İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Menfi Tespit
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı banka tarafından müvekkilleri aleyhine ...İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı icra takibi başlatılarak banka ile akdedilen sözleşme hükümlerinin ihlalinden kaynaklı müvekkillerinin sözleşmedeki kefaletlerine dayalı alacak talep edildiğini, davalı bankanın, dava dışı asıl kredi borçlusu .... Limited Şirketi'ne ait hesabın katına bağlı ortaya çıkan takip kapsamındaki borç yönünden, müvekkili ...'in kefil sıfatıyla müşterek müteselsil borçlu hükümlerine dayalı olarak diğer müvekkillerini ise veraset hükümlerine dayalı olarak murislerinin kefaletinden kaynaklı sorumlu kıldığını, davalı bankanın, asıl kredi borçlusu .... Limited Şirketi'nin tüm borcundan kaynaklı müvekkilleri sorumlu tuttuğunu, oysa ki müvekkili ...'in sadece bir kredide kefil olarak imzası bulunduğunu, diğer müvekkillerinin ise hiç bir kredide imzaları olmadığı gibi, murislerinin de ölüm sonrasında düzenlenen ve takibe dayanak alınan genel kredi sözleşmesinde de imzasının mevcut olmadığını, davacıların hukuki açıdan takibe konu borçtan sorumluluklarının mevcut olmadığı kanaatinde olduklarını, genel kredi sözleşmesinde, sözleşme imza anında müvekkilinin sorumlu olduğu kefalet miktarının açıkça yazılı olmadığından kefaletinin geçersiz olduğunu, müvekkilleri zararına teminatların azaltılması nedeniyle de borçtan sorumlu tutulamayacaklarını, müvekkillerinin, ancak kefil olarak imzalarını taşıyan genel kredi sözleşmesinden ve bu sözleşmeye dayalı verilen kredi borçlarından kaynaklı ortaya çıkan borçtan sorumlu olduklarını, bu nedenle dava dışı şirkete kullandırılan ve içeriğinde başkaca bir genel kredi sözleşmesini barındıran borçtan kaynaklı sorumlu olmadıklarını, tüm bu nedenlerle tüm bu nedenlerle öncelikle huzurdaki dava yönünden müvekkillerinin adli yarımdan faydalandırılmalarını ve ..... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyasına teminatsız olarak ihtiyati tedbir konulmasını, fazlaya dair dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkillerinin davalı bankaya genel kredi sözleşmesinden kaynaklı kefil olarak sorumlu olmadıklarının ve.... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyasından dolayı borçlu olmadıklarının tespiti ile takibin müvekkilleri yönünden iptalini, davalı banka aleyhine alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili bankanın ...şubesi müşterilerinden dava dışı .... Limited Şirketi'ne genel kredi sözleşmelerine istinaden ticari krediler açılıp kullandırıldığını, davacılardan ...'in söz konusu sözleşmeleri müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığını, diğer davacıların ise müşterek ve müteselsil kefili olan muris ...'in yasal mirasçıları sıfatıyla genel kredi sözleşmelerinden kaynaklı borçtan sorumlu olduklarını, borçlular tarafından kredi şartları ihlal edildiğinden hesapların kat edilerek, ...... Noterliği'nin 20/11/2018 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesinin davalı/borçlulara; 2.092.542,42 TL nakit borçlarının ödenmesi ve 1.260.109,88 TL gayri nakit olmak üzere toplam 3.352.652,30 TL bedelli borcunun depo edilmesinin ihtar edildiğini, ancak borcun ödenmediğini, hesap kat ihtarnamesinin sonuçsuz kalması nedeniyle kredi borçlusu dava dışı şirket ile davacılar ve ihtarnamede ismi geçen diğer borçlular hakkında genel haciz yoluyla ilamsız ve ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takipler başlatıldığını, söz konusu her iki takibin de tahsile tekerrür olmamak kaydı ile başlatıldığını, davalı/borçluların itirazlarının, müvekkili banka alacağının tahsil edilmesini geciktirme amaçlı olduğunu, davacılar tarafından harca esas değerin eksik gösterildiğini, peşin harcın tamamlatılması hususunda kesin süre verilmesi gerektiğini, öncelikle dava dışı firma ile müvekkili banka arasında imzalanan ve takip konusu alacağın dayanağı olan kredi sözleşmelerinden; 24/02/2004 tarihli ve 100.000,00 TL bedelli genel kredi sözleşmesinin muris ..., muris ...ve ... tarafından müşterek ve müteselsil kefil sıfatıyla imzalandığını, bu sözleşme tutarının aynı şartlar ile 01/06/2005 tarihinde limit arttırımı ile 300.000,00 TL'ye arttırıldığını, 11/01/2008 tarihli ve 750.000,00 TL bedelli genel kredi sözleşmesinin ... ve muris ... tarafından müşterek ve müteselsil kefil sıfatıyla imzalandığını, 03/07/2012 tarihli ve 2.000.000,00 TL bedelli genel kredi sözleşmesinin ... ve ... tarafından müşterek ve müteselsil kefil sıfatıyla imzalandığını, 24/12/2015 tarihli ve 3.000.000,00 TL bedelli genel kredi sözleşmesinin ... ve ... tarafından müşterek ve müteselsil kefil sıfatıyla imzalandığını, 23/08/2017 tarihli ve 5.000.000,00 TL bedelli genel kredi sözleşmesinini ... tarafından müşterek ve müteselsil kefil sıfatıyla imzalandığını, davacılar vekilinin iddiasının aksine, davacılardan ... 'in kefil olarak imzasının bulunduğu birden fazla genel kredi sözleşmesi bulunduğunu, taraflar arasında imzalanan kredi sözleşmelerinin önceki taahhütnameler ve sözleşmelerle bağlantı başlıklı 29. maddesi uyarınca her bir kredi sözleşmesinden doğan ve kapatılmayan hesaplarla ilgili borçlar arasında bağlantı bulunduğunu, bu nedenle ...'in takip konusu borcun tamamından sorumlu olduğunu, davacılar ... ve ...'in, kredi sözleşmelerinin müşterek ve müteselsil kefili muris ...'in yasal mirasçıları olduklarını, bu hususun ...Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 20/02/2009 tarihli, 2009/222 esas ve 2009/200 karar sayılı ilamı ile sabit olduğunu, bu nedenle davacılar ... ve ...'in mirasçı sıfatıyla muris ...'in sorumlu olduğu borcun 100.000,00 TL nakit ve 24.000,00 TL gayri nakit olmak üzere toplam 124.000,00 TL bedelli borcundan sorumlu olduklarını, ayrıca müteselsil kefil borçluların kefalet borçlarının herhangi bir teminatı olmadığını, borçluların kefalet miktarı kadar borçtan sorumlu bulunduklarını, dava konusu takip dosyasında da açıkça izah edildiği üzere davacılardan ...'in takipte kesinleşen tutar olan 2.994.412,50 TL nakit ve 153.709,88 TL olmak üzere toplam 3.148.122,38 TL; diğer davacılar ... ve ...'in ise 100.000,00 TL nakit ve 24.000,00 TL gayri nakit olmak üzere toplam 124.000,00 TL borcundan sorumlu olduklarını, tüm bu nedenlerle davanın usulden reddini; aksi halde davanın esastan reddini ve davacılar aleyhine %20 oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi 15/06/2023 tarih ve 2019/127 Esas - 2023/533 Karar sayılı kararında;
"...Davalı bankanın ...şubesi tarafından, 2004-2017 tarihleri arasında dava dışı .... Limited Şirketi'ne genel kredi sözleşmelerine istinaden ticari krediler kullandırıldığını, davacılardan ...'in söz konusu kredi sözleşmelerinden 03/07/2012 tarih ve 24/12/2015 tarihli kredi sözleşmelerini müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığı, davacılar murisi ...'in ise, 14/02/2004, 01/09/2005 ve 11/01/2008 tarihli kredi sözleşmelerini müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı, bu nedenle kredi borcundan asıl borçlu ile birlikte sorumlu oldukları, borçlular tarafından kredi borçlarının ödenmemesi üzerine hesapların kat edilerek, borçlulara ....... Noterliği'nin 20/11/2018 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesinin gönderilerek, 2.092.542,42 TL nakdi borcun ödenmesi, 1.260.109,88 TL gayrinakdi borcun depo edilmesinin talep edildiği, ödeme yapılmaması üzerine davacılar ve dava dışı diğer borçlular aleyhine.... İcra Müdürlüğü'nün ... E. Sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığı anlaşılmıştır. Davacılardan ..., 03/07/2012 ve 24/12/2015 tarihli kredi sözleşmelerini müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzalaması nedeniyle asıl borçlu ile birlikte sorumlu bulunmaktadır. Ayrıca, davacı ... ile, diğer davacılar ... ve ..., ...Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 20/02/2009 tarih ve 2009/222 E., 2009/200 K. sayılı veraset ilamı gereğince muris ...'in mirasçıları olup, muris ...'in 14/02/2004, 01/09/2005 ve 11/01/2008 tarihli kredi sözleşmelerinin kefili olması nedeniyle, bu sözleşmeler nedeniyle, ... mirasçıları olarak, borçtan müştereken ve müteselsilen sorumlu bulunmaktadırlar. Davacılar tarafından, davalı bankaya borçlu bulunmadıkları gerekçesiyle menfi tespit talebinde bulunulmuşsa da, dosya kapsamında temin edilen 21/02/2023 tarihli rapor ile 11/04/2023 tarihli ek rapor dikkate alındığında, ... ve ...'in davalı bankaya 113.475,00 TL nakdi, 24.000,00 TL gayrinakdi alacak nedeniyle borçlu oldukları, ...'in de, takibe konu ticari kredi nedeniyle 111.949,94 TL asıl alacak, 62.580,60 TL işlemiş faiz, 3.129,02 TL BSMV, takibe konu şirket kredi kartı nedeniyle 7,96 TL işlemiş faiz, 0,4 TL BSMV miktarı dışında kalan alacak bakımından davalı bankaya borçlu oldukları anlaşılmıştır. İcra takip dosyası incelendiğinde, davalı/alacaklı banka tarafından davacı/borçlular ... ve ...'den 100.000,00 TL nakdi, 24.000,00 TL gayrinakdi alacak talebinde bulunulduğu anlaşılmış olup, bilirkişi tarafından bu davacıların davalı bankaya daha fazla borcu olduğu tespit edildiğinden, taleple de bağlı kalınarak, bu davacılar tarafından nakdi ve gayrinakdi alacak nedeniyle menfi tespit talebiyle açılan davanın reddine karar verilmiştir. ... tarafından açılan davanın ise, bilirkişi rapor ve ek raporu doğrultusunda kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiştir. Düzenlenen kredi sözleşmeleri ile, kefillerin gayrinakdi alacaklardan da sorumlu olduklarının kabul edilmesi nedeniyle, davacı kefillerin gayrinakdi alacaklardan da sorumlu oldukları kabul edilmiştir. Davalı banka tarafından kötü niyet tazminatı talebinde bulunulmuşsa da, Mahkememizce davacı tarafın ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesi, bu nedenle icra takibinin devam ediyor olması hususları dikkati alınarak, davalı tarafın kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Davalı tarafından başlatılan icra takibinin kötü niyetli olmadığı değerlendirilerek, ... tarafından açılan davanın kısmen kabulüne karar verilmişse de, bu davacı lehine de kötü niyet tazminatına hükmedilmemiştir.
Tüm bu nedenlerle aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur." gerekçesi ile,
''1-Davacılar ... ve ... tarafından açılan davanın REDDİNE,
1/1-Davalı tarafın, davacılar ... ve ...'den kötü niyet tazminatı talebinin REDDİNE,
2-Davacı ... tarafından açılan davanın KISMEN KABUL KISMEN REDDİNE, .... İcra Müdürlüğü'nün ... E. Sayılı dosyası kapsamında davacı ...'in takibe konu ticari kredi nedeniyle 111.949,94 TL asıl alacak, 62.580,60 TL işlemiş faiz, 3.129,02 TL BSMV, takibe konu şirket kredi kartı nedeniyle 7,96 TL işlemiş faiz, 0,4 TL BSMV miktarında davalı bankaya borçlu olmadığının TESPİTİNE,
2/1-Davacı ... ile davalı tarafın kötü niyet tazminatı taleplerinin ayrı ayrı REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacıların Genel Kredi Sözleşmesinde ve dahi bu sözleşmelere dayalı açılan krediler ve eki mahiyetindeki ödeme planlarında imzalarının olmamasından kaynaklı takibe konu borçtan sorumlu olmadıklarını, Genel Kredi Sözleşmeleri ve bu sözleşmeye bağlı düzenlenen taksitli ticari krediler ve eki mahiyetindeki ödeme planlarına konu borçtan kaynaklı davacıların kefil sıfatıyla sorumlu tutulabilmeleri için; -BK daki genel kural gereği, her akit gibi Genel Kredi Sözleşmeleri ve bu sözleşmeye bağlı düzenlenen taksitli ticari krediler ve eki mahiyetindeki ödeme planlarının kefalet akdine ilişkin emredici hükümler çerçevesinde geçerlilik şartı yönünden yazılı olması -HMK gereğince usul açısından ispat için kefilin imzasının bulunması,-Kefalet akdine göre kefilin sorumlu olduğu miktarın açıca belirtilmesi gerektiğini, bu kapsamda davacı ...’in sadece bir kredide kefil olarak imzası bulunduğundan ancak bu krediye dayalı oluşan borçlardan açılan kredilere ait ödeme planlarında imzası olmak şartıyla sorumlu tutulabileceğini, yine diğer davacılar ...’in ise hiçbir kredide imzaları bulunmadığından buna dayalı takip kapsamındaki banka borcundan sorumlu tutulamayacaklarını, dolayısıyla davacıların takibe konu borçtan kefil sıfatıyla sorumlu olduklarını gösterir yazılı sözleşmelerin ve bu sözleşmelerde kefil sıfatıyla imzalarının bulunduğunun davalı tarafça ispat olunması gerektiğini, zira bu hususun davalı alacaklının ispat etmesi gereken husus olduğunu, Davacıların kefil olarak imzalarını taşıyan bir GKS nin varlığı + bu krediye dayalı olarak da kredi tahsis olunduğu davalı tarafça ispat olunsa da kredi borcunun muaccel olduğu tarihten sonraki sürede gerçekleşen kaynak kullanım destekleme fonu, banka sigorta muamele vergisi, ceza evi harcı gibi asıl borca eklenen feri giderlerden ve her bir kredinin kapatılması için açılan sonraki kredilere ilişkin dosya masrafı gibi diğer feri borçlardan sorumlu tutulamayacağını, Genel kredi sözleşmesinde sözleşme imza anında müvekkilin sorumlu olduğu kefalet miktarı açıkça yazılı olmadığında davacıların kefaletinin geçerli olmadığını, Borçlar Kanununun 484 maddesinde ifade edildiği üzere kefilin sorumlu olacağı miktarın açıkça belirtilmesi gerektiğini, TBK 484. ve 485. madde birlikte değerlendirildiğinde; kefalet ileride doğacak bir borç için dahi verilse, kefillik sözleşmesinin yapıldığı anda kefilin sorumlu olacağı miktarın imzasının bulunduğu kısımda açıkça belirtilmesi gerektiği, kefaletin belirli veya en azından kefeletin verildiği anda belirlenebilir olması halinde geçerli olacağı sonucunun ortaya çıkacağını, asıl borç belli olmaksızın sadece kefilin sorumlu olacağı en yüksek meblağ gösterilmek suretiyle verilmiş olan kefaletin geçerli olmayacağını, Davalı bankanın takibe koyduğu Genel Kredi sözleşmesinde davacıların kefil sıfatıyla sorumlu olduğu miktarın imza anında yani sözleşmenin ilk kurulumu esnasında açıkça belirtilmediğini, daha sonradan doldurulan miktardan da sorumlu tutulmalarının mümkün olmadığını, Davacıların kefil olarak sorumlu oldukları miktarın tespiti için davacı bankaya müzekkere yazılarak davacı müvekkillerin GKS’ ne kefil olarak imza attıkları tarih dikkate alınarak dava dışı şirkete kullandırılan kredi miktarının, borç durumunun mahkemenize bildirilmesini talep ettiklerini, gelen yazı cevabına göre davacıların GKS’ne ilk imza attıkları andaki borç durumu ile GKS ne yazılı kefalet limiti arasında fark olması halinde sadece bu nedene dayalı olarak da davanın kabulünün gerektiğini, Borçlar Kanuna göre kefile yüklenen limit sorumluluğu hesabın kat edildiği tarihe göre belirlenemeyeceğini, eğer cari hesap içinde davalı banka dava dışı üçüncü kişiye kullandırmış olduğu krediler süresince bir sefer dahi müvekkilin sorumlu olduğu kefalet sınırını aşacak bir işlem yapmışsa kefilin sorumluluğunun ortadan kalkacağını, kredi borçlusu kat’edilen cari hesapla doğan borcun faiz ve ferilerinin tamamından sorumlu olmasına karşın kefil açısından borcun müteselsil kefili hesabın kastedildiği tarih itibariyle gerçekleşsen borçtan kefalet limiti dâhilinde ve varsa kendi temerrüdünün sonuçlarından sorumlu tutulabileceğinin emsal hale gelen bir teamül ve emredici hüküm olduğunu, oysaki davalı bankanın süreçte hep kredi sağladığı firma lehine ama davacı müvekkiller aleyhine işlem yürüterek tek yanlı kefillerin sorumluluğunu artırdığını, bu nedenle limit aşımından kaynaklı da davacıların kefaletinin geçersiz hale geleceğini, Davacıların kefil olarak sorumlu oldukları miktarın üstünde işlem yürütülüp yürütülmediğinin tespiti için davalı bankaya müzekkere yazılarak davacı müvekkillerin GKS’ne kefil olarak imza attıkları tarihten hesabın kat edildiği tarihe kadarki süreç yönünden dava dışı şirkete ait tüm nakdi ve gayri nakdi riskinin mahkeme dosyasına bildirilmesini talep ettiklerini, gelen yazı cevabına göre davacıların GKS’ne ilk imza attıkları andaki kefalet sınırını aşan düzeyde dava dışı şirket lehine işlem yürütüldüğünün tespiti halinde ayrıca bu nedene dayalı olarak da davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, TBK 499. ve 500. maddelerine dayalı davacı kefiller zararına teminatların azaltılması halinde borçtan kefil olarak sorumlu tutulamayacağını, davalı banka alacaklı sıfatıyla kefalet sırasında var olan ya da daha sonradan asıl borçludan alacağın özel güvencesi olmak üzere elde ettiği teminatları kefilin zararına azaltamayacağını aksi halde de kefilin bu minvalde sorumluluğu nun kalkacağının hüküm altına alındığını, bundan başka alacaklının kefalet sırasında var olan ve asıl borçlu tarafından sonradan sağlanan borcun teminatı niteliğindeki tüm teminatları kefile teslim etmesi gerektiğinin düzenleme altına alındığını, davacıların GKS’ne ilk imza attıkları tarihten sonra teminatların azaltılış olması halinde azalan teminat bedeli kadar müvekkillerin sorumluğunun azalacağını,Davacıların ancak kefil olarak imzalarını taşıyan GKS’den ve bu sözleşmeye dayalı verilen kredi borçlarından kaynaklı ortaya çıkan borçtan sorumlu olduklarını, bu nedenle dava dışı şirkete kullandırılan ve içeriğinde başkaca bir GKS‘ni barındıran borçtan kaynaklı sorumlu olmadıklarını, davacıların imzaları olmayan ve dava dışı şirket lehine açılan başkaca GKS’ne dayalı verilen kredilerden kaynaklı ortaya çıkan borçtan sorumlu tutulamayacağını, bu kuralun kefalet akdine dair hükümlerden kaynaklı olduğunu, Davalı bankaya müzekkere yazılarak dava dışı asıl kredi borçlusu .... Limited şirketine ait hesabın ilk açıldığı tarihten, hesabın kat edildiği tarihe kadarki süreç yönünden imzalan tüm GKS’nin celbinin gerektiğini, Genel Kredi Sözleşmelerinin celbi halinde, davacıların hangi sözleşmeye dayalı sorumlu tutuldukları, bu sözleşmede imzalarının olup olmadığı ve sorumlu tutulan sözleşme sonrasında dava dışı şirketle yapılmış ve davacıların kefaletini ortadan kaldıran başka bir GKS’nin var olup olmadığının ortaya çıkacağını, Genel Kredi Sözleşmelerinin cari hesap şeklinde kredi sözleşmeleri olduğunu, Kefilin sadece kendi temerrüdünün hukuki sonuçları ve kefalet limiti ile sorumlu olduğunu, kefilin sadece imzaladığı Genel Kredi Sözleşmesine istinaden geri ödemesi yapılmamış kredilerden sorumlu olduğunu, kefil olduğu Genel Kredi Sözleşmesi dışında başkaca herhangi bir borçtan sorumlu tutulamayacağını, kefil olduğu Genel Kredi Sözleşmesinde bu yönde bir madde bulunmasının bu sonuca etkili olmayacağını, Davacılar yönünden davalı bankaca tek yanlı düzenlenen GKS içeriğinde “gerçek kişi kefiller asıl borcun ilgili kanun hükmünde yazılı bulunan süre dahilinde son bulmamış olması halinde kefaletlerini yenileyeceklerini kabul ederler” yönündeki hükmün geçersiz olduğunu, TBK md. 166/son. hükmüıgı kefalet hukuku için de geçerli olduğunu, iki tarafın anlaşarak bu anlaşmaya taraf olmayan üçüncü kişinin hukuki durumunu ağırlaştıramayacağını, alacaklı ile asıl borçlunun yapacağı kefilin sorumluluğunun kapsamını genişletecek her türlü anlaşma için kefilin onayına ihtiyaç olduğunu, nitekim TBK md. 583/son hükmünde kefilin sorumluluğunu arttıran anlaşmaların kefalet sözleşmesinin şekline uygun olarak yapılması gerekliliğinden söz edildiğini, dolayısıyla davacıların ancak imzalarını taşıyan GKS’den doğan borçlardan sorumlu tutulabileceğini, şayet imzalarını taşıyan GKS’den sonra davalı banka ile dava dışı şirket arasında davacıların taraf olmadıkları yeni bir GKS’nin imzası anında artık bu tarih itibariyle davacıların kefaletinin sona ereceğini, Davalı banka tarafından dava dışı asıl kredi borçlusu şirketle imzalanan tüm GKS’nin mahkemeye gönderilmesi sonrasında imzalanan her bir GKS tarihlerine bakarak, davacıların kefalete dayalı sorumluluklarının kalkacağı hususunun ayrıca dikkate alınmasını gerektiğini, davacıların Genel Kredi Sözleşmesinde ve beraberinde GKS’ne dayalı açılan krediler ve eki mahiyetindeki ödeme planlarında imzalarının olmamasından ötürü, Genel kredi sözleşmesine imza anında davacıların sorumlu olduğu kefalet miktarının açıkça yazılı olmamasından ötürü, TBK 499. ve 500. maddelerine dayalı davacı kefiller zararına teminatların azaltılması halinde bu sebepten ötürü, davacıların imzalarını taşımayan GKS’den kaynaklı otaya çıkan borçlardan ve yine imzalarını taşınan GKS’nden sonra dava dışı şirket ile davalı banka arasında yeni bir GKS imzalanmasından ötürü takibe konu borçtan sorumlu tutulamayacaklarından aksine hüküm ifade eden yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, İİK. 72 Maddesi uyarınca açılan menfi tespit davasıdır.Mahkemece, davanın reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Somut olayda, dava dışı asıl borçlu ...Şirketi ile davalı banka arasında 14/02/2004 tarihli 100.000,00 TL bedelli; 11/01/2008 tarihli 750.000,00 TL bedelli; 03/07/2012 tarihli 2.000.000,00 TL bedelli; 24/12/2015 tarihli 3.000.000,00 TL bedelli; 23/08/2017 tarihli 5.000.000,00 TL bedelli genel kredi sözleşmeleri imzalandığı, davacıların murisi ...'in 14/02/2004 tarihli 100.000,00 TL bedelli; 11/01/2008 tarihli 750.000,00 TL bedelli GKS. Müteselsil kefil olarak imzaladığı, diğer sözleşmelerde kefaletinin olmadığı, davacılardan ...'in ise 03/07/2012 tarihli 2.000.000,00 TL bedelli; 24/12/2015 tarihli 3.000.000,00 TL bedelli GKS.'ni müteselsil kefil olarak imzaladığı anlaşılmıştır. Davalı banka tarafından ....Noterliğinden gönderilen ....11.2018 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarname ile; cari hesabın 14.11.2018 tarihi itibariyle kesildiği ve kat edildiği belirtilerek toplam 2.092.542,42 TL nakdi alacağın (24) saat içinde ödenmesi, ayrıca gayrinakdi çek taahhüt bedeli ile teminat mektubu bedeli ve DBS bedeli 1.260.109,88 TL (84.800 +1.124.000 +51.309,88=) depo edilmesi, aksi halde yasal yollara müracaat edileceğinin ihtar edildiği, davaya konu icra takibininde iş bu ihtarname dayanak gösterilerek başlatıldığı anlaşılmıştır. Davalı tarafından davaya konu icra takibinde ve icra takibine dayanak kat ihtarında nakit ve gayrinakit borcun hangi kredi sözleşmesinden kaynaklandığı belirtilmediği gibi mahkemece hükme esas alınan bankacı bilirkişi tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda da davaya konu kredi borcunun hangi kredi sözleşmesinden kaynaklandığı konusunda açıklayıcı bir bilgi bulunmamakta olup anılan rapor bu haliyle yetersiz olduğu gibi denetime de elverişli değildir. (Yargıtay 19 Hukuk Dairesi'nin 13/06/2016 Tarih ve 2016/4747 Esas-206/10536 Karar sayılı içtihadı ve yerleşik içtihatları da benzer mahiyettedir.) Dava konusu borcun hangi genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan krediden kaynaklandığının açıkça belirlenmesi uyuşmazlığın çözümü açısından büyük önem taşımaktadır. Zira, dava konusu borcu doğuran kredinin davacıların murisi ...'in ve davacılardan ...'in müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıkları genel kredi sözleşmesine dayalı olarak kullanıldığının saptanması halinde bu kredi sözleşmelerindeki kefaletin geçerli olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Dava konusu borcu doğuran kredinin davacıların murisi ...'in ve davacılardan ...'in müteselsil kefil olarak imzaları bulunmayan sonraki genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırıldığının belirlenmesi durumunda davacıların sorumlu tutulup tutulmayacaklarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu durumda mahkemece, konusunda uzman bir bilirkişi ya da bilirkişi heyetine yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde davalı banka kayıtları üzerinde inceleme yaptırılarak davaya konu takipte talep edilen nakdi ve gayrinakdi alacakların hangi genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırıldığı, bu GKS. de davacıların murisi ...'in ve davacılardan ...'in geçerli kefaletlerinin olup olmadığı hususunda denetime elverişli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi yerinde görülmemiştir.Sonuç itibariyle, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkeme kararının HMK'nin 353/1-a-6. maddesi uyarınca kaldırılmasına, yukarıda belirtildiği şekilde işlem yapılarak oluşacak sonuca göre karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacıların istinaf başvurusunun KABULÜ ile;
...... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ..../06/2023 tarih ve 2019/. Esas - 2023/... Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacılar tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-İstinaf talep eden davacılar tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacılara iadesine,
4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,
5-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine,
6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 09/04/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.