İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Alacak (Madeni Yağ Satış ve Tedarik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; " Davalı, Müvekkil Şirketle aktettiği 01.04.2015 tarihli ve 31.03.2020 tarihine kadar süreli Madeni Yağlar Satış ve Tedarik Anlaşması mucibince; işlettiği otomotiv servisinde kendi ihtiyacı için tüketeceği madeni yağ ürünlerini münhasıran Müvekkil Şirketten tedarik etmeyi, anlaşmaya uygun şekilde ticari münasebeti sürdürmeyi ve taahhütlerini tam ve zamanında ifa etmeyi, Müvekkile olan borçlarını gününde ve tam olarak ödemeyi kabul ve taahhüt etmiştirAnlaşma gereğince Müvekkil Şirket tarafından Davalıya iskonto imkânı sağlanmış ve Anlaşmanın 2 no.lu Ek’inde yazılı Peşin İş Geliştirme Desteği olarak Davalıya 1.000.000,00 TL. tutarında kredi vermiş, buna mukabil Davalı da, söz konusu krediyi, Anlaşma süresi boyunca 6 taksitte geri ödemeyi veve beher yıl için belirlenen asgari mal alım taahhüdünü eksiksiz olarak yerine getirmeyi kabul ve taahhüt etmiştir. Ayrıca Davalı, hem bu kredinin, hem de sözleşmeden doğan yükümlülüklerinin, asli ve fer’i tüm borçlarının ve asgari mal alım taahhüdünün teminatı olarak, Anlaşma gereğince Müvekkil Şirkete 1.000.000,00 TL. bedelli banka teminat mektubu vermiştir. Müvekkil Şirketin bu devre kesinlikle muvafakati olmadığı ve anlaşmayı ihlal eden bu davranışlarına derhal son vermesi için müteaddit defalar uyarılmasına rağmen, bu ikazları dikkate almayan Davalıya bu kerre ......Noterliğinden 10.03.2016 tarihli ve ......yevmiye sayılı ihtarname keşide edilmiş ve davalının servisi devrettiği şirketin, ... ........ A.Ş. olduğunun tespit edildiği, bu sebeple ihtarnamenin bilgi için adı geçen şirkete de gönderildiği, işletme devrinden doğan haklar saklı tutularak, 20 gün içinde Anlaşmayı ihlal eden bu davranışa son verilerek, tekrar ifa edilebilir hale getirilmesi ve teminatın yenilenerek, süresinin uzatılması veya anlaşmanın mutabakatla feshedilmesi için Müvekkil Şirkete yazılı olarak başvurulması, aksi halde Anlaşmanın Müvekkil Şirket tarafından haklı nedenle feshedilerek, Peşin İş Geliştirme Desteği olarak ödenen meblağın, yedindeki teminat mektubunun nakde çevrilmesi ile karşılanacağını ve bakiye bedelin anlaşmadan doğan diğer alacakları için nakdi teminat olarak hesaplara alınacağı, sair talep ve dava haklarının saklı tutulduğu ihtar edilmiş, söz konusu ihtarnameyi Davalı, 15.03.2016 tarihinde ve ......A.Ş. de 14.03.2016 tarihinde tebellüğ etmişlerdir........ A.Ş. ........Noterliğinden keşide ettiği 28.03.2016 tarihli ve ..... yevmiye sayılı cevabi ihtarnamesi ile Davalı ile aralarında 25.01.2016 tarihli sözleşme aktedildiğini, bu sözleşme gereğince davalıya ait gayrimenkulü ve bir kısım demirbaş ve listelenmiş malzemeleri satın aldığını beyan ve ikrar etmiş, Davalıya ait şirketi, hisseleri almadığını, Davalının personelinin tüm özlük hakları ödenmek suretiyle iş sözleşmelerinin sona erdirileceğini bildirmiştir. Ancak, bizim zaten Şirket ya da hisse devri yapıldığına dair bir iddiamız da olmamıştır. Davalı, dava dışı .....’nin, cevabi ihtarnamesinde de beyan ve ikrar edildiği üzere; Müvekkille arasındaki Anlaşma devam ederken, Anlaşmaya aykırı olarak Müvekkilin yazılı onayını almadan, işlettiği servisi devretmiştirDavalı, Müvekkilin keşide ettiği 10.03.2016 tarihli ihtarnameye ve işletmesini devrettiği ...... A.Ş.’nin cevabi ihtarnamesine rağmen, Anlaşmadan doğan yükümlülüklerini ifa etmediği gibi, Anlaşmayı mutabakatla feshetmek için de Müvekkil Şirkete müracaat etmediğinden, taraflar arasındaki Anlaşma Davalının bu şekildeki haksız tutum ve davranışları sebebiyle icra edilemez hale geldiğinden, Müvekkil Şirket, Anlaşmayı haklı olarak feshetmek mecburiyetinde kalmış ve keyfiyeti,.........Noterliğinden keşide edilen 31.05.2016 tarihli ve ..... yevmiye sayılı ihtarname ile Davalıya bildirmiştir Davalı, bu ihtarnameyi 02.06.2016 günü tebellüğ etmesine rağmen, yine herhangi bir beyanda bulunmamış, bunun üzerine Müvekkil Şirket Anlaşma gereği fesih tarihinden sonra Ağustos 2016 tarihinde yeddindeki 1.000.000,00 TL bedelli teminat mektubunu nakde çevirerek, bakiye yatırım bedeli alacağı olan 871.941,00 TL. sini tahsil etmiş, bakiye tutarı da Anlaşmanın süresinden evvel feshi sebebiyle kanundan ve sözleşmeden doğan sair zararları ve kâr mahrumiyetinin nakdi teminatı olarak ve taraflar arasındaki Anlaşmanın EK1 kısmındaki “Teminat ve Kredi Limiti” başlıklı maddesinin 2.fıkrası gereğince kayıtlarına almıştır. Anlaşma süresi sonu olan 31.03.2020 tarihine kadar, Davalının taahhüdüne göre hesaplanacak olan mahrum kalınan kârın şimdilik 50.000,00 TL. kısmının, en yüksek banka reeskont faizi ile birlikte Davalıdan tahsiline, Fazlaya ilişkin haklarımızın ve sair talep ve dava haklarımızın mahfuziyetine, Yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini..." talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; "Davacı ...Limited Şirketi; dilekçe muhteviyatına bakıldığında kendi menfaatinden ziyade ...’ ın menfaatini korumaya çalışmaktadır. Böyle bir durumda, asıl amacın; tarafımızdan .... Noterliği aracılığı ile gönderilen 28.03.2016 gün ve... Yevmiye Numaralı ihtarnamenin 1.c maddesinde de bahsedildiği üzere, davacı ...... Şti. ile ... .. A.Ş.’nin birlikte hareket ederek müvekkili baskı altına almaya çalışmak sureti ile müvekkili dahil olmadığı bir borç ilişkisinin tarafı olmaya zorlamak olduğu açıkça görülmektedir. Müvekkil şirket ile davacı arasında imzalanan protokolün 3.3 maddesi incelendiğinde, davacı ile ... A.Ş. arasında herhangi bir borç ilişkisinden bahsedilmediği, sadece yağ tedarik sözleşmesinde taahhüt edilen yükümlülükleri müvekkilin yerine getireceğinin ifade edildiği görülecektir. Bu sebeple Müvekkil şirket ile davacı arasındaki sözleşme bir borç nakli sözleşmesi niteliğinde değildir. Nitekim borç nakli sözleşmeleri için alacaklı tarafın mutlaka onayının alınması gereklidir. ... A.Ş tarafından gönderilen ihtarnamede böyle bir muvafakatin bulunmadığını net olarak ifade etmiştir. Bu maddenin bir borç nakli olarak değerlendirilebilmesi için bu borç miktarının net olarak yazılması ve alacaklı tarafın da buna muvafakat etmesi gerekmektedir. Nitekim...’in alacağının ne şekilde ödeneceğinin sözleşmede son derece ayrıntılı olarak düzenlendiği ve açıkça...’in muvafakatinin arandığı görülebilecektir. Davacı yanın idjdiasının doğruluğunun kabulü halinde, böyle bir muvafakatin, ... ‘tan da alınması gerektiği tartışmasızdır. Kaldı ki davacı ile yapılan sözleşme ye ...ile ilgili olarak bu maddeyi koyduran müvekkil şirketin, davacı ile ... arasında yapılan ve bu denli yüklü meblağ içeren sözleşme den ve buna bağlı protokolden haberdar olması durumunda, sözleşmeye bu hususu da ayrıntılı olarak yazdıracağı, ... ile ilgili konu açıklığa kavuşmadan böyle bir sözleşmeyi imzalamayacağı ve 15.000.000,00 TL gibi bir ödeme gerçekleştirmeyeceği açıktır.Kaldı ki davacı ile müvekkil arasında imzalanan sözleşmenin 3.3 maddesinde ‘’........., ....ile 01.01.2015 tarihinde ...A.Ş. ile akdedilen işbu anlaşmaya ekli yağ tedarik sözleşmesinde ......’ın yerine getirmeyi taahhüt ettiği yükümlülüklerini yağ tedarik sözleşmesi süresince eksiksiz olarak yerine getirmeyi taahhüt eder’’ ifadesi yer almaktadır. Huzurdaki davada ise davacı; 01.04.2015 tarihli sözleşmeye dayanmaktadır. Bu husus müvekkilin, dava konusu olan sözleşme ile ilgili herhangi bir bilgisinin bulunmadığını kanıtlar niteliktedir. müvekkil tarafından gönderilen işbu ihtarname; davacı ile müvekkil arasında imzalanan sözleşmenin değiştirilmesi anlamına gel -memekte olup, müvekkili yükümlülük altına sokmaya çalışan ama ... tarafından sözleşme için ödenen ’Peşin İş Geliştirme Desteği’’ bedelini kendi uhdesinde tutup buradan haksız kazanç elde etmeye çalışan davacıdan, sözleşmenin devralınması için müvekkilin ödendiğini sonradan öğrendiği ‘’Peşin İş Geliştirme Desteği’’ bedelinin müvekkile ödenmesi talebinden ibarettir. Kısaca müvekkil, sözleşmenin devralınması için hakkı olanı istemiş ancak davacı tarafın herhangi bir ödeme yapılmamıştır. davacı 04.02.2016 tarihinde, müvekkilin kendisinden satın aldığı taşınmaz ile ilgili olarak Erzurum Asliye Ticaret Mahkemesi’nde 2016/60 D.İş ve 2016/57K. sayılı dosya ile tespit ve ihtiyati tedbir talep etmiştir. Müvekkil ile davacı arasında yapılan sözleşme tarihi ise 25.01.2016’dır. Müvekkil ile sözleşme yaptıktan yaklaşık 1 hafta sonra dava açıp ilgili taşınmaz üzerinde tedbir konulmasını talep eden davacının iyi niyetli olmasından bahsedilemeyeceği, sadece bu husus göz önünde bulundurulduğunda dahi davacının kötü niyetli olduğu açıkça ortadadır. meydana geldiği iddia edilen zarar ile ilgili müvekkile yükletilebilecek herhangi bir kusur bulunmaması sebebiyle haksız ve hukuka aykırı iş bu davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini..." savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi 17/01/2023 tarih ve 2019/425 Esas - 2023/15 Karar sayılı kararında; "........Somut olayda da davalı işletmesini devretmek suretiyle davacı ile davalı arasındaki Sözleşmenin 17.1 nolu maddesinde düzenlenmiş olan borcunu ihlal etmiş olduğun dan ve bu borç ihlali “hayatın olağan akışında” davacı için akdi ilişkiyi “çekilmez” hale getirmiş olduğundan (zira işletmeyi devralan davadışı/... Şirketinin davacıdan madeni Yağ satın almak istemediği, yani davalı ile davacı arasındaki sözleşmenin hükümlerini devam ettirmeyi istemediği anlaşılmaktadır), davacının Sözleşmeyi haklı olarak feshettiği ve fesih nedeniyle uğramış olduğu kar mahrumiyeti zararının tazminini davalıdan talebe hak kazandığı kanaatine varıldığından 35.872,00 TL zararın tazminini davalıdan talep edebileceği anlaşılmakla maddi tazminat talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir.Her ne kadar itibar edilen ve hükme esas alınan 25.03.2022 tarihli bilirkişi ek raporunda davacının aylık olarak mahrum kalmış olduğu kazancın (gelirin) tutarı, (107.616,00 TL / 12 =) 8.968,00 TL olarak hesap ve tespit edilmiştir. Bu tespite göre; davacının 4 aylık süre içinde mahrum kalmış olduğu kazancın tutarı, (8.968,00 TL x 4 =) 35.872,00 TL olarak hesaplandığı "fakat tarafların ortak beyanlarına göre; davacı davalıya ait 1.000.000 TL bedelli teminat mektubunu paraya çevirmek suretiyle, davalıdan talebe hak kazanmış olduğu 871.941,00 TL tutarlı İş Geliştirme Alacağını tahsil ettiği, Teminat mektubu bedelinden geriye kalan 128.059,00 TL’lik kısmı ise iade etmeyerek, kar mahrumiyeti zararı olarak şirket uhdesinde tuttuğu, Dolayısıyla da davacı; davalıdan 35.872,00 TL tutarında kar mahrumiyeti alacağına hak kazanmış iken, 128.059,00 TL tutarında kar mahrumiyeti zararı tutarı tahsil ettiği yani uğramış olduğu kar mahrumiye ti zararı alacağını fazlasıyla tahsil ettiği, bu durum karşısında, davacının davalıdan bakiye kar mahrumiyeti zararı alacağı kalmadığı" şeklinde kanaat bildirilmişse de davacının uhdesinde tuttuğu paranın yasal bir zemine dayanmadığı, açılmış olan davayı etkilemeye ceği, kar mahrumiyet zararının ancak mahkeme kararı ile tespit edilmesi üzerine takas hakkının kullanılabileceği dolayısıyla infaz aşamasında bu durumun değerlendirilebileceği yönünde mahkememizde kanaat oluşmuş ve raporun bu yönündeki görüşü mahke memizce benimsenmemiştir." gerekçesi ile,
''1-Davanın kısmen kabulüne, 35.872,00 TL kâr mahrumiyet bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
2-Mahsubun infaz aşamasında değerlendirilmesine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemece taraflar arasındaki sözleşmenin, davalının haksız tutumu sebebiyle icra edilemez hale getirilmesi üzerine müvekkil şirket tarafından haklı nedenle feshedildiği ve kâr mahrumiyeti alacağını talebe hakkı olduğuna hükmedilerek, bu miktarın tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırıldığını, ancak karara esas alınan bilirkişi raporunda yıllık kârın 107.616,00 TL olduğunun belirtildiğini, halbuki taraflar arasındaki ticari ilişkinin 9,5 ay kadar devam ettiğini, zira davalıya keşide edilen 10.03.2016 tarihli ve ...yevmiye sayılı ihtarnamede, sözleşmeden doğan mükellefiyetlerin yerine getirilmediğinin belirtildiğini ve davalının cevabi ihtarnamesinde de 25.01.2016 tarihinde sözleşmeyi dava dışı ...’ya devrettiklerini bildirdiklerini, tüm bu yazışma-lardan ve müvekkil defter ve kayıtlarındaki hesap hareketlerinden de anlaşıldığı üzere, taraflar arasındaki ilişkinin fiilen 01.04.2015 - 25.01.2016 tarihleri arasındaki yaklaşık 9,5 ay devam ettiğini, bilirkişilerin hesaplamalarında 1 yıl olarak dikkate aldıkları satış ve 107.616,00 TL tutarındaki kâr miktarlarının esasında 1 yıllık değil, 9,5 aylık süreye ilişkin miktarlar olduğunu, bu sebeple raporda 1 yıllık kâr mahrumiyetinin hesaplanmasında, bu 9,5 aylık süreye tekabül eden kârın ve davalının taahhüdünün dikkate alınması gerektiğini, hesaplamanın bu şekilde yapılmadığını, bu nedenle karara esas alınan bilirkişi raporu eksik incelemeyle ve hesap hatası ile düzenlendiğinden, yerel mahkeme kararının da eksik inceleme ile verildiğini, Yerel mahkemece müvekkilin 4 aylık süre içinde aynı bölgede aynı miktarda satış yapabilecek yeni bir yetkili servis bulabileceği yolundaki kararının da bir dayanağı olmadığını, zira karara esas alınan bilirkişi raporundaki bu yoldaki beyanların tamamen âfâki ve varsayımdan ibaret ve dayanaksız olduğunu, mahallinde bir keşif dahi yapılmadığını, davalının ticari ilişkinin başında sözleşme süresi boyunca müvekkilden belli bir miktarda mal alıp satmayı taahhüt ettiği için müvekkil tarafından yatırım yapıldığını, sözleşmenin süresinden evvel feshine neden olan davalı nın sözleşme süresi sonuna kadar almayı taahhüt ettiği maldan elde edilecek kâr kadar müvekkili zarara uğrattığını, aynı bölgede rekabet kuralları ve petrol piyasası mevzuatı kapsamında 4 aylık bir süre içinde yeni bir bayilik ilişkisi kurulabilmesinn mümkün olmadığını, bilirkişilerin bu yoldaki varsayımlarının hiçbir teknik, sübjektif ve somut bir dayanağı olmadığını, o bölgede başka bir bayilik açılabilmesi için gerekli fiziki şartların, rekabet ve mesafe kurallarının, ruhsat kriterlerinin olup olmadığının da araştırılmadığı nı, bununla ilgili bir done sunulmadığını, idari kurumlardan yerel yönetim ve EPDK’dan aynı bölgede başka bir madeni yağ bayilik ilişkisi kurulabilmesinin fiziken mümkün olup olmadığının sorulmadığını, kaldı ki dava konusu bayilik orada olduğu müddetçe o bölgede aynı şartlarda kâr getirisi olan yeni bir bayilik ilişkisi kurulmasının mümkün olamayacağını, mümkün olsa da bu durumun müvekkile getireceği maddi ve mali yükün de göz önünde bulundurulmadığını, zira böyle bir olasılıkta müvekkilin yeniden yatırım yapması gerekeceğini, sunulan nedenlerle yerel mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini,
Somut olayda zararın ortada olduğunu ve mahkemece tespit edildiğini, bu zararın doğmasında davalının kusurlu olduğunun da sabit olduğunu, müvekkil şirketin bu zararın doğumunda ve / veya artmasında herhangi bir etkisi olmadığı gibi, zararın doğmasına sebep olan fiile rızası da olmadığını, ayrıca davalının, meydana gelen bu zarara direkt olarak kasıtlı eylemi olan, işyerini müvekkilin muvafa -kati olmaksızın devretmesi sebep olduğunu, bu sebeple hafif kusurlu olarak da kabul edilemeyeceğini, öte yandan davalının müvek -kile ödemek zorunda kalacağı bu tazminatlarla ilgili olarak ...’ya rücu hakkı ve imkânı olduğundan, yoksullaşmadan da söz edileme -yeceğini, karara dayanak rapordaki kâr mahrumiyeti hesabındaki maddi hatalar dışında, kâr mahrumiyeti talebinin 4 ayla sınırlandırıl ması gerektiği yolundaki kararın kabul edilmesinin bu sebeple mümkün olmadığını, kaldırılmasını talep etmek mecburiyetinde kalındığını, Tüm bunların dışında müvekkil şirketin sözleşmedeki hak ve yetkisine dayanarak, teminat mektubundan alacağını tahsil ederek, bakiye miktar üzerinde de uğradığı zararları ve kâr mahrumiyeti alacağı için hapis hakkını kullandığını, mahkemece bu meblağın sadece kâr mahrumiyeti alacağı için tutulmuş gibi mahsuplaşmanın infaz aşamasında düşünülmesine karar verilmişse de, uğranılan diğer bir zararın da müvekkilin faiz alacağı olduğunu, mahkemece bu husus da göz önünde bulundurulmadan karar ihdas edildiğini, kararın bu sebeple de kaldırılması gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DAVALI VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; davacının davaya konu alacak talepleri kapsamında davalıya ait teminat mektubu nu nakde çevirerek alacağından mahsup ettiğinin dosya kapsamındaki beyan ve bilgilerden anlaşıldığı halde bu miktarın dava alacak tutarının hesaplanmasında dikkate alınmamasının hatalı olduğunu, bbakiye 128.059,00 TL'nin kar kaybının nakdi teminatı olarak alındığı davacının kabulünde iken mahkemece bu durumun açılmış davayı etkilemeyeceğinden bahisle göz ardı edilmiş olmasının hukuka aykırı olduğunu, davacı taraf peşin iş geliştirme destekli yatırım protokolü uyarınca müvekkil şirkete 1.000.000 TL peşin iş geliştirme desteği ödediğini, bunun karşılığında ise müvekkil şirketten aynı bedelli teminat mektubu aldığını, müvekkil şirketin sözleşme süresince 10.885 lt. madeni yağ satışı yaptığını ve sözleşmenin feshi üzerine davacı tarafın peşin iş geliştirme desteğini, müvekkilin yapmış olduğu satış bedellerini düşerek mevcut teminat mektubunu nakde çevirerek tahsil ettiğini, teminat mektubunun 1.000.000 TL bedelli, davacının alacağı iş geliştirme desteğinin ise 871.941,00 TL olduğunu, teminat mektubu bedelinden geriye kalan 128.059,00 TL'nin ise müvekkil şirkete iade edilmeyerek, kar kaybı olarak davacı şirket uhdesinde tutulduğu nu,
Davacı tarafın uhdesinde tuttuğu teminat mektubu bedelinden geriye kalan müvekkil şirkete ait 128.059,00 TL’yi kar mahrumiyetinin nakdi teminatı olarak kayıtlarına aldığını ikrar ettiğini, bu durumun 25/03/2022 tarihli ek bilirkişi raporu ile de sabit olduğunu, Somut olayda teminat mektubunun paraya çevrilmesi neticesinde 128.059,00 TL'nin kar kaybı alacağı olarak davacının uhdesinde tutuldu ğunun ihtilafsız olduğunu, hal böyle iken davacının kabulünde olan bu durumun mahkemece değerlendirilmemiş olmasının açıkça hukuka aykırı olduğunu, Yerel mahkemece mahsubun infaz aşamasında değerlendirilmesi yönünde hüküm kurulmasının hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, yargılama süresince müvekkile ait teminat mektubunun, davanın açılmasından önce davacı tarafından nakde çevrildiği, belli bir miktarının kar kaybı teminatı adı altında davacının uhdesinde tutulduğunun gerek davacı gerekse tarafların ca defalarca dile getirildiğini, bu husus taraflar arasında ihtilafsız olduğu halde mahkemece hüküm kurulurken dikkate alınmamış olmasının hatalı olduğunu, kural olarak takasın hakim tarafından dikkate alınabilmesi için dava açma zorunluluğu bulunmadığını, davada def’i olarak ileri sürülmesinin yeterli olduğunu, devam eden yargılama sırasında ve süresinde takas mahsup def'i ileri sürüldüğü halde mahkemece bu hususun infaz aşamasında değerlendirilmesi yönünde hüküm kurulması hatalı olduğunu, taleple rinin mevcut yargılamada değerlendirilmesi gerektiğini, bu yapılmadığı için mahkemece hukuka ve usul ekonomisine aykırı şekilde infaz aşamasında aynı konuya ilişkin dava açmaya zorlandıklarını, hal böyleyken mahkemece yasal mevzuat ve yerleşik Yargıtay uygulaması dikkate alınmaksızın takas mahsup def'ilerinin değerlendirilmemiş olmasının hatalı olduğunu, kararın bu sebeple de bozulması gerektiğini,
Devre muvafakati olan davacının müvekkilden kar kaybı alacağı talep etmesinin mümkün olmadığını, mahkemece işletmeyi devralan dava dışı ... şirketinin davacıdan yağ satın almak istemediği, yani davalı ile davacı arasındaki sözleşmenin hükümlerini devam ettirmeyi istemediği, bu nedenle de davacının sözleşmeyi haklı olarak feshettiği kanaatine varıldığını, taraflar arasındaki sözleşmeye aykırı davrananın davalı müvekkil şirket değil, işletmeyi devralan dava dışı ... olduğunun mahkemenin kabulünde olduğunu, ancak davacı Shell' in işletme devrine muvafakat ettiği hususunun mahkemece göz ardı edildiğini, davacının devire muvafakat ettiğinin ve devralan şirketle çalışmaya devam etme gayretinde olduğunun açıkça görüleceğini, davacı şirketin .... Noterliğinin ......01.2017 tarih ve ........ yevmiye nolu ihtarnamesini işletmeyi devralan ...'e de göndererek sözleşmenin ifa edilebilir hale getirilmesini talep etmesi nin devir işlemine muvafakat ettiğinin en açık göstergesi olduğunu, işbu ihtarname ile ...'den sözleşmeyi icra edilebilir hale getirme sini talep ettiğini ve anlaşmayı devam ettirmek için sözleşmenin feshedildiği 31 Mayıs 2016 tarihine kadar ... ile görüşmeler yaptığını, ihbar olunan ...'in başka bir yağ tedarikçisiyle çalışmaya başlaması üzerine davacının sözleşmeyi feshettiğini, açtığı dava ile de kar kaybı alacağı talep ettiğini, en nihayetinde davacının işletme devrinden haberdar olduğu ve hatta devire muvafakati olduğunun dosyada mübrez belgelerden açıkça anlaşıldığını, hal böyleyken davacının işletmenin bilgisi ve rızası dışında devredilmiş gibi davranarak haksız ve hukuka aykırı taleplerle açtığı davanın kabulünün hatalı olduğunu, Taraflar arasındaki yağ tedarik sözleşmesini davacı feshettiğinden davacının artık kar kaybı alacağı talep etmesinin mümkün olmadığını, davacının gerek müvekkil şirkete gönderdiği ihtarnamede gerekse işbu dosyada yer alan dava dilekçesinde sözleşmeyi kendisinin feshettiğini defaten beyan ettiğini, fesih sebebiyle oluştuğunu iddia ettiği menfi zararını ise müvekkil şirkete ait 1.000.000 TL bedelli teminat mektubunu paraya çevirmek suretiyle tahsil ettiğini, sözleşmeyi feshederek menfi zararını tazmin eden davacının artık hükümsüz kalan bu sözleşmeye tekrar dönerek borcun ifa edilmemesinden doğan müspet zararının tazminini talep hakkına haiz olmadığını, zira 6098 sayılı TBK'nın 125/son maddesi uyarınca sözleşmeyi haklı olarak fesheden tarafın müspet zarar kapsamında kalan kar kaybını istemesinin mümkün olmadığını, kaldı ki taraflar arasında imzalanan Yağ Tedarik Sözleşmesinin 13.4. maddesi gereğice de davacının müvekkil şirketten kar kaybı alacağı bulunduğu yönündeki hükmün hatalı olduğunu ve kaldırılması gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, taraflar arasında imzalanan bayilik sözleşmesinin davacı tarafça haklı olarak feshedildiği iddiasıyla mahrum kalınan kâra ilişkin alacağın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ve verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Dosya kapsamına göre, davanın 30/01/2017 tarihinde İstanbul 10 ATM.'nin 2017/95 Esası ile açıldığı, bu mahkemece yapılan değerlendirme sonucu 09/05/2017 tarih ve 2017/95 Esas -2017/668 Karar sayılı kararı ile, dosyanın İstanbul 3 ATM.'nin 2016/1188 Esas sayılı dosyası ile birleştirilerek dosyanın İstanbul 3 ATM. Nin ilgili dosyası arasına gönderildiği, İstanbul 3 ATM. Nin 2016/1188 Esas sayılı dosyasının yargılaması sırasında 16/05/2019 tarihli duruşmanın 1 nolu ara kararı ile; İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/95-668 E.K. Sayılı birleştirme kararı ile birleştirilen dava dosyasının iş bu davadan tefriki ile mahkemenin yeni esas sırasına kayıt edlimesine karar verildiği ve tefrik sonucu dosyanın 2019/425 Esas sırasına kaydedildiği, bu esas üzerinden yapılan yargılama sırasında bilirkişi heyetinden kök ve ek rapor alınmak suretiyle istinafa konu karar verilmiştir. Somut olayda, davalı şirket ... yeltkili satıcısı olup, yine ...marka araçların yetkili servis faaliyetlerini,......ikinci el araçların ise yetkili satıcılık faaliyetlerini yürütmekte olduğu, taraflar arasında 01.04.2015 başlangıç tarihli 5 yıl süreli “madeni yağlar satış ve tedarik anlaşması” imzaladığı, İşbu anlaşmaya göre davalı 5 yıllık süre boyunca madeni yağ alımlarını münhasıran ...den yapacağını taahhüt etmiştir. İşbu sözleşme yürürlükte iken davalı şirket, Ilıca yolu Üzeri 10. Km 25700 ....... adresinde bulunan... yetkili satıcı ve yetkili servisi, ... yetkili servisi, ... yetkili servisi ve ......yetkili satıcısı olarak faaliyet gösterdiği taşınmazlarını içeriğinde yetkili satıcı ve servis faaliyetleri için zaruri olan tüm ekipman, donanım, mütemmim cüzleriyle birlikte dava dışı ... AŞ'ne devretmiştir. Davacı/...ile davalı/......... arasında akdedilen 01.04.2015 başlangıç tarihli Madeni Yağlar Satış ve Tedarik Sözleşmesiyle davalı/....., işlettiği otomobil servisinde (işletmesinde) kullanacağı madeni yağları sözleşme süresi boyunca davacı /....'den satın almayı borçlanmıştır. Sözleşmenin 3 nolu maddesi hükmünü göre; Sözleşmenin 31.03.2020 tarihine kadar 5 yıl boyunca geçerli olmak üzere akdedildiği, Sözleşmenin 17.1 nolu maddesi hükmüne göre; davalı (Alıcı) bu Sözleşme ve eklerindeki hak ve yükümlülüklerini davacının (STP'nin) izni olmadıkça, kısmen veya tamamen başkasına devir veya temlik edemeyeceğinin düzenlendiği, Sözleşmenin 13.1 nolu maddesi hükmüne göre; davalı (Alıcı) veya davacının (STP'nin) Sözleşme veya Eklerindeki hükümlere aykırı davranması (yani borçlarının ihlal etmesi) halinde diğer taraf, ihlalin giderilme si için karşı tarafa 20 gün süre tanıyacaktır. Bu sürenin sonunda ihlalin giderilmemiş olması halinde, ihlale maruz kalmış olan taraf 30 gün önceden yazılı olarak ihbar etmek suretiyle Sözleşmeyi feshedebileceği düzenlenmiştir.Mahkeme gerekçesinde de belirtildiği üzere davalının sözleşmenin 17.1. Hükmüne aykırı davranması nedeniyle davacı tarafça sözleşme haklı olarak 31.05.2016 tarihinde feshedilmiş olup sözleşmenin yaklaşık 3 yıl 9 ay evvel sona erdiğinden, davacının kar mahrumiyetine ilişkin tazminat isteyebileceği anlaşılmıştır.Kâr mahrumiyeti süresinin hesabında, öncelikle davacının dava konusu taşınmaz için yeni bir bayilik sözleşmesi yapıp yapmadığı ve yeni bir istasyon kurup kurmadığı tespit edilmeli, yeni bir bayilik ilişkisi kurulmamış ise kâr mahrumiyeti süresinin, fesihten sözleşmenin sonuna kadar olan bölüm için değil, davacının aynı bölgede benzer bir bayilik kurabilmesi için gerekli makûl süre belirlenerek ve brüt kâr değil net kâr dikkate alınarak hesaplanması gerekir. (Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 11.04.2019 tarihli 2018/2661 E., 2019/2508 K. sayılı ve 15.12.2015 tarihli 2015/3689 E., 2015/16904 K. sayılı emsal kararları).Somut olayda, sektörel bilirkişinin de yer aldığı bilirkişi heyetince yapılan inceleme sonucu düzenlenen raporlarda mahrum kalınan kâr alacağına ilişkin olarak, hem sözleşme süresinin sonuna kadar mahrum kalınan kâr, hem de davacının aynı bölgede benzer bir bayilik kurabilmesi için gerekli makûl süre 4 ay olarak tespit edilip 4 ay için mahrum kalınan kâr hesaplanmıştır. Dava konusu istasyonun bulunduğu bölge dikkate alındığında davacının objektif kriterlere göre belirlenen bu 4 aylık süre içinde yeni bir bayilik kurabileceği açık olup, ilk derece mahkemesince 4 aylık makûl süre dikkate alınarak hesaplanan mahrum kalınan kâr alacağına hükmedilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Mahkeme gerekçesinde de belirtildiği üzere davalı tarafça verilen 1.000.000 TL bedelli teminat mektubu nun davacı tarafça paraya çevirmek suretiyle, davalıdan talebe hak kazanmış olduğu 871.941,00 TL tutarlı İş Geliştirme Alacağını tahsil ettiği, Teminat mektubu bedelinden geriye kalan 128.059,00 TL’lik kısmı ise iade etmeyerek, kar mahrumiyeti zararı olarak şirket uhdesinde tuttuğu tespit edilmiş buna göre hükmedilen kar mahrumiyeti bedelinin karar kesinleştiğinde işlemiş faiziyle birlikte nakde çevrilen bakiye teminat mektubu bedelinden mahsup edilebileceğine ilişkin mahkeme tespit ve gerekçesi yerinde olup bu yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. HMK 282 maddesindeki "Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir," yasal düzenlemeleri de gözetildiğinde; Davacı vekili ve davalı vekili tarafından mahkemenin kabulüne yönelik ileri sürülen istinaf sebepleri yargılama aşamasında verilen beyan dilekçeleri ile de ileri sürülmüş, ilk derece mahkemesin ce alınan bilirkişi heyet raporunda ve mahkemece verilen hüküm gerekçesinde bu iddialar değerlendirilmiştir.Dava dosyası içerisi nde ki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesince gerekçesi yazılmak suretiyle hüküm kurulduğu da gözetildiğinde; mahke menin kabul ve gerekçesine göre taraf vekillerinin mahkemenin kabulüne yönelik tüm istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Sonuç itibariyle, davacı vekili ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı ve davalının istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı ve davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının ayrı ayrı hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 2.450,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 613,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 1.837,40 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davacı ve davalı üzerinde bırakılmasına,
6-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 09/04/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.