, bu noktada davacının bedeli almadığını ispatlaması gerektiğini, fakat davacı tarafından bedelin alınmadığını ispatlar şekilde ne bir hukuki sebep ne de hukuki delil sunulmamış olduğunu, kaldı ki davacının tacir olup, TTK gereğince aldandığını vb sebeplerle devir anında bedeli almadığını ileri süremeyecek olduğunu, davacı tarafından her ne kadar taraflarına davaya konu taşınmazlardan kaynaklı faturalar keşide edilmişse de davacıya böyle bir borçları bulunmadığını, kaldı ki faturaların borçları olmaması sebebi ile ticari defterlerinde yer almadığını, salt fatura keşide edilmesinin alacağın varlığına da delil olmadığını, davaya konu taşınmazın bedelinin müvekkili tarafından ödendiğinin, taşınmaz akit tablosundan, müvekkilinin geçirdiği vergi incelemesinden ve taraflar arasındaki ticari işleyişten de açıkça görülmekte olduğunu, davacı tarafın resmi kayıtların aksine bedelin tapu devri anında ödenmediğini yazılı bir delile ve hukuksal bir sebebe dayandırmak zorunda olduğu için, taraflar arasında cari hesap anlaşması olduğunu, taşınmaz faturasının inşaatın tamamlanması ile birlikte kesildiğini ileri sürmüş olduğunu, hem resmi koşullara hem hayatın olağan akışına aykırı olduğu açıkça belli olan bu iddialara itibar edilmesinin mümkün olmadığını, zira aradaki temel ilişkide cari hesaba uygun olmadığını, zira cari hesap anlaşmasında tarafların karşılıklı olarak ve sık aralıklı hesap dilimlerinde birbirlerinden alacaklı olmakta ve cari hesapla banka, muhasebe vs gibi işlemlerle uğraşmaksızın alacakları takas ederek bir hesaba varmakta olduklarını, oysa burada her iki tarafın sık aralıklı bir alış verişi olmayıp alacaklı tarafın da hep davacı olmakta olduğunu, davacının burada en uzun zamanaşımı olan cari hesaba dayanmayı ve devir anında bedelin alınmadığını bu yolla ispatlamayı ve haklı göstermeyi amaçlamış olduğunu, fakat taraflar arasında bir cari hesap olmadığı gibi zaten müvekkilinin taşınmazları alım sırasında davacıya da bedellerini elden ödemiş olduğunu, tüm bu açıklamalardan görüleceği üzere davacı şahsi saik ve hırslarla daha evvel tahsil ettiği alacağını bir kez daha tahsil etmeyi amaçlasa da hem hukuken hem de kanunen bunun mümkün olmayacağını beyanla; fazlaya ilişkin her türlü dava ve hakları saklı kalmak kaydı ile davacı tarafından haksız ve kötü niyetli olarak açılan davanın reddine, yargılama masraf ve giderleri ile ücret-i vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesi 30/05/2023 tarih ve 2022/745 Esas - 2023/579 Karar sayılı kararında; "......Dava, taşınmaz satış bedelinin tahsili talepli alacak istemine ilişkindir. Taşınmaza ait tapu kaydı ve taşınmaz satışı nedeni ile düzenlenen ve işbu davaya konu fatura örneği dosya arasında bulunmaktadır. 6098 SayılıBorçlar Kanunu, (m. 237-246)., 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 706., Noterlik Kanununun 60., ve Tapu Kanununun 26. Maddeleri uyarınca taşınmaz satışının resmî şekilde yapılması zorunludur. Buradaki şekil şartı ispat değil, bir geçerlilik şartı olup, resmî şekle uyulmadan yapılan sözleşme kesin hükümsüzlük yaptırımına tabiidir. TBK m.246 yollaması ile TBK m.207/2 uyarınca satıcı ve alıcı borçlarını aynı anda ifa etmekle yükümlü olup talep edilen satış bedelinin taşınmaz satımına ilişkin olması ve resmi yazılı şekil şartının geçerlilik şartı olması nedeni ile ilgili tapu müdürlüğünden celp edilen dosya arasında alınan resmi senette taşınmaz satış bedelinin nakden ve tamamen alındığı hususu belirtildiğinden aksinin aynı mahiyette yazılı delil ile ispatlanması gerekmektedir. Ne var ki davacı vekilince bu mahiyette sunulabilmiş bir delil bulunmamaktadır. Davacı vekilince 20/11/2019 tarihli faturaya dayalı olarak talepte bulunulmuş ise de fatura tek başına resmi senette yer alan kaydın aksini ispatlar mahiyette değildir. Açıklanan bu nedenlerle açılan davanın reddine karar vermek gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıda belirtildiği şekilde hüküm tesis edilmiştir." gerekçesi ile, ''AÇILAN DAVANIN REDDİNE'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin taşınmazın satış bedelinin ödenmediği hususunda herhangi bir araştırma yapmadan, sırf resmi senette, bedelin peşin ödendiğinin yazıldığı gerekçesiyle karar oluşturduğunu, .../Blok, .....numaralı bağımsız bölümün proje inşaatı devam ederken müvekkil tarafından davalı şirkete satıldığını, davalı şirketin kendisine tapu devri yapılmasına ve taşınmaz teslim edilmesine rağmen taşınmazın satış bedelini müvekkil şirkete ödemediğini, söz konusu bedeli tapu devri esnasında elden peşin ödediğini beyan etmesine rağmen, bu hususta herhangi bir belge ibraz etmediğini, yerel mahkemece bu hususta tarafların ticari defterleri üzerinde herhangi bir inceleme yapılmadığını, sırf resmi senette bedelin peşin ödendiğinin yazıldığı gerekçesiyle karar oluşturduğunu, kat irtifak tapusu verilmiş olsa bile, konut fiilen teslime hazır hale gelmediği müddetçe fatura düzenlenmeyeceğini, dolayısıyla yerel mahkemenin satıştan sonra düzenlenen faturaların delil olamayacağı yönündeki değerlendirmesi ve gerekçesinin usule, yasaya ve yargı kararlarına açıkça aykırı olduğunu,
Yerel mahkemenin tarafların tapu esnasındaki beyanlarını karine olarak kabul ederek, dava konusu taşınmazların satış bedelinin karine olarak ödendiği şeklindeki değerlendirmesinin yerinde olmadığını, resmi senette bedelin ödendiğinin yazılmasını karşısında, müvekkil şirketin bu bedelin ödenmediğini iddiasının ispatlaması gerektiği yönündeki değerlendirme ile verdiği kararın usule, yasaya ve yargı kararlarına açıkça aykırı olduğunu, resmi senette bedelin ödendiği şeklinde yazılmasının yasal bir zorunluluktan kaynaklandığını, davalı şirketin tüketici değil, ticari şirket olduğunu, yerel mahkemenin bu hususu göz ardı ederek davalı şirket sanki sıradan bir tüketiciymiş gibi değerlendirmek suretiyle karar oluşturduğunu,
Yerel mahkemenin resmi senette bedelin ödendiğinin yazılmasını karşısında, bu bedelin ödenmediğini ispatlaması gerektiği yönündeki değerlendirmesinin yerinde olmadığını, faturanın satıştan sonraki bir tarihte düzenlenmesinin nedeninin kat irtifak tapusu verilmiş olsa bile, konut fiilen teslime hazır hale gelmediği müddetçe fatura düzenlenmeyeceği yönündeki yasal uygulamadan kaynaklandığını, yerel mahkemenin faturaların kat irtifak tapusunun verilmesinden uzun bir süre sonra düzenlenmesi karşısında, bu faturalara itibar edilmeyeceği yönündeki tespit ve değerlendirmesinin yasal dayanaktan yoksun olduğunu, Yerel mahkemenin tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde, dava konusu taşınmazların satış bedelinin ödenip ödenmediği hususunda bilirkişi incelemesi yapılması yönündeki taleplerini kabul etmediğini, yine aynı şekilde delilleri arasında, karşı tarafa yemin teklif etme hakları bulunmasına rağmen yerel mahkemece bu delilleri yönünden taraflarına herhangi bir süre vermeden karar oluşturulduğunu, davalı şirketin kendisine gönderilen faturalara itiraz etmemiş bulunduğu göz önüne alınarak, bu faturaların davalı şirketin ticari defter ve kayıtlarında bulunup bulunmadığını bilirkişi incelemesi ile tespit etme imkanı var iken, bu yola başvurmadığını, bu nedenle yerel mahkeme kararı eksik incelemeye dayanmakta olup, usule ve yasaya aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa re'sen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, davacı tarafından davalıya 2016 yılında tapuda resmi şekilde satılan taşınmazın satış bedelinin ödenmediği iddiasıyla açılan alacak davasıdır.Mahkemece, davanın reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Dava konusu taşınmazın satışına ilişkin ... Tapu Sicil Müdürlüğünden gönderilen 28/09/2016 tarihli resmi senet incelendiğinde;'' ....Taraflarca tapu kütüğü ve elektronik ortamda kayıtları incelenen ve yukarıda özellikleri belirtilen ... köyü ..... ada .... parselde .... arsa paylı blok: .... ..kat .. nolu konut'un tamamı ........A.Ş., adına kayıtlı iken, ..... A.Ş.'yi temsilen ..., ve ...'a vekaleten ..., hissesinin tamamını 226.000,00 TL. bedelle ... A.Ş.'ye sattığını, satış bedelini nakden ve tamamen aldığını, alıcı ... A.Ş. adına ...'nun temsilen,'' satış işlemini gerçekleştirdikleri anlaşılmıştır.Mahkemece, davacı vekilinin tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılması talebinin uyuşmazlık konusunun ticari defter ve belgelere ilişkin olmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiş, tapudaki resmi senedin aksinin kesin delillerle ispatı gerektiğinden mahkemece ticari defterlerin incelenmemesine ilişkin ara karar usul ve yasaya uygun olduğundan davacı vekilinin ticari defterlerin incelenmediğine ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Dava basit yargılama usulüne tabi olup dava dilekçesinin verilmesi ile iddianın genişletilmesi yasağının başladığı, davacı dava dilekçesinin deliller bölümünde açıkça yemin deliline dayanmadığı, sonradan ibraz edilen delil listesi iddianın genişletilmesi yasağı başladıktan sonra verildiği, davalı tarafın açık muvafakati olmadığından davacı vekilinin yemin delilinin hatırlatılmadığına ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Dava konusu taşınmazın, satışının mevzuattaki şekil şartlarına uygun olarak gerçekleştirildiği, resmi senette taşınmaz bedelinin tamamen ve nakden alındığının açıkça belirtilip taraf temsilcileri tarafından imzalanmış olduğu, resmi senet haricinde taşınmaz bedellerinin daha sonra ödenmek üzere satışın gerçekleştirildiğine dair yazılı bir belgenin mevcut olmadığı, davacı vekilinin de yazılı belge olduğunu iddia etmeyip, davacının sözleşmenin geçersizliğini de iddia etmediği, satışın 28/09/2016 tarihinde gerçekleştirildiği, davacı tarafın 23/06/2022 tarihli ihtarname tarihine kadar sessiz kaldığı, davacının taşınmaz bedeline ilişkin düzenlemiş olduğu fatura tarihinin de 20.11.2019 olduğu, 6098 S. TBK. Nun 207/2 maddesine göre aksine adet veya sözleşme mevcut değil ise satıcı ve alıcının borçlarını aynı zamanda ifa etmekle yükümlü oldukları, tek başına fatura düzenlenmesinin alacağın varlığını ispata yeterli olmadığı, fatura konusu alacağın usulüne uygun delillerle ispatının gerektiği, davacının yazılı delillerle tapulu taşınmazın satışının veresiye olduğunu ispatlayamadığı tespit edilmiştir. Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, mahkemece davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olduğundan mahkemenin kabul ve gerekçesine göre davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. (Yargıtay 19. HD.'nin 2014/10383 Esas - 2014/13526 Karar sayılı kararı benzer mahiyettedir.) Sonuç itibariyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,

3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 462,15 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,

4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davacı üzerinde bırakılmasına,

5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 09/04/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.