ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 22. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/1057 - 2026/480
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 22. HUKUK DAİRESİ
İSTİNAF KARARI
Taraflar arasında yukarıda bilgileri belirtilen kararın Dairemizce incelenmesi davalılar ... ile ... Asansör İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352.maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği ve eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçilmiştir. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildi.
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkil şirket ile davalı ... Asansör Market Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi ve davalı ... Asansör Sanayi Ticaret A.Ş. arasında ticari ilişki bulunduğunu, ismi geçen davalı şirketlerin temsil ve yönetiminin davalılardan ... ..., ..., ... ... ve ... ... tarafından sağlandığını, davalı şirketlerin ticari ilişkiden doğan borçlarını ödemediklerini, bu kapsamda alacağın tahsili amacıyla icra takipleri başlatıldığını, ancak söz konusu takiplerin sonuçsuz kaldığını, yine bir kısım kıymetli evrakta davalı gerçek kişiler ... ...'nun ve ... ...'nun cirolarının bulunması nedeniyle bu iki isme ilişkin gerçekleştirilen icra takiplerinden de sonuç çıkmadığını, icra takiplerinin devamı sırasında davalı ... Asansör İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nin kurulduğunu ve ticari ilişkilerin bu şirket üzerinden devam ettiğini, davalıların aynı alanda ticari faaliyette bulunduklarını, aynı portföy ile ticaret yaptıklarını, Web sayfalarında aynı ticari tarihi sahiplendiklerini, birbirlerinin envanterinde olan makineleri kullandıklarını, aynı referanslara atıf yaptıklarını, aynı işçileri çalıştırdıklarını, davalı ... Asansör İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nde çalışan işçilerin SGK'ya davalı ... Asansör Market Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi üzerinde bildirildiğini, davalı ... Asansör İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nin tek ortağının ve yetkilisinin, davalı ... ...'nun ve ... ...'nun oğulları ... ... olduğunu, davalı ... ...'nun şirketin kurulduğu tarihte on sekiz (18) yaşını henüz ikmal ettiğini, davalı ... ...'nun yaşı itibariyle şirketi kuracak yeterli sermayeye, ticari tecrübeye, ekipmana ve organızasyona sahip olmasının mümkün bulunmadığını, davalıların, ticaretlerini önce davalı ... Ltd. ve ... A.Ş.'ni aracı kılarak yürüttüklerini, ayrıca davalı gerçek kişilerin mal varlıkları ile davalı şirketlerin mal varlıklarının iç içe geçtiğini, davalı gerçek kişilerin davalı şirketlerin mal varlıklarına el koyduklarını, davalı gerçek kişilerin tamamının davalı şirketlerin görünürde veya gizli ortağı konumunda olduklarını, davalılar arasında organik bağ bulunduğunu, davalıların birlikte hareket ederek ticari borçları tahsilsiz bırakmaya çalıştıklarını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 100.000,00 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... Asansör İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı şirketin iddialarının gerçeği yansıtmadığını, müvekkil şirketin davalı ... Asansör Market Sanayi ve davalı Ticaret Limited Şirketi ve ... Asansör Sanayi Ticaret A.Ş. ile arasında organik bağ bulunmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Diğer davalılar adına usulüne uygun olarak tebligat çıkarılmış olup, tebligat parçalarının ayrı ayrı tebliğ edildiği, ancak davalı gerçek kişilerin ve davalı şirketlerin yetkililerinin/temsilcilerinin süresi içerisinde cevap dilekçesi ibraz etmedikleri görülmüştür.
Mahkemece, toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına göre,
Davalı ... Asansör Market Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi yönünden yapılan değerlendirmede; davalı şirketin süresi içerisinde ticari defter ve kayıtları ibraz etmediği, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27/06/2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere, bir alacak için fatura düzenlenmiş olmasının, alacağın varlığını ispata yeterli bulunmayıp, faturanın tek başına akdi ilişkinin kanıtı niteliğinde olmadığı, dolayısıyla davacının kural olarak akdi ilişkinin varlığını ve malın teslim edildiğini, davalı tarafın ise bedelin ödendiğini kanıtlama mükellefiyeti altında olduğu, faturaya konu malın davalıya teslim edildiği hususunda ispat yükünün kural olarak davacı üzerinde olduğu anlaşılmakla birlikte, bilirkişi tarafından tanzim edilen raporda belirtildiği gibi, davalı şirketin, davacı tarafından düzenlenen faturaları BA formaları ile vergi dairesine beyan ettiği, davacı tarafça da BS formları ve defter kayıtlarının BA formları ile uyumlu olduğu, davacı şirketin defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, o halde eldeki davada ispat yükünün davalı tarafa ait olduğu ve davalı tarafın malların bedelinin ödendiğini yazılı delil ile ispatla yükümlülüğü altında bulunduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davacı şirketin alacaklı olduğu, davacı şirketin akdi ilişkiyi ve fatura bedelinin ödenmediği iddiasını HMK'nın 222. maddesi uyarınca ticari defter delili ile kanıtladığı,
Davalı ... Asansör Sanayi Ticaret A.Ş. ve davalı ... Asansör İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi yönünden yapılan değerlendirmede; tüzel kişilik perdesinin aralanması müessesesine değinildikten sonra, ismi geçen davalı şirketlerin ticaret sicil kayıtları ve anılan şirketlerde çalışan kişilere ait SGK kayıtlarının dosya içerisine getirtildiği ve bu kapsamda yapılan araştırmada, davalı ... Asansör Market Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin ortaklık yapısının ... ... ve ... ... şeklinde olduğu, şirketin idaresinin ve temsil yetkisinin ... ...'ya ait bulunduğu, davalı ... Asansör Sanayi Ticaret A.Ş.'nin ortaklık yapısının tek ortak şeklinde olduğu ve ... ...'nun ortak konumunda bulunduğu, ayrıca şirketin idaresinin ve temsil yetkisinin ismi geçen kişi tarafından sağlandığı, bununla birlikte davalı ... Asansör İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nin ortaklık yapısının tek ortak ... ... olduğu ve şirketin idaresinin ve temsil yetkisinin ... ... üzerinde toplandığı, dosyada bulunan nüfus kayıt örneklerinin tetkikinde; davalı üç şirketin ortaklarının akraba oldukları, davalı ... Asansör İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nin tek ortağı ... ...'nun, davalı ... Asansör Market Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi ortağı olan ... ...'nun oğlu olduğu, SGK kayıtlarına göre, davalı üç firmada çalıştığı tespit edilen işçi sayısının 34 olduğu, web sitelerinde yer alan ortak hususların 3. kişiler nezdinde oluşturduğu algı dikkate alındığında davalı ... Asansör Market Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi ile davalı ... Asansör Sanayi Ticaret A.Ş. ve davalı ... Asansör İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi arasında organik bağ bulunduğu ve davalı ... Asansör Market Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin borcundan dolayı diğer davalı şirketlerin sorumlu tutulması gerektiği,
Öte yandan, davalı gerçek kişiler yönünden yapılan değerlendirmede ise; davalı gerçek kişilerin "Dürüst Davranma" yükümüne uymadıkları, "Hakkını Kötüye Kullandıkları", ticaretlerini tüzel kişilik perdesi arkasına sakladıkları, bir şirketi batırıp diğerini kurdukları, davalı gerçek kişilerin mal varlıkları ile davalı şirketlerin mal varlıklarının iç içe geçtiği, davalı gerçek kişilerin davalı şirketlerin mal varlıklarına el koydukları, davalı gerçek kişilerin tamamının davalı şirketlerin görünürde veya gizli ortağı oldukları iddia edilmiş ise de, bu iddiaların dosya içeriği ile ispat edilemediği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davalılar ... ve ... Asansör İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkeme gerekçesinde taraflar arasında organik bağ bulunduğu ifade edilmiş ise de, tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasının hatalı değerlendirildiğini, tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanlarının, ortaklık yapılarının v.b. hususların kesişmesi gerektiğini, müvekkil şirket ile davalı ... Asansör Market Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin adreslerinin farklı olduğunu, şirketlerin faaliyet alanlarının aynı olmadığını, müvekkil şirketin asansör sektörünün üretim kısmında yer aldığını, davalı ... Asansör Market Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin ise asansör paravanlarının alım satım işi ile uğraştığını, ayrıca aynı sektörde çalışan işçilerin üç farklı şirkette çalışmalarının hayatın olağan akışına uygun olduğunu, kaldı ki müvekkil şirket yetkilisinin diğer şirket yetkilileri ile akraba olmasının davalı şirketler ile müvekkil şirket arasındaki organik bağı ispata yeterli bulunmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte, davalı şirketler arasında organik bağın varlığının tek başına tüzel kişilik perdelenmesinin aralanması sonucunu doğurmayacağını, bununla birlikte ...'nun vekil vasıtasıyla temsil edildiğini, ancak ismi geçen müvekkil lehine vekalet ücretine hükmedilmediğini belirterek, mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Uyuşmazlık, davalı şirketler arasında organik bağ bulunup bulunmadığı ve tüzel kişilik perdesinin aralanması koşullarının oluşup oluşmadığı, buradan varılacak sonuca göre, davalı ... Asansör Market Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin borcundan dolayı davacı şirkete karşı, diğer davalı şirketlerin ve davalı gerçek kişilerin sorumlu tutulup tutulamayacakları noktasında toplanmaktadır.
Dava, davacı şirketin, davalı ... Asansör Market Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nden olan alacağının, tüzel kişiliğin perdesinin çapraz aralanması kuralı gereği ve TMK'nın 2. maddesi kapsamında davalılardan müteselsilen tahsili talebine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK’nin 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle sınırlı, ancak kamu düzenine ilişkin nedenler resen göz önünde tutularak yapılmıştır.
Davacı vekilince, davacı şirket ile davalılar ... Asansör Market Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi ve ... Asansör Sanayi Ticaret A.Ş. arasında ticari ilişki bulunduğu, ancak davalı şirketlerin ticari ilişkiden doğan borçlarını ödemedikleri, bu kapsamda yapılan icra takiplerinin sonuçsuz kaldığı, davalılar arasında organik bağ bulunduğunu, davalıların birlikte hareket ederek ticari borçları tahsilsiz bırakmaya çalıştıkları iddiası ile, alacak istemli eldeki dava açılmıştır.
Davalı ... Asansör İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi vekilince, iddiaların gerçeği yansıtmadığı belirtilerek, davanın reddi talep edilmiştir.
Diğer davalılarca, cevap dilekçesinin ibraz edilmediği görülmüştür.
İlk derece mahkemesi tarafından 23/01/2023 tarihli karar ile, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, verilen hükme karşı davalılar ... ve ... Asansör İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 125. maddesi gereğince ticaret şirketleri tüzel kişiliği haiz olup, kanuni istisnalar haricinden 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 48. maddesi kapsamında bütün haklardan yararlanabilir ve borçları üstlenebilirler. Ticaret şirketleri tüzel kişiliğe sahip olduklarına göre, istisnalar hariç olmak üzere, şirket malvarlığının, aktif ve pasifiyle birlikte, sahibi tüzel kişidir. Tüzel kişiliğinin bu malvarlığı, kendine özgü, bir amaç birliği içinde ve kendisini oluşturan kişilerin malvarlığından bağımsız bir malvarlığı olarak ortaya konulmalıdır. Tüzel kişiliğin bu malvarlığının onu oluşturan kişilerin malvarlığından da bağımsız olması gerektiğini belirten bu temel ilkeye "mal varlığının bağımsızlığı" ve "mal ayrılığı" ilkesi denilmektedir. Ayrılık ilkesi gereğince, tüzel kişilik çatısı altında bir araya gelen, başka bir deyişle tüzel kişiliği oluşturan gerçek veya tüzel kişiler, oluşturdukları tüzel kişiliğin borçlarından sorumlu olmazlar. Tüzel kişi ile üyeleri arasındaki bu ayrılık ilkesinin mutlak olarak her durum ve koşulda uygulanması bazı haksız durumların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Öğreti ve uygulamada, özellikle borç ve sorumluluktan kurtulabilmek amacıyla tüzel kişiliğin bir araç olarak kullanıldığı hâllerde, tüzel kişi ve üyeleri arasındaki bu ayrılığın kaldırılarak üyelerin sorumluluğuna gidilebileceği kabul edilmektedir. Bu durum öğreti ve uygulamada "tüzel kişilik perdesinin aralanması" olarak ifade edilmektedir. Gerçekten de hukuk kuralları dolanılmak suretiyle kanuna karşı hile yapılması, ayrı tüzel kişilik kavramına sığınarak onun ardında yer alan kişilerin taraf oldukları sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal etmeleri ya da üçüncü kişilere zarar vermeleri, sonrada tüzel kişilik kavramının ardına gizlenmeleri dürüstlük ve kuralı hakkın kötüye kullanılması yasağı ilkelerine açıkça aykırı olup hukuk düzenince de korunamaz. Bu gibi durumlarda TMK'nın 2/2 maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması söz konusu olduğu için tüzel kişilik perdesi aralanmalı ve perdenin ardında yer alan kişiler gerektiğinde sorumlu tutulmalıdır. Başka bir deyişle tüzel kişiye hukuk hayatında ayrı bir hukuki varlık tanınması, ancak TMK'nın 2. maddesi kapsamında kurallara uygun hareket edilmesi ve tüzel kişiliğin ortakları veya yöneticileri tarafından kötüye kullanılmaması halinde söz konusu olabilir. İyi niyet kurallarına riayet edilmemesi ve tüzel kişiliğin kötüye kullanılması hallerinde tüzel kişilik perdesi aralanarak, tüzel kişilik perdesinin arkasındaki gerçek duruma göre bir sonuca varılması gerekmektedir. Öğreti ve uygulamada kabul edilen tüzel kişilik perdesinin aralanması tearosi; bazı şartların varlığı halinde, tüzel kişilik ve mal ayrılığı ilkesi dikkate alınmadan, mevcut tüzel kişiliğin arkasına saklanan gerçek veya tüzel kişinin borçtan sorumlu tutulmasını ifade etmektedir. Bu teori, yalnızca ticaret hukukunda değil iş hukuku, vergi hukuku, icra ve iflas hukuku ve diğer hukuk dallarında da uygulama alanı bulmuş; hatta 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ve 5941 sayılı Çek Kanunu gibi kanunlarda kamu yararı gibi özel menfaatlerin korunması amacı güdülerek gerektiğinde bu teorinin uygulanması ve sorumluluğa karar verilebilmesi için bir takım düzenlemeler yapılmıştır. Elbette, kanundan kaynaklanan bu gibi durumlarda tüzel kişilik perdesinin aralanmasına ilişkin tartışmaya gerek bulunmamaktadır. Yine muvazaa, kanuna karşı hile gibi durumlarda da bazen tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi uygulanmadan da sorumluluğa hükmedilebilmektedir. Hemen belirtilmesi gerekir ki, öğreti ve uygulamada özellikle vurgulandığı üzere; mal varlığının bağımsızlığı ve sınırlı sorumluluk ilkelerinin istisnası olan tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi ancak istisnai ve sınırlı durumlarda sakınılarak uygulanması gereken bir teoridir. Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Zira tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir.
Görüldüğü üzere, tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmeli ve TMK'nın 2. Maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılma yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı incelenmelidir. Bununla birlikte öğreti; tüzel kişi ile ortakların alanlarının organizasyon ve malvarlıklarının birbirine karışması, ortağın kendi fiil ve işlemleriyle üçüncü kişilere karşı sanki tüzel kişilik ile kendisi arasında bir ayrım yokmuşçasına işlemler yapması ya da ortağın kendi malvarlığı ile şirketin malvarlığı birmiş gibi davranması, yetersiz sermaye ile faaliyete devam edilmesi özellikle şirket tüzel kişiliğinin bilinçli (kötü niyetli) olarak üçüncü kişileri zarara uğratması hâllerinde perdenin aralanması gerektiğinden bahsedilmektedir.
Öğreti ve uygulamada tüzel kişilik perdesinin aralanmasının genel olarak üç değişik durumda mümkün olabileceği ifade edilmektedir. Birinci durum perdenin düz aralanması olarak ifade edilen şirketin borcu için şirkete ilave olarak ortakların da borçtan sorumlu tutulmasıdır. İkinci durum perdenin ters çevrilerek aralanması olarak ifade edilen ortağın borcu için ortağın yanında şirketin de borçtan sorumlu tutulmasıdır. Nihayet üçüncü durum ise somut uyuşmazlık bakımından tartışılması gereken ve perdenin çapraz aralanması olarak ifade edilen, borçlu şirketin yanında aynı ana şirkete bağlı bir şirketin sorumluluğu cihetine gidilmesidir. Perdenin çapraz aralanması sadece ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olmaktadır.
Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması genellikle kardeş şirketler arasında söz konusu olduğundan, ana şirket ile kardeş şirket ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu şirketlerin ekonomik anlamda bağımsız şirket vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş şirketler arasında perdenin aralanması teorisine başvurulabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuştur. Ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir.
Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram organik bağ kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında olduğu gibi organik bağ kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle organik bağ kavramının da kaynağını TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır (Öztek/Memiş, s. 210). Ancak organik bağ kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da, organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle şirketler arasında organik bağ tespit edilse dâhi, tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir.
Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir. Organik bağ ile tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması arasında benzerlikler olduğu kadar farklılıklar da bulunmaktadır. Özellikle somut olayın niteliği gereği organik bağın tespitinde, şirketlerin aynı holdinge bağlı olması, yöneticilerinin veya kurucularının aynı olması, bir borç takibinden kurtulmak için hisselerin devredilmesi, muvazaalı işlemler yapılması, hatta belirli işlemlerin aynı şekilde ve aynı usulde yapılması bile rol oynayabilmekte iken; tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması için iki şirket arasında alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli olarak işlemlerin yapıldığının ve bu nedenle asıl borçlu şirketten alacağın tahsil edilemediğinin somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Bununla birlikte bu iki kavram arasındaki en önemli fark ise; organik bağın varlığı halinde bir şirketin borçlarından dolayı bir başka şirketin mal varlığına el atılabilmekte iken tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması halinde borçlu şirketin yanı sıra kardeş şirketin hatta talep halinde kardeş şirketin ortaklarının mal varlığına dahi el atılmasının mümkün olmasıdır. Görüldüğü üzere, aralarında bazı farklılıklar bulunmakla beraber organik bağ ile perdenin çapraz aralanması kavramları birbirinin alternatifi olan kavramlar değildir. Bu nedenle aynı olayda hem organik bağ hem de tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması yolları işletilerek sonuca ulaşılabilmesi mümkündür.
Bunun yanı sıra, şirketler ortaklarının akraba olması tek başına şirketler arasında organik bağ olduğunun kabulü veya tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli olmadığı gibi şirketlerin aynı alanda faaliyet yürütüyor olması da organik bağ için yeterli değildir.
Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, tüzel kişilik perdesinin aralanması koşullarının oluştuğu ve organik bağın bulunduğu iddiasıyla açılan eldeki davada, davalı şirketlerin faaliyet alanlarının bire bir aynı olmadığı, davalı şirketlerin aynı nitelikteki faaliyet alanlarının yanı sıra birbirinden bağımsız iş kollarında da faaliyetlerine devam ettikleri, davalı üç şirkette çalışan 34 işçinin çalıştıkları sektör dikkate alındığında asansör işi ile uğraşan davalı şirketlerde çalışmış olmalarının hayatın olağan akışına uygun olduğu, kaldı ki bahsi geçen işçilerin farklı dönem aralıklarında davalı şirketlerde çalışmış olabilecekleri, davalı şirketlerin ortaklarının/temsile ve ilzama yetkiyi kişilerin akraba olmasının tek başına şirketler arasında organik bağ bulunduğu hususunun değerlendirilmesi veya tüzel kişilik perdesinin kaldırılması/aralanması için yeterli kabul edilemeyeceği, mevcut ticari sicil kayıtlarına göre (faaliyet alanlarını, ortaklarını, temsile ve ilzama yetkili olan temsilcilerini, adreslerini/adres değişiklikleri dahil), şirketlerin adreslerinin dahi aynı olmadığı, öte yandan, davalı şirketlerin hisselerin devredildiği, muvazaalı işlemler yapıldığı, hatta belirli işlemlerin aynı şekilde ve aynı usulde gerçekleştirildiği yönünde dosyada herhangi bir delil bulunmamakla birlikte, davalı şirketler arasında alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli olarak işlemler yapıldığı ve bu nedenle asıl borçlu şirketten alacağın tahsil edilemediği yönünde bir kanıtın da yer almadığı tespit edilmiştir.
Buna göre, "Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi"nin belirli ve sınırlı durumlarda sakınılarak kullanılması gereken bir yol olduğu ve somut uyuşmazlık bakımından davalı şirketlerin zaman zaman müşterek işçi çalıştırması, başka sektörlerin yanı sıra aynı sektörde faaliyetlerine devam etmesi, davalı gerçek kişilerin bir kısmının davalı şirketlerde ortak/temsile ve ilzama yetkili kişi konumunda bulunması nedeniyle akrabalık ilişkisi olan davalılar ile asıl borçlu şirket arasında organik bağ olduğundan ve tüzel kişilik perdesinin çapraz olarak aralanması koşullarının oluştuğundan bahsedilemez.
Hal böyle olunca, mahkemece, dava konusu olayda, davalı şirketler arasında organik bağ bulunmadığı ve somut olay kapsamında tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması koşullarının oluşmadığı dikkate alınarak, davanın davalı ... Asansör İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi (istinaf eden tek davalı şirket) yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı hukuki değerlendirmeye dayalı olarak ve tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması için gerekli unsurların bulunduğu gerekçesiyle, davanın ismi geçen davalı şirket aleyhine kabulüne karar verilmesinde isabet bulunmamıştır.
Bununla birlikte, davalı ... Asansör İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi vekili ile davalı ... vekilinin aynı olduğu gözetilmekle birlikte, davalı şirket ile davalı asil yönünden davanın reddi gerekçesinin temelinin "Dürüst Davranma", "Hakkın Kötüye Kullanılması", "tüzel kişilik perdesi" kavramlarına dayandığı, bu kapsamda davalılar için red gerekçelerinin benzer mahiyette olduğu dikkate alınarak tek bir vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği anlaşılmakta ise de; davalı ... lehine tashih şerhi ile birlikte vekalet ücretine hükmedildiği, söz konusu ek kararın davacı şirket vekiline usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, ancak davacı şirket vekilince bu hususa ilişkin istinaf kanun yoluna başvuruda bulunulmadığı değerlendirildiğinde, istinaf edenin sıfatı ve usuli kazanılmış hak doğrultusunda davalı ...'ya ek karar ile verilen vekalet ücretine dokunulmamıştır.
Dava dosyası kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri birlikte değerlendirildiğinde, HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; açıklanan nedenlerle mahkemece verilen karar usul ve yasaya aykırı olduğundan davalılar ... ve ... Asansör İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kaldırılmasına ve mahkeme kararının HMK'nın 353/1.b.2.maddesi uyarınca düzeltilerek yeniden esas hakkında karar vermek gerekmiştir.
1-Davalılar ... ve ... Asansör İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile;
2-Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/629 Esas, 2023/46 Karar sayılı ve 24/01/2023 tarihli kararının HMK 353/1-b-2 maddesi gereğince DÜZELTİLEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE,
3-a-Davalı ... Asansör Market Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi ve davalı ... Asansör Sanayi Ticaret A.Ş. hakkında açılan davanın KABULÜNE,
Taleple bağlı kalınarak 100.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalı ... Asansör Market Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nden ve davalı ... Asansör Sanayi Ticaret A.Ş.’den müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
b-Davalı ... Asansör İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi hakkında açılan davanın REDDİNE,
c-Davalı gerçek kişiler ..., ... ..., ... ..., ... ..., ... ..., ... ... hakkında açılan davanın REDDİNE,
d-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince hesaplanan 6.831,00 TL harçtan davacı tarafça peşin ödenen 1.707,75 TL harcın mahsubu ile bakiye 5.123,25 TL harcın davalı ... Asansör Market Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nden ve davalı ... Asansör Sanayi Ticaret A.Ş.'den müştereken ve müteselsilen tahsili ile Hazineye irat kaydına,
ç-Davacı kendini vekil ile temsil ettirdiğinden istinaf karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/1 maddesi uyarınca hesaplanan 16.000,00 TL vekalet ücretinin davalı ... Asansör Market Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nden ve davalı ... Asansör Sanayi Ticaret A.Ş.'den müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
d-Davalı ... Asansör İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi kendini vekil ile temsil ettirdiğinden istinaf karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/1 maddesi uyarınca hesaplanan 16.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak ismi geçen davalı şirkete verilmesine,
e-Davalı ... kendini vekil ile temsil ettirdiğinden istinaf karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/1 maddesi uyarınca hesaplanan 16.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak ismi geçen davalıya verilmesine,
f-Gerçek kişi davalılar ... ..., ... ..., ... ..., ... ..., ... ... kendilerini vekil ile temsil ettirmediklerinden, ismi geçen gerçek kişi davalılar yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
g-Davacı tarafından haklarında davanın reddine karar verilen davalı ... Asansör İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi ve gerçek kişiler yönünden yapılan yargılama giderlerinin mahsubundan sonra bakiye kalan yargılama giderlerinden, 54,40 TL başvurma harcı ve 1.707,75 TL peşin harç ile 3.712,10 TL tebligat-müzekkere ücreti ve 1.500,00 TL bilirkişi masrafının davalı ... Asansör Market Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nden ve davalı ... Asansör Sanayi Ticaret A.Ş.’den müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,
h-Arabuluculuk ücreti olarak suç üstü ödeneğinden karşılanan 1.440,00 TL ücretin davalı ... Asansör Market Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nden ve davalı ... Asansör Sanayi Ticaret A.Ş.’den müştereken ve müteselsilen tahsili ile Hazineye irat kaydına,
ı-HMK'nın 333. maddesi gereğince gider ve delil avansından kalan/kullanılmayan kısmın karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
İstinaf aşamasında yapılan harç masraf yönünden
4-İstinaf kanun yoluna başvuran davalı ... ve davalı ... Asansör İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi tarafından yatırılan istinaf karar ve ilam harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
5-Davalı ... ve davalı ... Asansör İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi tarafından yapılan 107,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak ismi geçen davalılara verilmesine,
6-HMK'nın 333. maddesi gereğince gider avansından kalan kısmın karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
7-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından karşı taraf lehine vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
8-Kararın tebliğinin ilk derece mahkemesince yapılmasına,
HMK'nın 362/1.a maddesi gereğince dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda kesin olmak üzere 15/04/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.