Taraflar arasındaki davadan dolayı İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 11/01/2023 gün ve 2022/43 Esas - 2023/19 Karar sayılı hükmün istinaf yoluyla Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için üye ... üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.

DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı bankanın Ayrancılar şubesi ile . .. Şti. arasında kredi sözleşmesi imzalandığını, davalı ...nin de sözleşmeye kefil olduğunu, kullanılan kredinin geri ödemesine ilişkin taksitler zamanında ödenmeyince kredi sözleşmesi Beşiktaş 17.Noterliğinin borçlular tarafından bir kısım ödemeler yapılmışsa da borcun kalan kısmının ödenmediğini, dava açılmadan önce zorunlu arabuluculuk başvurusu yapıldığını, anlaşma sağlanamadığını, borçlunun itirazının yerinde olmadığını, sonuç olarak, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla İzmir 16. İcra Müdürlüğünün 2020/2214 e.s, dosyasından takibe konu 47.483,00 TL alacağa yapılan itirazın iptali ile dava tarihinden itibaren işleyecek 433 temerrüt faizi ve %5 BSMV ile birlikte devamına, 47.483,0 TL alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesi talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalının yetkilisi olduğu şirketin takip dosya borcunu takipten önce çeklerle ödediğini, TTK'na göre çek ödeme aracı olmakla davalı müvekkilinin de herhangi bir borcu olmadığını, sonuç olarak, davanın reddine, *420'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında İzmir 16. İcra Dairesi'nin 2020/2214 Esas sayılı dosyasında alacağın varlığı ve miktarı, icra inkar tazminatı talep koşullarının oluşup oluşmadığı noktalarında uyuşmazlık bulunduğu, davacı banka ile dava dışı ... Şti. arasında kredi sözleşmesi imzalandığı, davalı ....'nin de sözleşmeye kefil olduğu, kullanılan kredinin geri ödemesine ilişkin taksitler zamanında ödenmeyince kredi sözleşmesi Beşiktaş 17.Noterliğinin borçlu dava dışı ... Şti. ve davalı tarafından bir kısım ödemeler yapılmışsa da borcun kalan kısmının ödenmediği, bilirkişi incelemesi sonucu davalı tarafın herhangi bir ödeme belgesi ibraz etmediği, davacının kayıtları incelenmek suretiyle yapılan değerlendirmede davalının davacıya toplam alacağının 60.699,58 TL olduğu ancak taleple bağlı kalınarak 47.483,00 TL üzerinden davanın kabulüne ve %20 oranında inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.

Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davacı banka tarafından dava dışı ... . .Şirketi'ne kullandırılan kredi kapsamında davalı ...'nin kredi sözleşmesine kefil olduğunu, kredinin ödenmemesi nedeniyle kredi sözleşmesinin Beşiktaş 17.Noterliği'nin 16.01.2020 tarih 10203 yevmiye numaralı ihtarnamesiyle kat edilerek borçlular hakkında icra takibi başlatıldığını, ilk derece mahkemesinin kısmen kabul kararının hatalı olduğunu, davanın kısmi dava olarak açıldığını ve 11.01.2023 tarihli celsede ıslah için süre talep edildiği halde bu talebin değerlendirilmeksizin karar verildiğini ve bu durumun davacının hak kaybına uğramasına sebebiyet verdiğini, ilk derece mahkemesince 03.10.2022 tarihli kök raporun hükme esas alındığını, bu raporda 12.01.2022 tarihi itibariyle 38.687,64 TL asıl alacak, 20.935,19 TL faiz ve 1.046,75 TL BSMV olmak üzere toplam 60.669,58 TL alacak tespiti yapıldığını, kök raporda kısmi ödemelerin TBK'nın 100.maddesine göre faiz, masraf ve ferilerden mahsup edilmesi gerektiği halde yalnızca işlemiş faiz ve BSMV mahsup edilerek kalan paranın asıl alacaktan düşüldüğünü, davacı bankanın dava konusu alacak için 1.147,64 TL ihtar masrafı, 1.812,58 TL icra takip masrafı yapmış olduğu ve bu masraflardan ayrıca takip masrafı olan 33.835,74 TL icra vekalet ücretinin de öncelikli olarak yapılan kısmi ödemelerden mahsubu gerektiği halde bilirkişinin uzmanlık alanı dışında kalması nedeniyle mahsup işlemi yapılmadan kısmi ödemelerin asıl alacaktan düşüldüğünü, yapılan ödemelerin icra vekalet ücreti dahil olmak üzere tüm takip masraflarından mahsubunun gerektiğini, raporda hesaplama yapılırken ihtar tarihi ile temerrüt tarihi arasındaki süre 6 gün olarak kabul edilmesinin hatalı olduğunu, hesap kesim tarihinin 15.01.2020 ve temerrüt tarihinin 22.01.2020 olduğunu, 15.01.2022-22.01.2022 tarihleri arasındaki sürenin 7 gün olduğunu ve 7 gün üzerinden hesaplama yapılması gerektiğini, raporda KMH olarak adlandırılan kredi için %20,40 temerrüt faiz oranı dikkate alınarak faiz hesaplaması yapılmasının hatalı olduğunu, bu kredinin bireysel değil ticari nitelikte olduğunu ve diğer krediler gibi %33 temerrüt faizi uygulanması gerektiğini, davacı tarafça bu rapora karşı itiraz edilmesi üzerine alınan 31.10.2022 tarihli ek raporda yapılan kısmi ödemelerin masraflardan mahsup edildiğinde davacının 118.910,65 TL alacaklı olduğunun hesaplandığını, davacı vekili tarafından 11.01.2023 tarihli celsede ıslah için süre talep edildiği halde ıslah için süre verilmeksizin 03.10.2022 tarihli kök rapora göre hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, borçlu tarafından yapılan ödemelerin takip tarihinden sonra yapılmış olması nedeniyle icra vekalet ücretine hak kazanıldığını, davalının yalnızca kabul edilen kısım yönünden icra vekalet ücreti ödeyecek olması nedeniyle bu kısım yönünden de davacı zararı oluştuğunu istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.

Dava, kredi kefalet sözleşmesi nedeniyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun kısmi davaya ilişkin 109. maddesi uyarınca, talep konususun niteliği itibariyle bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmının dava yoluyla ileri sürülebileceği düzenlenmiştir. Kısmi dava ile davacı, talep konususunun tamamı hakkında dava açma imkânı bulunmasına rağmen yalnız bir kısmını talep etmektedir. Bir kimsenin kısmi bir dava açıp açmadığı ancak dava dilekçesinden, davacının talep sonucundan anlaşılır. Davacının davasını açıkça kısmi dava olarak nitelendirmesine gerek yoktur, alacağın yalnız bir kesiminin dava edildiğinin anlaşılması yeterlidir. Özellikle davacının “fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak” veya “şimdilik alacağın belirli bir miktarını dava ettiğini” belirterek açtığı davalar kısmi dava niteliğindedir. Kısmi dava açılması halinde davaya konu edilmeyen kısmın ayrı bir davayla talep edilmesi veya aynı davada ıslah yoluyla dava konusuna dahil edilmesi mümkündür.
Davanın kısmi nitelikte olması hâlinde önceden açılan davada kesinleşen ilamın tespit kısmı, kalan kısım hakkında açılan ikinci davanın tespit kısmı için kesin hüküm oluşturur ve kuşkusuz bağlayıcıdır.
Öğreti ve yargısal uygulamada; kısmi davanın ret ile sonuçlanması hâlinde tüm alacak hakkında kesin hüküm oluşacağı kısmi dava kısmen kabul kısmen ret ile sonuçlanırsa her iki bölüm yönünden de kesin hüküm oluşacağı, kısmi dava tümüyle kabul edilirse de kararın tespit bölümünün açılan ek dava için kesin hüküm oluşturacağı kabul edilmiştir. Eş söyleyişle; kısmi dava sonunda davalının borcu ödemeye mahkûm edilmesi veya kısmi davanın tamamen veya kısmen reddine karar verilmiş olması hâlinde taraflar arasındaki borç ilişkisinin varlığı ya da yokluğu da tespit edilmiş olur ki bu tespit zorunlu olarak borç ilişkisinin tümünü kapsar. Bu nedenle kısmi dava sonunda verilen ve kesinleşen kararın tespite ilişkin bölümü sonradan açılan ek dava için kesin hüküm oluşturur.
6100 sayılı Kanun'un 341. maddesinin üçüncü fıkrasına göre alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir.

Somut uyuşmazlıkta ilk derece mahkemesince her ne kadar davanın kabulüne karar verilmiş ise de, takip konusu İzmir 16.İcra Dairesi'nin 2020/2214 Esas sayılı takip dosyasında takibe konu edilen alacak miktarının 220.255,30 TL olduğu, itirazın iptali davasının 47.483,00 TL üzerinden kısmi dava olarak ikame edildiği, yargılama aşamasında alınan bilirkişi rapor ve ek raporlarıyla davacının dava dilekçesiyle talep edilenin üzerinde alacağının bulunduğunun tespit edildiği görüldüğünden her ne kadar davanın kabulüne karar verilmiş ise de kısmi davada verilen hükmün kesinleşmesi halinde alacağın tamamı yönünden kesin hüküm etkisi oluşturacağından davacının istinaf yoluna başvurmakta hukuki yararının bulunduğu değerlendirilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık dava dışı asıl borçlu ile davacı banka arasında düzenlenen genel kredi sözleşmesine bağlı kullandırılan krediler nedeniyle davalı müşterek ve müteselsil kefilin sorumluluğu noktasında toplanmakta olup, yargılama sırasında kısmi ödemelerin bulunduğu görülmektedir.
6098 sayılı TBK'nın 100. maddesinde; "Borçlu faiz veya giderleri ödemede gecikmemiş ise, kısmen yaptığı ödemeyi ana borçtan düşme hakkına sahiptir. Aksine anlaşma yapılamaz," hükmü düzenlenmiştir. Davaya konu takip talebinde de kısmi ödemelerin TBK'nın 100. maddesine göre öncelikle varsa işlemiş faiz ve masraf ve fer'ilere mahsup edileceği belirtilmiştir. Bir başka anlatımla TBK'nun 100. maddesi gereğince ödemelerin öncelikle asıl alacaktan düşülebilmesi için, borçlunun faiz ve masrafları ödemede gecikmemiş olması zorunludur. Buna göre, borçlu, faiz ve masrafları ödemedikçe kısmi ödemeler ana paradan mahsup edilemez. Anılan maddenin uygulanması için takip talebinde bu yönde ayrıca talepte bulunulması gerekli olmayıp, istek olmasa da memurlukça bu husus re'sen dikkate alınmalıdır.(Yargıtay HGK'nun 09/10/2002 tarih ve 2002/12-709 E. - 2002/781 K.) Şu halde, borçlu ödemede gecikmemişse yaptığı ödemeyi öncelikle ana borçtan düşme hakkına sahiptir. Ancak ödeme gecikmiş ise yapılan kısmi ödeme öncelikle işlemiş faizden mahsup edilir. Bu durumda, takip dosyası kapsamında haklılık durumu belirlenirken varsa borçlunun temerrütü gözetilerek, tespit edilen ödemeler öncelikle borcun ferilerinden mahsup edilmelidir. (Yargıtay 19. HD'nin 16.02.2016 tarih ve 2015/15820 E. - 2016/2407 K.)
Mahkemece bilirkişi incelemesine başvurulduğunda; raporun, olayın özelliklerine ve uyuşmazlığın çeşidine göre yapılması gerekli olan inceleme ve değerlendirmeleri içermesi, raporda hâkimin uyuşmazlığı çözmesi için gerekli olan tüm özel ve teknik bilgilere ve açıklamalara usulünce yer vermesi, tarafların iddia, savunma ve itirazlarını gerekçeleriyle ve olayın teknik özellikleriyle tartışması, bu tartışmanın da denetime elverişli olması gerekmektedir. Bilirkişi raporunun teknik özellikleri taşımaması, denetime elverişli olmaması, mevcut bilirkişi raporları ile çelişki oluşturması ya da verilen bilgilere göre somut olayın özellikleri ve var olan teknik verilere göre kendi içinde çelişki oluşturur tarzda olması hâlinde söz konusu rapor hükme esas alınamayacaktır. Hâkim bu durumda, davayı aydınlatma yükümlülüğünün de bir gereği olarak, eksiklik veya belirsizliğin ya da çelişkilerin giderilmesi ve gerçeğin ortaya çıkarılması için bilirkişiden ek rapor almalı ya da yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırmalıdır. Bu çerçevede; dosyaya kazandırılan bilirkişi raporu da yukarıda açıklanan ilkeler ışığında takipten sonra yapılan ödemelerin hangi masraflardan ne miktarda öncelikle mahsup edilmesi gerektiği hususunda yetersiz olup, bakiye alacak miktarının tespiti konusunda yapılan araştırma eksiktir. Eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulamaz.
Açıklanan tüm bu hukuki ve maddi vakıalar karşısında; ilk derece mahkemesi tarafından, yukarıda açıkladığı üzere bankacılık alanında uzman bilirkişinin yanında ayrıca takip masraflarının hesaplanması konusunda uzman bilirkişinin de eklenmesiyle oluşturulacak heyetten tespit edilecek asıl alacaktan yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde değerlendirilmek suretiyle takip talebinde yer alan asıl alacak, işlemiş faiz ve sair kalemlerin her biri yönünden davacının takip ve dava tarihleri tibariyle alacaklı olduğu miktarları açıklamalı, ayrıntılı, denetime elverişli bilirkişi raporu alınarak, varsa rapora yönelik itirazlar da giderilerek, oluşacak sonuca göre usuli kazanılmış haklar da gözetilerek, davanın itirazın iptali davası olması nedeniyle bu davada infaza elverişli olmasa dahi verilecek kararda tespit edilen alacak miktarı taraflar arasında kesin hüküm etkisi oluşturacağından açıklanan ilke ve esaslar uyarınca tespit edilecek duruma göre karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve incelemeyle yazılı biçimde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE,

2- İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 11/01/2023 gün ve 2022/43 Esas - 2023/19 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

4-İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine,

5-Karar tebliği ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.13/04/2026