İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Taraflar arasındaki davadan dolayı Aydın Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 19.07.2023 gün ve 2023/279 E. 2023/457 K. sayılı hükmün istinaf yoluyla Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ...'ın 15/01/2020 tarihinde davalı ... ve dava dışı ... ile birlikte Söke Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne bağlı, ... Vergi Numaralı "...Şirketi" ni kurduklarını, 20/05/2020 tarihinde ...'nun sahip olduğu 160 payı müvekkili ...'a devrettiğini ve şirkette müvekkilinin 320 payı, davalı ...'in 160 payı olduğunu, 25/09/2020 tarihinde davalı ...'in 160 payını müvekkili ...'a devrettiğini ve şirketin tek hissedarının müvekkili olduğunu, 02/11/2020 tarihinde müvekkilinin 240 payını dava dışı ...'e devrettiğini, 2021 yılında müvekkilinin sahip olduğu 240 payını 600.000 TL bedel ile bir alıcıya devretmek istediğini davalıya söylediğini, davalı ...'inde şirkete yabancı birinin ortak olmasını istemediğini söyleyerek müvekkile ait 240 pay karşılığı 400.000 TL teklifte bulunduğunu, müvekkilinin de davalı ile aralarında bir güven ilişkisi olduğu için bu teklifi kabul ettiğini, aralarında Söke 1. Noterliği'nde 11/02/2021 tarihinde pay devri sözleşmesi imzalandığını, şirket sermaye artırımına gitmediği için pay devir bedeli olarak ticaret sicil gazetesinde belirtilen 6.000 TL devir bedeli olarak yazıldığını, resmiyette 240 payın değeri 6.000 TL olarak belirtilmiş ise de payın devri için gerçekte 400.000 TL bedel üzerinden anlaşma yapıldığını, davalı ... tarafından müvekkilin hesabına 11/02/2021 tarihinde 5.750 TL, 24/02/2021 tarihinde 8.700 TL "hisse bedeli" açıklamasıyla gönderildiğini, daha sonra da davalı tarafça müvekkile ödemeler yapılmış olup hisse bedeli olarak toplamda 25.000 TL müvekkilin hesabına gönderildiğini, müvekkiline bir kısım ödemeler yapılmış ise de kalan devir bedelinin ödenmediğini, şirketin ve doğal olarak hissenin bedelinin resmiyette göründüğünden çok daha fazla olduğunun başka bir göstergesi de şirket adına müvekkil tarafından imzalanan Söke 1. Noterliği'nin 22/10/2020 tarihli ve 12576 yevmiye numaralı araç satış sözleşmesi olduğunu, 22.10.2020 tarihinde .... plakalı .. . marka ve modelli aracın ....'ten 157.461,00 TL bedelle şirket adına alındığını, şirket adına sözleşmeye müvekkilinin imza attığını, 2020 yılında şirket adına 157.461,00 TL bedelle araç alınması aslında şirketin değerinin kayıtlardaki değerinden çok daha fazla olduğunun apaçık bir göstergesi olduğunu, şirket adına kayıtlı başka araçların da olduğunu, mahkemece şirketin aktif ve pasif araç sorgusunun ve yine şirket adına kayıtlı taşınmaz olup olmadığının tespiti için aktif ve pasif taşınmaz sorgusunun yapılmasını talep ettiklerini, yine şirkete ilişkin sigorta kayıtları da iddialarını doğrulayacağını, zira şirket tarafından şirketin çalışanları için SGK'ya ödenen bir aylık prim miktarı dahi müvekkile ait payın değeri olarak kayıtlarda gösterilen bedelin üzerinde olduğunu, şirket defterlerinin incelenerek şirketin gerçek değerinin ve dolayısıyla da müvekkile ait payın değerinin hesaplanması gerektiğini, bilindiği üzere özel eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı'ndan bazı destek ödemeleri aldıklarını, bu bedeller de dava dışı şirketin ve doğal olarak müvekkilin devrettiği hissenin değerinin belirlenmesinde önemli olacağını, mahkemece müvekkilinin davalıya devrettiği dava dışı ".... Şirketi" ne ait 240 payın gerçek değerinin hesaplanarak davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Öncelikle davacı tarafın hisse bedeli için 400.000 TL olarak anlaştıklarını beyan etmesine rağmen 10.000 TL üzerinden harç yatırılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, öncelikle harcın tamamlattırılmasını talep ettiklerini, şirket pay devri sözleşmesinde bedelde muvazaa iddiası ancak yazılı belge ile ispatlanabileceğini, bu nedenle davacının yazılı delil dışında dilekçesinde bulunduğu beyanlar ile tanık deliline başvurmasını kabul etmedklerini ve muvafakat göstermediklerini, resmi senette davacı hisselerini müvekkiline 6.000 TL bedelle satıp devrettiğini ve bu bedelin de hesabına ödendiğini, davacı hisse bedelinin daha fazla olduğunu iddia ettiğini, bu bağlamda görünüşteki yazılı bir sözleşmenin aksini iddia eden tarafın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 200 ve BK’nın 13. maddeleri uyarınca yazılı delil ile ispat etmek zorunda olduğunu, muvazaa sözleşmesi görünüşteki sözleşmeyi değiştirdiğine veya hükümsüz kıldığına göre ispat gücü kazanabilmesi için yazılı olması gerektiğini, pay devir sözleşmenin aksi yazılı delil ile ve devir resmi aktine eşdeğer bir belge ile ispatlanması zorunlu olması nedeni ile davacının usul ve yasaya aykırı davasının reddini talep ettiklerini, dava dışı ...'in davalı müvekkiline Özel Eğitim ve Rehabilitasyon merkezi açmak isteğini beyan etmesi üzerine, müvekkili ile birlikte bu okulun açılabilmesi için gerekli yasal şartların araştırıldığını, okul binasının kiralandığını, okulun içi ve kullanım şekli Milli Eğitim müfredatına uygun hale getirildiğini, okulun içindeki tüm demirbaşlar satın alındığını, tüm masrafları ve giderleri müvekkilinin kendi cebinden karşıladığını, gerekli tüm eşyaları ve materyalleri satın aldığını, kurulan şirketten hisse bedeli isteyen davacı, şirket kuruluşunda ve okulun müfredata uygun hale getirilmesi dahil bu süreçte en küçük bir katkısı olmadığı gibi, koymuş olduğu bir emek veya sermayesi de bulunmadığını, tüm harcamalar bizzat müvekkil tarafından tek başına yapıldığını, dava konusu şirket kurulurken müvekkili ....in maliye hazinesi ile derdest olan bir davasının bulunması nedeni ile güvenlik soruşturmasında sıkıntı yaşanacağı düşüncesi ile dava önce benzer işte çalışan ve an itibari ile işsiz olan davacının müvekkillerinden iş istemesi üzerine müvekkil 480 paylı şirketi kurduğunu ve bu payın 160'nı davacıya,160 payını ....' na (bu şahıs özel eğitimde uzman olması nedeni ile milli eğitim müfredatı gereğince okulda zorunlu müdür olacak),160 payı da müvekkili adına tescil edildiğini, hissedarlardan ...'in yapılan masraflara dair bir sermaye koyamayacağını beyan etmesi üzerine müvekkilinin talimatı ile 160 pay hissesini bedelsiz olarak okulda müdür olacak olan müvekkilinin yeğeni olan davacıya Söke 2. Noterliğinin 12/05/2020 tarih ve 03836 yevmiye nolu işlemi devredildiğini, devir esnasında davacı hisse bedeli ödemediği gibi hissesini devreden ... de devredilen hisselerine karşı bir bedel almadığını, böylelikle davacı adına hiçbir bedel ödenmeden 360 hisse tescil olunduğunu, müvekkili ...'in ... Müdürlüğü ile davalı olması nedeni ile güvenlik soruşturmasında sorun çıkma ihtimaline binaen 160 pay hissesini 25/09/2020 tarihinde davacıya bila bedel devrettiğini ve 480 payın tamamı davacı uhdesine geçtiğini, davalı müvekkilin öz yeğeni olan davacı tarafın kendisinde bulunan 480 pay hissesini 28/10/2020 tarihinde 240 hissesini davalı müvekkilin oğlu olan davacının da kuzeni olan ...'e devrettiğini, davacı 11/02/2022 tarihinde kendisinde kalan 240 hisse karşılığı 6.000 TL sermayesini müvekkiline devrettiğini ve bu hisselerin bedeli davacının hesabına kendi isteği ile yatırıldığını, davacı taraf yaptığı hisse devrinin bedelini de tahsil ettiğinden müvekkilimden hiç bir hak ve alacağının bulunmadığını, bu nedenle haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı tarafın ....Şirketindeki 240 payını, 400.000 TL bedel karşılığında davalıya devrettiğini, taraflar arasında imzalanan Söke 1. Noterliğinin 11/02/2021 tarih, 01513 yevmiye nolu pay devri sözleşmesinde şirket sermaye artırımına gitmediği için pay devir bedeli olarak ticaret sicil gazetesinde belirtilen 6.000,00 TL devir bedeli olarak yazıldığını, ancak de payın devri için gerçekte 400.000 TL bedel üzerinden anlaşma yapıldığını, davalı ... tarafından hisse bedeli olarak toplamda 25.000 TL ödendiğini, kalan devir bedelinin ödenmediğini belirterek 240 payın gerçek değerinin hesaplanarak davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ettiği, davacı tarafın dava dilekçesindeki bu iddia ile taraf muvazaasına dayandığı, yazılı sözleşmenin tarafı olan davacının sözleşmenin bedeline yönelik muvazaa iddasını yazılı veya kesin delil ile ispat etmesi gerektiği, davacı tarafın dosyaya sunduğu ve toplanmasını istediği delillerin yazılı ve kesin delil mahiyetinde olmadığı ve davasını ispat edemediği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davanın 10.000,00 TL üzerinden açıldığını, mahkemece dava değerinin 400.000,00 TL olduğuna dair bir harç tamamlatması yapılmadığı halde karşı vekalet ücretinin 400.000,00 TL üzerinden hesaplanmasının hatalı olduğunu, davanın kısmi dava olması nedeniyle 10.000,00 TL üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, 2021 yılında davacının pay sahibi olduğu 240 hissesini 600.000,00 TL bedel ile bir alıcıya devretmek istediğini davalıya söylemesi üzerine davalının 400.000,00 TL teklif ettiğini, aralarındaki güven ilişkisi nedeniyle davacının teklifi kabul ettiğini ve pay devri sözleşmesinin resmiyette 6.000,00 TL olarak gösterildiğini ancak gerçekte 400.000,00 TL olduğunu, davalı ... tarafından davacı hesabına 11.02.2021 tarihinde 5.750 TL, 24.02.2021 tarihinde 8.700 TL "hisse bedeli" açıklamasıyla gönderildiğini, daha sonra da davalı tarafça davacıya başkaca sair ödemelerle birlikte toplamda 25.000,00 TL ödeme yapılmış olduğunu, şirketin malvarlığı itibariyle gerçek hisse değerinin devir bedelinden çok daha yüksek olduğunu, şirket adına 2020 yılında 157.461,00 TL bedelli araç alımı yapıldığını, bunun dahi şirketin hisse değerinin gerçekte çok yüksek olduğunu gösterdiğini, şirket adına başkaca malvarlıklarının da bulunduğu halde mahkemece bunun araştırılmadığını, şirketin SGK kayıtları itibariyle çalışan sayısının da şirketin gerçek değerinin tespitinde araştırılması gerektiğini, mahkemece şirekt ticari defterlerinin incelenmemesinin de hatalı olduğunu, şirketin Milli Eğitim Bakanlığı'ndan destekleme ödemeleri aldığını ve ödemelerin tespit edilmesi gerektiğini, mahkemece şirketin gerçek değeri araştırılmaksızın karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, şirketin gerçek değeri ile resmiyette görünen bedel arasında 65 kat fark bulunduğunu, bedel muvazasının açıkça ortada olduğu halde davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davanın kısmi dava açılmış olması nedeniyle 10.000,00 TL üzerinden vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.
Dava, limited şirket hisse devri sözleşmesi kapsamında alacak istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
01.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren 7155 sayılı yasanın 20. maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 5. maddesine eklenen 5/A- 1 maddesinde "Bu Kanunun 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." hükmüne, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 2. Fıkrasında ise "davacı arabuluculuk faaliyeti sonucunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması halinde mahkemece davacıya, son tutanağın 1 haftalık kesin süre içerisinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içerir davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." düzenlemesine yer verilmiştir.
Dava açılmadan önce arabulucuya hiç başvurulmamış olması dava şartı yokluğu sebebiyle davanın reddini gerektiren bir husus olup, arabulucuya başvurulmuş olmakla birlikte anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin mahkemece verilen kesin süre içerisinde sunulmamış olması ise davanın usulden reddi yaptırımına bağlanmıştır.
6325 sayılı HUAK'nun 18/A maddesine göre başvuran taraf, kendisine ve elinde bulunması hâlinde karşı tarafa ait her türlü iletişim bilgisini arabuluculuk bürosuna verir. Büro, tarafların resmî kayıtlarda yer alan iletişim bilgilerini araştırmaya da yetkilidir. İlgili kurum ve kuruluşlar, büro tarafından talep edilen bilgi ve belgeleri vermekle yükümlüdür. Taraflara ait iletişim bilgileri, görevlendirilen arabulucuya büro tarafından verilir. Arabulucu bu iletişim bilgilerini esas alır, ihtiyaç duyduğunda kendiliğinden araştırma da yapabilir. Elindeki bilgiler itibarıyla her türlü iletişim vasıtasını kullanarak görevlendirme konusunda tarafları bilgilendirir ve ilk toplantıya davet eder. Bilgilendirme ve davete ilişkin işlemlerini belgeye bağlar. Arabulucu; taraflara ulaşılamaması veya taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması ya da tarafların anlaşması yahut tarafların anlaşamaması hâllerinde arabuluculuk faaliyetini sona erdirir ve son tutanağı düzenleyerek durumu derhâl arabuluculuk bürosuna bildirir.
Eldeki davanın limited şirket hisse devrine dayalı alacak davası olup niteliği tibariyle TTK 4 maddesi uyarınca mutlak ticari dava olması nedeniyle dava tarihi itibariyle arabuluculuk dava şartına tabi olup dosya kapsamının incelenmesinde dava dilekçesi ekinde arabuluculuk anlaşamama son tutanağı bulunmadığı gibi mahkemece yargılama süresi boyunca davacı vekiline son tutanak aslının veya onaylı örneğinin sunulması hususunda süre verilmediği görülmüştür.
Dava şartı noksanlığı yargılamanın her aşamasında resen gözetilecek hususlardan olup ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın esasına girilmeden önce davacı vekiline 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinde belirtilen sürede arabuluculuk son tutanağını sunmak üzere süre vermesi, verilen sürede dava tarihinden önce düzenlenmiş arabuluculuk anlaşamama son tutanağının sunulmaması halinde davanın dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerektiği halde dava şartına ilişkin eksik inceleme yapılarak işin esasına girilmiş olması yerinde görülmemiştir.
Kabule göre de; Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13. Maddesi "(1)Bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için bu Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7 nci maddenin ikinci fıkrası, 10 uncu maddenin üçüncü fıkrası ile 12 nci maddenin birinci fıkrası, 16 ncı maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. (2) Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez." hükmünü haiz olup dava değerinin 10.000,00 TL olduğu, yargılama aşamasında dava değeri yükseltilmediği gibi mahkemece AAÜT 5/2.maddesi bağlamında bir dava değeri belirlemesi de yapılmadığı dikkate alındığında harçlandırılmamış ve mahkemece tespit de edilmemiş dava değeri üzerinden nispi vekalet ücretine hükmedilmiş olması da hatalı olmuştur.
Bu durumda, ilk derece mahkemesince verilen kararda, dava şartlarına ilişkin değerlendirme yapılabilmesi için gerekli usul işlemlerinin yapılmamış olması nedeniyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-4 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne ve ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE,
2-Aydın Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 19.07.2023 gün ve 2023/279 E. 2023/457 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-4 maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 13.04.2026