Taraflar arasındaki davadan dolayı İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 16.12.2021 gün ve 2020/493 E. 2021/1165 K. sayılı hükmün istinaf yoluyla Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.

DAVA: Davacı vekili, davacı, imar affının çıktığı günlerde tapusuz olan evinin imar affından yararlanmasını istemiş,bu konuda bir arkadaşı davalıyı(davalı iş takipçisidir) tavsiye ederek benim tapu işimi halletti istersen bir tanış demiş,davacı,davalı ile tanışmış evinin imar affından yararlanması için gerekli parayı ve belgeleri verdiği, davalının bu işleri hallettiği, daha sonra davalı, davacıyı kandırarak sahte olarak hazırlamış olduğu Çevre Şehircilik ve İl Müdürlüğünce 31.12.2019 tarihinde, 35020100067 taşınmaz (ihale) nolu, ....ili,... İlçesi,.... mh... pafta,... ada,... parsel de kayıtlı ev niteliğinde bir taşınmaz var, bu ev 125.000,00 TL'ye ihaleye çıkartılacak, bunu sana alalım dediği, ihale masrafı olarak da 125.000,00 TL'yi şüpheliye teslim ettiği, karşılığında, dava dilekçeleri ekinde görülen sahte evrağı verdiği, davalı bu ihalenin iptal olduğunu ve paranın iade edilmeyeceğini söylediği, bunun yerine davacıya;.... ili,.... ilçesi,.... mh.... parselde kayıtlı arsanın arkasında ... parsel sayılı bir arsa var, (böyle bir arsanın da olmadığı da daha sonra tespit edildiği, .)gel sana bu arsayı alalım dediği, sahte bir imar krokisi düzenleyerek davacıya verdiği ve bunun karşılığında davacıdan 153.000,00 TL.daha almış,bu şekilde davalı, haksız bir şekilde davacıdan aldığı paralarla sebepsiz zenginleştiği, ayrıca davalı, belediyeden 147.000,00 TL.para iadesi olacak deyip davacıya devamlı gerek telefonla, gerekse yüzyüze buluşup, ona devamlı manevi baskı yapıp, hile ile kandırarak,dava konusu 147.000,00 TL.bedelli bir de senet aldığı, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın,2020/87579 hazırlı dosya numarası ile nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlamasıyla davalıdan şikayetçi olduğu, soruşturmanın devam ettiği, davalı da hile ile davacıdan aldığı senedi İzmir 14.İcra Müdürlüğü’nün,2020/6883 Esas sayılı dosyası icraya koyduğu ve davacı hakkında icra takibi başlattığı, İİK.md.72 gereğince icra takibine konu İzmir 14.İcra Dairesi'nin,2020/6883 Esas sayılı dosyasında bulunan senetten dolayı davacının,davalıya borçlu olmadığının tespitine, davalıya(alacaklıya),davacı tarafından haksız bir şekilde icra takibinden önce ve sonrasında ödenen tüm paraların istirdatına, İİK.md.40/2 gereğince icranın eski hale iadesine, icra takibinin davacının daha fazla mağdur olmaması için,yargılama sonuna kadar teminatsız olarak durdurulmasına, davacıdan icra takibinde tahsil edilen paraların davalıya ödenmemesine,davalının icra takibini haksız ve kötüniyetli olarak yürütmesi sebebiyle alacak miktarının %20 si oranında tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, dava konusu senedin, müvekkilin davacı borçluya elden 172.000,00 TL borç para vermesi ve davacının kendisine sonradan 25.000,00 TL elden geri ödemesi sonucu kalan bakiyeye karşılık tanzim edildiği, davaya konu edilen senet, davacı yanca kendi rızası dolayısıyla ve hiçbir hile baskı vs. olmaksızın düzenlendiği, icra ve dava konusu edilen 147.000,00 TL lik senet de müvekkilinin davacı yana elden borç olarak vermiş olduğu paraya ilişkin olduğu, davacı borçlu, müvekkilinden 172.000,00 TL borç para aldığı ve sonrasında bu paranın 25.000,00 TL sini müvekkiline ödediği, ancak kalan bakiyeye karşılık senet düzenlemek istediği, müvekkilin bu teklifi kabul etmesi üzerine tarafların, dava konusu 147.000,00 TL lik senedi tanzim ettikleri, senedin vade tarihi geldiği zaman davacı yan, senetten doğan borcunu ödemediği, bunun üzerine İzmir 14. İcra Dairesinin 2020/6883 E. Sayılı dosyası ile devam eden icra takibi başlatıldığı, davacı yan, ödeme emrinin kendisine ulaşmasından sonra kanuni süre içerisinde hiçbir itirazda bulunmaksızın borcu kabul ettiği ve söz konusu icra takibi bu bağlamda kesinleştiği, davacı borçlunun müvekkili sayın mahkeme huzurunda suçlu olarak yansıtmaya ve bu yolla senet borcundan kurtulmaya çalıştığı açıkça ortada olduğu, davacının açmış olduğu haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, kötüniyeti açıkça ortada olan davacı borçlu aleyhine alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi talep istemiştir.

Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, İzmir Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından verilen 09/03/2021 tarihli müzekkere cevabında taraflara ait herhangi bir kaydın olmadığı, ihale konusunun Hazineye ait olduğu, bu taşınmaz üzerindeki çay ocağının ihale edildiği ancak tarafların bir kaydının bulunmadığının bildirildiği, bu cevaptan da anlaşıldığı üzere, ihale bilgilerinin iddia edildiği gibi gerçekleşecek idiyse İzmir Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü'nden teyit edilebileceği, bu konuda davacının önünde bir engel bulunmadığı, kamu kurum ve kuruluşlardaki kayıtların halka açık olarak öğrenme imkanının günümüzde daha da kolay hale getirildiği, bir başvuru sonucu kişinin adres, cep telefonu, e-mail gibi araçlarla yönlendirildiği, bilgilendirildiği, söz konusu ihalenin yapılacağı, sorunsuz yürüyeceği kabul edilse dahi üzerinde yer alan geçici teminat bedelinin senet bedelinden çok daha düşük olduğu, bu bedelin yatırıldığı inancından sonra resmi kayıt, dekont ve makbuzların elde bulunması gerektiği, ki bulunmadığı taktirde her insan gibi neden bulunmadığının araştırılmasının davacıdan bekleneceği, davacı tanığı eşinin de beyanlarında görüldüğü üzere aslında Vergi Dairesine gidildiğinde bir takım hususlardan dolayı şüphelenildiği, bunu teyit ettirmek için yetkili kişilere sorma çabasında olunduğu, ancak; her nasılsa davalıya ödemelerin yapıldığını kabul ettikleri, sözleşme konusu ihalenin gerçekliğinin olup olmadığı hususunu davacının tüm yönleriyle araştırma yaparak tam anlamıyla kanaat ettikten sonra imza atması gereken kendi sorumluluğunda bir husus olduğu, var olmayan bir ihale adı altındaki sözleşmeye imza atılması ve akabinde senet verilmesinin kendisini bağlayacağı, kambiyo senetlerinin sebepten mücerret olduğu, dava konusu senet üzerindeki imzanın davacıya ait olduğu hususunun davacı tarafın kabulünde olduğu, borçlu olunmadığının ispat yükümlülüğünün davacı borçluya ait olduğu, davacının iddiasını yazılı delil ile ispatlamasının gerektiği, davacının senedin hile ile alındığına dair şikayeti üzerine takipsizlik kararı verildiği, belirtilen sebepler dahilinde dava konusu senedin anlaşmaya aykırı olarak hile ile alındığının usulüne uygun deliller vasıtasıyla ispatlanamadığı, davacının hile iddiasını tanık beyanlarıyla da ispat edemediği gibi kendi tanığı ...'nın dahi '... borçlu olduğunu söyledi ısrarla 147 bin TL lik senet var dedi, ....arabasını satmış vermiş bu adamı işi yürüsün diye, ...'ın sahte olarak verdiğini kabul etmiyorum' şeklinde aleyhinde beyanda bulunduğu, neticede senedin anlaşmaya aykırı olduğu hususlarının delillerle ispat edilemediği, yemin deliline de başvurulmadığı görülmekli ispat edilemeyen davanın reddine, kötü niyet tazminatı talebinin yasal şartlar oluşmadığından reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.

Davacı vekili, davalıların davacıyı kandırarak sahte olarak dosyada bulunan ihale belgelerini hazırlamak suretiyle davacının iradesini feshe de uğrattığı, kendisinden birden fazla kez para alındığı, buna dair kendisine sahte evrak verildiği, ihalenin iptal olduğu ve paranın iade edilmeyeceğini söylediği, devamında fırsat var diyerek yeni bir arsa almak noktasında davacıdan yeniden haksız para aldığı, bu şekilde sebepsiz zenginleştiği, devamında belediyeden 147.000,00 TL para iadesi alınacağı bu paranın ödenmemesi halinde daha önce ödenen paranın alınamayacağı beyanı ile telefonla ve yüzyüze ulaşmak suretiyle davacıya devamlı manevi baskı yapıp hile ile kandırarak dava konusu senedi aldığı, senet sebebiyle davacının borcunun olmadığı, yemin delilinin kendisine hatırlatılmadığı hatta isticvap davetiyesi gönderilmesi talep edilmesine rağmen bu talebin karşılanmadığı belirtilerek irade sakatlığından kaynaklı davacının kabulüne karar verilmesi gerekirken aksi yöndeki değerlendirmenin yerinde olmadığı hususları istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.

Dava, kambiyo takibine konu bonodan kaynaklı borçlu olunmadığı iddiasına dayalı menfi tespit istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
Somut olayda, davacı yan imar affından yararlanma imkanı ve isteği kapsamında davalı ile olan tanışıklığının devamında dava yanın kendisine ihaleden ev alma olanağı sunulması üzerine masraf olarak davalıya 125.000,00 TL verdiği, devamında başka bir taşınmaz alım imkanı kapsamında kendisine bu sefer 153.000,00 TL verdiği, ihalenin iptal olması nedeniyle kendisine verilen 125.000,00 TL'nin iade edilmeyeceğinin söylendiği, diğer 153.000,00 TL'nin ise esasen sahte belgeler gösterilmek suretiyle kendisinden alındığı, daha sonra belediyeden para iadesi yapılacağı söylenerek yine davalının davacıyı defalarca araması, bunaltması ve hile ile kandırarak 147.000,00 TL bedelli senet verildiği ve senedin İzmir 14. İcra müdürlüğünün 2020/6883 esas sayılı dosyası üzerinden takibe konu edilmiş ise de hile ile alınması nedeniyle borçlu olunmadığı gibi olay ile alakalı olarak İzmir CBS'nin 2020/87579soruşturma sayılı dosyası üzerinden davalı aleyhine suç duyurusunda bulunulduğu iddiasıyla davalı aleyhine açılan iş bu davada davalı yanca senedin elden nakit olarak davacıya verilen 172.000,00 TL'nin 25.000,00 TL'sinin iadesine rağmen kalan bakiyenin verilmemesi nedeniyle alındığı, davacı yanca diğer ileri sürülen hukuki ilişkiler kabul edilmemekle birlikte takip konusu senet ile ilgisinin olmadığının belirtildiği, mahkemece taraf tanıkları dinlenmekle ve savcılık soruşturma sonucu verilen KYOK kararının kesinleşmesi üzerine yukarıdaki gerekçeler ile davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

Menfi tespit davalarında kural olarak ispat yükü alacaklıya ait olup, alacak ilişkisi kambiyo senedinden kaynaklanıyorsa senede karşı senetle ispat kuralı gereği borçlu tarafından, aynı mahiyette bir belgeyle borçlu olunmadığının ispatlanması gerekmektedir.
Bu aşamada "ispat yükü" kavramına genel olarak değinilmelidir. Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir ve Türk Hukuk Lûgatında “kanıtlama, tanıtlama” olarak ifade edilmektedir (Türk Hukuk Lûgatı, Ankara 2021, Cilt I, s. 595).

Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise 6100 sayılı Kanun'un “İspat yükü” başlıklı 190 ıncı maddesinde yer almakta olup;
“İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir” şeklinde hüküm altına alınmıştır.
Yukarıda belirtilen maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü üzerinde taşıyacaktır. İkinci fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir.
Bu hüküm, 4721 sayılı Kanun'un “İspat yükü” başlıklı 6 ncı maddesinde yer alan; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür" ifadesine paralel olarak düzenlenmiştir.
İspat için başvurulan araçları (vasıtaları) ifade eden deliller; 6100 sayılı Kanun'da senet, yemin, tanık, bilirkişi, keşif ve uzman görüşü olarak sıralanmıştır. Ancak sayılan bu deliller sınırlayıcı (tahdidi) olmayıp, kanunun belirli bir delille ispat zorunluluğu getirmediği hâllerde taraflar kanunda düzenlenmemiş diğer delillere de dayanabilirler. Delillerin değerlendirilmesinde ise, hâkimin bağlılığı ve her bir delile bağlanan hukukî sonuçlar bakımından “kesin” ve “takdiri” deliller ayrımı esas alınarak incelenme yapılmaktadır. Kesin deliller başka bir ifadeyle kanunî deliller hâkimi bağlayıcı nitelikte olduğundan, hâkimin bu delilleri takdir yetkisi bulunmamaktadır. Kesin delillerden biri ile ispat edilen olay doğru olarak kabul edilmektedir. Takdiri deliller ise hâkimi bağlamaz, hâkim bu delilleri serbestçe tayin ve takdir eder, değerlendirir ve kararını buna göre verir.
Yukarıda bahsedilen ilkeler
Hukuk Genel Kurulunun 21.09.2021 tarihli ve 2017/(13)3-3146 Esas, 2021/1051 Karar; 07.12.2021 tarihli ve 2018/(13)3-979 Esas, 2021/1589 Karar; 28.12.2022 tarihli ve 2021/3-978 Esas, 2022/1944 Karar; 01.03.2023 tarihli ve 2022/11-221 Esas, 2023/134 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
Bununla birlikte eğer taraflardan biri senet metninde (somut olayda çek) yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, buna senedin talili denmektedir. Bu anlamda talil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir ve bu hâlde ispat yükünün kaydın aksini iddia edene ait olacağında kuşku bulunmamaktadır. Senede dayalı bu iddianın aksinin de yine yazılı belge ile kanıtlanması gerekir. (Yargıtay HGK 05.02.2019 tarih ve 2017/(19)11-821 E. - 2019/58 K. sayılı ilamı)
Yemin, taraflardan birinin davanın çözümünü ilgilendiren bir olayın doğru olup olmadığı konusunu, kanunda belirtilen usule uyarak, mahkeme önünde, kutsal sayılan değerlerle teyit eden ve kesin delil vasfı yüklenmiş sözlü açıklamalardır (03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı YİBK). Bir ispat vasıtası olan yeminin konusu HMK'nın 225. maddesine göre, davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli olan ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalardır. Yemini kendisine ispat yükü düşen taraf teklif edebilir. Mahkemece davacıya yemin teklif etme hakkının hatırlatılması için, delil listesinde açıkça yemin deliline dayanılmış olması yeterlidir.(Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 31.03.2022 tarih 2021/4667 Esas 2022/2642 Karar sayılı ilamı)
Yapılan açıklamalar ile yukarıda belirtilen ve yerleşik uygulamada belirlenen ilke ve esaslar çerçevesinde yapılan incelemede; dava, senedin irade sakatlığı ile verildiği iddiasına dayanan menfi tespit istemine ilişkin olup, ileri sürülen iddia ve savunma karşısında ispat külfetinin davacı yanda olduğu, iddianın ileri sürülüş biçimine göre senede karşı senetle ispat yasağının istisnalarından olan hile iddiasına dayanılmakla bu yönden ileri sürülen iddianın KYOK karanının kesinleşmesi ile ispatlanamadığı gibi dinlenen tanık beyanlarından aksi durumun çıkarılmasının mümkün olmadığı göz önüne alındığında davacının ileri sürdüğü iddiaların sübuta ermediği yönündeki mahkeme görüşünün yerinde olduğu anlaşılmakla birlikte ispat yükü kendisine düşen davacı tarafça dava dilekçesinde açıkça "yemin" deliline dayanılmış ise de davacı tarafa yemin teklif hakkının hatırlatılması ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, yemin teklif etme hakkı hatırlatılmaksızın hüküm tesisi doğru olmamış, bununla birlikte her ne kadar İDM'ce ret gerekçeleri arasında davacının yemin deliline dayanmadığı belirtilmiş ise de davacının bu yönde bir iradesinin olmadığı gibi esasen davacı yanca davalı asilin isticvap ile dinletilmesine yönelik 15/11/2021 tarihli dilekçesi bulunmakla bu dilekçenin görmezden gelinmesi de doğru olmamış bu kapsamda eksik araştırma ve incelemeyle yazılı biçimde karar verilmesi mümkün olmayacağından davacı vekilinin istinaf sebebi yerinde görülmüştür.
Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE,

2-İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 16/12/2021 tarih, 2020/493 esas ve 2021/1165 karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

4-Kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına

5-İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine,

6-Karar tebliği ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 09.04.2026