İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Taraflar arasındaki davadan dolayı İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 07.07.20.23 gün ve 2023/378 E. 2023/551 K. sayılı hükmün istinaf yoluyla Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.
DAVA: Davacı vekili, davalı .... Şti. tarafından davacı müvekkil aleyhine İzmir 4. İcra Müdürlüğünün 2019/11486 sayılı icra takibi başlatıldığını, ancak davacı müvekkilin takip alacaklısı şahsa böyle bir borcu bulunmadığını, davalı müvekkil aleyhine kambiyo senetlerine mahsus takip açılmış olup takip dayanağı olarak 31/07/2019 vade tarihli 39.000,00 TL bedelli bono sunulduğunu, takip yolunda borçlu senedin “ödeyecek kişi” bölümünde kimlik bilgileri yazılı kişi olup, bu takip yolu ile ödeme emri gönderilecek borçlu da bu kişi olduğunu, takip dayanağı bono incelendiğinde borçlu kısmında açık bir şekilde.... A.Ş. yazmasına ve kefil kısmının da boş bırakılmasına rağmen borçlu olarak müvekkile tebliğ yapıldığını, yapılan tebligat usule aykırı olup müvekkilin davalı tarafa hiçbir borcu bulunmadığını, nitekim bono üzerindeki imzalarda müvekkile ait olmadığını, davalı taraf haksız ve hukuka aykırı olarak müvekkilin evine hacze gelmiş olup, müvekkil haciz tehdidi altında davalı tarafa 5.000 TL ödeme yapmak zorunda kaldığını, kaldı ki müvekkil işbu dava açılırken icra tehdidi altıda olup kendisinin olmayan bir borcu ödemeye zorlandığını, müvekkilin davanın derdest olduğu sırada kendisine ait olmayan dava konusu borcun 5.000 TL’sini de haciz tehdidi altında ödemiş olduğunu belirterek, davacı müvekkilin davalıya İzmir 4. İcra dairesi 2019/11486 E. Sayılı dosyası nedeniyle borcu olmadığının tespitine, müvekkilin kendisine ait olmayan bu borcun 5.000 TL’sini haciz tehdidi altında ödemesi nedeniyle bu bedelin ticari faizi ile davalıdan istirdatına, davalı tarafın kötüniyetli olarak işbu takibi açması nedeniyle İİK madde 72 uyarınca %20’den aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davaya dayanak icra takibi kambiyo senedine özgü icra takibi olup bonoya dayalı olduğunu ve davacı da bonodan dolayı borçlu olmadığının tespiti ile alacak talebinde bulunduğunu, bu nedenle işbu davaya bakmakla görevli mahkeme asliye ticaret mahkemeleri olduğunu, bu nedenle görev itirazının bulunduğunu, bu doğrultuda görevsizlik nedeniyle işbu davanın usulden reddine karar verilmesini talep ettiğini, somut dava alacak talebi yönünden zorunlu arabuluculuk dava şartına tabi olduğunu, kural olarak menfi tespit davası ile menfi tespit davasının yargılaması aşamasında resen istirdat davasına dönen istirdat davası, yargı kararları doğrultusunda zorunlu arabuluculuk dava şartına tabi olmadığını, ancak davacının, işbu davasında dava dilekçesinde doğrudan tahsil, alacak talebi olduğunu, işbu talebi yönünden somut dava, zorunlu arabuluculuk dava şartına tabi olduğunu, davacı tahsil talebi yönünden dava şartını yerine getirmediğini belirterek, görev itirazları doğrultusunda işbu davanın görevsizlik nedeniyle usulden reddine, arabuluculuk dava şartı itirazları doğrultusunda işbu davanın usulden reddine, işbu haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, somut uyuşmazlıkta davacının, takip ve dava konusu bononun borçlusu olmadığı, buna rağmen kendisi aleyhinde takip yapıldığı, takip kapsamında kısmi ödeme yaptığı iddiası ile eldeki davayı ikame ettiği, mahkememizce dosyaya kazandırılan takip dosyası ve dayanak senedin incelenmesinde davacının senette keşideci veya ciranta olarak yer almadığı, senedin keşidecisinin takip ve dava dışı ... A.Ş olduğu, bu şirkete ilişkin senet üzerinde kaşe bulunduğu, yine bu kaşeler üzerinde 2 adet imzanın bulunduğu, her ne kadar senedin bono olarak geçerli olabilmesi için tek imza yeterli ise de 2 adet imzanın bulunmasının senedin geçerliliği üzerinde olumsuz bir etkisinin olmadığı, davacının keşideci şirketin yetkilisi olup olmamasının şirketin borcundan sorumlu olduğu anlamına gelmeyeceği, nitekim hukukumuzda tüzel kişiliğin bir örneği olan limited şirketlerin ayrı bir hukuki kişiliğinin bulunduğu ve şirketin kendi borçlarından kendisinin bizzat sorumlu olduğu ilkesinin geçerli olduğu, limited şirket ortaklarının adi alacaklar yönünden kural olarak sorumluluğunun bulunmadığı, davalı tarafından davacının aval olduğu savunulmuş ise de senedin ön yüzünde davacıya atfen atılan herhangi bir imza bulunmadığı gibi davacının isim ve diğer kimlik bilgilerinin de senette yer almadığı, senetteki ikinci imzanın davacıya ait kabul edilemeyeceği, bu haliyle davacının söz konusu senetten kaynaklı olarak keşideci veya aval sorumluluğundan bahsedilemeyeceği, borçlu olmadığının kabulü gerektiği, ayrıca davacı tarafından dava öncesinde takip kapsamında ihtirazı kayıt ile davalıya 26/07/2022 tarihinde 5.000,00 TL kısmi ödeme yapıldığı, davacının takip kapsamında haciz baskısı altında yapmış olduğu bu ödemenin istirdadını talep edebileceği anlaşılmakla davanın kabulüne, davacının takip konusu senedin keşidecisi ve avali olmadığı ve bu hususun senet metninden açıkça anlaşıldığı halde davalının davacı aleyhinde doğrudan takip yaptığı ve takipte keşidecinin taraf olarak yer almadığı, davalının haksız ve kötüniyetli olduğu mahkememizce değerlendirilmekle istirdada konu edilen kısım mahsup edilerek menfi tespite konu bakiye kısım yönünden davacı yararına kötüniyet tazminatına hükmedilmiştir.
Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Davalı vekili, arabuluculuk başvurusunda bulunmadan açıldığı anlaşılan davada usulden red kararı verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme yapıldığı, karar gerekçesinden hangi somut olgular ile hangi nedenlerle karar verildiğinin açıklanmadığı, davacının senedi şirket kaşesi ile birlikte kendisi tarafından ayrıca imzalandığı, ön yüzündeki çift imzanın davacıyı şahsi olarak da sorumlu kılacağı yönündeki beyanlarının incelenmediği gibi bu hususta bir gerekçesinin de belirtilmediği, senet üzerinde imza incelemesinin yapıldığı zira imzaya itirazın söz konusu olduğu, çifte imza durumuna ilişkin dilekçede birtakım kararlardan bahsedilerek davalının keşideci lehine aval verdiğinin kabulünün gerektiği hususlarının istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.
Dava, kambiyo takibine konu bonodan kaynaklı menfi tespit istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
Somut olayda, davacı yanca takip konusu senedin keşideci kısmında ...A.Ş. yer aldığı, kefil kısmının ise boş olduğu dolayısı ile davacının takip konusu bonoda yer almaması sebebiyle borçlu olmayacağı, bono üzerindeki imzaların da davacıya ait olmadığı belirtilerek açılan iş bu menfi tespit davasında davalı yanca senedin ...A.Ş. ile davalı arasındaki münasebet kapsamında verildiği, davacı yanca senedin şirket kaşesi ile birlikte kendisi tarafından da imzalandığı, davacı yan imzasının aval veren sıfatıyla atıldığı, şirket arası borçlar yönünden ticari kayıtların incelenebileceği belirtilmek suretiyle savunmada bulunulması üzerine mahkemece senet üzerinde davacı yanın bulunmadığı, senedin tek imza ile geçerli olabileceği, senet üzerinde iki imza bulunmakla birlikte ikinci imzanın senedin olumsuz geçerliliğine bir etkisinin olmayacağı, senedin ön yüzündeki ikinci imza yönünden aval durumunun olmadığı, takip konusu senet yönünden davacının bir muhataplığının olmaması sebebiyle borçlu kabul edilemeyeceği değerlendirilerek davanın kabulü yönünde karar verildiği anlaşılmıştır.
Aval, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nun 612. maddesine göre, poliçede yazılı bulunan borcun ticari senetler hukukuna göre tekeffül edilmesini sağlayan hususi bir kefalettir. Bu kefaleti veren şahsa, aval veren denir (Doğanay, İsmail, Türk Ticaret Kanunu Şerhi, 2. Cilt, 4.Bası, s.1911).
Aval, üçüncü bir şahıs tarafından veya poliçeye imza koyan diğer bir şahıs tarafından verilebilir. TTK’nun 613/3 maddesine göre aval beyanından, hangi şahsın borcunun tekeffül edildiğinin açıkça anlaşılamadığı hallerde, avalin, keşideci hesabına verildiğinin kabulü gerekir.
TTK’nun 612/2. maddesindeki üçüncü şahıstan maksat, henüz senette imzası bulunmayan kimselerdir.Poliçenin yüzüne, keşideci veya muhatap müstesna olmak üzere poliçe borçlularının veya üçüncü şahısların sadece imza etmeleri halinde, imza eden şahıs aval vermiş sayılır. (TTK m. 613/2). Bu, yasal bir karinedir.
TTK’nun 688/7. maddesi ile 613/7. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, bononun geçerli olması için, tek imza yeterlidir ve senet ön yüzüne atılan ikinci imza aval şerhi sayılır. Hemen vurgulanmalıdır ki, şirket yetkilisi tarafından da olsa senede atılan ikinci imza, şirket kaşesi olmadan atılmış ise, burada keşideci sıfatı söz konusu olmayacağından, bu imza aval olarak kabul edilir ve bu imza sahibi borçtan şahsen sorumlu olur. Senette atılan her iki imza da şirket kaşesi üzerine atılmışsa, burada artık aval olgusundan söz edilemez. (Yargıtay HGK'nın 2011/12-480 esas ve 2011/598 karar sayılı ilamı)
Açıklanan bu hususlar kapsamında somut olaya konu bononun incelenmesinde; 13/11/2018 düzenleme tarihli, 31/07/2019 ödeme tarihli ve 39.000,00 TL bedelli olduğu, senet üzerinde "nakden" kaydının bulunduğu, senedin ön yüzünde keşideci kaşesinin haricinde bir imza daha bulunduğu, bono keşidecisinin dava dışı ...A.Ş., lehtarının ise davalı yan olduğu görülmekle birlikte taraf ve iddia ve savunması da göz önüne alındığında dava konusu senedin ön yüzündeki ikinci imzanın aval veren olarak kabul edilmesi gerektiği anlaşılmakla aksi yöndeki mahkeme kabulüne iştirak edilmemiştir.
Bu kapsamda senet üzerinde yer alan imzalar yönünden davacı yanca imza inkarında bulunulduğundan imzanın davacı yana ait olup olmadığı noktasında herhangi bir inceleme yapılmaksızın yargılamaya devam olunmuş ise de, Mahkemece üçüncü kişi dinlenilmeksizin ve imzasının aidiyeti araştırılmaksızın hüküm kurulması yerinde görülmemiştir.
O halde senet üzerinde yer alan imzalar yönünden davacı yanca imza inkarında bulunulduğundan mahkemece yapılacak iş davacının tatbike medar bol miktarda, huzurda imza örnekleri de alınmak sureti ile, dava konusu bononun düzenleme tarihlerine yakın tarihlerdeki resmi kurum ve kuruluşlar, bankalar, noterler vb. yerlerde bulunan imza örnekleri asıllarının toplanılarak dosyanın bono aslı ile birlikte imza incelemesine esas olmak üzere ATK veya Polis-Jandarma Kriminal Laboratuarı'nda uzman bilirkişilere tevdi ile dava konusu bono üzerinde şirket kaşesi haricinde bulunan imzanın davacının eli ürünü olup olmadığı noktasında rapor aldırılmasından, gerektiğinde bu yönden kazandırılacak rapora itirazların da giderilmesinden sonra imzanın davacıya ait olduğunun net bir biçimde anlaşılması halinde davalı yan savunması kapsamında uyuşmazlık konusu bononun dava dışı keşideci ...A.Ş. ile lehtar konumundaki davacı arasındaki ticari ilişki kapsamında verildiği iddia ediliğinden ve lehtar tarafından verilme sebebi talil edilmediğinden (senet üzerinde nakden kaydının olduğu görülmekle) keşideci şirketin lehtar şirkete dava konusu bono kadar borçlu olup olmadığına yönelik ispat yükünün borçlu-keşideci şirkete ait olduğunun kabulü ile senede karşı senetle ispat kuralı çerçevesinde borçlu olunmadığına bildirilen delillerin toplanması gerekmesine karşın, Mahkemece tüm bu hususlara değinilmeksizin eksik inceleme ve yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenlerle davalı tarafın istinaf itirazları doğrultusunda kararın HMK'nun 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmiştir.
Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurularının esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenenlerle;
1-Davalının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE,
2-İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 07/07/2023 tarihli, 2023/378 esas ve 2023/551 karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-Kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına
5-İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine,
6-Karar tebliği ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.09/04/2026