İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;Davalının davacı şirkette 01/04/2009 tarihinde satış müdürü olarak işe başladığını, 12/04/2014 tarihinde iş sözleşmesinin davacı şirketçe İş Kanunu'nun 25. maddesi uyarınca haklı nedenle feshedildiğini, davacı ile davalı arasındaki iş sözleşmesi uyarınca davalının iş akdinin feshinden sonra en az 1 yıl süre ile rekabet yasağı bulunmakta iken davacının henüz asgari olarak öngörülen bir yıllık süre dahi dolmadan davalının kendisi ile aynı iş kolunda bir şirket kurduğunu öğrenmiş olduklarını, iş bu sebeple rekabet yasağını ihlal eden davalının, davacının maddi ve manevi zararını gidermesini talep zorunluluğu hasıl olduğunu, işçi ile işvereni arasındaki rekabet yükümlülüğünün ihlaline ilişkin davalar mutlak ticari dava niteliğinde olup görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, davanın mutlak ticari dava niteliğinde olduğunu, davalının iş sözleşmesinde kabul ettiği rekabet yasağını ihlal ettiğini, davalının davacı ile arasındaki iş sözleşmesi ile iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra en az 1 yıl süreyle davacı ile aynı konularda ticari faaliyette bulunmamayı ve rekabet yasağını ihlal etmemeyi kabul ettiğini, oysaki davalının ticaret sicili kayıtlarından da görüleceği üzere 13/05/2014 tarihinde... Blok Kat:... No:...../ İstanbul adresinde mukim .... Şti.'ni kurduğunu, işbu davalının sahibi olduğu şirketin tamamen davacı şirket ile aynı iş kolunda faaliyet gösterdiğini, yazılım programlarının yapım ve satışını gerçekleştirdiğini, CAD/CAM programların satışı ve teknik destek hizmetleri, sektörel danış -manlık yaptığını, davalıya ait şirketin sitesinin görselinden görüldüğü üzere davalının henüz rekabet yasağına ilişkin sorumlulu ğu ortadan kalkmamışken davacı şirket ile birebir aynı sektörde faaliyet gösteren bir şirket kurduğunu, internet sitesinde dahi davacının sitesinden esinlendiğini, hal böyle iken davalının davacı şirkette vakıf olduğu ticari sır ve müşteri bilgilerini kullandığının da şüphesiz olduğunu, iş ilişkisi devam ederken işçinin öğrendiği üretim ve iş sırları, müşteri bilgileri gibi bilgileri ne iş ilişkisi devam ederken ne de iş ilişkisi sona erdikten sonra işverenin zararına olacak şekilde kullanamayacağını, davalının yaptığı iş ve işlemlerin eski işvereni olan davacı şirketi ağır bir zarara uğratacağı ve işverenin iktisadi yaşamını tehlikeye sokacak bir düzeyde olduğunu, davacı ile çalıştığı dönem boyunca davacının ticari sır ve müşteri çevresine vakıf olan davalının iş sözleşmesindeki rekabet yasağı sona ermeksizin davacı ile tamamen aynı sektörde, ona rakip olacak şekilde bir şirket kurması ve davacı aleyhine çalışmalarda bulunarak maddi menfaat kaybı yaratması sebebiyle davacının zararının giderilmesi gerektiğini beyanla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000 TL maddi ve 10.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
ISLAH: Davacı vekili 19/10/2020 tarihli dilekçesi ile maddi tazminat talebini ıslah ederek17.573,21 TL'nin davalılardan alınarak davacıya verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının davalının iş akdinin "işveren tarafından feshi" sonrasında 1 yıl süre ile rekabet yasağı ile yükümlü olduğu ve bunun ihlal edildiği iddiası ile maddi ve manevi tazminat talebine ilişkin olarak işbu davayı ikame ettiğini, davacının tamamı ile haksız ve dayanaksız olarak yapılan iş akdi feshine karşı açtığı ve halen derdest olan davanın akabinde, açılan iş bu davanın belirtilen somut durumlar ve deliller karşısında hukuki mesnetten yoksun olduğunu, davacı tarafın zarara uğradığı iddiası ile ikame ettiği iş bu davada, uğradığını iddia ettiği zararı net olarak bilebilecek durumda olduğunu, bu sebeple şimdilik kaydıyla açtığı belirsiz alacak davasının usul hükümlerine aykırı olduğunu, davacı tarafın maddi zarara uğradığı iddiasını dava dilekçesi içeriğinde hiçbir biçimde delillendiremediği ve somutlaştıramadığı ve hatta konu kısmında dahi miktar belirtmeksizin ileri sürdüğü maddi zarar iddiasına ilişkin olarak, şimdilik kaydıyla 10.000 TL maddi tazminat isteminde bulunduğunu, zarara uğradığı iddiası ile dava ikame eden tarafın tacir olduğunu, basiretli bir tacir olmanın yükümlülüğü ile uğradığını iddia ettiği zararı bilebilecek durumda olduğunu, davalının iş akdinin davacı işverenlikçe haksız ve dayanaksız olarak feshi ile işsiz kalan ve geçimini sağlamak zorunda olan davalının kendi işini kurmak konusunda zorunlu olarak faaliyette bulunduğunu ve şirketin kurulu-munun sektörün darlığı sebebiyle ilk aşamada davacı tarafça öğrenildiğini, iş akdi feshi sürecinde, tazminat yükümlülüğünden kaçmak uğruna, davalı aleyhine oluşturulan tamamı ile soyut, hayali ve hatta iftira niteliğindeki isnatlardan, dilediği gibi sonuç alamayan davacı tarafça, bu kez iş bu davanın süre sınırı ve zamanaşımı gerçeği görmezden gelinerek ikame edildiğini, davalının davacı işverenlikte 01/04/2009 tarihinde çalışmaya başladığını, işe başlangıç sırasında herhangi bir sözleşme imzalanmadığını ve davaya konu edilen 03/01/2014 tarihli sözleşmenin imzalandığı tarihe kadar herhangi bir sözleşme olmaksızın çalışmasına devam ettiğini, davalıya iş akdinin devamı sırasında, teknik, hukuki ve ekonomik olarak davacı işverene bağımlı olduğu süre içinde, bu sözleşmeyi imzalamak zorunda olduğu ve hatta departmanındaki kişilere de imzalatmak yükümlülüğünde olduğu baskısı ile imzalatılan sözleşme maddelerinin hukuki geçerlilik taşımaktan uzak olduğunu, rekabet yasağına ilişkin hükmün karşı edim içermediğini ve tek taraflı olarak düzenlendiğini, iş sözleşmesinin davacı tarafından haksız olarak feshedildiğini, bu sebeple davacı aleyhine açılan davanın derdest olduğunu, fesih bildiriminde yer alan hususların iftira niteliğinde olduğunu, davacının gerçek amacının müvekkiline sözleşme süresince ödemesi gereken primleri ödemekten kaçmak olduğunu, sözleşme davacı tarafından haksız şekilde feshedildiğinden rekabet yasağının da sona erdiğini, müvekkilinin davacının iş sırlarına vakıf olmadığını, tek başına müşteri çevresini bilmesinin rekabet yasağını ihlal etmeyeceğini, bu bilgilerin tecrübi bilgi niteliğinde olduğunu ve davacı aleyhine kullanılmasının söz konusu olmadığını, müvekkilinin davacıya zarar verici hiçbir işleminin olmadığını beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece; davanın, rekabet yasağının ihlalinden kaynaklı maddi manevi tazminat davasına ilişkin olduğu, haksız rekabetin ve zararın öğrenilme tarihine ilişkin dosyada delil bulunmadığından davanın süresinde açılmış olduğunun kabul edilmesi gerektiği, yine davalının dayatma ile sözleşmenin imzalatıldığı iddialarının ispata muhtaç olduğu, sözleşme şartlarının davalının ekonomik geleceğini tehlikeye düşürecek mahiyette olmadığı, alınan bilirkişi raporlarında tarafların sadece bir ortak şirkete satış yaptıklarının tespit edildiği, davalı ve davacı şirketin ticari defterlerinde mevcut olan ortak müşterinin ".... Şti." olduğu, davalı tarafından ilgili şirkete 26/01/2015 tarihindei ".. adet ... 2015 ve 5 adet ..." olmak üzere 17.573,21 TL'lik fatura düzenlendiği, teknik yönden aldırılan bilirkişi raporunda genel çerçevede ... ile ... programlarının birbirlerinin muadili olmadıkları, müşterilerinin de aynı olmadığı, davacının satışını yaptığı ... ve davalının satışını yaptığı ... programlarının özellik açılarından da birbirini karşılamadığının tespit edildiği, buna göre haksız rekabetten kaynaklı bir davacı zararının bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
DAVACI VEKİLİNCE İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ; Gerek dava dilekçesinde gerekse yargılama sırasında sunulan dilekçelerde davanın rekabet yasağının ihlalinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davası olduğunun açıklandığı, alınan bilirkişi raporları, tanık beyanları ve tüm deliller ile her iki şirketin faaliyet alanının aynı olduğu, aynı müşteri portföyüne satış yapıldığı ve davalının tevilli ikrarı ile rekabet yasağı sözleşmesini ihlal ettiğinin ispat edildiği, davalının iş sözleşmesinin haklı sebeple feshedil diğinin kesinleşmiş mahkeme kararı ile ortaya konulduğu ve fesihten itibaren 1 yıllık süre dolmadan davalının aynı faaliyet alanında şirket kurduğu, davacının tüm ticari sırları ile müşteri çevresini bildiği ve davacı aleyhine kullandığı, TBK'nın 444. maddesin de düzen lenen koşulların gerçekleştiği, davalının, davacı ile aynı müşteriye satış yaptığının da tespit edildiği, Mahkemece adeta davanın konu sunun rekabet yasağının ihlali olduğu unutularak haksız rekabet iddiası kapsamında tartışılması gereken hususlarda inceleme yapıldığı ve dava konusunu doğrudan ilgilendirmeyen ve tarafların satışını yaptıkları ürünler üzerinden davanın reddedildiği, kaldı ki iki yazılım arasında işlevsel anlamda ciddi benzerlikler olduğu ve yazılımların aynı sektörde kullanıcılara hizmet verdiği ancak davada önemli olan hususun davalının, davacı ile aynı faaliyet alanında bir şirket kurup, bu şirket üzerinden davacının müşterileri ile ticari ilişkiye girerek, davacının yazılımları ile benzerlerinin satışını yapmak suretiyle davacı aleyhine, kendisi lehine menfaat elde etmesi olduğu, bu sebeplerle kararın kaldırılması gerektiğine ilişkindir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, rekabet yasağı sözleşmesine aykırı davranıldığından bahisle maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Mahkemece, yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.6098 Sayılı TBK'nın 444 ve 445 maddeleri ile, iş sözleşmesinde rekabet yasağına aykırılık anlaşmasının geçerliliği; işçinin fiil ehliyetinin olması, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşüre cek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içermemesi, hizmet ilişkisinin işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlaması ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması nın, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olması koşullarına bağlanmıştır. Bu koşullardan birinin eksikliği halinde rekabet yasağına aykırılık anlaşması, hakimin hakkaniyete aykırı anlaşmalar için müdahale imkanı müstesna olmak üzere, kural olarak geçersizdir. Aynı Kanun'un 447. maddesi ile rekabet yasağının, işverenin bu yasağın sürdürülmesinde gerçek bir yararının olmadığının belirlenmesi, sözleşmenin, haklı bir sebep olmaksızın işveren tarafından veya işverene yüklenebilen bir nedenle işçi tarafından feshedilmesi halinde sona ereceği kabul edilmiştir. Taraflar arasında imzalanan 03/01/2014 tarihli iş sözleşmesinin "Rekabet Yasağı" başlıklı 9. maddesi; "çalışan bu sözleşme süresince ve sözleşmenin hitamından sonra Borçlar Kanunu'nun 348. maddesi hükümlerine istinaden ve bu maddedeki koşulların gerçekleşmesi şartı ile en az bir yıl süreyle işvereniyle rekabet içinde bulunan gerçek ve tüzel kişilerin sahibi, ortağı ya da personeli olarak aynı konularda araştırma-geliştirme ve her türlü haksız rekabete neden olacak çalışmalarda bulunmayacağını ve bu sebeple işverenin uğrayacağı zararı tazmin etmeyi kabul ve taahhüt eder." şeklinde düzenlenmiştir. Davacı tarafça, davalının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği, bu tarihten itibaren 1 yıl geçmeden davalının aynı faaliyet alanında bir şirket kurduğu ve aynı müşteri çevresi ile çalışmaya başladığı, bu şekilde rekabet yasağını ihlal ettiği iddiası ile dava açılmıştır. Dosya kapsamından davalının, davacının işyerinde 01/04/2009 tarihinde satış müdürü olarak çalışmaya başladığı, 12/04/2014 tarihinde iş sözleşmesinin davacı tarafından İş Kanunu'nun 25. maddesi uyarınca feshedildiği, davalı tarafından davacı aleyhine İstanbul Anadolu 22. İş Mahkemesi'nin 2014/317 Esas sayılı dosyası ile işçilik alacağı davası açıldığı, davalının 13/05/2014 tarihinde, ....İstanbul adresinde, ...Limited Şirketi'ni kurduğu, davacının ve davalı tarafından kurulan şirketin çalışma alanının bilgi teknolojileri olduğu, dinlenen tanıkların beyanlarında, davalının, davacının işyerindeki konumu itibariyle müşteri çevresini bildiğini beyan ettikleri, alınan ilk heyet bilirkişi raporunda davacı şirket ile dava dışı şirketin faaliyet alanlarının benzer olduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır. Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içermemesi gerekmektedir. Somut olayda her ne kadar Mahkemece taraflar arasındaki rekabet yasağı sözleşmesinde yer alan şartların davalının ekonomik geleceğini tehlikeye düşürecek mahiyette olmadığı değerlendirilmiş ise de, süre, yer ve işlerin türü bakımından ayrı ayrı bir değerlendirme yapılmadığı, davalı tarafından davacı aleyhine İstanbul Anadolu 22. İş Mahkemesi'nin 2014/317 Esas sayılı dosyası ile açılan işçilik alacakları davasında, iş sözleşmesinin davacı tarafından haklı sebeple feshedildiğine karar verilip verilmediği, kararın kesinleşip kesinleşmediği ve bu itibarla rekabet yasağı sözleşmesinin sona erip ermediğinin incelenmediği anlaşılmış, Dairemizce Uyap üzerinden talep edilen yetki ile yapılan incelemede İstanbul Anadolu 22. İş Mahkemesi'nin 2014/317 Esas sayılı dosyasında verilen 17/08/2017 tarihli karar ile davacının iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğine hükmedildiği ve kararın 25/06/2020 tarihinde kesinleştiği, buna göre rekabet yasağı sözleşmesinin TBK'nın 447. maddesi uyarınca sona ermediği, öte yandan her ne kadar sözleşmede rekabet yasağı yönünden getirilen 1 yıllık süre sınırlaması davalının ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek nitelikte değilse de, sözleşmede yer bakımından herhangi bir sınırlama yapılmadığı, davalının, herhangi bir sınırlandırma olmaksızın, Türkiye'nin her yerinde davacı ile rekabet içinde bulunan gerçek ve tüzel kişilerin sahibi, ortağı ya da personeli olarak aynı konularda araştırma-geliştirme ve her türlü haksız rekabete neden olacak çalışmalarda bulunmamasının, ekonomik geleceğini tehlikeye düşüreceğinin açık olduğu, bu nedenle rekabet yasağı sözleşmesinin TBK'nın 445. maddesinde yer alan koşulları taşımadığı ve geçersiz olduğu, fakat aynı yasa maddesi ile hakime tanınmış olan aşırı nitelikteki rekabet yasağının sınırlandırılması yetkisi ile yasağın, davacının adresinin bulunduğu İstanbul ili ile sınırlandırılması halinde, davalının, davacı nezdinde ifa ettiği görev itibariyle müşteri çevresine tamamen hakim ve bu bilgileri kullanmasının, davacının zararına sebep olacak nitelikte olması sebebiyle sözleşmenin geçerli olacağı ve davalının, davacı nezdindeki iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren 1 yıllık süre içerisinde, İstanbul ilinde, davacı ile aynı faaliyet alanında şirket kurmak suretiyle rekabet yasağını ihlal ettiğinin kabulünün gerekeceği, rekabet yasağının ihlal edilmesinin neticesinin ise davacının uğradığı zararın karşılanması olduğu, bu noktada zarara uğradığını iddia eden davacının ispat yükü altında olduğu, her ne kadar bilirkişi raporunda davalının, davacının müşterisine 17.573,21 TL bedelle ürün sattığı tespit edilmiş ve davacı da bu miktarda zarara uğradığını iddia etmiş ise de, alınan son teknik bilirkişi raporunda, davalının sattığı ürün ile davacının ürünlerinin aynı nitelikte olmadığı, ürünlerin özellik açısından birbirlerini karşılamadığının tespit edildiği, dolayısıyla davalının yapmış olduğu bu satıştan elde ettiği karın doğrudan davacının zararı olarak kabul edilemeyeceği, davacının zarar yönünden başkaca somut bir iddia ve delil sunmadığı, ayrıca manevi tazminatın koşulları yönünden de somut bir iddia ve delilin bulunmadığı ve bu minvalde Mahkemece ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik olmadığı anlaşılmıştır. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 301,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 431,00 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,
5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 16/04/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.